Türkiye Değişimini sürdürüyor. Netameli ve kaotik bir ortamda geçen 28 Şubat sürecinden sonra 2000 yılından itibaren ülkemiz giderek daha çok farkedilen, bütün kurumları derinden etkileyen demokratik bir değişim sürecine girdi. ‘Beyaz devrim’, ‘sivil darbe’, ‘28 Şubat’ın intikamı’, ‘kurumlar arası çatışma’, ‘kansız bir iç savaş’ gibi nitelendirmelerle tanımlamaya çalışılan bu süreç aslında Türkiye’nin demokratik değişimidir. Bu değişim bazen aşağıdan yukarıya bazen de yukarıdan aşağıya bir görüntü verse de aslında bu ‘devlet merkezli’ yani ‘devletten halka doğru’ bir değişim dinamiğidir. Elbette halkın kabul edemeyeceği bir değişimi ona demokrasi içinde kabul ettirebilmek çok zordur. Halkın hazır olmadığı, desteklemediği bir değişimin başarı şansı da yoktur.
2000 yılından itibaren halk, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa, sistemik kaosa karşı tepkili bir tavır gösterince 2002 seçimlerinde siyaset tablosu bütünüyle yenilendi. STK’lar, iş ve işveren dünyası, üniversiteler ve basın-medyada çeşitlilik artarak alternatif görüş ve kurumlar giderek güç kazandı. Türk Dış Politikası’nda (TDP) yeni açılımlar, Cumhurbaşkanlığının değişmesi ve artık halkoyuyla seçilecek olması, demokratik açılımlar (Kürt, Alevi, Roman v.d. açılım çabaları), AB uyum yasalarının yanısıra demokratikleşme yolunda atılan adımlar, kısmi de olsa Anayasa değişikliği paketinin TBMM’den geçmesi çabalarına karşın, ordu ve yargı kurumlarının değişim sürecine ayak uydurmada zorlandıklarını görüyoruz.
Devam eden Ergenekon davaları ve Balyoz, Kafes gibi darbe hazırlık dava ve soruşturmaları da Türkiye’nin değişiminin bir başka yüzünü yansıtıyor. Türkiye bürokratik vesayet rejimini sorguluyor. Adı demokrasi de olsa her on yılda bir yapılan darbelerle; askeri darbe dönemi, darbe sonrası dönem, iki darbe arasındaki dönem olarak nitelendirilen darbeli demokrasi maceramız ve darbe anayasalarının hükümran olduğu, darbe düzenlerinin yarattığı konjonktürel ve reaksiyoner devlet kurumlarının darbe statükolarını korumaktan başka bir işlevlerinin olmadığını yaşanılan süreçte halkımız çok daha iyi anlamış olmalıdır. İşte bu sistem değişiyor. Devletin bütün kurumlarını etkileyen, Türkiye’yi dönüştürmeye zorlayan değişim bu. Siyaset kurumlarımızda bu değişime cevap vermek, tepki vermek, tavır koymak durumundalar. Geçtiğimiz ay CHP’de yaşananlar da bunun en yakın örneğidir.
CHP’de Değişim!
Türkiye’de o kadar çok şey değişti ve değişiyor ki... CHP değişimlere hep direndi ve karşı çıktı. Sürekli statükoyu savundu. Değişim dinamiğinin halkın beklenti ve taleplerine, zamanın ruhuna ve ihtiyaçlarına uygunluğundan kaynaklanan doğal gücü; önüne çıkan her engeli ezip geçiyor. Değişim dalgasına uyum sağlayamayan bütün kurumların bunun altında kalması ve ezilmesi kaçınılmaz bir sondur. İşte CHP’nin buradaki durumu gerçekten hazin. CHP değişmiyor aslında CHP’yi değişim çarpıyor. Sadece genel başkanı değişti. Bu da çakma bir değişim. Çünkü değişimin gerekçesi çirkin bir tezgâh. O olay internete düşmese CHP’nin genel başkan falan değiştireceği yok.
Esasında CHP şok geçiriyor, psikolojik-siyasi bir travma yaşıyor. Ani kararlarla, aceleci çözümlerle fevri olarak yaptıklarını değişim zannediyor. Ya da değişim diye satmaya ve süreçten zararlarını azaltmaya çabalıyor. Candaş-yoldaş medyanın veya etkili çevrelerin yönlendirmesiyle CHP ne doğal değişimini yönetebiliyor ne de içine düştüğü krize sağlıklı çözümler üretebiliyor. Kamplaşan parti içinden süreci tetikleyenler bile şu an istediklerini yapamadılar. Onlar Kılıçdaroğlu’nu değil bu dönemde bir abi/abla formülü ile esas genel başkana gidilecek kurultaya ulaşmak istediler. Ancak, şartlar üzerinde acele konsensüs sağlanacak abi/abla çıkartılamayınca Kılıçdaroğlu Gandi çıktı sahneye. Tıpkı son yerel seçimlerde İstanbul Belediye Başkanlığına aday gösterilmesi gibi oldu. Kılıçdaroğlu’nu yolsuzluk dosyaları üzerine tartışma ve düello için karşılarına alan Melih Gökçek ve Mir Dengir Fırat ile bir kısım medya büyüttü. İstanbul başarısı öncelikle karşısındaki AK Parti adayı Kadir Topbaş’a bağlıdır. CHP’nin zihniyetinde, programında, söylemlerinde ve yeni vitrininde hemen hiçbir değişiklik yok. Eskimiş, son kullanma tarihi geçmiş fikirlerini ve statükocu kimliklerini yeni makyaj ve pazarlama hileleri ile yedirmek istiyor. Çok hevesli bir kısım medyada buna canhıraş destek oluyor. İçlerinden çıkarabildikleri yeni yüz yani yeni maskeleri Dersimli, Kürt kökenli ve Alevi özellikleriyle (Bu sıfatların hiç birisi olumsuzluk sayılamaz) bilinen Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
CHP statükonun siyasi karargâhı, sistemin-devletin partisi. Türkiye’yi taşıyamayan, 80 yıldır halkına refah, huzur ve özgürlük, demokrasi getiremeyen bir siyasi programın yeniden tahammül edilebilmesi için halka rüşvet kabilinden sunulan şeyler değişim olamaz, samimi de olamaz. Kılıçdaroğlu’nda bile samimi değiller. O konjonktürel genel başkan. Yani Gandi geçiş dönemi figürü.
Gandi Gidecek mi? Neden?
Evet Gidecek. 3-5 ay sonra olağanüstü bir kurultayla… yerine derin CHP’nin hazırladıkları adaylar Süheyl Batum veya Gürsel Tekin gelebilir. Neden mi? Çünkü asıl amaç Kılıçdaroğlu’nu getirmek değil değişime karşı mücadelede başarısız olduğunu düşündükleri Deniz Baykal’ın tasfiye edilmesiydi. İlk etapta bunu başardılar. Kılıçdaroğlu’nun herkesçe bilinen sıfatlarıyla şimdiye kadar bir CHP genel başkanı olamamıştır. Onu ve söylemlerini CHP kaldıramaz. O da statükonun beklentilerini karşılayamaz. Batman’da ‘Genel Af’ dedi Ankara’da çark etti. Tunceli’de, “Onur Öymen gereğini yapsın” dedi Ankara’da unuttu ve yuttu. Üç ayrı günde 3 kez aday değilim dedi. Önder Sav elini tutunca aday oluverdi.
Gandi Kemal’in ayrıca vizyonu yok ve karizmatik bir kişilik de değil. Önder Sav gibilerinin ve derin CHP’nin güdümünde kalır. Nasıl geldiyse öyle de gider sanıyorum. Onun ağzından kaçıracağı değişim talepleri CHP’nin genleriyle uyuşmaz. Bu analizler ışığında Kılıçdaroğlu’nun gidici olduğunu ve CHP’nin genel seçimlere büyük olasılıkla yeni bir genel başkanla gideceğini söyleyebiliriz. Birileri CHP’nin dizaynını yapmakta acele etti. Başkaları yapmadan biz yapalım istediler. Evdeki hesap çarşıya uymayınca yani hesaplar şaşınca Gandi Kemal can simidi oldu. Ancak Türkiye’nin değişimi bütün kurumlarımızı olduğu gibi siyaset kurumunu da, bunun içinde önemli bir aktör olan CHP’yi de değiştirecektir. Bu ülkenin ve dünyanın gerçekleriyle uyumlu doğal süreç belki CHP’yi halkın partisi haline getirebilir. Eğer buna fırsat verilmezse CHP’yi sadece siyasi tarihin konusu olarak kitaplardaki yerini almaktan başka bir son beklemiyor.