Türkiye’nin en eski siyasi partisi CHP’de genel başkan değişikliği başarıyla tamamlandı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar olma niyetiyle hazırladığı kurultay konuşması artık tarihsel bir metin olarak karşımızda durmaktadır. İster muhalefet olsun isterse iktidara gelecek olsun, ana muhalefet partisinin yeni başkanı Türkiye dış politikası açısından ne tür ipuçları veriyor? Süreklilik veya değişim sayılabilecek ipuçları var mıydı? Türkiye’nin dünyadaki yeri kadar, Türkiye’deki güç denklemlerini de ilgilendirdiği için yeni CHP liderinin dış politikaya bakışı önem kazanmaktadır. Bu yüzden, erken bir analiz fazla belirleyici olmasa bile yararlı olacaktır.
Kılıçdaroğlu, dış politika konusuna iki paragraf kadar bir yer ayırmıştır. Bu kısa temas, Kılıçdaroğlu’nun gerçek düşüncelerini anlamak için yeterli olmadığı gibi, Türkiye’nin son dönemdeki çok yönlü ve aktif dış politika konuları yönelik değerlendirmeler yeni liderin gündeminde birincil derecede yer almadığını gösteriyor. Örneğin, bölgeyi savaşa götürebilecek nükleer silah tartışmaları ve Filistin sorunu gibi konularda ne düşünüldüğü hakkında bir iki ipucu iyi olurdu. Kılıçdaroğlu, dış politikanın bir satranç ustalığı ile yürütülmesiyle gerektiğini ve Hükümetin dış politikayı kişisellikle, duygusallıkla ve oldu bitti ile çözmeye çalıştığını söylüyor. Burada belirsiz de olsa bir sorun tespiti görülüyor ama çözüm için ipuçları henüz alamıyoruz.
Hükümete yönelik dış politika eleştirisi yumuşak yumuşak söylenmiş olsa da oldukça sert bir üslupla yapılmış: “Duygusallıkla, at pazarlıklarıyla dış politika gitmez. 1 milyar dolara Türkiye'nin dış politikasını masaya yatıracaksın... Buna dış politika denmez. Bunun hukuktaki adı vatana ihanettir.” Türkiye’nin birçok tartışmada güvenilen bir arabulucu olarak uluslararası camiada kazandığı saygınlığa ve hatta son İran’la uranyum takası konusunda ABD ile sürtüşme çıkmasına rağmen, bu politikaların “vatana ihanet” biçiminde eleştirilmesi en azından partizanca bir tavır olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü son dönemde her ülkeyle objektif ama dostane ilişki kurabilmesi ve aktif dış politikası ile dikkatleri üstüne çekiyor.
Kılıçdaroğlu’nun değindiği dış politika konularından birisi Avrupa Birliği konusu. Bu konu özellikle iç politika, reformlar, seçimler vs. birçok konuyla da bağlantılı olduğu için daha da bir önem kazanıyor. Kurultay konuşmasında AB’nin önemli bir çağdaşlaşma projesi olduğunu vurguladıktan sonra Türkiye’ye çifte standart uyguladığını ve bunun örneğinin AB’nin Türkiye’deki son Anayasa Değişiklik Paketi’ne verdiği destek olduğunu söylüyordu. Kılıçdaroğlu da Türkiye’de sıkça gördüğümüz AB’ye iç politika ve taktiksel yaklaşım benimsediği anlaşılıyor. AB’nin üye olacak ülkelerde yasal, ekonomik ve sosyal bir çok düzenlemeye destek olması çok doğal değil mi? AB raporlarının da gerçekleri yansıtmadığını ima ediyor. Yeni CHP’nin AB üyeliği konusunda son yıllarda oluşan isteksiz ve karşıt konumunun süreceğine işaret olabilir.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında ABD ile ilişkilere hiç yer vermemiş olması ilginç. Ama genel bir eleştirisi var ki Üçüncü Dünyacı bir üslubu yansıtıyor: Türkiye’nin ekonomik yönden dışa bağımlı hale geldiği. Bu noktada yeni CHP’nin küresel krizden sonra daa çok gündeme gelen/gelebilecek sermaye karşıtı, korumacı ve küreselleşme karşıtı tutuma sahip olduğunun işareti olabilir.
Konuşmada Orta Asya ile ilişkiler de gündeme gelmiyor. Ortadoğu da yok. Kıbrıs var ama dış politika konusu olmaktan çok iç politika malzemesi olarak karşımıza çıkıyor: “Kıbrıs'ı gördünüz. Kıbrıs halkı AKP'nin getirdiği iktidarı sandığa gömdü. Şimdi sıra bizim milletimizde. Önümüzdeki seçimde Kıbrıslıların yaptığı gibi AKP'yi sandığa gömeceğiz.” Kıbrıs politikasının detaylarında neresi yanlış neresi doğru bir fikir alamadan Eroğlu’na seçimi CHP kazandırmış gibi bir izlenim ediniyoruz. CHP’nin elinde böyle sihirli bir değnek vardı da biz mi görmüyorduk!
Kılıçdaroğlu konuşmasında, terörle de ilgili olduğu için hem iç hem de dış politikayı ilgilendiren Irak ile ilişkiler konusunda bir saptamada bulunmuyor. Ermeni Meselesi ile ilgili net bir şey söylemiyor ama galiba. “Ben imza atayım dediğinizde sorun çözülmez” eleştirisini Kıbrıs gibi Ermenistan ile ilişkiler konusunu da kastetmiş olabilir.
Yeni CHP’nin farkında olması gereken nokta, artık Türk dış politikası eski statik ve çekingen günlerin çok uzağında. Dünya dinamiklerinin yakinen takip edildiği bir dış politika gündemi var. Kılıçdaroğlu'nun konuşma metninde Kıbrıs, Dubai, AB olarak yer bulan dış politika değinisi, Türkiye'nin ve dünyanın karmaşık ve dinamik dış politika gündemi ile bağdaşmıyor.
Dış politika konusunda Kılıçdaroğlu’na sorulacak çok soru var. Örneğin, küresel ekonomik krizle ilgili görüşleri ve uluslararası anlaşmalar, nükleer silahlar, enerji ve ABD ve İsrail ile ilişkileri nasıl olacak vs. Bu soruların cevaplarını kısa sürede almamız mümkün değil, daha yolun başında. Zamanla göreceğiz.
Kısaca, Kılıçdaroğlu’nun objektif, aktif ve güçlü bir dıç politika vizyonu için henüz ufukta bir işaret yok. Genel olarak konuşmasında CHP’nin nasıl dış politika ve uluslararası ilişkiler vizyonuna sahip olduğunu görmek de mümkün değildi. Ama umutsuz olmak için de vakit çok erken.
Ne demiş atalarımız, kervan yolda düzülür.