ENGLISH
23.05.2012
29.06.2010 11:18


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi

Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel ekonomi-politik sorunların dünya liderleri tarafından samimi bir şekilde görüşülmesini sağlamak amacıyla oluşturulan G-8 platformu, küresel mali krizin derin etkileriyle daha iyi mücadele edilebilmesi amacıyla 2008 yılında G-20 formatına dönüştürüldü. Burada sanayileşmiş sekiz ülkenin yanı sıra aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan 11 ülke ve AB temsil ediliyor. Toplantılara davet edilen ülkeler listesi ise daha çok G-8’i oluşturan büyük güçlerin uzlaşısı ile belirlenmiş durumda. Bu nedenle, kimlerin katılımcı olabileceğine ilişkin objektif kriterler yok. G-20’deki gelişmekte olan ülkelerin seçiminde bu ülkelerin ekonomik büyüklükleri, gelişme potansiyelleri ve bölgesel temsil kabiliyetleri gibi faktörlerin rol oynadığı söylenebilir.
 
Temsil edilen ülkeler G-8’ler (ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, Japonya, İtalya, Kanada), gelişmekte olan 11 ülke (Hindistan, G. Kore, Türkiye, Brezilya, Meksika, Arjantin, Avustralya, S. Arabistan, Güney Afrika, Endonezya, Meksika) ve AB’dir. 2008’den beri her altı ayda bir toplanan G-20 ülkeleri, 2011’den itibaren yıllık olarak toplanmaya başlayacaktır. Aslında G-20 tam anlamıyla bir uluslar arası örgüt değildir. Kalıcı bir sekretaryası, örgüt bürokrasisi ve genel merkezi yoktur. Platform, ülke liderleri arasında samimi bir işbirliği ve istişare imkanı sağlıyor.
 
G-20’nin gücü ise bu ülkelerin dünya genelinde temsil ettiği nüfus, ekonomi ve ticari potansiyelinden kaynaklanıyor. Özetlemek gerekirse, katılımcı ülkeler dünya nüfusunun 2/3’ünü; dünya GSMH’nın yüzde 85’ini ve dünya ticaretinin yüzde 80’ini temsil ediyor. Tam da bu nedenlerden dolayı katılımcı ülkeler zirvelerde alınan kararlara uyma konusunda hassas davranıyorlar. Zira son küresel mali krizin gösterdiği gibi, kürselleşmiş bir dünyada ulusal ekonomiler sanıldığından daha çok karşılıklı bağımlılık içine girmiş durumda ve istikrarsızlıklar herkese zarar veriyor.
 
Toronto Zirvesi ve alınan kararlar    
 
G-20 ülkeleri zirvesi geçen hafta sonu (26-27 Haziran) Kanada’nın Toronto şehrinde toplandı. Zirve toplantısı Almanya’nın başını çektiği AB’nin görüşleri ile ABD’nin önerileri arasında tam bir diplomatik mücadeleye sahne oldu. ABD küresel düzlemde ekonomik canlanmayı sağlayacak tedbirlere öncelik verilmesini önerirken; Yunanistan krizinin ardından büyük bir sarsıntı geçiren AB bölgesi mali disiplinin sağlanması, bütçe dengelerinin korunması ve Bankacılık sektörünün denetlenmesi gibi konulara ağırlık verilmesini savundu.
 
Toronto zirvesi kararlarına bakıldığında, daha çok Avrupalı politikacıların isteklerinin ağırlık kazandığı söylenebilir. En önemli madde şüphesiz gelecek 3 yıl içinde bütçe açıklarının yüzde 50 azaltılması kararıdır. Burada özellikle Almanların etkisi olduğu söylenmektedir. Ancak zirvede, Alman Başbakanı Merkel’in çok istediği “küresel bankacılık vergisi” önerisi kabul görmedi. Sonuç olarak, G-20 özellikle ekonomik konularda kritik kararların alındığı bir küresel yönetişim grubuna dönüşmektedir. Ancak zirve toplantıları liderler arasında kritik siyasi konuların da ele alındığı bir siyasi platform olma özelliği de taşımaktadır.
 
 
Zirvede Erdoğan-Obama Görüşmesi
 
Toronto zirvesinde Türkiye katılımcı ülkeler arasında bekli de görüşülen ekonomik-mali konularda en rahat olan ülkelerden birisiydi. Bu nedenle Başbakan Erdoğan için zirve daha çok son aylarda İran krizi ve İsrail saldırısı nedeniyle gerilen Türk-ABD ilişkilerini rayına oturtmanın bir vasıtası olarak görülüyordu. Nitekim Erdoğan sekiz yıllık iktidarı boyunca 1 Mart tezkeresi haricinde, ABD başkanı ile görüşmesinde belki de ilk kez bu kadar gergindi. Üstelik görüşme ülke içinde terörün yeniden tırmandığı bir döneme tekabül ediyordu.
 
Ancak Obama-Erdoğan görüşmesinin, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla beklenenden daha samimi ve verimli bir ortamda geçtiği söylenmektedir. Sonuçlara bakıldığında, Washington’dan son haftalarda Türkiye’ye yönelen eleştirilere rağmen, Obama yönetiminin Erdoğan hükümeti ile olan ilişkilerini önemli bir değişiklik olmadan sürdüreceği sonucu çıkarılabilir. Ancak ilişkilerde artan şüphecilik ve Musevi lobisinin etkisi bundan sonraki her ciddi adımda hissedilecektir. Somut olarak bakıldığında:
 
· Obama yönetimi terör konusunda işbirliğinin artırılacağı sözünü vermiştir. Bu açıklama, Türkiye ve ABD arasında Kasım 2007’de çerçevesi çizilen teröre karşı işbirliği antlaşmalarının süreceğinin göstergesidir.
 
· Buna karşın, ABD Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini tamir etmesini beklemekte veya en azından daha kötüye giderek tamamen kopmasını önlemeye çalışmaktadır. 
 
· Türkiye İsrail konusunda kararlı tutumunu sürdürmektedir. ABD başkanı Türkiye’nin bu kararlılığını Netanyahu hükümetine aktaracağını açıklamıştır. Önümüzdeki günlerde, Washington aracılığıyla Türkiye ve İsrail hükümetlerinin bu konuda gizli veya açık bazı görüşmelere başlaması mümkündür. Gazze ablukasının tamamen kaldırılması bu görüşmeleri kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.
 
· İran konusu ABD-Türkiye arasında önemli bir ayrışma noktası olmaya devam edecektir.
 
· Buna rağmen, ABD-Türkiye arasında Irak’ın geleceği, Afganistan ve Pakistan’ın istikrarı konularında geniş bir işbirliği ve fırsatlar zinciri vardır. Özellikle Irak’ta Sünnilerin sisteme entegrasyonu konusunda Türkiye’nin oynadığı yapıcı rol göz önüne alındığında, önümüzdeki aylarda Türkiye ve İngiltere öncülüğünde Pakistan’ın da yardımıyla Afganistan’ın istikrarı için Taliban’ı da kapsayan, tüm tarafları bir araya getirecek yeni bir sürecin başlatılması hayli olasıdır.
 
Tüm bu konular birlikte düşünüldüğünde, yakın gelecekte Obama yönetimindeki ABD’nin Türkiye’den ve Erdoğan hükümetinden kolayca vazgeçmesi mümkün olmayacaktır.

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya