Uluslararası sivil toplum ve insani yardım kuruluşlarının ortaklaşa düzenledikleri ve İsrail ablukası altındaki Gazze’ye ilaç, demir, çimento ve gıda gibi insani yardım malzemeleri taşıyan 5 gemiyi engelleyen İsrail Ordusu’nun düzenlediği saldırıda onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve yaralandığı bildirilmektedir.
Türkiye’den İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı’nın “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” kampanyasıyla destek verdiği bu sivil organizasyonda çeşitli ülkelerden yaklaşık 600 sivil aktivistin bulunduğu “Mavi Marmara” adlı yolcu gemisine müdahale eden İsrail askerlerinin gemide bulunanlara karşı orantısız güç kullandığı ve gerçek mermilerle rastgele ateş açtıkları ifade edilmektedir.
Son iki gündür insani yardım filosunu engelleyecekleri yönünde açıklamalar yapan İsrail makamlarının uluslararası kara sularında seyreden çok uluslu ve sivillerin yönetimindeki gemilere insan hakları hukukuna tamamen aykırı olarak saldırı düzenlemesi, başlı başına bir hukuksuzluk ve keyfilik anlamı taşımaktadır. İsrail makamlarının olayın başından itibaren uluslar arası toplumun bilgi edinme hakkını engelleyerek uyguladığı “karartma politikası” haber alma özgürlüğünü de ihlal eden bir suç özelliği taşımaktadır.
İsrail’in uluslararası denizlerde oluşturmaya çalıştığı güvenlik bölgesini 77 mile çıkarmaya çalışarak uluslararası haksız bir fiile kalkışması ve kanunsuz bir uygulamaya imza atması karşısında uluslararası toplumun gösterdiği tepkisizlik anlaşılır olmaktan uzaktır. Öte yandan tüm gemilerin ait oldukları ülkelerin bayrakları ile uluslararası sularda seyretmeleri doğal hakları iken, sivil niteliğe sahip bu gemilere silahlı baskın düzenlenmesi ise açıkça uluslararası hukuku ihlal eden niteliktedir. Uluslararası karasularında gemilere ancak savaş zamanlarında müdahale edilebilir ve savaş halinde dahi yapılacak müdahalelerin boyutları yine uluslararası hukuk tarafından belirlenmektedir.
İsrail Hükümeti ve İsrail Ordusu yetkilileri bu illegal eylemin sorumluları olarak uluslararası hukuk açısından suç işlemişlerdir ve mağdurların uluslararası hukuktan doğan tüm haklarını kullanarak İsrail’e karşı ceza davaları açmaları söz konusu olabilecektir. Evrensel yargı yetkisini tanıyan devletler kendi ceza mevzuatlarındaki düzenlemeleri esas alarak uluslararası yargı mekanizmalarını harekete geçirebileceklerdir. Uluslararası sularda sivil niteliği bilinen gemilere karşı askeri bir önlem almanın hukuki bir gerekçesi yoktur ve silahsız gemilere müdahalede bulunmak uluslararası hukukta “korsanlık” olarak tanımlanmaktadır.
Yaklaşık 1,5 milyon nüfusu bulunan ve bu nüfusun %52’sinin 18 yaş altı çocuklardan oluştuğu Gazze’deki ambargonun sona erdirilmesi konusunda Ortadoğu Dörtlüsünün (AB, Rusya, BM, ABD) bugüne kadar temel politikalar oluşturamamış olmasını büyük bir açmaz olarak değerlendiren Türkiye’nin son dönemde aktif ve çözüme odaklı bir rol üstlenmeye çalışması anlamlıdır. Ancak bu yeni politik sürecin bölgesel barışın geleceğine olumlu katkılarda bulunması, İsrail ve ABD yönetimleri tarafından bir süredir görmezden gelinmekte ve son olayda görüldüğü üzere bu iyi niyetli çabalar sabote edilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı, İsrail’in sorunları barışçıl şekilde çözmekten yana olmadığını bir kez daha göstermiştir.
Uluslararası toplum, İsrail’in uluslararası insani hukuku ihlal eden hareketlerinin soruşturulmasını gerçekten desteklemeli ve böylece gelecekte daha fazla şiddet ve yıkımın yaşanmasını engellemelidir. Avrupa Konseyi ve BM’nin bu ihlallerin araştırılması için inceleme komisyonları oluşturmaları ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının da bu çalışmaları izlemeleri ve desteklemeleri gerekmektedir.
Burada uzun bir süredir BM’nin İsrail’e karşı uygulanması gereken yaptırımlar konusunda işlevsiz kaldığı eleştirilerini tekrarlamakta yarar bulunmaktadır. BM sisteminin uluslararası hukukun korunması bakımından geride bıraktığı büyük boşluklar, yeni bir BM yapısının oluşturulması tartışmalarını daha da güçlendirmekte ve uluslararası kamuoyu tarafından bu konudaki arayışlar dile getirilmektedir. Uluslararası kurumların adaletin gerçekleşmesi ve saldırganın engellenmesi bakımından sorumluluklarını yerine getirmeleri konusunda yaşanacak her türlü gecikmenin, hem uluslararası hukuka duyulan güveni ağır biçimde zedeleyeceği ve hem de yeni ihlallere kapı aralayacağı unutulmamalıdır.