İsrail’in Gazze’ye insan yardım götüren Özgürlük konvoyuna saldırısı İran nükleer programı ve ambargo tartışmaları, Filistin kuşatması, başarısız olan Ortadoğu barış görüşmeleri, Kore’de gerginlik ve küresel ekonomik kriz ile boğuşan dünyada dengeleri değiştirecek potansiyele sahiptir. Peki bu süreçten kim kazançlı çıkar?
En önce bu işten zararlı çıkanı açıklayalım: İsrail ve radikal hükümeti. İsrail hem Türkiye’ye hem de dünyanın her tarafından gelen eylemcilere ve dolayısıyla da bütün dünyaya güç gösterisinden bulunmak ve ders vermek istemiştir. Saldırıyı uluslararası sularda yapması da bunda ciddi olduğunu göstermek içindi. Gittikçe radikalleşen ve radikalleştikçe Filistinlilere karşı daha da saldırganlaşan İsrail Hükümeti’nin bu acımasız ve pervasız tutumu ilk kez dünya kamuoyunda bu kadar net bir şekilde görülüyor. CNN ve BBC gibi batı kaynaklarına konuşan İsrail dostları ve hatta bazı İsrail gazeteleri bile konvoya yapılan askeri operasyonda eylemcilerin öldürülmesinin çok yanlış olduğunu kabul ediyorlar.
Amerikan Hükümeti bile İsrail’e zarar gelmesin diye uğraşırken bir yandan da onu savunamayacağı bir duruma sokuldu. İsrail’in hemen her gün terörist diyerek öldürdüklerinin bazılarının masum siviller olduğu artık dünya kamuoyunun gözü önüne serilmiş oldu. Saldırının uluslar arası sularda yapılması da İsrail’in kendini kanunların üstüne gördüğü yönünde net bir algı da oluştu. Bu kanunsuzluğun ve saldırganlığın dünya ve Türkiye tarafından unutulmaya bırakılması pek mümkün değil. Çünkü birçok hukuki, siyasi, diplomatik ve hatta ekonomik boyutu var.
Diğer kaybeden Arap dünyasında milli bir dava olarak görülmeye devam eden ve giderek daha vahim hale gelen Filistin meselesine duyarsız kalan Arap rejimleridir. Tabii hepsi değil, Suriye, Katar ve Cezayir gibi ülkelerin liderleri Türkiye’ye net destek çıktılar. Hatta Katar Emiri Türkiye’ye gelerek net desteğini gösterdi. Ama demokratik olmadığı ölçüde halklarından da kopuk ve ABD ve İsrail’den çekinen yönetimlerin sesi çok gür çıkmadı. El-Jezire başta olmak üzere Arap medyası pasif Arap yöneticilerini ciddi biçimde eleştirdi. Bu da Arap rejimlerinin konumlarının daha da zayıflaması anlamına geliyor. Ama harekete geçip özellikle Gazze ambargosunun kaldırılmasına destek vererek, durumu lehlerine de çevirme fırsatları da henüz var.
Bu krizden kazançlı çıkanlar kimlerdir? Krizin net kazananı Filistin ve Gazze olmuştur. Gemiler durduruldu ama ilk kez ambargonun haksızlığı dünya kamuoyunun dikkatine bu kadar net getirebildi ve İsrail’e ambargoyu kaldırması konusunda baskılar arttı. İsrail ve Amerikan baskısı yüzünden ve Hamas’ın güçlenmesini istemediği için Refah kapısını tam açmayan Mısır Hükümeti de zor durumda kalarak kapıyı geçici olarak da olsa açmak zorunda kalmıştır. Arap Birliği toplantısında alınan karar ile Gazze ambargosunun kaldırılması için alınan karardan sonra bir daha kapatılması da artık çok zor görünüyor.
Kısmi zararlar ve riskler olmakla birlikte genel olarak Türkiye’nin özelde ise AK Parti’nin bu krizden kazançlı çıkacağını söylemek mümkündür. Dış politikada Türkiye uluslar arası camianın isteyip de yapamadığını yaptığı için büyük takdir toplamıştır. Özellikle bu takdir İslam ve Arap dünyasında daha yüksektir. Ayrıca, vatandaşları haksız yere ve uluslar arası sularda saldırıya uğradığı için de mağdur olduğu için de sempati toplamıştır.
Bu süreç iç politikada biraz riskler taşısa da genel olarak AK Parti’ye yaramıştır. Esir alınan vatandaşlarının İsrail’de tutulmasına karşı taviz vermeyerek de getirilmesinin sağlanması vatandaşlarına sahip çıkan bir Hükümet görüntüsü çizmiştir. Ayrıca, Kılıçdaroğlu rüzgarı ve gündemdeki ağırlığı da ikinci plana düşmüştür. Böyle milli bir meselede, kamuoyunun Hükümet’in yanında yer alması doğaldır. Bu tip krizler bir yandan ülkede birlik ve beraberlik duygusu yaratırken, Hükümet’e de gündemi belirleme imkanı verir. Bu olayı iyi yönetip ikinci bir Davos havası oluşturması da yine kendi elindedir. Burada İsrail’in tutumu ve ABD’nin Türkiye’ye anlayış gösterip yardımcı olması Türkiye’nin başarısı veya başarısızlığında etkili olacaktır.
Bu sürecin riskleri ve sakıncalı boyutları da vardır. İsrail ile ekonomik ilişkiler biraz bozulabilir ama bu çok ciddi bir durum oluşturacak görünmüyor. Ayrıca, Batı’da artmaya başlayan Türkiye’nin AK Parti ile radikalizme ve İran’ın safına kaydığı yönünde propagandalar artabilir. Özellikle ABD’de Daniel Pipes ve Michael Rubin Siyonist Ortadoğu uzmanları bir süredir AK Parti’yi radikal ve Batı karşıtı gibi göstermeye çalışıyorlardı. Bu tür seslerin Amerika’da biraz daha artması ve Avrupa’ya da yayılma riski var. Ermeni meselesi ve Kıbrıs gibi konularda da olumsuzluklar karşımıza çıkabilir. Ama Türkiye’nin de kendisini dünya kamuoyuna doğru anlatma imkanı vardır. Bu krizde Davos’tan farklı olarak, bazı diplomatlarda ve yazarlarda görülen İsrail’den fazla çekinme psikolojisi yerine kendine güvene bırakmıştır
Bekleneceği gibi, İsrail ile yaşanan kriz kolay bir süreç olmayacaktır ve çeşitli riskler barındırmaktadır. Türkiye’nin en önemli kozu haklı ve aynı zamanda mağdur konumunda olmasıdır. Hakkını arayacak gücü de vardır. Bu süreçte Filistin’in davasının kazançlı çıktığı ve İsrail’in kaybı olduğu açıktır. Türkiye genel olarak kazançlı görünse de başarı büyük ölçüde AK Parti Hükümeti’nin süreci doğru yönetmesine bağlıdır. Ayrıca, son günlerde İsrail yönetimiyle de sürtüşmeler yaşayan tek ABD’nin tavrı da çok belirleyici olacaktır.