Son günlerde özellikle PKK’nın kuruluş yıldönümü ve Abdullah Öcalan’ın cezaevi şartları ve kendisine baskılar olduğu bahane edilerek Mersin, Ağrı, Mardin (Nusaybin), Siirt, Hakkâri (Yüksekova), Adana ve Antalya gibi il ve ilçelerde ardı ardına gelen yasadışı gösterilere şahit oluyoruz. Bu gösteriler özellikle polisi ve karşıt unsurları tahrik etmeye yönelik özellikler taşıyor ve kent merkezlerinde bir çatışma ortamı yaratılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bu eylemlerin arkasındaki taktik amaç, özellikle kent merkezlerinde şiddeti tırmandırmaktır. Nitekim geçtiğimiz günlerde İzmir’de yaşanan olaylar, bu tür bir tutumun ne kadar tehlikeli boyutlar kazanabileceğini göstermektedir. DTP’nin bir siyasi partiye yakışmayan provokatif bir üslupla İzmir’de oluşturduğu konvoya yönelik saldırılar ve ardından meydan okuma ve tehdit sınırına varan açıklamalar son derece vahimdir.
Bu amaca dönük çabaların ve bu tür eylemlerin devam edeceğini tahmin etmek de mümkündür. Çünkü 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra, PKK’nın ‘Serhildan – başkaldırı’ adı altında ‘sivil itaatsizlik’ iddiasıyla uygulamaya koyduğu (özünde şiddeti de içerdiği için alakası olmayan) kitlesel eylemler söz konusu olmuş ama istedikleri sonuçlara ulaşamamışlardı.
Özellikle Demokratik Açılım Süreci ve onu izleyen diplomatik gelişme ve adımlar neticesinde terör örgütünün stratejik ve taktik seçeneklerini yeniden gözden geçirmesi gerekti. Zaten 1999 sonrası dönemde, 7. Kongresinde önemli kararlar almış, siyasal nitelikte ve sivil toplum örgütlenmesine yönelik bir stratejiye yönelmiştir. Bu Kongre’de silahlı mücadelenin amacına ulaştığı ve iç ve dış gelişme ve şartların gereği olarak yeni parti stratejisinin temel mücadele biçimi olarak ‘Demokratik Siyasal Mücadele’nin benimsendiği ve her alanda uygulanmaya konulması kararı alınmıştı. Bu stratejinin bir parçası olarak siyasi faaliyetlerini artırmış, bu faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla yurtiçi ve yurtdışında sivil toplum kuruluşu görüntüsünde dernek, vakıf, dergi, yayınevi vb oluşumlarını artırmıştır. Bu oluşumların belirli bir noktaya gelmesi neticesinde terör örgütü, özellikle kentlerde belirli bir güce ulaşmaya başladı ve bu sürecin geldiği nihai nokta KCK [Koma Ciwaken Kürdistan – Kürdistan Topluluklar Birliği] yapılanması oldu.
Uluslararası dengelerdeki değişimler, ülkelerin politika değişiklikleri, bölgesel gelişmeler ve ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal şartlar; terör örgütünün sadece silahlı bir örgütlenme ve mücadeleyle başarılı olamayacağını ortaya koymaya başladı. Zaten uzun dönem stratejik hedefleri de sadece silahlı bir kırsal örgütlenme ve mücadeleyle ulaşılabilecek türden değildi. Bu nedenle siyasal nitelikte ve kentsel güce dayalı (ama şiddet kullanma kapasitesine sahip), stratejik bir örgütlenmenin gerekli olduğunu düşündüler. İşte PKK’nın 2007’den bu yana oluşturduğu KCK yapılanması da bu tür bir amaca yöneliktir.
KCK yapılanmasının temel felsefe ve misyonu, terör örgütünü farklı alanlarda sistematik bir şekilde yeniden yapılandırıp, bir devlet modeline benzer bir biçimde ülke genelinde hareketi yönlendirmektir. KCK, araç olarak silahlı mücadeleyi dışlamamakta ve aynı zamanda yerel yönetimler üzerinde söz sahibi olmayı amaçlamaktadır. KCK’nın temel hedef ve misyonlarından birisi, kendi belgelerinden anlaşıldığı şekliyle tabanını hareketli kılmak ve her fırsatı bir eyleme dönüştürmektir. Eylemlerini ise; basitten karmaşığa doğru, gösteri, toplantı, yürüyüş, seçim, miting, protesto, grev, şartları doğduğunda yasal direnme ve ayaklanmalara kadar gidecek şekilde tanımlamaktadırlar. Yasal direnme ve ayaklanma nasıl olacaksa tabii? Buradan çıkartabileceğimiz sonuç, KCK yapılanmasında temel amacın artık PKK’nın temel stratejisinin bundan böyle kent merkezli örgütlenmeleri aracılığıyla gittikçe büyüyen ve aşamalı bir kitlesel hareketler oluşturmak olacağıdır. Böylece toplumsal ayrışma ve radikalleşmenin daha da keskinleşmesi sağlanacaktır.
KCK, sistemi içerisindeki her unsur PKK’ya bağlı sayılmakta ve terör örgütü bu yapının ideolojik gücünü oluşturmaktadır. KCK sözleşmesinde sürekli olarak demokratik konfederalizmden söz edilmektedir. Dolayısıyla KCK’nın varlığı, PKK adına yapılan “ayrılma ya da ‘özerk yönetim’ taleplerimizden vaz geçtik” açıklamalarıyla temelden ters düşmektedir.
PKK’nın bundan sonra izleyeceği stratejinin temel dinamiği bu KCK yapılanması olacaktır. Çünkü örgütün kırsal alanda eylem kapasitesinin politik ve askeri nedenlerle azalması ve riskli hale gelmesi, ilgisini kentsel eylemlere yöneltmiştir. Demokratik Açılım Süreci ve içinde bulunduğu bölgesel şartlar, PKK’nın kırsal alanda büyük çaplı eylemlerini siyasal açıdan riskli hale getirmiştir. Aynı zamanda bu tür eylemler, örgütün güç gösterisini belirli bir alanla sınırlamaktadır. Fakat farklı merkezlerde bu tür eylemlerin olması, örgütün aynı zamanda merkezi yerleşim alanlarında, büyük kentlerde de önemli bir güce sahip olduğu mesajını vermeye çalıştığını göstermektedir.
Bu eylemlerin pratik sonucu, demokratik açılıma yönelik çabaların etkisini kırmak ve alanını daraltmaktır. Örgüt, bu tür ve benzeri türden provokatif eylemleri organize ederek, sürekli olarak gerçek anlamda inisiyatif sahibi olduğunu, sorunun çözümünde inisiyatifi kendi elinde tuttuğunu göstermeye çalışmaktadır.