ENGLISH
23.05.2012
07.06.2010 09:41


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?)

 

Gazze’ye insani yardım götüren filo’ya saldıran İsrail’e yönelik tepkiler büyümeye devam ederken, uluslararası toplumun saldırganı cezalandıracak önlemler konusunda izleyeceği strateji ise merakla beklenmektedir.
 
2008 yılının son günlerinde Gazze’de binlerce sivilin ölümüne ve büyük bir insani yıkıma neden olan “Dökme Kurşun Saldırısı” sonrasında İsrail’in temel insani prensipleri çiğneyen uygulamalarının içi boş kınama mesajları ile durdurulamayacağı birçok kez dile getirilmiştir. İsrail’in 2008 saldırılarındaki açık sorumluluğunu vurgulayan BM Goldstone Raporu doğrultusunda Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar somut hiçbir adım atmayışı, saldırganı cesaretlendirdiği gibi İşgal Altındaki Filistin Topraklarında işlenen suçlar ve elbette Gazze konusunda büyük bir adalet krizinin oluşmasına yol açmaktadır. Bu uzun süreli cezasızlık durumunun en dramatik sonuçlarından birinin insani yardım gönüllülerini hedef alan son saldırı olduğu açıktır.
 
Türkiye’nin uluslararası girişimlerinin de etkisiyle BM tarafından gemi saldırısını inceleyecek 5 kişilik bir komisyonun 2 ay süreyle görev yapmak üzere oluşturulması şüphesiz iyi bir başlangıçtır, fakat hem gemi saldırısında mağdur edilen gönüllüler ve hem de Gazze için daha fazla adalet arayışına ihtiyaç bulunmaktadır. Uluslararası insan hakları hukuku bu konuda zaten bir çerçeve sunmakla birlikte uygulanmayan hukukun bir anlamı yoktur. Koruyucu mekanizmalar harekete geçirilmediği sürece sivillerin göreceği zarar büyüyecek ve İsrail’in işlediği suçlar yaygın küresel etkilere neden olacaktır.
 
UCM’nin Etkili Bir Hukuk Mekanizması Olarak Kullanılması
 
İnsani yardım filosuna saldırının gerçekleştiği saatlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin ilk Gözden Geçirme Konferansı Uganda’da yapılıyordu. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve UCM Savcısı Louis Moreno-Ocampo, saldırıyı kınadılar ve uluslararası sularda işlenen bu suçların cezasız kalmaması gerektiğini belirttiler. Bununla birlikte ifade edilen sözlerin ve dile getirilen temennilerin somut bir hukuki karşılığı olmalıdır. Aralık 2008 tarihinde Gazze’de yaşanan insanlık suçlarını incelemeyi sürdüren UCM Savcısının son saldırı hakkında etkin bir soruşturma başlatması konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin UCM’yi yetkilendirmesi mümkündür.
 
Roma Statüsü’ne göre UCM’nin yargılama yetkisini kullanabilmesi için işlenen suçun taraf ülke topraklarında veya taraf ülke vatandaşları tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekse de, bu koşulun dışında bir suç ile ilgili olarak soruşturma açılabilmesi için BM Güvenlik Konseyi yetkilerini kullanabilmekte ve konuyu UCM Savcısına havale ederek mahkemeyi işlevsel hale getirebilmektedir. İsrail UCM’ye taraf bir ülke olmamasına rağmen Filistin Yönetimi de facto (fiili) devlet olarak 2010 Ocak ayında UCM’nin yargılama yetkisini resmen tanıdığını mahkemeye bildirmiş ve yargılamaya konu olan savaş ve insanlığa karşı işlenen suçların kendi egemenlik alanlarında işlendiğini belirtmiştir. Uluslararası sularda ve insani yardım taşıyan sivillere yönelik gerçekleşen İsrail saldırısının Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına sevk edilmesiyle uluslararası hukukun ilkeleri çerçevesinde saldırganın cezalandırılmasına yönelik önemli bir adımın atılması sağlanabilir.
 
Bu konuda yapılabilecek bir diğer girişim ise, Bosna-Hersek ve Ruanda’da yaşanan olayların soruşturulması ve sorumluların yargılanması amacıyla kurulmuş olan BM Ceza Mahkemeleri örneğinde olduğu gibi, BM Genel Kurulu tarafından belirli bir sürede faaliyet gösterecek “İsrail İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi” kurulmasıdır. Savaş, soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlar bağlamında yargılama yetkisini kullanacak böyle bir mekanizmanın, saldırgan üzerinde caydırıcı bir etki oluşturması ve cezasızlık krizinin aşılmasına katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
 
Uluslararası Deniz Hukukuna Göre Hak Arayışı
 
Açık denizlerdeki hukuki çerçeveyi belirleyen iki önemli sözleşme olan Uluslararası Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, açık denizlerdeki serbestlik ilkesini düzenlerken, bu serbestlikten her devletin “barışçıl amaçlar” doğrultusunda eşit olarak yararlanabileceğini öngörmektedir. Buradaki barışçıl amaçlar terimi, askeri faaliyetler dışındaki tüm eylemleri kapsamaktadır. Dolayısıyla uluslararası sularda seyreden Mavi Marmara gemisi başta olmak üzere tüm filo gemileri, açık denizdeki serbestlik ilkesinden yararlanma hakkını kullanırken saldırıya uğramıştır. Ayrıca açık denizlerde seyreden yabancı gemilere müdahaleyi gerektirecek haydutluk, korsanlık veya kaçakçılık gibi gerekçeler yardım filosuna karşı kesinlikle ileri sürülemez. Zira bu gemiler herhangi bir şüpheye mahal kalmayacak biçimde savaş gemisi değildir ve Türk limanlarından ayrılırken Türk hukukunun gereklerine uygun olarak denetimleri yapılmış ve bu şekilde Türk gümrüğünden geçirilmişlerdir.
 
Hiçbir devletin egemenliği altında bulunmayan uluslararası sular, deniz hukuku açısından açık deniz alanı olarak nitelendirilmektedir ve İsrail’in yardım gemilerine saldırısı kıyıdan yaklaşık 74 mil uzaklıkta gerçekleşmiştir. Bu eylem aynı zamanda 1856 Paris Konferansı ile yasaklanmış olan “deniz korsanlığı” özelliği taşıyan bir eylem olarak, sivilleri taşıyan gemilere yönelmiş, gemilerdeki yük gasp edildiği gibi yolcuların paralarına ve değerli eşyalarına el konulmuştur. Kısacası bu fiil bir devlet korsanlığı anlamı taşımaktadır.  
 
İsrail’in gemilere saldırısı, uluslararası deniz hukukuna göre tamamen haksız bir müdahale olup, silahsız sivillere ateş açılması, ölüm ve yaralanmalara neden olunması, sivillerin, gemilerin ve gemilerdeki yardım malzemelerinin alıkonulması ise saldırganın tazminat ödeme yükümlülüğünü doğurmaktadır. Tüm dünya medyasına yansıyan görüntüler, silahsız insanlara hedef gözeterek orantısız şekilde ve öldürme amacıyla kasten ateş açıldığını ortaya koymaktadır ve bu durum aynı zamanda İsrail’in savaş suçu işlediğinin bir göstergesidir.
 
BM Sözleşmelerine Göre Mevcut Durum
 
İnsani amaçlarla Gazze’ye yardım götürmekte olan gemilere askeri müdahalede bulunmak, doğrudan BM Sözleşmesinin 2. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen ve uluslararası ilişkilerde güç kullanmayı ve güç kullanma tehdidinde bulunmayı yasaklayan hükümlere açıkça aykırıdır. Bu temel ilkeyi çiğneyen İsrail, barışçıl şekilde çözümlenebilecek bir olayı tamamen orantısız güç kullanarak ve böylece hukuku yok sayarak halletme yoluna gitmiştir.
 
Eylem, aynı zamanda BM Sözleşmesinin 51. maddesi kapsamında “silahlı saldırı” olarak görülmeli ve aynı milliyete mensup çok sayıda sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden olunmasını da ilgili devlete yönelik silahlı bir eylem biçiminde değerlendirmek gerekmektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Mavi Marmara gemisi başta olmak üzere tüm filoya karşı yapılan İsrail'in saldırısı, Türk Devletine yapılmış bir saldırı olarak görülebilir ve Türkiye bu silahlı saldırıya karşı BM Sözleşmesinin 51. maddesi bağlamında meşru müdafaa hakkını kullanabilir.
 
İsrail’in kanlı saldırısı aynı zamanda BM Cenevre Sözleşmeleri bakımından da kabul edilemez. Uluslararası silahlı çatışmalar konusunda hukuki düzenlemeler öngören 4. Cenevre Sözleşmesinin 23. maddesi çok net olarak, “Taraf devletlerden her biri, diğer taraf düşman dahi olsa sivil halkın ihtiyacı olan her türlü ilaç ve tıbbi malzemenin taşınmasına, çocukların ve kadınların ihtiyacı olan yiyecek, içecek ve giyecekler ile dini özellik taşıyan malzemelerin serbest olarak geçişine izin verecektir” hükmünü amirdir ve insani yardımların her koşulda engellenmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
 
Her ne kadar İsrail, Gazze’nin BM Cenevre Sözleşmeleri bakımından “taraf” olmadığını iddia edecek dahi olsa, kendisi bu sözleşmelere taraf durumdadır ve onay verdiği sözkonusu hükümlere koşulsuz olarak uymak zorundadır. İsrail’in taraf olduğu sözleşmeleri pervasızca çiğneyerek sivilleri katletmesini, uluslararası toplumun ele alarak saldırgana gereken yaptırımları uygulayacak bir cezalandırma sürecini ivedilikle harekete geçirmesi zorunludur. Benzer şekilde İsrail'in Gazze'ye yönelik uyguladığı abluka ve ambargo da uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmektedir. 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesine göre, İsrail Gazze halkını kara, deniz ve hava ambargosu uygulayarak toplu şekilde cezalandırma yasağını çiğnemekte ve temel insani gereksinimlerin karşılanmasını engellemektedir.
 
Sonuç olarak; BM Güvenlik Konseyi ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin uluslararası yükümlülüklerini zaman kaybetmeden yerine getirmeleri ve saldırganın cezalandırılması amacıyla etkin ve bağımsız bir soruşturmayı başlatmaları beklenmelidir. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan ve vatandaşlarının haklarını koruyacak yasal girişimlerini sürdürürken, Adalet Divanı’nı harekete geçirmek için daha çok çaba harcamalı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini biran önce tanımalıdır.   

Selvet Çetin, SDE Uzmanı

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya