Geçtiğimiz hafta İran medyasında gündemi sarsan bir haber yayınlandı.
[1] Haberde, ABD’nin PKK ile Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMÖ) Kandil’e yerleşmesi konusunda pazarlık yaptığı ve PKK’nın ABD’nin teklifini kabul etmesi halinde HMÖ’nün Kandil’e yerleşeceğinden bahsediliyordu.
Konuyla ilgili analiz yapmadan önce HMÖ’nün nasıl bir örgüt olduğu, ne zaman kurulduğu, nasıl bir dönüşüm yaşadığı ve hedeflerinin ne olduğu üzerine bir giriş yapmak gerekir.
HMÖ’nün Kuruluşu, Gelişimi ve Bugünü
Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ), İran İkinci Milli Cephe mensubu olan Muhammed Hanifnejad, Said Muhsin ve Ali Asgar Bedizadegan tarafından 1961 yılında Rıza Şah’a karşı mücadele için kurulmuştur. Örgüt kuruluş yıllarında Tahran’da İran Gizli Servisi Savak aleyhtarı bir gösteride lider kadrosunun tutuklanması ve bazı liderlerinin idam edilmesi sonrası, hapiste yer alan lider kadrosunun çalışmalarıyla ideolojik yapılanmaya yönelmiş, İslami ve Marksist öğretiden beslenen ilk kitabı olan Metodoloji adlı kitabı yayınlamıştır. Örgüt İslami öğretiden beslenmesine rağmen din adamlarını kabul etmeyen bir ideolojiyi savunuyordu. Örgüt ilk kuruluş yıllarında Marksist öğretinin ışığında din adamlarından arındırılmış İslami öğretinin kaynağı olarak Kur’an’ı ve Hz. Ali’nin Nehcül Belaga’sını yeterli görüyordu. Örgüt klasik Şii inanışının aksine peygamber ve imamların masumiyetine inanmamakta ve onların da hata yapabileceğini savunuyordu.
[2]
Örgüt içinde zamanla İslami öğretinin ideolojilerinde yerinin olmadığı ve Marksist öğretinin tek mantıklı ideolojik argüman olduğunu kabul eden bir fraksiyon oluştu. Bu dönemde örgütün İslami öğretiye de vurgu yapan kadroları hapiste olduğundan Marksist eğilimin ağır bastığı yapı örgüte liderlik yapmıştır. Örgütün lider kadrosundan Mesud Recevi hapiste bulunduğu yıllarda örgütte Marksist öğretinin ağır bastığı fraksiyonlara karşı İslami öğretiden beslenmeyi savunan bir lider olarak kaldı. Örgüt mensubu ve İslami öğretinden beslenmeyi de savunan herkes 1979 yılına kadar hapiste olduklarından sadece ideolojik kapsamlı eylemlerde bulunabilmekteydiler. İran’da yaşanan devrim süreciyle Mesud Recevi, 15 arkadaşıyla hapisten çıkmış ve örgütün yeni görüşlerini savunan ekibiyle çalışmalara başlamıştır. Daha önceki yıllarda örgütün lider kadrosundan iki kişinin Ayetullah Humeyni ile Necef’te biraraya geldiği ve örgütün silahlı eylemlerinin Ayetullah Humeyni tarafından da desteklenmesi yönünde görüşmeler yapıldığı bilinmektedir.
[3] Örgüt İran’da yaşanan devrim sonrası İslam Cumhuriyeti kurulması yönünde referandumda evet ya da ya da olarak oy kullanılmasına karşı çıkmış ve yeni anayasa çalışmalarına katılmamıştır. Devrim sonrası İran’da ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde Mesud Recevi cumhurbaşkanlığına aday olmuş, ama buna karşılık Ayetullah Humeyni referanduma evet demeyen bir anlayışın cumhurbaşkanlığına hakkı olmadığı yönünde kesin bir tavır sergileyerek, örgüte seçimlerde ambargo uygulamıştır. Örgüt bu gelişme ardından varlığını devam ettirmek için silahlı eylemlere başlamış ve özellikle de devrimci kadrolar ve Devrim Muhafızları gücünü kendine hedef seçmiştir.
Örgüt 1981 yılında yayınladığı bir bildiri ile İran İslam Cumhuriyeti ile resmen savaş durumuna geçtiğini ve amacının İslam Devrimini yıkmak olduğunu ilan etmiştir. İran ve Saddam rejimi arasında başlayan savaşta Saddam’ın desteğini alan örgüt Irak’a yerleşmiş ve özellikle 1984 yılında tüm merkezi lider kadrolarını Irak’a toplayarak İran üzerine silahlı eylemlerini buradan yönetmiştir. O yıllarda Irak’a yerleşen örgütün başta Saddam rejimi olmak üzere İran İslam Devriminden rahatsız olan Arap ülkeleriyle ABD ve bazı Avrupa ülkelerinden destek gördüğü düşünülmektedir.
[4] İran-Irak savaşını bitiren BM kararının Tahran yönetimi tarafından kabulü ve savaşın resmen sona ermesini müteakiben bir hafta sonra örgüt silahlı 4 bin üyesiyle Tahran’ı ele geçirmek amacıyla İran’a girmiş ama İran’ın devrimci güçleri tarafından sınır bölgelerinde durdurulan örgütün ordusu burada yaşanan çatışmalarda ağır kayıplar vermiştir. Örgüt bu yenilgi ardından bir daha hiçbir zaman klasik ordu anlayışı içinde İran ile savaşa kalkışmamış, yöntem olarak suikastlar ve terör eylemlerine yönelmiştir. Örgüt 80’li yıllarda yürüttüğü eylemlerine bir süre ara vermesine rağmen 90’lı yılların sonunda tekrar terör eylemleriyle İran’a yüklenmeye başlamış ve birçok eyleme imza atmıştır. Örgüt ABD başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde terör örgütü listelerinde yer alırken Avrupa’dan gelen son açılımla örgüt terör örgütü listesinden çıkarılmıştır. Son dönemde ABD’de de örgütün haksız yere terör örgütü olarak anıldığı yönünde açıklamalar yapılmıştır.
[5]
Örgütün 90’lı yılların başında yoğun olarak Türkiye’de de barındığı ve Türkiye’nin PKK’yı desteklediğini savunduğu İran’a karşı bir koz olarak HMÖ’ye lojistik destek verdiği düşünülmektedir. Bu yıllarda İran gizli servisinin Türkiye’de örgüt mensuplarının peşine düştüğü ve örgüt kadrolarının tasfiyesi yönünde yoğun suikastlarda bulunduğu bilinmektedir.
[6]
Değişen Irak Dengeleri ve HMÖ
Saddam rejimi tarafından desteklenen ve Irak’a yerleştirilen HMÖ, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ve Saddam rejiminin devrilmesi ardından zor günler yaşamaya başlamıştır. Bu dönemde İran’ın Irak konusunda attığı ilk adımlardan birinin HMÖ’nün Irak’tan çıkarılması olduğunu biliyoruz. Tahran yönetimi uzun zamandır Bağdat yönetimine İran’a karşı terör eylemlerinde bulunan örgütün Irak topraklarından çıkarılması konusunda baskı yaptığı ortadadır. Bağdat yönetiminde yetkin ve etkin bir güç olarak ortaya çıkan Şii partilerin İran’ın ısrarlı taleplerine karşı fazla direnme şansının olmadığı düşünülürse, Irak yönetimi Irak’ta Eşref Kampında yerleşik HMÖ’nün tasfiye yönünde ABD ile uzun süren pazarlıklara başladığı ve bu pazarlıkların sonunda ABD’nin HMÖ için yeni bir yer bulmak durumunda kaldığını görüyoruz. HMÖ’nün Ermenistan’a yerleşeceği yönünde daha önce de spekülasyonlar yapılmıştı. HMÖ’nün Kandil’e çıkması yönünde haberlerin doğru olması durumunda ABD’nin PKK ile pazarlık yaparak HMÖ’yü Kandil’e taşımasının çok ciddi stratejik hesapları içerdiğini düşünmeliyiz. Bu dönemde İran’a yönelik eylemleriyle bilinen PJAK’ın kendisini tasfiye ettiğini göz önüne alınırsa, ABD’nin HMÖ ile İran’a yönelik muhalefette kartları değiştirdiği ve önceliği HMÖ’ye vereceği düşünülebilir. HMÖ’nün Avrupa’da önemli bir örgüt yapılanmasına sahip olduğu, eskisi gibi olmasa da silahlı örgüt yapısının korunmaya çalıştığı ve aynı zamanda daha çok siyasal bir parti gibi algılanmak istediğine bakılırsa, İran’da rejime muhalefet eden en ciddi örgütlü yapı olan HMÖ’nün başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler nezdinde tekrar gündeme alındığı düşünülmektedir.
Gerçi HMÖ’nün Kandil’e yerleşmesi konusunda Bağdat ve Kuzey Irak yönetimi makamları tarafından her hangi bir teyit içeren açıklama yapılmasa da böyle bir dönemde Türkiye-İran ilişkilerini de yakından ilgilendiren bu tür konuların iki ülke yetkilileri tarafından ele alınması, güvenlik ve strateji uzmanları tarafından karşılıklı değerlendirmeye tabi tutulması hatta Iraklı makamların da yer alacağı görüşmelerin yapılması gerekmektedir. HMÖ’nün Kandil’e yerleşmesi yönünde spekülasyonel haberlerin bir kez daha Türkiye’nin Ortadoğu açılımının operasyonel ve provokasyonel güç desteğine ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkardığını da itiraf etmek gerekir. Türkiye, bölge ülkeleriyle siyasal ilişkilerini üst düzey makamlarla geliştirirken aynı zamanda operasyonel ve provokasyonel güç kazanmak için bölgede yer alan güçlü ve örgütlü siyasal yapılarla da ilişkilerini geliştirmelidir. Bunun için öncelikle Irak’tan başlamalı, ayrıca Lübnan Hizbullah’ı ile ilişkilerini derinleştirmelidir.
Sonuç olarak; HMÖ’nün Kandil’e yerleşmesi durumunda Türkiye açısından konuyu ele aldığımızda;
-Türkiye’nin, Kandil’de yerleşecek olan HMÖ ile karşı karşıya gelebileceğini,
-HMÖ’nün, Türkiye’ye karşı eylemlerine devam eden PKK’ya Türkiye karşıtı eylemlerinde yardımcı olabileceğini ve PKK’nın yeni eylem stratejileri geliştirebileceğini,
-Türkiye ve İran’ın HMÖ konusunda ortaklaşa yeni stratejiler belirlemesi gerektiğini,
-HMÖ’nün Türkiye yapılanmasının yurtiçi eylemleri konusunda PKK’ya destek verebileceğini,
-Türkiye ve HMÖ arasında yaşanacak çatışma ortamının PKK eylemleri sürecine farklı bir boyut kazandırabileceğini,
-İran karşıtı eylemleriyle bilinen ve son dönemde kendisini lağveden PJAK’ın boşluğunun HMÖ ve PKK işbirliğiyle doldurulabileceğini,
-PKK’nın İran’dan taviz koparmak için HMÖ’nün Kandil’e yerleşmesi konusunu kullanmak isteyebileceğini,
-HMÖ’nün Kandil’e yerleşmesi durumunda Türkiye-İran ilişkilerinin PKK üzerinden gerginleşebileceğini,
-Türkiye, İran ve ABD arasında yeni sorun alanı olarak HMÖ’nün ortaya çıkabileceğini, düşünebiliriz.
[2] Ali Ekber Rastgu, “Munafikin-i Halk der ayine-i Tarih”, Merkez-i Esnad-i İnkılab-ı İslami, Tahran; “İnkılabı İslami ve Sazman-ı Munnafıkin-i Halk”, Müessese-i Ferhengi-yi Gadr-i Velayet, Tahran 1381
[4] Resul Caferiyan, “Ceryanha ve Sazmanhayi Mezhebi-Siyasi İran Salhayi 1320-1375”, Müessese-i Ferhengi Daneş ve Endişe-i Muasır, II. Baskı, Tahran 1380, s. 190