İnsani Yardıma İsrail Saldırısı
İsrail silahlı kuvvetleri; 31 Mayıs 2010’da sabaha karşı kuşatma ve ambargo altında tuttuğu Gazze’ye insani yardım malzemeleri götüren, çoğunluğu Türk, 32 ülke vatandaşının bulunduğu İHH öncülüğündeki 6 gemiden oluşan konvoya kanlı bir saldırı düzenlemiştir. Türkiye bandıralı ve Türk Bayrağı taşıyan Mavi Marmara gemisindekilerle birlikte sayıları 600 civarındaki silahsız insani yardım gönüllüsünden hepsi Türk vatandaşı olan 9 kişi ölmüş ve 50’ye yakın kişi de ateşli silahlarla yaralanmıştır. Etkisiz hale getirilen insani yardım gönüllüleri ve gemi filosu İsrail’in Aşdod limanına getirilmiştir. Elleri kelepçelenerek sorgudan geçirilen yardım gönüllüleri daha sonra ayrım yapılmadan hapishanelere kapatılmıştır. T.C. Hükümetinin etkin diplomatik çabaları ve uluslararası kuruluşların baskısıyla Türkiye’nin İsrail hükümetine tanıdığı 24 saat’lik süre dolmadan bütün insani yardım gönüllüleri tek bir kişi kalmadan, ölü ve yaralılarla birlikte Türkiye’ye ait uçaklarla ülkeye getirilmiştir.
Olayın meydana geldiği 31 Mayıs Pazartesi gününden itibaren uluslararası kuruluşlar üzerinde Türkiye’nin yürüttüğü etkin diplomasi, uluslararası düzeyde ülkemizin yükselen etki gücü ile birleşince uluslararası kuruluşlardan ve ülkelerden açıklamalar yapıldı. Ardı ardına üzüntü bildirme, kınama, protesto, telin etme, çağrı yapma, yükümlülükleri hatırlatma, bağımsız inceleme komisyonu kurularak olayı tahkik etme, Türkiye’ye ve insani yardıma destek içeren mesajlar ile Gazze ablukasının sona erdirilmesinin aciliyetini vurgulayan çağrılar yapıldı.
BM Güvenlik Konseyi, NATO, AB açıklamaları ivedilikle yapılırken İKÖ ve Arap Birliği de olağanüstü toplantı kararı aldılar. Vatandaşları bu insani yardım gönüllüleri arasında olan ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkeden İsrail’i kınayan açıklamalar yapıldı. İçeride de tam bir milli dayanışma gösterilerek meclisteki 4 partinin oybirliğiyle TBMM bildirisi yayınlandı. Ayrıca basın yayın ve medya kuruluşları ciddi ve başarılı bir sınav verdi. Genelkurmay, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar İsrail saldırganlığına tepkilerini ortaya koyarken milletimiz de olayın başından itibaren tepkilerini İsrail konsoloslukları ve Türkiye’nin her bölgesinde göstererek İsrail’in barışı, insanı ve insani değerleri hiçe sayan, hukuksuz, gayri meşru ve hiçbir haklı mazereti olmayan saldırısını lanetlediler.
İsrail Bunu Neden Yaptı? Neye Güveniyor?
Soğuk savaş sonrası dönemde ABD-İsrail ekseniyle Türkiye’nin politikaları farklılaştı. Pek çok bölgesel ve uluslararası sorunda menfaatler ayrıştı ve tercihler değişti. Irak’a müdahalede ABD tezkeresinin reddi en ciddi kırılma noktasıdır. ABD’li neo-con’lar Türkiye’yi çoktan sildiler. Varlığını ve güvenliğini şiddet, saldırganlık ve devlet terörü ile koruyacağı inancı içinde olan İsrail’in politikalarıyla, ‘komşularla sıfır problem’, ‘barış ve diplomatik uzlaşma çabalarıyla sorunları çözme’ ilkeleriyle yola çıkan yeni Türk dış politikası çatışmaya başladı. PKK terörüne ve Kuzey Irak içlerine ulaşan İsrail tertiplerinin fark edilmesi, açık-kapalı stratejik görünümlü askeri anlaşmaların istismarı ile Türkiye’yi İran ve Suriye ile karşı karşıya bırakan emri vakilere sert tepkiler verilmesi, ortak askeri tatbikatların iptal edilmesi iplerin giderek kopmasına yol açtı.
İsrail’in Gazze saldırılarına Türkiye’nin verdiği tepkiler Davos 2008’de “One Minute” olarak patladığında ABD-İsrail hattı ile Türkiye 2. önemli kırılma sürecine girdi. Suriye-İsrail barış görüşmelerinde Türkiye’nin arabulucu rolündeyken satılması güvensizliği ve kopuşu hızlandırdı. Türkiye’nin İsrail’in tehdit olarak gördüğü komşularıyla İran, Suriye, Lübnan ve Irak’la stratejik işbirliği anlaşmaları yaparak ilişkilerini geliştirip Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkeleriyle de askeri işbirliği anlaşmaları yaparak yakınlaşması, vizelerin kaldırılması İsrail’in rahatsızlıklarını artırdı. Nihayet İsrail’in birinci tehdit olarak gördüğü İran’ın nükleer kapasitesine ABD’yle birlikte saldırı ve yaptırımlar düşünürken Türkiye’nin diplomasiyi öne çıkararak İran’la uluslararası kamuoyunun da istediği “Nükleer Takas Anlaşması”nı başarması İsrail’i adeta delirtti. Türkiye onlardan rol çalmıştı küresel arenada.
Ayrıca ve önemle, ‘içimizdeki İsrail’in Türkiye’nin yaşadığı demokratik değişim, iç ve dış açılım politikalarıyla iyice sıkışması, Ergenekon süreci ve darbe soruşturma davalarıyla statükonun merkezindeki gücünün kırılması, İsrail’i Türkiye’ye karşı saldırganlaştırdı. Şimon Perez’in ve ‘içimizdeki İsrail’in orduyu iktidara karşı darbeye davet eden çağrı ve çabaları da sonuçsuz kalınca ‘Yeni Türkiye’ ye karşı açık bir meydan okuma ve savaş halini ortaya koydular. Türkiye’ye karşı her şeyi göze alarak planlı bir saldırıyı bu insani yardım gemilerini kullanarak yaptılar. Bölgesel haydutluğun uluslararası alana taşınması olarak nitelenebilecek bu insanlık dışı adımı Türkiye’nin iç ve dış imajını aşağıya çekmek için yaptılar.
Peki İsrail neye ve kime güveniyor? Şimdiye kadar yaptığı bütün bölgesel ve küresel haydutluklarına karşı uluslararası hiçbir karşılık ve müeyyide görmemesinin verdiği şımarıklıkla ve hep böyle gider anlayışıyla. İsrail, BM Güvenlik Konseyi’nin aleyhine verdiği 29 kararında da ABD vetosu ile korunmuştur. ABD’nin süper gücünü hep arkasında bulmuştur. Antisemitizm propagandasıyla, soykırım mağduriyetinin istismarıyla batı dünyasında gördüğü pozitif ayrımcılık ile sözüm ona demokratik sistemle yönetilen tek Ortadoğu ülkesi imajı onun önemli kalkanlarından. Başta ABD olmak üzere global Yahudi lobileri ve sermayesinin sağladığı zenginlik ve oradan gelen teknolojik üstünlük İsrail’in güçlü yönlerinin göstergelerinden.
Ayrıca İsrail NPT’yi (Nükleer Silahların Yaygınlaştırılmasının Önlenmesi Antlaşması) imzalamayı reddeden Ortadoğu’da tek, dünyada ise birkaç ülkeden biridir. Yani İsrail varlığını veya yokluğunu söylemeyerek belirsiz bıraktığı ve böylece uluslararası nükleer denetimden kaçırdığı nükleer gücünün küstahlığını da her olay vesilesiyle göstermekten sakınmıyor.
İsrail Saldırısını Türkiye Nasıl Değerlendirmeli?
ABD-İsrail ekseniyle Türkiye’nin 3. kırılma noktası 31 Mayıs 2010 İsrail saldırısıdır. Bu tarih Türkiye için İsrail’le ilişkiler açısından yeni bir miladı gösteriyor. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmasını kimse beklemiyor. Türkiye için gelinen bu aşama sürpriz bir durum değildir. Reel politik gerçekler Türkiye’yi adım adım bu noktaya taşımıştır. Türkiye uluslararası kamuoyunda ve insanlık vicdanında çok haklı bir konumdadır. İsrail’in saldırısı hukuk dışı, insanlık dışı, askerlik dışı bir korsanlıktır. Olay İsrail’i de arkasındaki ABD’yi de zora düşüren bir gelişmedir. Türkiye bu olay vesilesiyle üç önemli amacını başarmış durumdadır:
1. Gazze Ablukası’nın yeniden dünya kamuoyuna duyurulması ve uluslararası dikkatlerin bu insanlık dramına yöneltilmesi.
2. İsrail ile ilgili içerideki kurum ve kuruluşlara etkili bir mesaj verilerek değişimin güçlendirilmesi ve statükonun zayıflatılması.
3. İran’la yapılan ‘Nükleer Takas Anlaşması’na karşılık İsrail-ABD ekseninin Tahran’a yaptırımların BM Güvenlik Konseyi’nden geçirilmesini engellemek için dikkatleri İsrail’e yöneltmek ve İsrail’in nükleer kapasitesini gündeme getirmek.
Ayrıca Türkiye bölgemizin, İslâm coğrafyasının ve dünya ülkeleri ile kamuoylarının desteğini haklı konumuyla yanına almış küresel imajını ve etkinliğini büyütmüştür. İsrail ise uluslararası hukuka saygısız, şiddet yanlısı, saldırgan, insani değerleri tanımayan tavrıyla uluslararası alemde daha da küçülmüş ve yalnızlaşmıştır. Türkiye uluslararası hukuk ve insan hakları adına, İsrail’e uluslararası baskı, inceleme ve yaptırımlar olarak uygulayacağı meşru adımlarını atacak psikolojik bir üstünlük sağlamıştır. Bu saldırının hesabını kapatmak artık, Türkiye’nin inisiyatifindedir. Bunun hesabının İsrail’in burnundan fitil fitil getirileceği fırsatlar Türkiye’nin her zaman elinin altındadır. Evet, Başbakan’ın deyişiyle; “Türkiye’nin dostluğu ne kadar önemli ise düşmanlığı da aynı derecede şiddetlidir.” Vakti olan buna tanıklık edecektir.
Yapılan alçakça bir saldırıdır kabul edilemez ancak itidal ve sağduyuyu kaybetmemek Türkiye’yi zaman içinde daha güçlü konuma getirecektir. Türkiye eskisinden çok farklı bir dış politika vizyonu sergilemektedir. Bunun artıları da olacak eksileri de. Kazandırdıklarının kaybettirdiklerinden fazla olması başarıdır. Risk her işte vardır. Stratejik hedefleri olan her ülke bu riskleri alıyor. Türkiye stratejik adımlarını bilerek atıyor küresel sahada aktif olarak çabalıyor ve istediği sonuçları da büyük nispette elde ediyor. Dünyanın yükselen güçlerinden olmak böyle bir şey.
Sonuçları Ne Olur?
Bu müessif İsrail saldırısı, Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirmiştir. Arkasında kim olursa olsun İsrail bunun altından kalkamayacaktır. Ortadoğu’da dengeler değişecektir. Ortadoğu’nun statükosu sarsılmıştır. Artık ‘Yeni Ortadoğu’ gerçeği vardır. Bölgenin en büyük gücü Türkiye, Ortadoğu’nun adalet, hürriyet, insan hakları ve demokrasi konularındaki değişiminin etkili en önemli modeli ve unsuru olacaktır. Ortadoğu halklarının hissettiklerini, ülke yöneticileri de zaman içerisinde doğru algılayarak ülkelerini özgürlüğe, refaha ve barışa götürecek yeni reformları başaracaklardır. İsrail ise ‘aptal yöneticilerini’ tasfiye ederek varlık ve güvenliklerinin barıştan, uzlaşmadan, diplomasiden geçtiğini öğrenecek ve Türkiye ile akıllı işbirliğinin ekonomik, kültürel ve ticari ilişkilerin sağladığı kolaylıklarla huzurlu bir ülke haline gelebilecektir. Aksi halde İsrail’i bekleyen akıbet, çok kullandıkları şiddetle, tarihte birkaç defa yaşadıkları gibi Allah’ın gazabının vesilesi ‘yeni düşmanları’ eliyle yok edilmektir.