ENGLISH
23.05.2012
04.06.2010 10:33


Prof. Dr. Mustafa Aydın
SDE Uzmanı
maydin@sde.org.tr
CV

Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı

Gazze’ye insani yardım taşıyan gemilere İsrail in yaptığı saldırı şüphesiz son haftanın en önemli konusu olmuş, tabir caizse o tanıdık İsrail klasiklerine bir yenisi eklenmiştir. Bilindiği üzere bu tür insanlık dışı bir saldırı ilk olmadığı gibi, uluslararası toplum, normalleştirici şartları yerine getirmediği takdirde son da olmayacaktır.
 
Sözkonusu olaya nereden bakarsak bakalım bu bir skandaldır: Uluslararası bir alanda, bir sivil gemiye ve içindeki yardım amaçlı bir sivil toplum ekibine karşı önce askeri uçaklarla indirme yapmanın, sonra da ateş açıp pek çok insanın ölmesine ve yaralanmasına sebep olmanın genel geçer mantık düzleminde açıklanabilir bir tarafı olamaz. Hatta bu ve benzeri olayları adlandırmada bile bir zorluk vardır.
 
Şüphesiz bu hareket ilk elde bir terördür ve genelde devlet olarak tanınan bir organizasyon tarafından gerçekleştirilmesinden dolayı da en belirgin niteleme de bunun bir devlet terörü olduğudur. Gerçi burada sorun bitiyor değildir. Çünkü her türlü terörün de kendine göre bir mantığı vardır. İcra ettiği terörünü rakip veya düşman bildiği bir organizasyona, bir hedef kitlesine karşı yapar ve bununla ona zarar vermek, iradesini felce uğratmak ister. Bir yere yardım eli uzatmak üzere 50 ülkeden toplanmış bir sivil toplum platformunun, bir terörist devletin nasıllığına hedef kitlesi olduğunu açıklamak kolay değildir. Yani hareketi kabaca terör olarak nitelesek de arka plandaki zihniyet dünyasının çözümlenmeye ihtiyacı vardır.
 
Kanaatimizce bu bir siyasal paranoyadır. Burada sadece genel geçer bir ilkesizlik, bir etiksizlik yok, daha ötede bir siyasal paranoya vardır. Olup bitenleri bir insanlık, bir ilahi din olgusu, sağlıklı bir toplumsal hareket, yeryüzünde ve özellikle çevresiyle barışık yaşamayı düşünen bir siyasal oluşum işi olarak almak mümkün değildir.
 
Sözkonusu paranoyanın arka palanını oluşturan belli sebepler vardır: İşin ta başından itibaren orta doğudaki bozgunculukları sebebiyle yaşaya geldikleri sürgün hayatının verdiği psikoloji, 19. yüzyıl sonlarında yer yer kutsallaştırılmış metinlere de dayandırılan ve yapılan şiddet ve terörü Tanrı adına meşrulaştırma yolunu gösteren katı bir Siyonist ideoloji, bir bölgede yaşayan insanların evlerine topraklarına zorbalıkla el koyarak kendisine yer açmanın verdiği güvensizlik duygusu, öldürdüğü insanların ruhsal baskısı, düşman kabul ettiği geniş bir çevre tarafından kuşatılmışlık duygusu, ilk elde akla gelen sebeplerdir. Bu patolojik ortamda kendi içine katlanmış haleti ruhiye, varlığını güçlendirerek sürdürmektedir.
 
Şüphesiz bu sayılanlar arasında en önemlilerinden birisi ideolojidir. İsrail görünüşte dine göre oluşmuş sosyal politik bir oluşum olmakla birlikte, uç noktada faşist çizgide hareket eden bir ulus devlet olarak işlemektedir. İdeolojisi de çevresiyle barışa kapalı, kısaca Siyonizm (veya Judaizm, Yahudicilik)) olarak nitelendirilen çok katı bir ideolojidir ve zikredilen şartlarla karşılıklı olarak pekiştirilmektedir.
 
Bu siyasal paranoyanın daha da önemli bir dayanağı, geniş bir ülke grubundan aldığı destek veya en azından ciddi bir tepkisizliktir. Burada Uluslararası Yahudiliğin önemli bir payı vardır. Yahudilerin içinde yaşamakta oldukları, başta ABD olmak üzere değişik ülkeler destek vere gelmişlerdir. İsrail bu konuda belli ülkelerden en azından ciddi bir tepki görmemektedir. Bu nedenle son olayda da BM’den ortak bir kınama bildirisi çıkmamıştır. Uluslar listesinde adı ön planda yer alan bir düzine kadar ülke, hiçbir yaptırımı bulunmayan ve tepkinin en basit tipi sayılan bir kınamanın bile altına olumlu bir imza koymamışlar, reddetmiş veya en azından çekimser kalmışlardır.
 
Böylesi bir ortamda İsrail sanki dünya toplumlarının bir şımarık çocuğudur ve ne yapsa gider konumundadır. Dolayısıyla işlenen yanlışlar normal karşılanmakta, bu ise onun cüretini artırmaktadır. Yaptığının yanına kar kalacağını bilen ve yukarıda kısaca tasvir etmeye çalıştığımız şartların bileşkesinde kendisini sürekli inşa eden İsrail bilmektedir ki yaptığı hataların bir karşılığı, hakkında verilen kararların bir geçerliliği olmayacaktır. Bu ise söz konusu ettiğimiz paranoyayı sürekli besleyen bir kaynaktır.
 
Maalesef uluslar arası topluluk İsrail konusunda gittikçe gerilemektedir. Bu durumu BM’nin ilgili karar ve tutumların izlemek mümkündür. Birleşmiş Milletler 1975 Kasımında 29 Red oyuna karşılık 70 kabul oyuyla Siyonizmi “ırkçılık” ve “ayrımcılık” olarak kabul etmiş ve onunla mücadele edilmesi kararını almıştı. Bugün kuruluşun bu tür bir karar alması mümkün gözükmüyor. Gerçi BM günümüze kadar İsrail ile ilgili kararlar ala gelmiştir. Ancak İsrail bunların hiç birisine uymamış, karar mercii de bunun arkasını aramamıştır. Dolayısıyla İsrail bunları, uyulması gerekli bir karar olarak görmemiştir.
 
Nereden bakarsak bakalım İsrail Ortadoğu’da bir şiddet odağı konumundadır. Filistin kökenli şiddetin sebebi de odur. Evi tepesine yıkılan, toprakları gaspedilen, meyve ağaçları yakılan ve hayvanları öldürülen insanlardan her zaman sağlıklı davranışlar bekleyemeyiz.  Artık bu bir vesile kabul edilmeli, uluslar arası bir girişimle İsrail barış içinde yaşayacak bir ülke olmaya zorlanmalıdır. Bir siyasal paranoyanın gözetim ve denetimi altında işleyen Gazze ambargosu da mutlaka ve acilen kaldırılmalıdır. Çünkü bu ambargo, sadece Gazze’yi yokluğa ve yoksulluğu mahkûm eden insanlık dışı bir uygulama değil, aynı zamanda İsrail’in siyasal paranoyasını besleyen bir uygulamadır.
 
Şüphesiz olayın Türkiye’nin iç işlerine yönelik bir tarafı da vardır. Yani İsrail saldırısının, çözülmeye çalışılan derin yapı ve müttefiklerinin son zamanlarda hükümete vermeye çalıştıkları mesajların bir parçası olduğu söylenebilir. Sistem şeffaflaştırılmaya çalışılırken bu konuda önemli dönemeçlerden birisi olan Anayasa referandumunun sabote edilmesi, adım adım genel seçimlere giden bu süreçte AKP’yi zora sokacak şartların yaratılması istendiği düşünülebilir. CHP’deki, genel geçer bir mantık düzleminde yeterince açıklanamayan Genel başkan değişikliği, PKK saldırılarındaki tırmanış böylesi bir süreç içerisinde anlamlandırılabilir. İsrail’in yardım gemisine saldırısı, bu arada özellikle İskenderun’daki donanma komutanlığındaki bir birime yapılan saldırının İsrail’in hareket zamanlamasıyla örtüşmesi içerdeki sökülmeye çalışılan Ergenekoncu derin yapının uzun zamandır en güçlü müttefiki olan İsrail ile teşriki mesai ihtimalini bile akla getirmektedir. Esasen PKK etiketli terör olaylarındaki gözle görülür artış, organik bütünlüğü bilinen derin yapının çıkışları olduğu söylenebilir. Bu bakımdan yürütmeyi temsil eden hükümet bu aşamada daha dikkatli hareket etmek durumundadır.
 
Muhtemelen beklenen bir kargaşanın yaşanmasıdır. Göründüğü kadarıyla Türkiye krizi iyi idare etmekte, hükümetçe diplomatik yollar kullanılmaktadır. Esasen bir fiili durum söz konusu olmamalı, bu tür konularda sağduyulu hareket edilmelidir. İsrail’in böylesi bir davranışı ise karşılıksız bırakılmamalıdır.
 
Bu arada belirtmeliyiz ki işlenen devlet terörü bütün bir Yahudi cemaatine teşmil edilip Yahudi kimliğini taşıyan herkes suçlu yerine konmamalıdır. Bu Siyonist ulusçu mantığın taraftarlarının oranı hangi düzeyde olursa olsun Yahudi olmak her cinayete ortak olmak demek değildir. Şüphesiz bu tür davranışları onaylamayacak, Yahudi kimliği taşıyan pek çok insan vardır. Esasen ulusçuluk bir toplumda en geniş ideolojilerden birisi olmakla birlikte hiçbir şekilde toplumun genelini kapsamaz. Bu konuda herkes itidalli olmalı, her Yahudi’ye duygusal olarak bir cinayet ortağı gözüyle bakmamalıdır.
 
Karşı olduğumuz şey, insanlık dışı bir ideoloji ve paranoyak bir siyasettir. Yanında olduğumuz şey hak ve hakkaniyet, her nerede ve her kimse mağdur ve mazlum insanlardır. Bu paranoyak siyasetin tipik temsilcisi İsrail devleti, mazlumun belirgin örneği ise Gazze halkıdır. Beklentilerimiz, usulüyle İsrail’e insanlığın ve hakkaniyetin anlatılması, bunun için olayın bir vesile sayılmasıdır. Türkiye’ye düşen ise, dünya kamuoyuna zaten gözlemlemekte olduğu gerçeği çözümleme önerilerinde bulunmaktır. Bu çerçevede, Gazze’ye karşı yürütülmekte olan ve faşist İsrail siyasetine katkıdan başka bir şey sağlamayan abluka en kısa zamanda kaldırılmalıdır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Sivil İtaatsizlik mi, Siyasal Direniş mi? - 29 Mart 2011 Salı 13:10
Güç, İktidar ve Balyoz - 21 Şubat 2011 Pazartesi 09:35
Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor - 05 Şubat 2011 Cumartesi 12:56
Kim Neye Müdahale Ediyor? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:36
Toplumsal Sermaye Tüketimi - 07 Ocak 2011 Cuma 18:17
Kürt Sorununda Gelinen Yer - 25 Aralık 2010 Cumartesi 12:55
Küresel Postmodern Siyaset ve Wikileaks - 09 Aralık 2010 Perşembe 12:32
NATO Sorgulanmalıdır - 22 Kasım 2010 Pazartesi 09:11
Siyasal Sorunlardan Kurbana - 08 Kasım 2010 Pazartesi 12:02
Çağdaş Yaşam Desteklenir mi? - 26 Ekim 2010 Salı 10:00
Başörtüsü (Sorunu) Nasıl Bağlanır? - 11 Ekim 2010 Pazartesi 10:22
Kim, Kimden, Niçin Korkuyor? - 27 Eylül 2010 Pazartesi 10:01
Toplum, Önündeki Barajı Aştı - 14 Eylül 2010 Salı 14:50
Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri - 27 Ağustos 2010 Cuma 18:14
YAŞ Sürecinin Düşündürdükleri - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:03
Bölücülük Sosyal Değil, Bir Politik Tortudur - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:02
Terör, Ordu ve Sınır Birlikleri - 20 Temmuz 2010 Salı 09:57
Vesayetçi Sistemi Aşabilmek - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:02
Ergenekoncu Yapı Atakta - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:15
Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı - 04 Haziran 2010 Cuma 10:33
CHP Değişebilir mi? - 28 Mayıs 2010 Cuma 12:11
“Şerefin Modasının Geçmişliğine Dair” - 19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:08
Şiddet ve Sosyal Anomi - 30 Nisan 2010 Cuma 15:36
MHP, Siyasal Tarihinin Önemli Yanlışına Oynuyor - 16 Nisan 2010 Cuma 11:14
Muhalefet Partileri Neye Muhalefet Ediyor? - 30 Mart 2010 Salı 15:01
Anayasa Değişikliği Üzerine - 22 Mart 2010 Pazartesi 13:59
Yıldönümünde 28 Şubat - 01 Mart 2010 Pazartesi 14:52
Bir Muhalefet Olarak Yargı - 17 Şubat 2010 Çarşamba 17:56


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya