ENGLISH
23.05.2012
02.07.2010 19:32


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Türkiye ve Terör Çıkmazı

 

Hükümet artı ve eksileriyle içerde ve dışarıda gerçekleştirmeye çalıştığı reform ve açılımlarla yüz yılı aşkın bir süredir kökleşmiş meselelerle baş etmenin yollarını arayıp çevre ve dünya ülkeleriyle barışa dayalı iyi ilişkiler geliştirmeye gayret ederken, değişime karşı duruş sergileyen çevrelerden gelen bir direnç ve kuşatmanın da muhatabı olmaktadır. PKK gibi Kürt meselesini kavmiyetçiliği esas alan bir ideoloji zeminine taşıyarak şiddet ve terörü mücadele yöntemi olarak benimseyen bir örgüt, her ne kadar Güney Anadolu’da toplumun önemli bir kesimini derinden ilgilendiren hassas konular üzerinden geliştirdiği söylemlerle değişim taleplerinden yana bir tavır ortaya koyuyor gibi görünse de, aslında değişime karşı sergilenen direncin, ülkeyi kaosa sürüklemeyi amaçlayan çete faaliyetlerinin ve emperyalist politikaların bir uzantısı olarak arz-ı endam etmektedir. İslam Dünyası ile Batı arasında köprü oluşturarak iki medeniyeti birleştiren, zor da olsa siyaset, hukuk ve ekonomi alanlarında yaptığı hamlelerle gelişme yolunda önemli adımlar atan Türkiye’de farklı kimlikleri tanımaya, farklılıkları birlik içerisinde yaşatmaya, etnik, dini ve mezhebi mensubiyetleri ne olursa olsun bütün vatandaşları birbiriyle kardeş kılıp barış içerisinde yaşatmaya matuf önemli reform ve düzenlemelere imzalar atılmaya çalışılırken, bütün bu çabaları boşa çıkarmak istercesine karakol baskınları ve bombalı saldırılarla ülkeyi kana boyayan terörün azdırılması tesadüf değildir.  
 
Türkiye, halkıyla beraber “Kürt Sorunu” veya “Güneydoğu Sorunu” olarak dillendirilen ve terör saldırılarıyla gündeme oturan etnik boyutlu problemin çözümünün büyük ölçüde demokrasi ve hukuk zemininde olması gerektiğinin idrakine varmıştır. Çünkü uzun zamandan beri ülkeyi ve insanımızı meşgul edip güçsüzleştiren terör hadisesi tek başına düşünülecek bir konu değildir. Problemin çözümünün dini, kültürel, hukuki, ekonomik, sosyal güvenlik ve siyasi boyutları vardır ve her bir boyutun birbiri ile ilişkileri kopartılmadan bütünlük içerisinde ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Çözümsüz gibi düşünülen konuların manevi ve ahlaki değerlerin de devreye girmesiyle diyaloglarla, karşılıklı anlayışlarla barış, hukuk ve demokrasi zemininde çözülmesi elbette mümkündür. Çünkü Türkiye coğrafyasında yaşayan insanlar, etnik kimliklerinin üzerinde, o kimlikleri de kuşatan ortak bir kültüre, tarihe ve temelinde adaletin, evrensel ahlak ve hukuk normlarının bulunduğu büyük bir medeniyete mensupturlar. Dini yönden bütün müminler birbirlerinin kardeşleridirler. Müminler birbirlerinin aralarını ıslah etmek ve barıştırmak gibi önemli bir misyona sahip bulunmaktadırlar. Daha geniş manada aslında bütün insanlar aynı yaratılış özünden ve atadan gelmekte olup birbirlerinin kardeşidirler. Irk, etnik yapı ve cinsiyet kimlikleri üzerinden hiçbir kimsenin diğeri üzerinde bir üstünlüğü olamaz. Üstünlük ancak merkezinde kula kulluğun değil, Allah’a saygı ve teslimiyetin yer aldığı takva ile ahlaki erdemler ve salih amellerle mümkün olabilir. Bunun içindir ki tarih boyunca peygamberler aracılığı ile insanlığa iletilen vahyi mesajlarda ve İslamiyet’te canın, malın, aklın, dinin ve neslin korunması hukukun üzerine oturduğu temel prensipler manzumesini oluşturur. Bütün insanlar için izlenmesi gereken yol kötülükte yarışmak değil, iyilikte yarışmak olmalıdır.
 
Ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğine dayalı terörün azdırılmasıyla bugün gelinen nokta, aslında büyük ölçüde modernizm ve Oryantalizm’in etkisi altındaki Jön Türk ve İttihat Terakki hareketinin temellerini attığı, Cumhuriyet dönemi boyunca da uygulamaya konulan İslam’ı Protestanlaştırmayı, etnik ve kültürel kimlikleri bastırarak toplumu tek tipleştirmeyi amaçlayan devlet anlayışının ve politikaların iflas ettiğinin bir göstergesidir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Türk” kavramı, muhtevasında Türklük unsuru vurgulanmakla beraber İslam’ın dünya görüşü ve temel değerleriyle bütünleşmiş bir kültür ve medeniyet dünyasını ifade etmekteydi. Ancak söz konusu kavram, imparatorluğun dağılış sürecine girildiği bir dönemde pagan zihniyetten hareketle etnik temelli uluslaşma sürecini teşvik eden modernizmin Osmanlı’ya ve İslam Dünyası’na etki etmesiyle beraber büyük ölçüde etnik merkezli anlaşılır olmuştur. Toplumu tek tipleştirerek; tarih ve medeniyet bilincinden, manevi ve kültürel değerlerinden kopararak etnik merkezli yeni bir ulus inşa etmeye matuf mühendislik projesi başarılı olamamış, ancak sonuçta Kürt milliyetçiliği şeklinde ortaya çıkan alternatif bir ulusallaşma sürecinin tahrik unsuru haline gelmiştir. Şüphesiz çok boyutlu ve derin köklere sahip Güneydoğu meselesinin çözümünün kısa vadede gerçekleşeceğini düşünmek hayalcilik olur. Bunun için kararlı ve istikrarlı bir siyasetin mevcut olması, barış, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü amaçlayan değişim sürecinin kesintisiz şekilde devam ettirilmesi, parlamentonun ve bütün devlet kurumlarının, sivil toplum örgütleri ve aydınların söz konusu sürece destek vermeleri gerekmektedir. Bu bağlamda Aydınlanma ve modernizm rüzgarlarının etkisiyle Cumhuriyet Dönemi’nin başlangıcından beri ve özellikle tek parti yönetiminin bütün uygulamalarıyla etkin olduğu dönemde milletine yabancılaşan devletin, bütün farklılıklarıyla temsil etmek yükümlülüğünde olduğu toplumuyla bütünleşmesi; etnik, kültürel, dini ve mezhebi farklılıkların saygı ile kabul görüp tanınması, insanımızı birbiriyle kardeş kılıp kucaklaştıran manevi ve kültürel değerlerin güçlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.
 
Kabilecilik ve kavmiyetçilik zihniyetinden beslenen ayrılıkçı etnik milliyetçiliğin, Türkiye dâhil Ortadoğu ve İslam Dünyası’nın en önemli kırılma noktalarından birini oluşturduğu üzerinde şüphe yoktur. Gerek kabilecilik ve kabilecilikten beslenip siyasal bir ideolojiye dönüşen etnik milliyetçiliğin, gerekse bazı İslam ülkelerinde etkisi daha fazla hissedilen mezhep fanatizminin kitlesel çatışmalara yol açarak ülkeleri istikrarsızlaştırdığı, devleti zaafa sürükleyerek toplumsal kaosa neden olduğu, ülkeyi dış müdahalelere ve işgallere açık hale getirdiği herkesin malumudur. Güç ve motivasyonunu ülkenin Güneydoğusunda yaşayan insanların etnik kimliklerinin tanınmasıyla ilgili sıkıntılarından, geri kalmışlık, işsizlik ve yoksullukla ilgili problemlerinin istismarından alsa bile, aslında terör hadisesi söz konusu problemlerin zorunlu bir sonucu değildir. Bugün Anadolu’nun birçok vilayetinde, köy ve kasabalarında görülen imkânsızlıklar, işsizlik, ekonomik gerilik ve yoksulluk problemleri Güneydoğu’da olandan daha az değildir. Akıllı, ahlak ve vicdan sahibi hiçbir kimsenin derin köklere sahip girift bir yapı arz eden Kürt meselesinin çözümünün terörle gerçekleşeceği iddiasına katılması mümkün değildir. Etnik terör hadisesinin ideolojik ve politik bir zemini, iç ve dış bağlantıları vardır. Kısa vadede terörden menfaat sağlayan kişi ve gruplar olsa bile, terör ancak şiddeti, öfkeyi, şuursuzca kan dökmeyi, karışıklığı artırır, problemleri daha kangren hale getirir. 30 yıldan beri ülkede devamlı kan akmakta, şehit edilen, öldürülen binlerce insan, yurdunu yuvasını terk etmek zorunda kalan insanlar, ateş düşen ocaklar, sönen yuvalar gündemi devamlı meşgul etmektedir. Terör silahı kullanılarak öfke ve şiddet pompalanmakta, yaşanan acılar üzerinden gündem esir alınarak Türkiye’nin eli kolu bağlanmak istenmektedir. PKK adına yapılan eylemler, toplumsal barışa, uzlaşmaya, sivilleşme ve demokratikleşmeye giden yolu kapatarak mevcut hükümetin demokrasi karşıtı güçler tarafından kuşatılıp teslim alınmasını, reformların önünün kesilmesini amaçlamaktadır.
 
Etnik milliyetçilik ideolojisinden yola çıkarak terörü siyasetin aracı haline getirenlerin, toplumun temel değerleri ve manevi dinamikleriyle olan ilişkileri de hastalıklı olup hiçbir insani ve medeni proje geliştirmeleri mümkün değildir. Bu bakımdan PKK terör örgütünün en önemli finans kaynaklarından birinin uyuşturucu kaçakçılığı olması, önderlerinin uluslararası uyuşturucu kaçakçılar listesinde yer alması garip bir durum değildir. PKK adına profesyonelce ortaya konulan eylemler, eylemlerde kullanılan silahlar, istihbarat desteği, örgütün yalnız olmadığını, iç ve dış mihraklardan belirli yardım ve destek aldığını ele vermektedir. Nitekim Amerikan, İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan Çekiç Güç’ün 1991’de kurulmasından 2003 yılında bakanlar kurulu kararı ile kaldırılmasına kadar geçen sürede PKK’nın Kuzey Irak’ta istihkâm kurup önemli bir gelişme kaydetmiş olması, İsrailli subayların Kandil’de militanlara askeri eğitim verdiğine dair medyaya yansıyan haberler, belirli güç merkezleri tarafından Türkiye ve İslam Dünyası’na karşı oluşturulan bir ilişkiler ağının varlığı ile açıklanabilir. Söz konusu örgütün şu anda Ergenekon davasından yargılanarak tutuklu bulunan bir kısım ulusalcı zevatla yakın ve samimi işbirliği içerisinde olduğu bilinmektedir. Ulusalcılıktan dem vurup hükümeti ABD’nin Ilımlı İslam politikasının bir parçası olarak göstermeye çalışanların, hükümetin Irak, Afganistan, İsrail, Filistin ve İran konularında izlediği ülkenin bağımsızlığını esas alan onurlu ve şahsiyetli duruşu karşısında eksen kayması edebiyatına sarılmaları ve tam bir u dönüşü yaparak hükümeti ABD ve AB’ye jurnallemeye kalkışmaları anlamlıdır. Yine söz konusu çevrelerin Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisinin uluslararası sularda saldırıya uğrayıp masum insanların katledilmesinin akabinde yaptıkları açıklama, yorum ve değerlendirmeleriyle İsrail’e destek çıkmaları söz konusu ilişkiler ağı ile bağlantılı olabilir.
 
Türkiye içeride ve dışarıdaki olay ve gelişmeleri dikkate alarak terör problemini kendi inisiyatifi ile çözmek durumundadır. Doğusu, batısı, güneyi ve kuzeyi ile Türkiye halkının sağduyusu, ağır başlılığı, sahip olduğu manevi değerleri ve medeniyet bilinci, barışa ve uzlaşmaya olan talep ve inancı, problemin çözümünde en önemli dayanak noktasını oluşturmaktadır. Teröre karşı yürütülen mücadelede Kürt vatandaşların etnik kimlik ve kültürleriyle ilgili problemleri medeni, demokratik ve hukuki bir zeminde ele alınıp objektif ve rasyonel yaklaşımlarla çözümlenmeye çalışılırken, masum olanlarla olmayanlar, samimi olanlarla istismarcılar birbirinden ayrılmalı, terörü kendilerine yöntem seçenlere karşı profesyonelce hazırlanmış etkin ve caydırıcı bir güç kullanımına gidilmelidir. Yine bu bağlamda bizzat terör silahını kullananların veya terörün maşası haline gelenlerin güç kaynakları, ilişkileri, planları, niyet ve çıkarları sorgulanmalı, deşifre edilmeli, toplum onlar hakkında yeterli ölçüde bilgi sahibi kılınmalıdır. Hangi etnik yapıya, dine veya mezhebe sahip olurlarsa olsunlar, ülkenin dört bir tarafında halkın problemlerini kendi problemi kabul eden, ahlak, hukuk ve siyaset alanlarında insanlığın ortak değerlerini özümseyerek barış ve demokrasiden yana duruş sergileyen aydınların, sivil örgütlerin ve toplum kesimlerinin bir taraftan insanların haklarına sahip çıkarken diğer taraftan teröre karşı ortak bir tavır sergilemeleri, performanslarını bu amaç için birleştirmeleri çözüme giden yolu tahkim edecektir.
 
Bugün Güneydoğu’da yaşayan Kürt kökenli insanlarımızın problemlerinin barışçı ve demokratik yollardan çözümünü politikasının hedefleri arasına koymakla beraber bütün bir Türkiye’yi kucaklayacak, etnik kimliğine bakmaksızın ülkenin tüm bölgelerinde yoksulluğun, geriliğin, eğitimsizliğin ve sahipsizliğin girdabında sıkıntı çeken bölgeleri ve insanlarımızı kucaklayacak, vizyonunu dünya çapında geniş tutacak bir siyasi anlayışa ihtiyaç vardır. Kendilerini terör örgütlerinden bağımsızlaştıramayan, kazanımlarını terör örgütünün çıkarlarıyla bütünleştiren hareketler, sonuçta kendileri de ürettikleri canavarın kurbanı olmaya mahkûmdurlar. Dünya tarihi bu bağlamda nice diktatörlüklerin önce kendi destekçilerini ezip yok ettiğinin örnekleriyle doludur. Yine terörün iç siyaset malzemesi yapılması, hükümeti, parlamentoyu ve devleti zaafa uğratacak durumlara doğrudan veya dolaylı destek verilmesi ne dürüst siyasetle ne de vatanseverlikle bağdaşamaz. Ülke ve insanımızın huzuru, mutluluğu ve geleceği şahsi menfaatlere, kısır çekişmelere, kısa vadeli ucuz hesaplara feda edilemeyecek kadar değerlidir.
 
 
 
 

 

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya