ENGLISH
09.02.2012
05.06.2010 12:09


Dr. Kaan Dilek
SDE Uzmanı
kdilek@sde.org.tr
CV

İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı”, Türkiye-İsrail İlişkileri ve Ortadoğu

 

31 Mayıs günü sabahın ilk saatlerinde İsrail’in Akdeniz’de uluslar arası sularda Gazze’deki abluka altındaki insanlara yardım götüren konvoya saldırısına ve insanları acımasızca hedef almasına şahit olduk. İsrail’in bu saldırıda özellikle Türkiye’yi hedef aldığı da çok açık bir biçimde ortada.
 
Türkiye’de iç ve dış politika açılımlarının yaşandığı, demokratikleşme, insan hakları temelli iç politika yaklaşımı, Türkiye’nin Ortadoğu açılımı ve bu açılımda barış ve istikrar vurgusu yapan diplomatik çabaları gibi birçok gelişmenin yaşandığı bir dönemde, Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin gittikçe gerginleştiği ve karşılıklı söylemlerin değiştiği görüldü. Ortadoğu’da özellikle Irak ve Afganistan ekseniyle başlayan ve İran nükleer meselesine kadar uzanan konularda Türkiye’nin barış ve istikrar vurgusu yapan diplomatik eksenli inisiyatif üstlenmesi, bu süreçlerde iki ülke arasında yaşanan “One Minute” hadisesi, “Alçak koltuk diplomasisi” ve iki ülke liderlerinin karşılıklı sert açıklamaları, ardından Gazze’ye ulaşmaya çalışan ve insani yardım malzemeleri taşıyan sivil yardım konvoyuna İsrail’in saldırması iki ülke ilişkilerini kopma noktasına getirdi.
 
İsrail’in Sivil Yardım Konvoyuna Saldırısının Arka Planı
 
Türkiye ve İsrail arasındaki birkaç yıldır tırmanan gerilimli ilişkilerin temelinde iki ülke arasındaki stratejik rekabet gibi bir nedenin yattığı da akla gelmektedir. Bilindiği gibi Türkiye, son birkaç yıldır dış politikasında yeni açılımlar yapmış ve bu bağlamda Ortadoğu’da yeni politikalar ve stratejiler izlemeye başlamıştır.
 
Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik politikaları ve stratejilerinin temel iki rakibi vardır: bu rakiplerin ilki İran ve ikincisi de İsrail’dir. Türkiye’nin, iç ve dış politika açılımlarını sağlarken, daha önceleri karşılıklı şüphelerin ve korkuların bulunduğu İran ile ilişkilerinin gitgide pekiştiği bu gelişmenin tam tersi biçimde İsrail ile ilişkilerinin gittikçe gergin bir ortama sürüklendiğini görülmektedir.
 
Son olarak İsrail’in Akdeniz’de uluslar arası sularda Türkiyeli bir sivil gemiye düzenlediği operasyonun arka planında yukarıda bahsettiğimiz stratejik rekabetin olup olmadığı da tartışma konusudur. Öyle ki İsrail’in tüm bölgesel ve uluslar arası baskı ve yaptırımları, Türkiye gibi bir müttefikini kaybetmeyi göze alarak Gazze’ye ulaşmaya çalışan sivil yardım gemilerine uluslar arası sularda saldırması da bu çerçevede ele alınabilmektedir.
 
Türkiye’nin İran ve Suriye yakınlaşmasından rahatsız olan İsrail, sivil insani yardım taşıyan ve abluka altında bulunan Gazze’ye ulaşmaya çalışan gemilerin müdahale edilmediği takdirde Gazze’ye ulaşarak Türkiye’nin bölgede büyük ses getirecek bir adımına sessiz kalınacağını, Türkiye’nin kendi içinde değişimi ve bölgesel açılımlarına destek niteliğinde olacak sessizliğin kendi çıkarlarını tehdit edeceğini ve her ne pahasına olursa olsun Gazze’ye bu insani yardım ulaştırılması girişimini engellemesi gerektiğini düşünmektedir.
 
İnsani yardım taşıyan sivil gemilerin Gazze’ye ulaşması halinde İsrail iç kamuoyuna yönelik hem psikolojik olarak ciddi darbe alacağını hem de tüm Arap devletleri nezdinde daha önceleri oluşturduğu korku imparatorluğunun yıkılmasına kadar varacak süreçler yaşanabileceğini, Türkiye’nin Tel-Aviv eksenli her konuya müdahil bir konum kazanarak Ankara yönetimine her geçen gün daha da artacak tavizler verme durumunda kalınabileceğini hesaplamaktadır. Ayrıca yıllardır bölgede İran ve diğer güçlerce İsrail hakkında öne sürülen iddialar ve söylemlerin makes bulabileceğini gören İsrail, tüm bu gelişmelere göre, uluslar arası ve bölgesel baskıları hatta yaptırımları göze alarak bu saldırıyı düzenlendiği düşünülebilir.
 
Yine Türkiye, yakın bir dönemde Ortadoğu ile ilişkilerinin derinleşmesi sonucu Batılı ülkeler nezdinde daha değerli olduğunun düşünüldüğü gibi bir argümanı da keşfetmiştir. Bu doğrultuda Türkiye’nin bölgesel güç olma hedefleri ve bölgesel nüfuzunu artırma isteği doğrultusunda İran nükleer meselesi üzerinden diplomatik girişim yakalaması Ankara yönetimini doğulu komşularıyla daha sıcak ve yakın ilişkiler kurmaya itmiştir. Ayrıca küresel düzeyde yaşanan ekonomik ve mali krizde bu süreci tetiklemiştir. İran ile yakınlaşma, İsrail ve İran arasında devam eden ideolojik ve stratejik düşmanlık göz önünde tutulunca Türkiye, Tel-Aviv yönetiminin hedefi haline gelmiştir. İsrail açısından “Türkiye tehdit algısı” olarak adlandırılabilecek bir süreç içinde Ankara yönetiminin Tahran ile nükleer konuda anlaşması ve bu sayede İran’a zaman kazandırılması da İsrail’i ciddi bir kızgınlığa sürüklemiştir. Türkiyeli sivil bir gemiye uluslar arası sularda İsrail saldırısının altında Türkiye’nin bölge politikalarını da hedef alan bir durum söz konusudur. Yine İsrail’in son saldırısıyla Doğu Akdeniz’in enerji nakil hatları açısından jeopolitik konumunu korumaya çalıştığı ve Türkiye’ye bu konuda mesaj verdiğini de düşünebiliriz.
 
Türkiye-İsrail Gerginliği ve Ortadoğu
 
Enerji kaynakları ve jeopolitik öneme sahip dünyanın en önemli bölgelerinden biri olarak Ortadoğu için başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin bölgeyle ilgili çıkarlarına yönelik önemli politikaları ve stratejileri vardır. İsrail, Ortadoğu’da Batılı ülkelerin çıkarlarını koruyan stratejilerine destek veren bir konumdadır. İsrail, bölgesinde yaşanan çatışma ve istikrarsız ortamları kendi çıkarları doğrultusunda görmekte ve ayrıca kriz yönetimi konusunda kendisini bölge ülkelerine göre daha avantajlı ve üstün saymaktadır. Bu doğrultuda İsrail’in Batılı ülkelerle olan ilişkilerinin ve kendi çıkarlarının korunması için bölgesinde barış ve istikrar ortamı oluşmamasını stratejik olarak desteklediğini ve bu tür süreçleri çıkarlarına uygun gördüğünü söyleyebiliriz. Barış ve istikrarın hakim olduğu bir Ortadoğu’da İsrail’in Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki çıkarlarını koruyan ve stratejilerine destek veren konumunu kaybedeceğinden çekindiğini düşünmekte mümkün gözükmektedir.
 
