ENGLISH
09.02.2012
30.11.2009 11:37


Doç. Dr. Murat Çemrek

mcemrek@sde.org.tr
CV

Bilginin Küreselleşmesi: Bilgi Toplumunda Siyaset

Olası yanlış anlaşılmaların ve/ya anlaşılmamanın önüne geçmek için “bilgi” kavramını malumatın ötesinde olabilecek en geniş anlamıyla kullanıyorum. Bilgi Toplumu (BT) da dilimize pelesenk ettiğimiz ve cümle içinde kullanırken bir etimologun sözlük hazırlarken tattığı zevki yaşatan moda kavramlardan biridir. Herhangi bir toplum/ topluluk/ kitle/ cemaat/ cemiyet/ ağ yapıtaşları olan bireylerden oluştuğuna göre; BT’nun da cevheri Bilgi Bireyi (BB) olduğu izahtan varestedir.

BT’nu, ilerlemeci tarih anlayışından hareketle Tarım Toplumu (TT) ve Sanayi Toplumunun (ST) halefi olarak kavramsallaştırabiliriz. Yine de, ST’nda “endüstriyel tarım” başlığı altında dönüşüm geçiren TT küçülerek de olsa varlığını korurken BT’nda da “bilişim endüstrisi” çerçevesinde bir ST yaşar hatta “tarımsal bilişim” ile de TT dönüşerek hayatını ve hayatîyetini devam ettirir. Bu kısaltmalardan özellikle faydalanmamın sebebi, bilginin kurgulandığı ve bu kurgunun da kodifiye edildiğine küçük bir örnek sunmak içindir.

Toplum, sosyal varlığı gereği, bireylerin tekil, topluluk ve kurumsal haldeki karışık ilişkilerinin ürünüdür. Bu çerçevede, TT dediğimizde sadece bu toplumda tarım ile uğraşanların sayısal üstünlüğünden değil sosyal, ekonomik, politik, kültürel daha doğrusu her türlü ilişkinin merkezinde tarımın yer aldığını ifade ettiğimiz aşikârdır. Hatta feodal dönemde köylülerin serf uygulamasının sonucu olarak savaş zamanlarında silâhaltına alınmasıyla köylü nüfusunda radikal düşüşler olmuştur. Modern zamanlardan bir örnek ise, II. Dünya Savaşı’na aktif savaşkan bir güç olarak katılmadığı halde bir milyondan fazla sağlıklı erkeğini cepheye gönderen Türkiye’de ekmeğin karneye bağlanmasının bir sebebi de o dönem TT özelliği ağır basan bu ülkede böylesine radikal nüfus hareketidir. TT’ndan bahsettiğimizde insanların çoğunluğunun tarımla meşgul olduğundan değil ilişkilerin tarım merkezli olduğunu kastediyorsak aynı şekilde BT’nda da nüfusun çoğunluğunun bilgi üreticisi ve/ya pazarlayıcısı olması gerekmeyip ilişkilerin bilgi odaklı olmasını kastediyoruz. O zaman, bilginin belirginleşen siyasal vasfından dolayı, özellikle siyasal ilişkiler ve/ya ilişkilerin siyasal yönü ağır basmaktadır. Nasıl mı?

İster Francis Bacon’un Meditationes Sacrae “De Hæresibus” (1597) adlı çalışmasındaki  “Nam et ipsa scientia potestas est” (Bilgi bizatihi güçtür) olsun, ister Michel Foucault’un Histoire de la sexualité, volume 1: La volonté de savoir’da (1976) bahsettiği “pouvoir-savoir” (güç-bilgi) olsun; bilgi ve güç arasında yekdiğerini üreten organik ve iradî bir ilişki mevcuttur. Bilgi ve güç öylesine iç içe geçmiştir ki; birinin sözkonusu olması diğerini de zımnen mevzubahis yapar. Bilgi, iktidarı mümkün kıldığı için siyasal bir ilişkiyi olduğu kadar sosyal bir ağı da gerektirir. Bundan hareketle herhangi bir bilgiye sahip olanların olmayanlara göre sağladığı avantaj “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” sorusu kadar cevap doludur. İngilizcede “intelligence” kelimesinin hem zekâ hem de istihbarat anlamında kullanılması, entelektüel ve entelijensiya kavramları arasındaki sosyal bağ bunlara en iyi örneklerdir. Çünkü bilgi bireysel çıkarların farkına varmaya sağladığı katkı ile bilinçlenmenin ön adımıdır. Bilinç, İbn-i-Halduncu bir yaklaşımla toplumu bir arada tutan asabiyete sahip çıkmayı gerektirdiğinden soyut değil gayet elle tutulan bir konum kazanır. Sınıf bilinci de sınıfın parçası olduğunun farkındalığı ile başlar.

Bilginin siyasal vasfı ise norm koyuculuktaki yani normalleştirmedeki gücünde saklıdır. Bilgi, sahiplerine sağladığı üstünlük ile kendi zamanlarında normal kabul edilmeyen kodları ve pratikleri en azından “bilenler” için normalleştiriverir. Zaten hukuk da Ebu Hanife’nin ifadesiyle “aleyhinde ve lehinde olanları bilmek” olduğundan hukuk da siyasal bir temele dayanır. Küreselleşme bilgiye ulaşımı kolaylaştırarak bilgi toplumunu mümkün kıldığı ölçüde, eşyanın yerel ve/ya ulusal karakteri sadece zayıflamamakta yerel ve/ya ulusal düzeyde norm/al kabul edilmeyen her şey normalleşmektedir. Bilgi alanında her şey normalleştikçe pratikler de norm/al hale gelmektedir. Bu bağlamda, akademik toplantılar için birer kıstas niteliğindeki “uluslararası” ibaresi sınırlarının dışına taşarak bilginin küreselleşmesini örneklemektedir. Uluslararası konferanslar içeriğindeki kitap fuarları, film izletileri ve gezileri ile birer akademik hac olanağı sunmaktadırlar. Çünkü akademi bilgi değişiminden öte bir ilişki paylaşımıdır. Bu tür toplantılar yaygın kanaatleri sarsacak fikirlerin dillendirilebildiği küresel kamusal alanlardır. Bu tür kamusal alanların sanal dünya aracılığı ile akademik ortamlardan dışarıya taştıkça BT daha mümkün bir pratik haline gelmektedir. Böylece siyasetin topografyası da özü de değişmektedir.

Sonuç olarak, BT dediğimizde kabaca akademiden değil artık tüm kamusal alanların akademiye dönüşmesinden bahsediyoruz. Bilgi “nerde bulunursa alınması gereken yitik bir mal”a dönüştükçe bu yitiğe sahip çıkanlar siyaseti de dönüştürmektedirler. Buradaki mal betimlemesiyle metalaştırmaktan bahsetmiyorum, tam tersine kamuya ait bir malın monopolden, oligopollerden, tröstlerden kurtarılarak aslına rücû etmesini kastediyorum. Bundan dolayı bilgi küreselleştiği ve böylece kamuya mal olduğu ölçüde siyasal vasfı daha belirginlik kazanıyor. İşte, genelde dünyada özelde Türkiye’de siyaseti hâlâ arkasına gizlendikleri tabulaştırdıkları korkulardan, layusel konumlarından ve fildişi kulelerinden yönlendirebileceğini düşünen kâğıttan kaplanlar her geçen gün ellerinden kayıp giden sabun köpüğü iktidarlarına dövünüyorlar ve hırçınlıklarını totaliter/otoriter/faşist eğilimleri eşliğinde yansıtıyorlar. Hâlbuki tirajı az olan gazeteler de sıradan bloglar da gündemi sarsacak bilgilere kolayca ulaşabiliyor. Siyaset dünyayı değiştirecek normatif kodlar üretmekse, ürettiklerinin pazarda alıcısı bulması için birilerinin dünyanın değiştiğini fark etmesi gerekiyor. Çünkü bilgi toplumunda siyasetin dili de evsafı da esvabı da değişiyor.


YAZARIN TÜM YAZILARI


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya