ENGLISH
23.05.2012
04.06.2010 11:04


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı

1948’de resmen ilan edilişinden beri Ortadoğu’da çıban başı olmaya devam eden İsrail’in hukuk tanımazlığı, korsanlığı bir türlü bitmek bilmiyor. Gazze’ye insani yardım için gönderilen gemilere uluslar arası sularda yapılan çirkin saldırı ne ilk ne de sondur. İngiltere başta olmak üzere Osmanlı topraklarını yağmalamayı planlayan Batılı devletlerin teşviki, her türlü yardım ve şımartmasıyla korsanlığına devam eden İsrail’in her defasında affedilmesi, yaptıklarının görülmemesi; ciddiyetten uzak kınamalarla işin savsaklanması veya da Siyonist lobilerin ve yandaşlarının etkisi altındaki yönetimler tarafından el altından desteklenip himaye görmesi, daima onun azgınlığını artırmasına neden olmuştur.
 
Yardım gemilerine yapılan çirkin saldırı, öldürme, tutuklama ve işkence olaylarının bütün dünyada büyük infiallere yol açmasının ardından Birleşmiş Milletler’de 33 ülkenin oyuyla İsrail’i kınama doğrultusunda alınan karara Türkiye’nin müttefiki olduğu söylenen ABD yönetiminin ret oyu vermesi esef vericidir. Bu durum her geçen gün şahinlerin ve birtakım gizli lobilerin dümen suyuna giren Obama yönetimi için kesinlikle iyi bir puan getirmeyecektir. Filistin’de İsrail Devleti kurulmazdan önce kendi aralarındaki Yahudilere her türlü ırkçı baskıyı ve zulmü reva görenlerin, 1948’den beri Siyonizm’e destek verip zulmü azdırmaları, Filistin’de kan kusturulan, işkence edilen, katledilen, ölüme terk edilen masum insanları ve çocukları kendi kaderlerine terk etmeleri oldukça anlamlıdır. 
 
İsrail’i, politikasını ve yaptıklarını anlamanın yolu Siyonizm’i anlamaktan geçmektedir. Yahudi ırkçılığını ideolojiye dönüştüren Siyonizm, insanın kutsalla olan bağını olabildiğince zayıflatıp dünyevileştiren, kuvveti tanrılaştıran, tefeciliği, çıkar ve sömürme duygularını sonuna kadar kışkırtan pozitivist, materyalist, Darvinist ve seküler ideolojilerin damgasını vurduğu 19. yüzyılın insanlığa hediyesidir (!) 19. yüzyıl ve onu takip eden dönemin en önemli özelliklerinden biri ırk ve etnik yapıyı merkeze alan milliyetçi/ulusalcı akımların büyük bir ivme kazanmış olmasıdır. İlahi vahyin de teyit ettiği evrensel ahlak ve hukuk normlarının kaynağını oluşturan İnanç ve maneviyat zemininde meydana gelen büyük boşluk, seküler zeminde ırkçılık ve etnik milliyetçiliğin ideolojiye dönüştürülmesiyle doldurulmak istenmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasına, peş peşe iki dünya savaşının ortaya çıkmasına neden olan söz konusu fikir akımları ve ideolojilerin, o dönemde özellikle Avrupa’da Yahudi karşıtlığı üzerinden yürütülen ırkçı politika ve baskıların muhatabı olan Yahudi elitlerini etkilememiş olması düşünülemezdi. Siyonizm’in doğuş ve gelişiminde Avrupa ve Rusya’da dini ve etnik fanatizmin etkisiyle Yahudilere karşı sergilenen baskıların, hukuk ihlallerinin, insanlık dışı uygulamaların önemli katkıları olmuştur. Bütün bu faktörlerin yanında, içerisinde ilahi vahye şahitlik yapan, evrensel ahlak ve hukuka vurgu yapan birçok ibareler olmasına rağmen, Eski Ahit’in seçilmiş kavim olarak İsrail Oğulları’nı öne çıkaran üslubu, ayrıca Arz-ı Mev’ud’a atıfta bulunması, Yahudiler arasında kurtarıcı bir mesihin önderliğinde Siyon’a dönme inanç ve mefkuresi, Museviliğin ırkçı bir zeminde yorumlanmasına ve milliyetçi bir ideolojinin dolgu malzemesi haline getirilmesine  giden süreci başlatacaktı.
 
Yahudileri vaat edilmiş topraklara götürecek modern bir Mesih arayışı, aslında seküler bir zihniyete sahip olduğu halde Museviliği Yahudi ırkçılığına entegre etmeyi misyon haline getiren Teodor Herzl ve benzerlerini tarih sahnesine çıkartmıştır. Yahudilere devlet kuracakları bir yurt bulma konusunu uluslar arası arenaya taşımada önemli adımlar atan Herzl, malum olduğu gibi bu amaçla zamanın Osmanlı Padişahı II. Abdulhamit’e gelerek ekonomik yardım karşılığında Filistin’den toprak talebinde bulunmuş, ama padişah tarafından reddedilerek amacına ulaşamamıştır. Selanik Mason Locası’nın etkisi altına girerek etnik yapıyı merkeze alan ulusalcı ve Batıcı bir politika izleyen Jön Türk ve İttihat Terakki hareketi marifetiyle Sultan Abdulhamit’in tahtan indirilmesi bu olaydan sonra gerçekleşmiştir.
 
İttihat Terakki’nin yönetimi altında Osmanlının dağılması ve Batılı devletler karşısında aldığı yenilgiler sonucunda İngiliz ordusunun 1917’de Kudüs’ü ele geçirmesi Siyonizm’e istediği fırsatı vermiştir. Filistin’deki İngiliz yönetimi, Avrupa ülkeleri, Rusya ve diğer yerlerde yaşamakta olan Yahudileri gittikçe artan sayılarda Filistin’e yerleştirme planlarını uygulamaya sokmuş, 1948’e kadar devam eden süreçte İsrail Devleti’nin temelleri atılmıştır. İngiltere’nin 1948’de Filistin’i terk etmesiyle beraber, İsrail Devleti de bağımsızlığını ilan etmiştir (14 Mayıs 1948). A.B.D., Rusya ve İngiltere’nin başını çektiği Avrupa ülkelerinin yanında Türkiye Cumhuriyetinin de İsrail’i ilk tanıyan ülkeler arasında yer alması affedilmez bir tarihi hata olarak kayıtlara geçmiştir.
 
Osmanlı topraklarını yağma edip Çanakkale’de iki yüz elli bin insanımızı şehit eden emperyalizmin desteğinde dini etnik bir ideolojiye dönüştürerek işgal ve zulüm üzerine kurulan bir devleti tanımak hangi laiklik ve ulusçuluk anlayışının gereği idi!? Tarihin sayfalarının açılarak bu işin hangi şartlar altında ve hangi gerekçelerle gerçekleştirildiğinin aydınlatılması, konu hakkında günümüz neslinin bilgilendirilmesi gerekmektedir. 1917’den itibaren sınırlı sayıda Yahudi göçmenin Filistin’e yerleştirilmesiyle başlayan süreç, 2000’li yıllara gelindiğinde yine aynı politik ve ideolojik güçlerin desteği ve Filistin halkı üzerinde uygulanan her türlü baskı, işkence, katliam, işgal ve hukuk ihlallerinin eşliğinde Filistin toprakların çok büyük kısmının Yahudi yerleşimciler tarafından işgal edilmesiyle sonuçlanmıştır.
 
Ortadoğu’da kan içmeye devam eden bu canavar, insanı Allah’tan ve kutsaldan koparan, parayı ve kuvveti ilahlaştıran, insanın ihtiraslarını pompalayarak onu ekonomik bir hayvana dönüştüren, ırkçılığı ve etnik milliyetçiliği sonuna kadar teşvik eden pagan bir dünya görüşünün, medeniyet anlayışının insanlığa hediyesidir (!) Irk ve kavim unsurunu dünya görüşünün merkezine yerleştirerek ideolojik hale getiren hiçbir politik hareketin insanlığın huzur ve refahı için ahlaka, barışa, adalet ve hukuka dayalı insani ve medeni projeler üretmesi mümkün değildir. Kur’an’da şirke dayalı inanç ve dünya görüşünün teşvik ettiği ırkçılık, kavmiyetçilik, kabilecilik, aşiretçilik isimleri altında tezahür ederek anarşiye, bozgunculuğa, zulüm ve kaosa neden olan hareketlerin “cahiliye” olarak isimlendirilerek reddedilmesi anlamsız değildir. Bu reddetmenin gerisinde ırkçılık ve kabilecilik canavarına fırsat vermemek, onun şirke ve putperestliğe dayalı itikat ve fikir temellerini elemine etmek gibi bir hikmet yatmaktadır. Cahiliyye ırkı, kabile ve aşireti korumayı esas alarak top yekûncu bir bakış açısıyla farklı olana karşı geçit vermez bir rekabet ve küçümseme ruhunun, had safhada tutkulu bir mizacın yol açtığı tüm kaba, ham ve ilkel teamülleri ifade eder. İnsan haklarına duyarlı farklı ülkelere ve dinlere mensup kişilerin ve sivil kurumların ortak girişimi ile Gazze’ye insani yardım götüren gemilere yapılan çirkin saldırı ve daha sonra bu menfur olaydan dolayı özür dileyecek yerde İsrail Devleti tarafından yalan ve iftiraların eşliğinde söz konusu saldırıya sahip çıkılması, ancak böyle bir ideolojinin ve ruh halinin tezahürü olabilir.
 
Bu tip hareketler, birbirine zıt gibi görünseler bile birçok ortak noktalara ve benzerliklere sahiptirler. Bir kavmiyetçi söylem zamanla yine kendisine zıt kutup oluşturacak diğer bir kavmiyetçi söylemin de üretilmesi görevini icra eder. Şu ana kadar ne Alman ırkçılığından, ne Yahudi ırkçılığından, ne Amerika’daki siyahlara ve Kızılderililere karşı geliştirilen beyaz ırkçılıktan, ne Afrika’daki kabilelerin ırkçılığından ve ne de benzer ırkçı ve kabileci hareketlerden insanlığa hiçbir bir fayda gelmemiştir. Bu hareketlerin ortaya çıktığı her yerde vahşet, zulüm, işgal, tecavüz, kan ve gözyaşı olmuştur. Daha çok yakın bir geçmişte Balkanlarda Sırp milliyetçiliğinin neden olduğu Serebrenika katliamı ve benzeri insanlık suçları unutulmadı. Birbirinden ayrı ve hatta zıt gibi görünmelerine rağmen, çoğu defa derinde bu hareketler arasında gizli bir ittifak ve tesanüt olmuştur.
 
Gazze’ye insani yardım götüren gemilere yapılan saldırıdan üç saat önce İskenderun’da PKK tarafından bir garnizona yapılan saldırı bu bakımdan anlamlı olup iki kavmiyetçi hareket arasında olması kuvvetle muhtemel ortaklık ve işbirliğini ifşa eden bir mahiyet arz etmektedir. Daha birkaç yıl önce Kandil’deki Kürtçü militanların İsrailli subaylar ve MOSSAD ajanları tarafından eğitildiğine dair medyaya yansıyan haberler herkesin malumudur. Irk, etnik yapı, kabile, aşiret, mezhep ve dini fanatizm üzerinden yürütülen her türlü politik hareket sonuçta bir şekilde emperyalizmin amaçlarına hizmet etmektedir. Toplumsal barış ve uzlaşma konusunda samimi olduklarını söyleyenlerin, ırkçı ve kavmiyetçi hareketleri yönlendirme konusunda emperyalizmin ve Siyonizm’in inisiyatifi altında gerçekleşen bu çirkin işbirliğini görmeleri gerekir.
 
Gazze’ye yardım götüren gemilere yapılan saldırı, öldürme, yaralama ve tutuklama olaylarının bütün dünyada büyük bir infial uyandırarak vicdanları ayağa kaldırmış olması; dini, mezhebi, etnik yapısı ne olursa olsun dünyanın her yerinde hukuka ve insan haklarına duyarlı, her türlü ırkçılık ve fanatizm karşıtı kişi ve kurumların, sivil toplum örgütlerinin işi Yahudi karşıtlığına ve taşkınlığa dönüştürmeden yapılanları meşru zeminde protesto edip telin etmeleri insanlığın geleceği açısından ümit vericidir. Protestocuların arasında Musevilerin de olması, yine İsrail’de bir kısım Yahudilerin İsrail Devleti’nin gerçekleştirdiği bu saldırıyı kınayıp protesto etmeleri oldukça anlamlıdır. Bu noktada yapılan gösterilerin, atılan sloganların konuyu evrensel zeminden kaydırarak Yahudi karşıtlığına veya Arap-İsrail çatışmasına indirgeyecek bir mahiyet taşımaması önemlidir.
 
Zulüm ve yanlışlığın kaldırılmasına matuf sergilenen hareket ve gösteriler adalet zemininden, ortak insani ve ahlaki değerler zemininden saptırılmamalıdır. Bu arada Türkiye’nin inisiyatif alması, insan hak ve özgürlüklerinden hareketle konuyu uluslar arası zemine taşıma noktasında gösterdiği başarı, İsrail askerlerinin saldırısına uğrayan gemideki insanlara  hiçbir ayırım yapmadan kucak açıp onlarla samimi şekilde ilgilenmesi gerek İslam dünyasında gerekse bütün dünyada Türkiye ile ilgili çok olumlu bir imajın oluşumuna neden olmuştur. Türkiye Gazze halkının ve saldırıya uğrayan gemilerdeki insanların haklarının sıkı takipçisi olurken, bölgede ve dünyada etkinliğini artıracak, yaratılan bu olumlu imajı daha güçlü hale getirecek ortak akla, insani değerlere, barışa ve iyi ilişkilere dayalı ciddi adımlar atmak durumundadır. Bu arada tarih, Türkiye’yi kendi bölgesinde zalim ve saldırganları caydıracak bir bilgi ve teknolojik güce sahip olma noktasında zorlamaktadır. Allah da yeryüzünde zulüm ve bozgunculuğun egemen olmaması için müminlerden kuvvet hazırlamalarını istemiyor mu?

YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya