ENGLISH
09.02.2012
29.07.2010 11:49


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi

Bursa İnegöl ve Hatay Dörtyol, son günlerde patlak veren sosyal çatışmalarla ülke gündemine geldi. Daha önce de benzer çatışmalar Balıkesir Altınova, Adana, Mersin, Çanakkale, İzmir ve Erzurum gibi kentlerde meydana gelmişti. Aslında bu tür olaylar, her ne kadar ulusal basına yeterince yansımasa da son yıllarda tehlikeli biçimde ülke geneline yayılıyor. Adına ister Kürt sorunu diyelim isterse etnik ayrılıkçılık diyelim, siyasal şiddete dayalı politik hareket artık Türkiye’nin en yakıcı sorunu haline ge(tiril)lmiş durumda. Bazıları etnik temeldeki çatışmaları iktidar partisinin açılım politikaları tarafından körüklendiğini iddia ederken, bazıları ise şiddetin Ergenekon-PKK işbirliği ile stratejik amaçlarla tırmandırıldığı kanaatinde. Hatta Türkiye’nin İsrail ile bozulan ilişkilerinin de terörün tırmanışında etkili olduğunu savunanlar var.
 
Ancak gerçek nedeni ne olursa olsun, son otuz yılda olmadığı kadar terör artık sıradan insanın hayatını etkilemeye başlamıştır ve ne yazık ki geniş kesimlerde ilk defa ciddi biçimde siyasi bir çözüm olarak ayrılma opsiyonu dahi tartışılmaktadır. Ayrıca yine ilk kez olarak Kürt sorunu yalnızca siyasal bir çatışma olmaktan çıkmakta ve etnik-mekansal anlamda sosyal bir çatışma şekline dönüşmektedir Bu süreç sağlıklı biçimde yönetilemezse, bir kara Cuma veya bir kara Pazartesi sendromu ile bir gün çatışmalar tüm ülkeyi baştan aşağı sarabilir. Kimsenin arzu etmediği o gün geldiğinde ne akan kanın anlamı kalır, ne de yıkılan ailelerin veya sönen ocakların sayısı bilinir. Çok övündüğümüz milli birlik ve bütünlüğümüz ve ulus olma bilincimiz tuzla buz olur; herkes anlamsız bir Hutsu-Tutsuculuk oyununun parçası haline gelebilir. Peki çare nedir?
 
PKK’nın Özerklik Politikası
           
Öncelikle sorunun özüne bakmak gerekir. PKK sistemik siyasi şiddet kullanarak kendi siyasi projesi olan özerk bir bölgesel yönetime kavuşmak istemektedir. Tam bağımsızlığın mümkün olmadığını anlayan Kürt siyasi eliti, en azından Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de bölgesel bir Kürt yönetimi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu nedenle hükümetin TRT Şeş gibi bazı kültürel hakların tanınmasıyla sınırlı bir Kürt açılımını çocuk oyuncağı ile kandırılmak gibi gördükleri için karşı çıkmaktadırlar. Referanduma hayır demelerinin ve boykot çağrısı yapmalarının nedeni de budur. Son zamanlarda şiddet ve terörün şehirlere doğru yaygınlaştırılmasının ardında da, kendilerinin muhatap alınmadığını iddia eden PKK elebaşıları (Apo dahil) şiddet kullanarak sıradan Türk insanını terörle korkutarak ikna etme stratejisi izlemektedir. Zira açılıma karşı çıkanlar esasen Kürtler değildir: bilakis ülkede toplumun çoğunluğunu oluşturan Sünni Türk nüfusudur. Sağ iktidarların oy tabanını da bu Sünni Türk bloku oluşturmaktadır ve bu sessiz çoğunluk açılım konusunda hem isteksizdir hem de bölünme korkusu yaşamaktadır. 
 
Açılımın Temel Açmazı: Sünni Türk Çoğunluğunun İkna Edilmesi
 
Buradaki temel sorun, Sünni Türk nüfusunun nasıl ikna edileceğidir. Erdoğan ve Ak Partinin üzerine oturduğu sosyal taban başından veri konunun “Kürt açılımı” şeklinde formüle edilmesine karşı çıkmaktadır. Hükümet de yaptığı hatayı anlayarak, konuyu hızlı biçimde önce “demokratik açılım” sonra da Milli Birlik ve Beraberlik projesi şeklinde yeniden formüle etmeye çalışmıştır. Neden en başından beri “demokratik açılım” çerçevesinin kullanılmadığını her halde en iyi başbakan bilir. Ancak konuyu yakından bilenler, sorunun açılım projesini hazırlayan başbakanın yakın danışmanlarının (iç kabine mi demek lazım?) kompozisyonundan kaynaklandığını belirtmektedirler. Sorun yaratan şey şudur: Bir konunun entelektüel düzeyde tartışılması ile reel siyaset yapmak ve demokratik zeminde siyasa oluşturmak ayrı şeylerdir. Her halükarda açılım politikasının kavramsallaştırılmasında yaşanan sıkıntıların giderilmesi için ne yazık ki bugün başta başbakan olmak üzere iktidar kurmayları ciddi bir çaba harcamak zorunda kalmaktadır. Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek adına şunu belirtmem gerekir ki, bu satırların yazarı başından beri açılımı desteklemektedir. Tırmanan terörle açılım politikası arasında doğrudan bir ilişkinin varlığını da iddia etmiyorum. Lakin burada vurgulamak istediğim şey, açılım sürecinin başında yap(tır)ılan siyasi hataların bugün bazı muhalefet partilerinin haksız biçimde şiddetin yeniden yaygınlaşmasından dolayı iktidarı suçlamalarına gereksiz yere zemin hazırlamış olmasıdır. 
 
Kullanılan Dil ve Üsluba Dikkat
 
PKK terörünün ve buna bağlı olarak şehit ve yaralı sayısının artışı, Ergenekon, cuntacılık, ekonomik zorluklar vb siyasi tartışmaların canlı olduğu bir siyasi zeminde gerçekleşmesi, toplumdaki tansiyonun giderek artmasında adeta katalizör görevi görmektedir. Ankara’daki siyasi mücadeleyi ait oldukları siyasi kimlikler üzerinden algılayan sıradan Türk insanı, iş günlük hayata geldiğinde mekansal düzlemde her gün çatışma doğuracak yeni gerginliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bazen trafikte yol verme kavgası, bazen mahalledeki kız kavgası, bazen bankada sıra kapma yarışı vb sıradan bir sorun kolayca Türk-Kürt çatışması şeklinde algılanabilmekte ve bu da grup dinamiklerini ve kitle psikolojisini harekete geçirebilmektedir. Tam da bu nedenle, özellikle hızlı göç alan ve sosyal entegrasyon sorunları yaşayan batı bölgelerindeki şehirlerimiz giderek birer barut fıçısına dönüşmektedir. İşte burada, ülkemizde yeni ortaya çıkan mekansal kutuplaşmaya dayalı siyasi-sosyal rekabetin aşılmasında, bir yandan yerel siyasetçilerin ve seçilmiş/atanmış yöneticilerin siyasi basireti, tecrübesi ve yönetim mahareti önem kazanmaktadır.
 
Ancak esasen üzerinde durulması gereken temel faktör Ankara’daki siyasetçilerin kullandıkları siyasi dil, geliştirdikleri üslup ve tabanlarına yönelik verdikleri mesajlardır. Çünkü bir parti liderinin verdiği mesaj, medyanın büyüteç etkisiyle hem anlam hem de eylem olarak sosyal tabanda ciddi etkiler yaratmaktadır. Bu çerçevede, İnegöl ve Dörtyol’da yaşanan son olaylar sırasında sokakların simgesel dili ve hareket tarzına bakarak, Ankara’daki siyaset esnafının siyasi üslubunu ve söylemini yeniden gözden geçirmesi elzemdir. Aksi halde ortaya çıkacak siyasi yangından kimin daha çok etkileneceğini kestirmek zor değildir. Unutanlar için 12 Eylül 1980 öncesini hatırlatmak yeterli olur.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya