ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Japonya, Çin ve Güney Kore ziyareti sırasında, Kuzey Kore deniz kuvvetlerinin, Güney Kore’nin Cheonan firkateynine saldırması sonucu 46 denizcinin ölümü ile sonuçlanan olayın ardından, Çin’i ikna çabaları sonuçsuz kalmıştı. Güney Kore, ABD ve Japonya’nın desteğiyle meseleyi BM Güvenlik Konseyi’ne götürmeye ve Kuzey Kore’nin saldırısına karşı yaptırım uygulamaya hazırlanmaktadır. ABD dâhil bölge ülkeleri, Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım kararı alabilmek için 28-30 Mayıs’ta Güney Kore’de düzenlenecek Çin, Güney Kore ve Japonya’nın iştirak edeceği liderler zirvesinde Çin’in tutumunun değişim göstermesini beklemiştir. Üç ülkenin liderleri tarafından oluşturulan ‘3. Kuzeydoğu Asya liderler Zirvesi’nin birinci gününde (29 Mayıs) üç ülke arasındaki işbirliği ve geleceğe yönelik gelişim planları ile ekonomik alandaki meseleler müzakere edilmişti. İkinci günde (30 Mayıs) Cheonan firkateyni faciası bağlamında Kuzeydoğu Asya siyasî ilişkilerinin durum tespitleri yapılmıştır. Ancak Çin’in Kuzey Kore’yi kınaması veya sorunları BM Güvenlik Konseyi’ne taşınmasında desteğinin alınmasına dönük beklentiler gerçekleşmemiştir.
Doğu Asya Liderler Zirvesi’nde Kuzey Kore Sorunu
Çin Başbakanı Wen Jiabao, 28 Mayıs’ta Kuzeydoğu Asya Liderler Zirvesi’ne katılmak için Güney Kore başkenti Seul’a vardığında, Cheonan firkateyni faciasının talihsiz bir olay olduğunu ve Güney Kore halkının özellikle kurbanların ailelerinin üzüntülerini anladığını belirtmişti. Başbakan Wen Jiabao, kurbanların ailelerine başsağlığı ve sabır dilemişti. Başbakan Wen Jiabao, Cheonan firkateyni faciasına yönelik Çin’in uluslararası sorumluluğa sahip bir ülke olduğunu dile getirerek, Cheonan firkateyninin batırılmasının ardından Güney Kore ve uluslararası soruşturmanın sonuçlarına önem verdiğini ifade etmişti. Başbakan Wen Jiabao’ya göre, Çin tarafı olayın eğrisi ve doğrusunu araştırarak objektif ve adaletli bir kararı vermesinin ardından görüşünü açıklayacaktır. Çin tarafı her zaman Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarının korunmasını istemiştir ve bunun için çaba göstermiştir, ayrıca Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarını sabote eden her türlü eylemi kınamakta ve karşı çıkmaktadır. Başbakan Wen Jiabao, tarafların sakin davranması ve sükûnet içinde olması için çağrıda bulunmuştu ve gerginliğin tırmanmasının önlemesi ve özellikle çatışmadan kaçınılması gerektiğini belirterek, Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarının korunmasını istemişti. Başbakan Wen Jiaobao’ya göre, taraflar meseleye uzun vadeli yaklaşmalıdır, Altılı Görüşme süreci aktif şekilde ilerletmelidir, Kore Yarımadası’nın nükleer sorununa çözüm getirmelidir ve yarımadanın uzun vadeli istikrarı sağlanmalıdır. Başbakan Wen Jiaobao aynı zamanda Güney Kore Hükümeti’nin Cheonan firkateyni faciası olayına uygun çözüm getireceğine inandığını ve konuyla ilgili olarak, Güney Kore ile sıkı temasta olacağını dile
getirmişti. Başbakanı Wen Jiaobao ayrıca Cheonan firkateyni faciası meselesinde Çin’in hiçbir tarafı korumayacağını beyan
etmişti. Wen Jiaobao’nun bu son ifadesine Çin basında yer verilmemiştir. Güney Kore basınına göre, Üçlü liderler Zirvesi’nin basın bildirinde yer alan, “Japonya ve Çin liderlerinin
Güney Kore ve uluslararası soruşturmanın sonuçlarına ve kamuoyunun tepkisine önem verdiği” ibaresi Güney Kore tarafının ikna etmesiyle Çin Başbakanı Wen Jiabao’ya kabul ettirilmişti. Çin aslında “Kore Yarımadası’nın barışı ve istikrarına önem verilmesi ve çatışmadan kaçınılması” ibaresini ilave etmek istemişti. Buna göre Çin, bölgede işbirliği yapmak için nispeten tavizler vermektedir.
Çin Başbakanı Wen Jiabao’nın yukarıdaki konuşmalarından bazı mesajlar çıkarmak mümkündür: Çin tarafı, Cheonan firkateyni faciasının yaşandığını tanımakta ve olayın Kore Yarımadası’nın barışı ve istikrarını bozduğu için faili kim olsa olsun kınayacağını ve karşı çıkacağını belirtmektedir. Ancak Çin tarafı henüz meselenin iç yüzünü öğrenemeden tarafların sükûnet halinde olmasını sağlamalı ve gerginliğin tırmanmasını önlemelidir. Çin tarafı, Cheonan firkateyni faciasını Kuzey Kore nükleer meselesi ile ayrı tutmaktadır ve iki Kore arasındaki gerginliklerin dönemsel bir sorun olduğuna işaret etmektedir. Yani Cheonan firkateyni faciasının faili bulunduğunda Çin tarafı da tutumunu belirleyecektir.
30 Mayıs’ta Üçlü Liderler Zirvesi’nin kapanış konuşmasında Çin Başbakanı Wen Jiabao, daha çok bölgenin istikrarının önemini vurgulamıştı ve istikrar olmadan işbirliği olmayacağının altını
çizmişti. Başbakan Wen Jiabao aynı zamanda bölgede işbirliğini arttırmak için; 1. İşbirliği mekanizmasının ve çerçevesinin oluşturulması için tarafların teşvik edilmesi; 2. Sürdürülebilir kalkınma için işbirliği yapılması, 3. Sosyal ve kültürel ilişkilerin desteklemesinin önemini
belirtmişti. Böylece söz konusu zirvenin hedefi, ekonomik işbirliği ve entegrasyonu ile Kuzeydoğu Asya’nın barış ve istikrarının sağlanması ve nihayet Doğu Asya’nın entegrasyonun tesis
edilmesidir.
Japonya Başbakanı Yukio Hatoyama, 29 Mayıs’taki Üçlü Zirve’nin başında söz alarak, Cheonan firkateyni saldırısında ölen Güney Koreli denizciler için ilgili kişileri saygı duruşuna davet etmişti. Ayrıca ölen denizcilerin yakınlarına taziyesini bildirmişti. Çin Başbakanı Wen Jiabao da bu merasime iştirak etmişti. Japonya Başbakanı Hatoyama’nın 30 Mayıs’taki konuşmasında, “eğer Japonya da Cheonan firkateynine benzer bir saldırıya uğrasaydı, derhal kendini savunmak için eyleme geçebilirdi” ifadesini kullanmıştı. Başbakan Hatoyama, Japonya’nın Kuzey Kore’ye yönelik tek taraflı yaptırıma geçtiğini ve Kuzey Kore’nin askerî meydan okumasını kabul edilemez olarak nitelemişti. Başbakan Hatoyama, ‘bölgenin barış ve istikrarının korunması için Cheonan firkateyni saldırı olayının mutlaka BM Güvenlik Konseyi’ne götürülmesi ve Kuzey Kore’ye tekrar yanlış mesaj verilmemesi gerektiğini’ söylemişti. Japonya, bu konuda uluslararası işbirliğine liderlik edebileceğini de beyan
etmişti. Aynı zamanda Başbakan Hatoyama, Kuzey Kore’nin pişmanlık duyduğunu bildirmesi ve samimi biçimde özür dilemesi gerektiğini, bunu yapmadığı takdirde altılı görüşmelerin başlatılmaması fikrini ortaya
koymuştu. Japonya’nın Cheonan firkateyni saldırı olayındaki aktif girişimiyle, Kuzey Kore’nin kendisi için en büyük tehdit olmasından başka, ABD ile Çin’in etkisinde olan Kuzeydoğu Asya’da hâlâ bir güç olarak var olduğunu göstermeye çalıştığı açıktır.
Güney Kore tarafı, üçlü zirvede Pekin’in açıkça müttefiki olan Pyongyang’ı kınamasına umut bağlamamakla birlikte, bu görüşmede Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde Kuzey Kore’ye yönelik sert kınama kararına ret oyu kullanmamasını arzu
ediyordu. Üçlü zirveye iştirak eden Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, ‘yaşanan Cheonan firkateyni faciası sonrası, doğru ve gerekli prosedüre göre sürecin gelişmesini ve bu olay bağlamında Japonya ile Çin liderlerinin Güney Kore’nin düşüncelerini temelden paylaşacağını’ dile getirmişti. Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, “iki liderin Güney Kore’yi anlaması ve bu konuda işbirliği yapmasından ötürü teşekkürlerini” beyan etmişti. Güney Kore’nin bu çıkışı aslında Çin’in konuyla ilgili işbirliğini meşrulaştırma çabasıdır ve baskı yapma stratejisidir. Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Japonya ile Çin’in uluslararası topluma karşı sorumluluklarını yerine getirdiğini ve Güney Kore’ye fikirsel alanda destek verdiğini ifade ederek, Çin’in daha önce dile getirdiği ‘uluslararası alanda sorumluluğu bulunan bir devlet olduğu’ ifadesini hatırlatmıştır. Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, aynı zamanda Güney Kore’nin hedefinin Kore Yarımadası’nın barışının sağlanması ve Kuzey Kore’nin dışa açılması olduğunu belirterek, Çin’in bölgesel güvenliğe yönelik endişelerini gidermeye
çalışmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Güney Kore’nin savaştan korkmadığını, fakat savaşa iştirak etmeyeceğini belirterek kendilerinin savaş yapmayı düşünmediğini ifade
etmişti. Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Kuzey Kore’nin suçunu itiraf etmesini ve bundan sonra benzer olayların yaşanmayacağına söz vermesini istemiştir. Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Kuzey Kore’nin doğru yolda ilerlemesi için yaşanan Cheonan firkateyni saldırı olayını aceleyle güncelliğini kaybetmesini istemediğinin altını da
çizmişti.
Güney Koreli yetkililer, Çin’in uluslararası kamuoyu ile birlikte “kan müttefiki” olan Kuzey Kore’ye baskı yapabileceği ihtimalinden şüphelenmektedir; Çin büyük ihtimalle zaman kazanmaya çalışmakta ve uluslararası kamuoyunun tepkilerini ve Kore Yarımadası’ndaki gelişmelere göre karar verebileceğini düşünmektedir. Neticede birçok ülke Kuzey Kore’nin Cheonan firkateyni faciası ile ilişkisi olduğunu kabul ederken, Çin’in tek başına buna hayır demesiyle, birçok zorlukla yüz yüze kalabileceği ihtimali mevcuttur. Güney Koreli bürokratın ifadesinde tasvir ettiği gibi, ‘Çin, ikili tutum sergileyerek aynen Kuzey Kore’ye yönelik kınama ve yaptırımı desteklemekle, uluslararası kamuoyu kürek çekmeye gayret göstermekte, her nedense Çin hiçbir zaman bizzat kürek çekmemeye
çalışmamaktadır.
Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarıyla ilgilenen diğer bir ülke olan ABD, üçlü zirveden önce kendi görüşlerini bildirmişti. Beyaz Saray sözcüsü Philip Crowley, 28 Mayıs’taki basın toplantısında, Cheonan firkateyni saldırı olayı ile ilgili olarak, Çin’in uluslararası toplumun çabalarını desteklemesini ve Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım uygulaması için meselenin BM Güvenlik Konseyi’ne götürmeye hazırlanan Güney Kore’ye destek vereceğini umduğunu
açıklamıştı.
Çin’in Kore Yarımadası Gerginliğinde İzlediği Politika
20 Mayıs’ta Cheonan firkateyni saldırısı ile ilgili uluslararası soruşturma raporu ilan edildikten sonra, Kuzey Kore’nin bu saldırı ile ilişkisi olduğu tespit edilmişti. İki Kore arasında gerginlik yükselmeye başlamış ve Kore Savaşı’ndan, en ciddi askeri krize dönüşmüştü. Güney Kore basını iki Kore arasında yaşanan gerginliği “yeni Soğuk Savaş dönemi” olarak
tanımlamıştır. Her iki Kore savaş hazırlığı yapıldığını beyan etmiş ve bu durum, ABD, Japonya, Çin ve Rusya gibi ilgili ülkeleri endişelendirmişti. Uluslararası kamuoyunda Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım uygulamasını savunan sesler giderek yükselmişti. Ancak Kuzey Kore her fırsatta suçlamayı ret etmiş ve yaptırım uygulamasına karşısında savaş yoluna başvuracağı tehdidinde bulunmuştu. Ancak Üçlü Liderler Zirvesi’nden sonra taraflar, silah gücü ile değil, diplomasi yolu ile çözüm aramaya başlamıştır. Çözümde anahtar konumda olan Çin’in her ifadesi önem kazanmıştır.
Çin Başbakanı Wen Jiaobao’nın Üçlü Zirve’de Cheonan firkateyni faciası meselesinde Çin’in ‘hiçbir tarafı korumayacağı’ ifadesi Çin’in Kuzey Kore’yi korumayacağı ve düşünülen yaptırıma karşı çıkmayacağının sinyali olarak algılanmıştı.
Çin Uluslararası Sorunlar Araştırmalar Enstitüsü (CIIS) uzmanı Jin Linbo, Başbakan Wen Jiabao’nun bu ifadesinin Pekin’in Cheonan firkateyni faciası meselesi üzerindeki tutumunda değişiklik olduğunu ve söz konusu facianın Kuzey Kore ile ilgili olursa, Wen Jiabao’nun ifadesinin Kuzey Kore için büyük baskı oluşacağını ileri sürmektedir. Ancak
Çin Halk Üniversitesi Uluslararası İlişkileri Enstitüsü’nün Prof. Shi Yinhong ise Wen Jiabao’nun ifadesinin sadece zarar görmüş olan Çin-Güney Kore ilişkileri için söylendiğini ve Çin’in tutumunun değiştiğini söylemenin zor olduğunu
belirtmiştir.
Shan-dong Üniversitesi Siyasal ve Kamu Yönetim Fakültesi’nde çalışan Doç. Dr. Yang Guang, Güney Kore’nin Cheonan firkateyni saldırı olayı için kendi başına soruşturma yapması ve sorunu BM Güvenlik Konseyi’ne götürerek müzakereye açmasının aslında Çin’e baskı yapmak için başvurulan bir eylem olduğunu ve Çin-Kuzey Kore ilişkilerini etkilemeye çalıştığını ileri sürmektedir. Yang Guang’a göre, Kore Yarımadası’nda en ufak bir sürtüşme ve çatışma bölgenin güvenliğini tehdit ettiği gibi, Çin’in ekonomik kalkınmasını da etkileyecektir. Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olması ve bölgede nükleer silahlanma yarışını tetiklemesi, Çin’in güvenliğini de tehdit etmektedir. Çin ile ABD kıyaslandığında, ABD bölgesel politikasını daha rahat sürdürebilmekte, bölgenin durumunun yönlendirmesinde daha rahat
davranabilmektedir.
Çin Halk Üniversitesi Uluslararası İlişkileri Enstitüsü Prof. Pang Zhongying, söz konusu Üçlü Zirve’nin esasen ekonomik alanda tarafların görüşleri beyan ettiğini, hassas olan güvenlik meselesi üzerinde durulmadığı ve özellikle Cheonan firkateyni faciası olayı üzerinde sadece görüş alışverişinde bulunulduğunu belirterek, üç tarafın Cheonan firkateyni faciası üzerindeki tutumunda farklılıkların mevcut olduğunu ileri sürmektedir. Pang Zhongyıng’e göre, Başbakan Wen Jiabao, Çin-Güney Kore ekonomik ilişkilerini arttırmak açısından, Cheonan firkateyni faciasının yarattığı ikili gerginlik ilişkilerini
seyreltmiştir.
Çin Halk Üniversitesi Uluslararası Fakültesi’nin öğretim üyesi Cheng Xiaohe, Başbakan Wen Jiabao’nun konuşmalarını değerlendirerek Çin’in Cheonan firkateyni faciasına yönelik politikasını ortaya koymaktadır. Cheng Xiaohe’e göre, Çin’in meseleye temkinli davranmasının nedeni, olayın henüz aydınlanmamasıdır, her iki Kore olaya yönelik farklı iddiada bulunmaktadır; Çin-Kuzey Kore arasında özel ilişkiler vardır ve diğer ilgili ülkeler henüz somut bir eylemi yapmadan önce Çin’in aceleci davranmasının gereği yoktur. Söz konusu olaya yönelik Çin’in üç adımla soruna yaklaştığı belirtilmektedir: 1.
Olayın içyüzünü öğrenmek; 2. Uygulanacak politikayı diğer taraflarla koordine ederek hayata geçirmek ve 3. Tutumunu açıklamaktır. Çin Dışişleri Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Prof. Zhou Yongsheng’e göre, Güney Kore’nin Çin’den beklentileri vardır, ancak Çin, Güney Kore’nin bütün taleplerini yerine getiremeyebilir. Prof. Zhou Yongsheng, Cheonan firkateyni olayının Çin’in dış politikası için bir sınav olduğunu, Çin’in ise uluslararası toplumla karşılıklı koordinasyon içinde hareket etmesi ve uygulanacak politikayla hem uluslararası toplumu karşısına almaması, hem de kolayca Kuzey Kore’yi bırakmaması gerektiğini dile getirmektedir. Yani Çin tarafsız kalmakla birlikte uluslararası topluma yakın durmalıdır.
ABD tarafı da bazı endişelerle birlikte Çin’in olumlu tutum sergilenmesini istemektedir. Doğu Asya bölgesinden sorumlu ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Kurt Campbell, eski Dışişleri Bakanlığı Kuzey Kore politikası koordinatörü Wendy Sherman ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı gibi uzman bürokratlar, BM Güvenlik Konseyi’nde Çin’in İran’a yönelik yaptırıma destek verdiği gibi Kuzey Kore’ye yönelik yaptırıma da destek verebileceğini ileri
sürmektedir.
Uluslararası kamuoyunun Çin’den Kuzey Kore’ye karşı yaptırım kararını desteklemesi ya da Soğuk Savaş’ta olduğu gibi ABD, Japonya ve Güney Kore’ye karşı Kuzey Kore’yi koruması pek reel bir görüş ve rasyonel bir yaklaşım değildir. Çin herhangi bir durumu tercih etmez, çünkü her iki durum Çin’in güvenliğini tehdit eder, ekonomik kalkınmasına zarar verir, en önemlisi Çin’in iç siyasetinin öngörülemezliği ortaya çıkabilir, hatta rejimin kendisi tehdit altına girebilir. Çin’in Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği’ne karşı Kuzey Kore ile müttefiklik ilişkilerini tesis etmesinin nedeni, Çin’in egemenliği ile güvenlik çıkarları olmuştu. Üstelik Kuzey Kore’nin füze tehdidi ve nükleer silah denemesinden dolayı uygulanan yaptırımların hiçbirinden netice almış değildir, bu durumda Çin’in Kuzey Kore politikası da yine Çin’in ulusal çıkarlarına göre değerlendirecektir, yani “çift yollu” politikasını izlemeye devam edecektir.
Çin Politikasının Getireceği Sonuçlar
Güney Kore, Kuzey Kore’nin saldırısına dair delilleri göstermesine rağmen, Çin tarafı yine olayın eğrisi ve doğrusunu araştırarak objektif ve adaletli bir karar vermesinin ardından görüşünü açıklayacağını ifade etmektedir. Bu tür ifadeler Güney Kore kamuoyunu ikna edemediği gibi, Kuzey Kore’nin saldırı olayında üstlenmesi gereken sorumluluğundan kaçındığı yorumlarının yapılmasına yol açmıştır. Güney Kore basını, ‘Çin’in madem bölgenin barış ve istikrarını istiyorsa, bu sözünün içeriğini doldurması ve Çin’in kendisinin uluslararası sorumluluğa bir ülke olduğunu iddia ediyorsa, o halde fiilen sorumluluğunu göstermesi gerektiğini
yazmaktadır. Kendisinin sorumluluğa sahip büyük bir ülke olarak tanıtan Çin’in, uluslararası kamuoyunun talebine cevap vermesini isteyen Güney Kore basında çıkan bazı yazılarda, Çin’in aynı zamanda “Stratejik İşbirliği Ortaklık İlişkileri” olan Güney Kore’nin tutumunu da dikkat alması istenmektedir.
Güney Kore basında yapılan bazı yorumlar, Çin’i hedefe almakta ve Çin’in bölgenin barış ve istikrarını istiyorsa, bu sözünün içeriğini doldurmasının lazım olduğunu ve Çin’in kendisini uluslararası sorumluluğa sahip bir ülke olduğunu iddia ediyorsa da, o halde fiilen sorumluluğunu göstermesi ve uluslararası kamuoyuna cevap verilmesi gerektiğini ileri
sürmektedirler.
Yükselmekte olan Çin’in Cheonan firkateyni faciasından dolayı Kuzey Kore’ye uygulanacak politikası, onun sorumluluğa sahip büyük ülke statüsünün ve bölgedeki liderlik konumunun mihenk taşı olacaktır. Diğer bölgedeki ülkeleri ikna edemediği takdirde yükselmekte olan Çin’in bölgedeki etkisinin ve belirleyici konumunun aşınabileceği gibi bölge ülkelerinin güveni ve olumlu imajını da zedelenebilir.
Güney Kore toplumunda yükselen bir Çin’in tehdit olmadığına inananlar olmasına rağmen, çoğu, Çin’in ileride Güney Kore’nin dostu olmayacağı kanaatindedir. Tarihte Çin’in, Kore’yi “yeryüzü sistemine” (Universal Empire System) dâhil etmesi ve yaşanmış yönetim-itaat etme ilişkileri Güney Kore toplumunda olumsuz bir imaj bırakmıştır. Çin’in Kore Savaşı’nda Kuzey Kore yanında savaşması; Güney Kore’nin kendi güvenlik politikasını ABD ile sağlanması ve aralarında stratejik müttefik ilişkilerinin kurulmasına sebep
oluşmuştur.
Çin, Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarını istemektedir. Aslında ABD dâhil bölge ülkeleri Kore Yarımadası’nın barış ve istikrarını istemektedir, ancak her ülke farklı açıdan meseleye yaklaşmaktadır. Adada barış ve istikrarın sağlanmasının bir formülü ise iki Kore’nin bütünleşmesidir. Her iki Kore’nin bütünleşme politikası vardır, meselenin özü ise Kuzey Kore’nin Güney Kore’yi mi yoksa Güney Kore’nin Kuzey Kore’yi birleştireceğidir. Doğu Asya Üçlü Zirvesi’nde söz konusu meseleye de değinilmiştir. Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak, Cheonan firkateyni faciası ile ilgili olarak, Kuzeydoğu Asya’nın güvenliğine değinmiş, Güney Kore’nin hedefinin Kore Yarımadası’nın barışı, Kuzey Kore’nin dışa açılması ile ortak refaha kavuşması ve bu süreç içinde birleşmeyi gerçekleştirmesi olarak düşüncesini açıklamıştı. Japonya Başbakanı Yukio Hatoyama’ya göre, bir milletin 60 yıldır ikiye bölünmesi gerçekten talihsiz bir durumdur, Kore Yarımadası’nın bir an önce barışçı birleşmesi için gerekli destekler verilecektir. Ancak bu hedefe ulaşabilmek için önce Kuzey Kore nükleer çalışmalarını bırakmalıdır. Çin Başbakanı Wen Jiabao ise, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak’in Kore Yarımadası’nda barış ve refah bölgesinin inşası ve barışçı birleştirme arzusuna tam destek vereceğini ifade
etmiştir. Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak’in ifadesinde, Seul merkezli iki Kore bütünleşmesi söz konusudur, ancak Çin Başbakanı Wen Jiabao sadece adada “barış ve refah” sözünü desteklemektedir. Hâlbuki Seul merkezli bütünleşme sonrası ABD yanlısı, en azından güvenlik alanında ABD ile işbirliği ve ekonomik alanda Çin ile işbirliği yapan bütünleşmiş bir Kore devleti, Çin’in güvenlik ve jeopolitik çıkarlarına uymamaktadır. Aksi halde Pekin mevcut iki Kore düzenini desteklemezdi. Uzun vadede Seul merkezli iki Kore’nin bütünleşmesinin ihtimali yüksektir, bütünleşen bir Kore devleti uluslararası sorumluluğundan dolayı yükselmekte olan Çin ile iyi komşuluk ilişkilerini kurmak zorundadır, yani Çin merkezli Uzakdoğu kültürünü paylaşan Kore devleti, Çin’e tehdit oluşturmayabilir. Ancak Pekin’in zihniyetinde böyle bir düşüncenin olup olmadığı bilinmemektedir. Bilinen şu ki, Çin’in mevcut Kore Yarımadası politikasının, mevcut iki Kore durumunu kabul etmek ve aralarında çatışmanın çıkmamasını sağlamak olduğu açıktır. Bu durum Çin’in çıkarlarına uygun olarak
yorumlanmaktadır. Fakat Çin’in bu politikası doğal olarak Çin-Tayvan bütünleşme probleminin sorgulamasına yol açmaktadır.
Kuzey Kore’nin kara kuvvetleri sayısal olarak Güney Kore’den fazladır, ancak silah ve teknoloji açısından hava ve deniz kuvvetleri Güney Kore’nin çok gerisindedir; üstelik Güney Kore’ye yardım edecek ABD’nin Asya-Pasifik kuvvetleri olan 7. Filosu vardır. Savaşı başarmak, ekonomik güce dayanmaktadır, savaşın uzaması ile durumun Kuzey Kore’nin aleyhine döneceği açıktır. Kuzey Kore’nin karşı koyabilecek tek gücü ise nükleer silahıdır. Ancak nükleer savaşın bir felaket yaratmasıyla birlikte, en önemlisi “ikinci vuruş kapasitesine”(second-strike capability) dayandırmasıdır ve Kuzey Kore’nin, karşındaki güçlere karşı başarısız kalacağından şüphe yoktur. Yani savaş seçeneği, Kuzey Kore’yi yok edebilir ve neticede Güney Kore’nin himayesinde Kore Yarımadası bütünleşecektir. Bu süreçte Çin’in de, 1950’li yılların başında yaşanan Kore Savaşı’nda olduğu gibi söz konusu iki Kore arasındaki savaşa iştirak etmesi düşünülemez, aksi halde Çin’in son 30 yıldaki ekonomik ve askerî kazanımı yok olacaktır ve en önemli; Çin hâkimiyeti yıkılabilir ve Tibet, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan bağımsızlığına kavuşması gibi sonuçlar doğabilir.
Çin, Cheonan firkateyni faciası hakkında henüz araştırma safhasında olduğunu ileri sürmektedir. 1 Haziran’da Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ma Chaoxu, Cheonan firkateyni saldırısının çok karışık bir mesele olduğunu ve Çin tarafının henüz birinci el bilgilere sahip olmadığını belirterek, bulunan bilgilerin hâlâ dikkatli ve ciddi incelendiğini ve değerlendirilmekte olduğunu ifade etmiştir. Sözcü Ma Chaoxu, Çin’in taraflarla iletişim halinde olduğunu ve iletişim kanallarının açık olduğunu
belirtmiştir. Ancak Güney Kore’ye soruşturma ekibinin gönderilmesine de ihtiyaç duymadığı gibi Güney Kore’nin Çin soruşturma ekibini davet etmesine de yanıt vermemişti. Çin gerçekten uluslararası kamuoyunun bilmediği bilgilere sahip olabilir, fakat Çin’in söz konusu bilgilere sahip olmadığı halde, Kuzey Kore’nin aniden Güney Kore’ye karşı savaş açtığı zaman Çin tarafı müttefik anlaşması gereğiyle Güney Kore’ye karşı savaş açması gerekmektedir. Bu durum Çin’in daha çok tehlikeye atılmış olduğu anlamına gelmektedir. Nitekim Çin’in 1958 yılında Tayvan’a yönelik top saldırısının Moskova’yı kızdırması benzer durum teşkil etmektedir; çünkü Sovyetler Birliği’nin müttefiklik anlaşması gereğince, Tayvan ile müttefiklik ilişkisi olan ABD ile savaşması zorunlu olacaktı. Gerçi şu anda bir savaş çıkacağına dair bir öngörü yoktu, Güney Kore tarafı da iki Kore arasında bir savaş çıkacağı ihtimalinin düşük olduğu ancak küçük çapta çatışmalar yaşanacağı
kanaatindedir. Fakat iki Kore arasında yaşanacak gerilimler her zaman Çin’in bölgedeki çıkarlarını etkilemektedir. Üstelik mesele BM Güvenlik Konseyi’ne götürüldüğünde Çin’in artık bu mesele üzerindeki etkisi azalacaktır.
Cheonan firkateyni faciası Çin’i ikilemli içinde bir konumda bırakmıştır: Çin bir yandan sorumlu büyük ülke imajını yaratmaya çalışırken, diğer yandan müdahalelerin mevcut durumu daha da zorlaştıracağını ve kendi bölgesel çıkarlarına zarar vereceğini düşünmektedir. Duruma yönelik tutumu, Kore Yarımadası’ndaki gerginlik düzeyini düşürülmesine odaklanmıştır. Bu da, Çin’in meseleye stratejik baktığını göstermektedir, yani İran nükleer sorununda olduğu gibi ikili politika uygulamaktadır. Ancak Güney Kore, Japonya hatta ABD Kuzey Kore’nin çıkışlarından rahatsız olmaya ve sabırsızlanmaya başlamıştır. Bu ülkeler, Çin’in bu tür politikasının yalnızca Çin’in lehine olduğu ve kendilerinin bölgedeki çıkarlarına zarar verdiği düşüncesindedirler. Fakat Çin olmadan sorunun olumlu neticeye varmasının zor olduğunu da hesaba katmaktadırlar. Böylesi bir durum, Çin dışındaki ilgili devletlerin başka bir yol izlemesine sebep olacaktır, aynen 1971’de Sovyetler Birliği’nin baskısı nedeniyle Çin’in kendi düşmanı olan ABD ile birlikte Sovyetlere karşı stratejik müttefik ilişkileri oluşturması gibi.
ABD dâhil bölge ülkeleri Kuzey Kore’nin yarattığı güvenlik tehdidinden rahatsızdır, üstelik Kore Savaşı sadece ateşkes ile sonuçlanmış ve teorik olarak savaş devam ettiği için, her an yeni bir savaşın çıkabileceği endişesi içindedirler. Bölge ülkeleri güvenliklerini korumak için silah güçlerini arttırmakta ve ABD ile olan güvenlik işbirliğinin içeriğinin doldurulması için çalışmaktadır. Japonya ve Güney Kore nükleer silah üretme kapasitesine sahip iki ülkedir ancak nükleer silaha karşıdırlar, Japonya ise anayasasının 9. maddesinden dolayı, dışa savaş açma hakkı yoktur. Kuzey Kore sorununa karşı bu engeller kalkabilir ve böylece Çin’in Rusya, Kuzey Kore, Güney Kore, Japonya, Hindistan ve Pakistan gibi nükleer güçler tarafından kuşatılmış bir stratejik güvenlik durumu ortaya çıkabilir.
Son zamanlarda Çin-Japonya arasında yaşanan gerginlikler iki ülke arasında güvensizlikler meydana getirmektedir. Nisan ayında Çin Deniz Kuvvetleri donanması ve 3 Mayıs’ta Çin’in keşif gemisinin Japonya’nın iddia ettiği münhasır ekonomik bölgeye girmesi sonrası iki taraf arasında sürtüşmeler yaşanmıştı. Japonya-Çin arasında toprak iddiası nedeniyle yaşanan problemler, Vietnam dâhil diğer Güneydoğu Asya ülkeleriyle de yaşanmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti 1949’da kurulduktan sonra toprak iddiası nedeniyle üç kez savaş çıkmış ve 1962’da Hindistan, 1969’da Sovyetler ve 1979 Vietnam ile savaşmıştı. Yükselmekte olan Çin, bölgesel sorunlara karşı sürdürdüğü politikası kendisinin siyasî ve güvenlik çıkarlarını ilgilendirdiği gibi, Kore Yarımadası sorunu üzerinde sürdürdüğü politikasında, Japonya ile Güney Kore’nin çıkarlarını da düşünmek zorundadır. Aksi halde bu ülkeler kendi çıkarlarını korumak için başka bir yolu tercih etmenin ihtimali vardır.
Kore Yarımadası’ndaki gerginlik aynı zamanda dünyanın ikinci ekonomik gücü olan Japonya ve üçüncüsü olan Çin’in ekonomisine zarar verebilir. Bölgede Japonya, Çin ve Güney Kore ile birlikte üretim değerinin % 20’sini oluşturmaktadır; Özellikle 50 milyon nüfuslu Güney Kore’nin ekonomik gücü 1.1 milyar nüfuslu Hindistan ile eşit durumdadır ve bölgede Çin ve Japonya’dan sonra giderek yükselen bir güçtür. Kore Yarımadası’nda yaşanacak çatışmalar ve savaşlar küresel ekonomiyi de etkileyebilecektir. Nitekim iki Kore arasında yaşanan son gerginlik dünya borsasını geçici olarak düşürmeye yetmişti. Bu durumda Çin açısından daha kötü durumlar yaşanabilir ve yükselmekte olan dünya ekonomik gücü, Kore Yarımadası’ndaki çatışma ve savaştan dolayı 30 yıllık kazanımını kaybedebilir.
Jeopolitik alanda Çin’in mevcut politikası ABD’nin çıkarına uygundur. ABD-Japonya arasında yaşanan ‘Okinawa Adası’ndaki üssün taşınması sorunu’ yıllarca sürmüştür. Amerikan Deniz Piyade Hava Üssü’nün Futenma’dan, adanın daha uygun olan Henoko bölgesine taşınması konusunda ön anlaşmaya varan Japonya, son Kuzey Kore krizinden sonra ABD üssünün kalmasını kabul etmiştir. Bu da Japonya’nın ABD ile olan müttefik ilişkilerini daha da arttıracağı anlamına
gelmektedir. Okinawa Adası’ndaki ABD askerî üssünün kaldırılması sözü, Başbakanı Yukio Hatoyama’nın seçim sloganı idi, ancak Eylül 2009’dan bu yana verdiği sözü gerçekleştiremedi ve son günlerde Başbakan Hatoyama’ya olan desteğin hızla düşmesine yol açtı. Yani Kore Yarımadası’ndaki gerginlikler, ABD’nin askerî gücünün bölgede konuşlandırılması ve etki yaratmasına sebep olmaktadır. Kuzey Kore basını da olayı bu yönden değerlendirmektedir. Kuzey Kore’ye göre, ABD’nin Cheonan firkateyni saldırı olayının suçlusunu Kuzey Kore olarak göstermesi, onun Japonya’daki askerî üssünün devamlı kalmasına bahane araması ve Çin’in zor duruma bırakması olarak görülmektedir. Ayrıca Obama Hükümeti, bu olaydan istifade ederek ara seçimi kazanmayı hedeflenmiştir. Kuzey Kore basınına göre, ABD Okinawa’daki kuvvetlerinin kalması için Japonya’yı tehdit etmektedir ve Japonya’nın “stratejik sabır” (strategic patience) göstermesini istemiştir. ABD bu şekilde Japonya ile Güney Kore’yi kendisini takip etmeye mecbur
etmektedir.
Güney Koreli uzman Kim Dae-jung’a göre, Kore Yarımadası ile ilgili mevcut durum devam ederse, Kuzey Kore’nin meydan okuması sonucunda Güney Kore-ABD arasındaki ilişkiler daha da sağlamlaşacaktır. Hatta ABD ordusu duruma göre etki alanını Çin’in kapısına kadar uzatabilir. Güney Kore-ABD arasında gerçekleştirilen ortak askeri anti-denizaltı tatbikatı bunun bir örneğidir. Ayrıca Japonya da, yarımadadaki gerginliğin artması ile askerî gücünü genişletmeye çalışacaktır ve Çin, bu gelişmeleri görmek
istemez. Çinli uzman Pang Zhongying da Kore Yarımadası’ndaki gerginliğin, ABD üssünün Japonya’da kalmasını sağladığını ve Japonya iç siyasetini de etkilediğini ifade etmektedir. Pang Zhongying’e göre, ABD Kuzeydoğu Asya’daki siyasî oyundan kârlı çıkmıştır, yani bölgedeki bir dizi gelişmenin, Güney Kore’nin ABD yanlısı olan Lee Myung-bak hükümetinin güvenlik-savunması alanında ABD’ye daha da önem vermesine sebep olmuş ve ABD ile eşit konuma gelmeye çalışan Japonya’nın da geriye dönüp ABD ile sıkı ilişki kurmaya çalışmasına yol açmıştır. Böylece Obama Hükümeti başarılı bir şekilde ABD’nin Kuzeydoğu Asya’daki askerî müttefiklik ilişkilerini sağlamlaştırmıştır. Pang Zhongying’e göre, ABD sadece Cheonan firkateyni saldırı vakası nedeniyle kendisinin Kuzeydoğu Asya’daki mevcudiyetini sağlamlaştırmakla kalmamış, aynı zamanda bu olaydan ABD-Çin ilişkilerini de test etmeye fırsat
bulmuştur.