Bu durumda İsrail, bölgesinde barış ve istikrar ortamı istememektedir. İsrail, barış ve istikrarın hakim olduğu bir Ortadoğu’da Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki çıkarlarını koruyan ve stratejilerine destek veren konumunu kaybedeceği gibi kendi yerine başka aktörlerin ortaya çıkabileceğini düşünerek çıkarlarını koruma peşinde koşmaktadır.
İsrail, çatışma kültüründen beslenen, iç politik dengelerini de dış tehdit algıları üzerine oturtan bir yapıya sahip. İçerde kendi meşruiyetini devamlı “kendisine saldıran düşman bir dünya” algısıyla manipüle eden ve düşman fobilerle beslenen rejimiyle İsrail, dış tehdit iddiasıyla hem Batılı ülkelerin askeri ve mali desteğini alırken aynı zamanda rejiminin de devamını sağlamaktadır. Böyle bir durumda Türkiye üzerinden Gazze ablukasının kaldırılması yönünde sivil bir inisiyatifle hareket edilmesi İsrail’in hiç de istemediği bir durum yaratmaktadır. İsrail’in, Gazze’ye yardım ulaştırmaya çalışan sivil konvoya izin vermesi halinde bölgesinde yükselen değer ve odak ülke olan Türkiye’nin bu konumuna hizmet edeceğini, aslında Gazze sorununun askeri ve güvenlik sorunu olmadığını itiraf edeceğini, askeri ve güvenlik tehdidi altında bulunduğu iddialarını boşa çıkaracağını ve var oluş nedenlerini kendi kendine ortadan kaldıracağını çok iyi hesapladığı da görülmektedir.
Son yaşanan gelişmelerle birlikte Türkiye-İsrail arasında stratejik rekabetin doruğa çıktığı da bir gerçek. Yakın bir zamana kadar bölgedeki zengin Arap ülkelerinin kaynakları hem İsrail’in ilgisini çekerken hem de Batılı ülkelere akıyordu. Bugünkü durumda bu mali ve finansal akış Türkiye’ye doğru yönelmiştir. İsrail, Türkiye’nin bölgesinde artan gücü ve oynadığı yeni rollerden şiddetle rahatsız olmaktadır. Tel-Aviv yönetimi açısından Türkiye’nin, yeni dış politika açılımları ve Ortadoğu politikaları İsrail’in Batılı ülkeler nezdindeki müttefik konumunu tehdit eder bir konum sergilediği düşünülmektedir. Türkiye’nin, Ortadoğu’daki sorun alanlarıyla ilgili istikrar ve barış vurgusu yapan diplomatik girişimleri, bölgesel nüfuzu ve saygınlığıyla Batılı ülkeler için İsrail’in yanı sıra yeni bir stratejik ortak olarak öne çıkması da Tel-Aviv yönetimini endişelendirmekte ve Türkiye’yi ciddi bir rakip olarak algılamasına neden olmaktadır. Yine İsrail saldırısının arkasında Türkiye’ye İran ile yapılan “Nükleer Takas Anlaşmasının” hesabını sormak, Ortadoğu açılımına darbe vurmak gibi bir hedef taşıdığı da okunabilmektedir. Yine İsrail, ABD’nin Ortadoğu’da Türkiye-İran-ABD üçlüsünden oluşabilecek yeni bir ekseni de tehdit olarak görmekte ve bu tür stratejik planlara yönelik önleyici taktikler izleyerek derin mesajlar vermektedir.
 
Bölgemizde son İsrail saldırıyla birlikte yaşanan gelişmeler yeni bir Ortadoğu’nun şekilleneceğinin sinyallerini vermektedir. Ortadoğu’da var olan hassas dengelerin birden altüst olabileceği tahmin edilmektedir. Bunun en yakın örneğini de İran konusunda görebiliriz. Özellikle İsrail-Türkiye rekabetine dayalı bir Ortadoğu’da İran daha avantajlı bir konum sergileyebilecektir. Ayrıca bölgedeki radikal İslami örgütler ve İran da bugüne kadar İsrail aleyhine öne sürdüğü söylem ve eylemlerine daha fazla hak kazandırma çabası içinde olacaklardır. Ama her şeyden önemlisi ABD’nin artık Türkiye gibi yerel aktörlerden olmadan yeni bir Ortadoğu inşa edemeyeceğidir. Eğer yeniden şekillenen bir Ortadoğu konuşulacaksa burada yerel aktörler de söz sahibi olacak ve bu aktörlerin söyleyecekleri ve politikaları da belirleyici olacaktır. Yine Suudi Arabistan, İsrail ve ABD eksenli Ortadoğu dengesi karşısında Türkiye, İran ve ABD üçlüsüyle kurulacak yeni bir Ortadoğu ekseni tartışmaları da İsrail’in geleceğini ve İsrail’in bölge ülkeleriyle ilişkilerini şekillendirecektir. Öyle görünüyor ki Türkiye, Ortadoğu’da ve bölgesinde yeni bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Uluslar arası sistemler ve ilişkilerde yaşanması beklenen değişimleri yakından okumaya çalışan Türkiye, başta Ortadoğu olmak üzere Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz ve Orta Asya bölgelerine yönelik yeni stratejiler geliştirmekte ve çıkarlarını politik, felsefi ve ekonomik açılardan bocalamakta olan Batılı ülkelerinin çıkarlarıyla entegre etmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin tüm bu açılımlarının ABD’ye rağmen olmadığını da düşünebiliriz. Zira son yaşanan gelişmelerle Ortadoğu’da İran’ın etkinliğini kıran ve İran’ın bölgede açtığı politik ve jeostratejik zemine oturan bir Türkiye faktörü kısa vadede ABD çıkarlarına da uygun gözükmektedir.
 
Türkiye ve Ortadoğu’da Neler Olabilir?!
 
- Türkiye’nin bu süreçte dış politika ve ilişkiler açısından en önemli çalışma alanının İran olabileceğini düşünebiliriz. Zira Türkiye son yaşanan gelişmelerle birlikte ister istemez Ortadoğu’da İran etkinliğini kıran, İran’ın söylem ve misyonunu elinden alan bir konum sergilemektedir. Bu durumda İran’ın yeni politik açılımları ve rekabet alanları oluşturması kaçınılmaz olabilir.
- İsrail, Türkiye aleyhinde provokasyonlara başvurabilir, özellikle altından Türkiye’nin veya Türkiye’ye ait unsurların çıkacağı eylemler provoke edilebilir. Böyle durumlar için Türkiye, yeni dış politik açılımları yanında sınırları dışında operasyonel ve provokasyonel gücünü artırmak zorundadır. Bölgedeki tüm örgütlerle bir şekilde ilişkilerini derinleştirmeli ve bölgeye yönelik yoğun bir biçimde sivil toplum örgütleriyle yumuşak güç araçlarını kullanma becerisini elde etmelidir.
- İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı” başta barış ve değişim söylemiyle iktidar olan Obama hükümetiyle “Bölge ve Dünya Devleti Yeni Türkiye” şiarıyla politikalar izleyen Türkiye için de önemli bir sınavdır. Türkiye belki de ilk defa Ortadoğulu olarak Ortadoğu’da siyaset yapmanın, bölge gerçekleri ve gelişmelerini daha yakından tanımanın gerçek deneyimini yaşıyor. Türkiye için İsrail krizi diplomatik ilişkiler ve dış politika açılımları ekseninde Ortadoğu’da bir bölgesel güç olma, küresel aktörlerle birlikte uluslar arası arenada siyaset yapmanın önemli bir sınavı olacaktır.
- Tel-Aviv yönetiminin “Sivil Yardım Katliamı” ile Türkiye’deki değişimi çok iyi okuyamadığı da ortaya çıkmaktadır. Ak Parti yönetimini hedef alan bu doğrultuda çeşitli politik, askeri ve bürokratik çevreleri uyarmaya çalışan İsrail’in Türkiye’deki toplumsal ve siyasal değişimi okuyamadığı görülmektedir. İsrail’in Türkiye içinde kullanmaya çalışacağı her aktör öncelikle ifşa edilmiş olacak ve Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı yapacaktır.
- Bölgede barış ve istikrar kurucu bir misyon yürüten Türkiye'nin ilgisine Filistin meselesinin de girmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Filistin meselesi tüm uluslar arası ve bölgesel platformlarda Türkiye, Filistin konusunu işleyecek ve İsrail her geçen gün bu konuda daha da köşeye sıkışacaktır.
- Türkiye, daha çok Ortadoğu ülkesi olacak ve Ortadoğulu olmanın getirdiği çeşitli güvenlik ve siyasi riskleri de taşıma cesaretini göstermek durumunda kalabilecektir. Türkiye’nin Ortadoğu’nun temel siyasi ve güvenlik yapısını oluşturan teopolitik ve jeopolitik alanlarda açılımlar yapması ve kendini kültürel ve personel yeterliliğiyle geliştirmesi gerekecektir.
- En can alıcı konu ise, bölgemizde meşruiyeti tartışmalı bazı Arap devletlerinin gerçekten Türkiye’nin yeni Ortadoğu resmini kabul edip etmeyeceğidir. Zira bu devletler bölgede yaşanan son gelişmeleri de iç güvenlik ve siyasi yapıları için birer tehdit gibi algılama noktasındadırlar.
- İsrail’in nükleer faaliyetlerinin de uluslar arası denetime açılması yönünde çalışmalar hız kazanabilir. İsrail’i Filistin barışı konusunda gerçekçi adımlar atmaya zorlayacak yeni barış planları yapılabilir ve İsrail bu planları kabul etmek zorunda kalarak, gerçek Filistin devletinin kurulması yönünde adımlar atılabilir. Zira İsrail’in de kabul edebileceği planlarla hem Batılı ülkeler hem de İsrail, Filistin devletinin kurulması ve Filistinli grupların kendi içinde çekişme ve çatışma potansiyelini körükleme yoluna gidebilir.
- ABD desteğinde Irak’ta da Türkiye üzerinden barış ve istikrar vurgusu yapan yeni bir diplomatik ve siyasi açılım yapılabilir ve Türkiye’nin Irak politikaları içinde daha geniş yer alması mümkün hale gelebilir. Burada İran ile ilişkiler ve dengeler, ayrıca Şii gruplarla yürütülecek işbirliği ve ilişkiler süreci de büyük önem taşıyacaktır.
- Son yaşanan krizle birlikte Netanyahu hükümeti ciddi bir sarsıntı yaşayabilir ve İsrail’de iç siyasi çekişmeler başlayabilir. İsrail içerde sıkışan siyasi durumdan kurtulmak için bölge ülkelerindeki nüfuzunu, etkili olduğu grupları ve provokasyonel gücünü kullanarak istikrar ve barış ortamlarının bozulacağı operasyonlarda bulunabilir. 
- Gazze ablukasının kalması halinde büyük bir ihtimalle bağımsız Filistin Devleti kurulması için uluslar arası toplumun da destek vereceği girişimler başlayabilir ve bağımsız Filistin Devleti kurulmasına kadar gidecek bir süreç yaşanabilir.
- Türkiye’nin Ortadoğu’da aktif politikalar izlemesi sonucu bölgede birçok sorun alanıyla yüzyüze gelebileceği ve yoğun bir dış gündemle karşı karşıya kalabileceği düşünülebilir. Türkiye’nin bu durumda bölgesel konularla ilgili uluslar arası arenada diplomatik manevraları daha yakından izlemesi ve bu durumlar karşısında stratejik hesaplarını devamlı güncellemesi gerekecektir. Bu süreçlerde Türk dış politikasının yoğun mesai harcaması, iç politik ortamda daralmalara neden olabilecektir.
- Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik yeni dış politika vizyonunda yaşanabilecek en küçük aksamalarda dahi iktidar partisine yönelik ağır bir muhalefetin başlaması ve iktidarı yıpratmaya dönük girişimlerin ortaya çıkması muhtemeldir.
- Türkiye’nin Ortadoğu politikaları kapsamında Hamas, Hizbullah gibi birçok farklı parti, grup ve örgütle ilişkilerini geliştirmesi durumunda, bu girişimler içerde muhalefet tarafından aleyhinde kullanılabilecek ve Türkiye’nin ekseninde kaymalar olduğu iddiaları ortaya atılabilecektir.
- Türkiye’nin İran ve Suriye gibi bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi, bölgede yaşanan gelişmelerin odağında yer alması ve son olarak İsrail ile yaşanan krizle birlikte; yalnızlaştırma politikalarına, iç politik ortamında istikrar ve güvenlik ortamını bozabilecek girişimlere maruz kalabileceği tahmin edilebilir.
- İsrail, 2006 yılında 33 günlük Lübnan saldırısında aldığı yenilgiyle başlayan mevzi kaybının devam edeceği ve buna karşılık daha hırçın politikalarla Türkiye’yi provoke etmeye çalışacağı öngörülebilir.
 
Sonuç olarak Türkiye, İsrail ile yaşanan son krizle birlikte İsrail’den büyükelçisini çekerek bir anlamda ilişkilerini askıya aldığını ilan etmiştir. İslam dünyasında İsrail’in en yakın müttefiki olarak görülen Türkiye ile ilişkilerin kopma noktasına gelen Tel-Aviv yönetimini uluslar arası arenada ve bölgesinde zorlu günler beklemektedir. Uluslar arası arenada Gazze konusunda yoğun baskı altında bulunan İsrail’in daha rasyonel ve çatışma kültüründen uzak politikalar benimsemesi gerekmektedir. İsrail unutmamalıdır ki Türkiye’nin iki ülke arasında ilişkilerin daha da gerginleşmesi halinde kullanabileceği birçok kozu bulunmaktadır. Türkiye bu süreçte İsrail’e karşı su kozunu kullanabileceği gibi savunma alanındaki anlaşmaları feshetmek, ikili ticari ilişkilerin durma noktasına varacak önlemlerin alınmasına kadar birçok girişimde bulunabilir. Ama en önemli konu siyasi girişimlerdir. Türkiye ve Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri İslam dünyasının orta yerinde kurulan İsrail’in varlığı açısından özel bir öneme sahiptir. Bugün gelinen noktada iki ülke ilişkileri kolay kolay düzeltilemeyecek bir sürece girdiği ve İsrail’in halihazırda bu süreçten daha zararlı çıktığı görülmektedir.
Türkiye’nin İHH’nın Gazze’ye İnsani Yardım sivil girişimine benzer yumuşak güç kullanma taktiği olarak da adlandırılabilecek operasyonlar yapabileceği, tarihsel mirasıyla paralel sivil toplum inisiyatifini bölge politikalarında kullanabileceği ve büyük değişimlere yol açabilecek ortamlar yaratabileceği tüm bölge ve dünya ülkelerince hayretle izlenmektedir. Türkiye, bölgesinde lider ve nüfuz sahibi bir ülke olma yolunda bu tür krizleri yönetme ve kriz ortamlarını fırsatlara çevirme yetisine de sahip olarak, önümüzdeki dönemlerde de adından çokça bahsettirecek bir ülke olacaktır. Aynı zamanda üst düzey politika ve stratejileri takip eden Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik personel ve kurumsal olarak acilen yeniden yapılanması gerekecektir. Ayrıca Türkiye, İsrail ile yaşanan son krizle birlikte bölgesel ve uluslar arası arenada Mavi Marmara adlı sivil bir yardım gemisiyle tüm dengeleri nasıl değiştirebileceğinin ve bu alanda nasıl bir güce sahip olduğunun da altını çizmiştir.
 
 

 


YAZARIN TÜM YAZILARI
İran ve Türkiye, Suriye’yi Kurtarabilir mi? - 01 Aralık 2011 Perşembe 16:01
Ortadoğu’da Arap Baharı ve İran’da Yeşil Hareketi - 10 Kasım 2011 Perşembe 09:39
Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri - 09 Ekim 2011 Pazar 04:27
Esad Rejimi Nasıl (D)Evrilir? - 17 Ağustos 2011 Çarşamba 12:57
İsrail Özür Diler mi? - 26 Temmuz 2011 Salı 13:03
İran ve Suriye’nin Türkiye Karşıtlığı - 15 Haziran 2011 Çarşamba 13:18
İran ve S. Arabistan Rekabetinde Yeni Cepheler - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 12:56
Suriye, Ortadoğu’da Mezhep Savaşlarını Başlatır mı? - 12 Nisan 2011 Salı 12:24
İran-Suudi Çekişmesinde Son Cephe: Bahreyn mi? - 23 Mart 2011 Çarşamba 14:45
İran’da Dijital ve Renkli Devrimler Mümkün mü? - 02 Mart 2011 Çarşamba 14:55
İran’da “Fitne” ve Politik Oyunlar - 09 Şubat 2011 Çarşamba 11:41
İran’da Kritik Bir Süreç mi Başlıyor? - 07 Şubat 2011 Pazartesi 12:27
İran Nükleer Meselesinin Çözümü Kimin İşine Yarar? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:39
İran’ın Nükleer Bilmecesinde Yeni Gelişmeler - 27 Eylül 2010 Pazartesi 11:40
Halkın Mücahitleri Kandil’e Çıkarsa! - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 13:09
İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı”, Türkiye-İsrail İlişkileri ve Ortadoğu - 05 Haziran 2010 Cumartesi 12:09
Türkiye Açısından “Nükleer Takas Anlaşması” - 20 Mayıs 2010 Perşembe 12:34
Irak'ı Bekleyen Kader: Kaos mu İstikrar mı? - 12 Nisan 2010 Pazartesi 14:38
İran’da Yeni Yıl: Umutlar-Kaygılar-Korkular - 30 Mart 2010 Salı 15:07
Nükleer Ortadoğu’ya Doğru - 15 Mart 2010 Pazartesi 10:21
Jeopolitik Savaşın Arenası Irak - 06 Mart 2010 Cumartesi 13:03
Petrol Oyunlarında Bir Darbe İki Ülke: İran-Türkiye - 19 Şubat 2010 Cuma 14:53
İran Nükleer Meselesindeki Yeni Gelişmeler Ve Türkiye - 08 Şubat 2010 Pazartesi 11:50


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya