Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının genellikle ekonomik yararlarından bahseldilmektedir. Kriz sonrası rekor ekonomik büyümeye yaklaştığımız şu günlerde Türkiye’nin Ortadoğu’ya yaptığı ihracat 20 milyar dolara yakın net bir kalem oluşturuyor. Yine kriz ortamında her ülkenin yatırım çekmek için kıvrandığı bir ortamda Ortadoğu’dan (daha çok Körfez ülkelerinden) gelen yatırımların da hatırısayılır düze ulaştı. Buna Ortadoğu’dan Türkiye’ye ciddi turist akınını de ekleyebiliriz. Ama Türkiye’nin Oradoğu’ya açılımı ekonomik alan dışında ne faydaları olabilir? Önce genel fayadalardan sonra iki net somut yararı tartışacağız.
Ak Parti Hükümeti döneminde Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılması ve son Gazze Konvoyu’nda yaşananlar bir açıdan Türkiye’nin bölgede oynayabileceği rolün önemini ortaya koydu. Türkiye Batı’dan bağımsız davranarak Batıyı alternatif veya karşıt görmeden, Ortadoğu’ya, Afrika’ya ve hatta Asya’ya açılımlar yapmaktadır. Eksen kayması olduğu tartışması aslında Türkiye’nin Batı için vazgeçilmez olduğunu kanaatinden kaynaklanıyor.
Batı (özellikle AB) Türkiye’yi tam içine kabul etmeden uzun süre bekleme salonunda tutamayacağını anlamaya başlamıştır. Türkiye’nin yeni arayışlara girmesi konusunda ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in AB’nin Türkiye’yi oyalaması sebep göstermesine AB Komisyonu Başkanı Barroso ABD’nin Irak işgalini sorumlu göstermiştir. Biraz suçlayıcı olsa bile bu tartışma, Türkiye’nin daha fazla önemsendiği anlamına gelmektedir. Zaten Türkiye’nin İslam Dünyası’nda ve Ortadoğu’da ciddi prestij toplaması Batı’nın Türkiye’ye karşı tavrını da olumlu etkilemektedir.
Önce Alman Şansolyesi Merkel ve daha sonra Fransa başkanı Sarkozy artık ayrıcalıklı ortaklıktan çok habsedemez oldular. Özellikle Sarkozy seçimlerde ve sonrasında her fırsatta Türkiye’yi dışlayan söylemini nerdeyse terketmiştir. Ortadoğu’ya yeniden açılmak isteyen Fransa’nın bir yandan Türkiye’yi dışlayıcı söylemi bu sempati yüzünden Türkiye’ye değil daha çok Frasa’ya zarar vereceğini artık biliyorlar. Sarkozy yeni Türkiye gerçeğini, Süriye ile İsrail arasında kendi ülkesinin arabulucu olmasını çok isterken Suriye’nin Fransa’yı değil Türkiye’yi arabulucu isteğini görünce daha net anlamıştır. Ayrıca, yine Fransa’nın hevesli olduğu Akdeniz Birliği projesinin Türkiye olmayınca kadük kaldığını görmüştür.
1 Mart tezkeresi, Davos ve Gazze Konvoyu ile insanlık adına Türkiye’nin ciddi bir duyarlılığa sahip olduğunu dünya kamuoyuna gösterdi. Ancak Davos gibi bir olay, milyonlar harcasansa bile gerçekleşmeyecek bir reklam, ilgi ve sempati sağlayabilmektedir. Amerika’nın dünyadaki imajını düzeltmek için – devamı gelmese ve içi duldurulamasa bile – Obama’nın yaptığı kamu diplomasisine nekdar önem verdiğini hatırlamak yeter. Ya da, seçimlere hile karıştırdığı şaibesinin İran’ı ne kadar zora soktuğunu bilenler bilir.
Gazze Konvoyu olayında Türkiye, ABD desteği yüzünden İsrail’e yeterince ders verememiş olsa da, İsrail karşısında bütün dünya kamuoyunun desteğini almıştır. Ortadoğu politikaları Ortadoğu’da ciddi işbilirliği yaptığı Suriye ve Katar destek için hemen Türkiye’ye gelmişlerdir. Türkiye’nin deseği ile köşeye sıkışan Suriye yalnızca İran’a dayanmak yerine, kendisi dünya ile daha iyi ilişkiler kurarken bugün geldiğimiz noktada
İran’ı itidale çağırmaya başlamıştır. Türkiye Suriye’yi İran’dan daha fazla kendisine ve dolayısıyla dünyaya yaklaşmıştır.
Ortadoğuya açılım politikaları özellikle Kürt meselesi ve PKK ile yapılan mücadelede ciddi bir değişim arzetmektedir. Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi PKK’ya desteğini kesmiştir ve Türkiye’ye karşı propaganda yapmamaktadır. Arap kamuoyunda önceden Türkiye’nin Irak topraklarında gözü var diye PKK’ya karşı operasyonları eleştirilmekten vazgeçilmiştir. Ayrıca, yeni Arap kamuoyunda hem Irak Kürtleri hem de Türkiye’nin ayrılıkçı Kürtleri
İsrail’in piyonu olmakla suçlanarak Arap dünyasında eski sempati ve hareket alanını bulamamaktadırlar. Yine, Suriye’nin PKK’nın temel destekçisi olmaktan çıkıp onunla mücadeleye başlaması da yeni Ortadoğu politikalarının bir sonucudur.
Ortadoğu açılımı, dünya kamuoyunda Türkiye’nin imajını olumsuz etkiyen Ermeni faaliyetleri konusunda da görülmektedir. Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak ve Mısır’a kadar yayılmış bulunan Ermeni toplulukları bölgede hem tarihsel hem de Türkiye’ye karşı olumsuz propagandalarını sürdürmektedirler. Ancak Türkiye’nin bölge ülkeleriyle yakın ilişki kurması sonucunda
Ermeni gruplar bölgedeki faaliyelerinin zorlaştığından şikayete başlamışlardır. Örneğin, Ermeni gençlerin Hrant Dink için Ürdün’de yapacağı programa izin verilmemiştir. Yine, Lübnanlı Ermeni televizyoncuların Suriye’de sözde soykırım bölgelerinde çekim yapmalarına engel olunmuştur. Ayrıca, Lübnan Hükümeti, Eileen Khatchadourian’nın benzer mesajlar veren müzik klibinin yayınına izin vermemiştir.
Eksen kayması tartışmaları ışığında Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılması olumsuz bir gelişme gibi sunulmaktadır. Ancak genel olarak biraz riskli olsa da belli oranda bölgede aktif politikalar üretmesi ve etrafındaki gelişmelere dikkat etmesi Türkiye’nin yararınadır. Bu aktif rolü dolayısyla daha fazla önemsendiği gibi ve olumsuz bazı Kürt ve Ermeni faaliyetlerine de engel olduğu için somut faydalar sağlayabilmektedir.