Ortadoğu’da Mısır ve Arabistan’ın yanında üçüncü alternatif bir güç daha vardır: İran. Özellikle Bush yönetimine ve dolayısıyla Filistin’in ve Irak’ın işgaline muhalefetten dolayı Üçüncü Dünya’da ve özellikle Araplar arasında ciddi bir prestij ve yumuşak güç sahibi olmuştur. Baskı altındaki Arap halklarının savunucusu olarak algılanması ve bölgedeki Şii halklar üzerindeki dini ağırlığı da bu rolünü desteklemektedir. Ancak hem tek süpergüç ABD ile kavgalı olması, yönetimin ideolojik yaklaşımı ve son seçimdeki hile tartışmalarının ortaya çıkardığı demokrasi eksikliği ve bölgenin çoğundan mezhep olarak farklı olması da tam etkili olmasını engellemektedir. Burada Türkiye dengeleyici bir güç olarak devreye girdiği için iyi komşuluk ve barış politikalarından bölgede şikayetçi olan Arap yönetimi pek yoktur.
Arap halklarının gönlünü kazanırken yerel halklar üzerindeki nüfuzu ve nükleer santral (veya silah) projesi ile de Arap yönetimlerinin hıncını üzerine İran’dan Türkiye oldukça farklıdır. Eksiden uygulanan tek (Batı) eksenli dış politika yerine çok eksenli, çok boyutlu ve barışçıl politikalar izlemektedir. Bölgeye tarihsel ve sosyolojik yakınlığı yanında Batı ile de yakın ilişkileri, güçlü ekonomisi ve demokrasisi sayesinde bölge halkının teveccühünü kazanırken özellikle Filistin konusunda yaptıklarıyla da Arap yönetimlerin takdirini kazanmaktadır. Bernard Guetta’ya göre, bu gelişme ile Türkiye İran’dan rol çalmaktadır ve Arap Alemi’nin laik, demokrat, ekonomik olarak güçlü ve daha ılımlı Türkiye’ye yakınlık duyması Batı’nın da yararınadır.
Bu çok eksenli politika dolayısıyladır ki Türkiye, Ürdün, Mısır ve Arabistan gibi ülkelerin Şii İran’a karşı oluşturmak istediği Sünni kamp oluşturmasına sıcak bakmamıştır. Çünkü Türk Hükümeti genel olarak çatışmalara ve kamplaşmalara karşıdır. Burada İran ile Osmanlı’dan gelen tarihsel rekabet anlayışından bile sıyrılabilmektedir. Ama yine de gerçek şudur ki İran bölge sorunlarına hamasi ve çoğu söylemden öteye geçemeyen tepkileriyle kazandığı yeri belli oranda Türkiye’ye bırakmak zorunda kalıyor. Hatta prensipli politika uğruna çıkarlarına dokunacak olsa bile bölge liderliği için rekabet içinde olduğu İran’ın haksız yere ambargoya maruz kalmamasını müttefiklerini kızdırmayı göze alıyor.
AK Parti Hükümeti’nin zımni desteği ile yola çıktığı anlaşılan Özgürlük konvoyu ile Türkiye’nin bölge liderliğini tescillediğini söyleyen birçok analiz ve yorum görüldüğü gibi tersine de yorumlar çıkıyor içerde ve dışarıda. Çoğunluğu olumlu yorumlar oluşturmakta ve Türkiye’nin başkalarının cesaret edemediği insanlık dramına sahip çıkması sayesinden kazandığı saygınlık ve prestijden bahsederken, bölgedeki ağırlığının artması yanı sıra bölgeye ekonomik ve siyasi model oluşturduğu üzerinde duruluyor.
AK Parti hükümetini eleştiren yorumlar dışarıda daha çok İsrail ve ABD yanlısı yayınlardı. Avrupa için aynı şey söylenemez, Avrupa basını büyük ölçüde Türkiye’nin haklılığını destekledi. Eksen kayması tartışması ciddi bir sorun olmaktan çok daha ziyade bir endişe olarak dile getirildi. ABD Savunma Bakanı Robert Gates gibi önemli konumdaki bir devlet adamı, Türkiye’nin doğuya dönmesini AB 'ninTürkiye’yi oyalamasına bağladı. ABD bu konuda ciddi bir endişe sahibi görünmüyor. Hatta İran ambargosuna Türkiye’nin hayır demesinden sonra, ABD hükümetinin Türk medya temsilcilerini hemen toplayıp iki ülke arasında bir sorun ve kriz aramayın mesajı vermesi de burada hassasiyet göstermekle birlikte ciddi bir endişe taşımadıklarını gösteriyor.
Esken kayması tartışmaları daha çok iç kamuoyunda gündeme getirildi. Bu eleştirileri getirenlerin bir kısmı gerçekten batıcı sayılabilecek yazar-çizerler olmakla birlikte, bazıları da eski elit diye adlandırılan ve AK Parti öncülüğündeki yeni elitlerden hoşlanmayanlardır. Bu elitler daha önce de Hükümet’i fazla batıcı olmakla eleştiriyorlardı. Amaçları daha çok AK Parti ile Batı’daki müttefikleri arasını açmak olduğu anlaşılıyor. Eski dönemdeki gibi taraf seçmeye dayalı alışkanlıklar ve analizler yeni çok yönlü ve çok tercihli sistemi anlamakta ve doğru değerlendirmekte zorlanıyorlar.
İçerden ve dışardan eksen tartışması yapanlar Türkiye’nin eski halinden daha memnun olanlardır. Uluslararası alanda zor durumda kalmak istemeyen statükocular başta İsrail olmak üzere, Amerikan neo-konservatifleri ve Türkiye’yi bir sadık bir uydu olarak görmeye alışmış olan bazı batılı merkezlerdir. AB’de eksen ile ilgili endişeler belki vardır ama çok ciddi olarak dile getirilmiş değil. Üstelik Türkiye’nin Gazze ablukasını kaldırmaya yönelik çağrıları yönünde çabalar artıyor. Ama devir artık değişmiştir. Yeni dönemde politikalarını güçlü devletlerin dikte ettiği bir ülke olmaktan çıkıp kendine güvenen, şeffaf ve eşit bir ortak olarak muameleyi hak eden ülkeye içerde ve dışarıda alışsak iyi olur.