ENGLISH
08.02.2012
20.05.2010 12:34


Dr. Kaan Dilek
SDE Uzmanı
kdilek@sde.org.tr
CV

Türkiye Açısından “Nükleer Takas Anlaşması”

Bu yılın Şubat ayının ilk haftasında Ankara’yı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Mutteki’nin temasları sırasında yaptığımız analizimizde de İran’ın Türkiye açılımı yapacağını hatta Tahran yönetiminin Türkiye açılımı yapmak zorunda kalacağını yazmıştık. [1] Tahran’da imzalanan Nükleer Takas Anlaşması ile İran’ın Türkiye açılımına şahit olduk. 

Uluslararası arenada en çok tartışılan meselelerden biri olan İran nükleer sorunuyla ilgili Türkiye’nin inisiyatifi ve yoğun diplomasisiyle Tahran’da İran, Türkiye ve Brezilya üst düzey makamlarının katılımıyla imzalanan “Nükleer Takas Anlaşması” ile tüm dünya kamuoyunun ilgisi bir kez daha Türkiye ve İran’a yöneldi. Aylar önce UAEK tarafından İran’a sunulan ve Tahran yönetimi tarafından gerekli güven ortamı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilen düşük oranda zenginleştirilmiş nükleer yakıtın reaktörlerde kullanılabilir bir şekilde % 20 oranında zenginleştirilmiş nükleer yakıtla takasını içeren anlaşma, Tahran’da yoğun diplomatik girişimler sonucunda taraflarca imzalandı.
 
Konuyla ilgili analiz yapmadan önce kısaca anlaşmaya giden süreci değerlendirmek gerekir.
 
İran nükleer sorununun uluslararası arenada çözüme kavuşması için, 2009’un Ekim ayında Cenevre’de İran ve 5+1 grubuyla UAEK arasında gerçekleşen müzakerelerde sorunun çözümü yönünde bir yol haritası çıkarılması ve bu doğrultuda İran’ın bugüne kadar düşük oranda zenginleştirdiği uranyumu Viyana grubu olarak adlandırılan grubun iki üyesi Rusya veya Fransa’ya göndermesi ve sonuçta İran’ın düşük oranda zenginleştirdiği uranyumun reaktörlerde kullanılacak nükleer yakıt çubuklarına dönüştürülerek Tahran yönetimine verilmesi önerisi ortaya atıldı. İran, ilk olarak söz konusu öneriyi prensipte kabul ettiğini açıklasa da takas işleminin nerede ve nasıl yapılacağına dair endişeler taşıdığını ilan etti. Bir süre sonra İran yönetimi Batılı ülkelerle kendisi arasında oluşan olumsuz ve güvensiz ortamı ortaya atarak bu öneriyi kabul etmediğini açıkladı. Bu süreçte İran’daki iç siyasi dinamikler de Ahmedinejad hükümetini nükleer faaliyetler sonucu bugüne kadar elde edilen getirilerin meçhul bir senaryoyla yurtdışına çıkarılmasını yoğun bir şekilde eleştirdi. UAEK Başkanı tarafından resmen İran’a önerilen nükleer yakıtın takasıyla ilgili önerinin altında aslında Batılı ülkelerin, İran’ın bugüne kadar kendi çabasıyla elde ettiği düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu dışarıya çıkararak, Tahran yönetiminin nükleer yakıt elde etme yönündeki çabalarına darbe vurmak ve faaliyetleri sekteye uğratmak gibi bir amacı olduğu yoğun bir şekilde tartışıldı ve Tahran da öneriyi ilk aşamada bu yönde planların bir parçası olarak algıladı. Tahran yönetimi uluslararası arenada kendisine yöneltilen bu öneriyi aynı zamanda tam olarak reddederek hedefte kalmaktan da kaçınan bir süreci başlattı ve nükleer yakıt takasının öncelikle kendi ülkesi sınırları içinde gerçekleşmesi halinde öneriyi kabul edeceğini açıkladı. Tahran yönetimi ayrıca takasın Japonya, Brezilya ya da Türkiye’de gerçekleşmesini istediğini takasın bir defada değil parti parti değişimle uygulanmasını önerdi. Bu arada İran’ın üyesi olduğu UAEK’dan Tahran reaktörü için kullanılmak üzere nükleer yakıt çubukları istemiş ama 5+1 grubunun baskıları sonucu Tahran’ın bu haklı istemi yerine getirilmemişti. ABD’nin öncülüğünü yaptığı İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkeler bu süreçler karşısında bir kez daha İran’a ağırlaştırılmış yaptırım kararları uygulanması yönünde harekete geçtiler.
 
İran’ın nükleer sorunlarıyla ilgili son birkaç ay içinde devam eden süreç özellikle Türkiye’nin süreci diplomatik yollardan çözüme kavuşturma isteğiyle takip edildi. Tüm süreçlerde taraflar arasında yoğun güvensizlik ortamının oluşturduğu olumsuz hava bir bakıma Türkiye ve Brezilya’nın diplomatik çabalarıyla dağıtılmaya çalışıldı.
 
Nükleer Takas Anlaşmasının İçeriği
 
17 Mayıs’ta Tahran’da Türkiye, Brezilya ve İran üst düzey makamlarının imza attığı 10 maddelik anlaşma özetle tüm aşamaların takvime bağlandığı, İran’ın düşük oranda (% 3,5) zenginleştirdiği 1200 kg. uranyumun bir ay içinde İstanbul’da Türkiye’ye teslim etmesi ve Türkiye’nin en geç bir yıl içinde UAEK’dan 120 kg. %20 oranında zenginleştirilmiş uranyumu İran’a göndermesini içermektedir. Anlaşma gereği, Türkiye’ye teslim edilecek İran nükleer yakıtının malikiyeti İran’da olacak, teslim süreci İran ve UAEK tarafından denetlenecek ve Türkiye bu yakıtı emanet olarak saklayacak. Türkiye ve Brezilya tarafından İran’ın nükleer faaliyetlerinin resmen kabul edildiğinin altı çizilen, üç ülke arasında nükleer işbirliğinin başladığına atıf yapılan anlaşmada, takas sürecinde her hangi bir olumsuz süreç yaşanması halinde Türkiye’nin, 1200 kg. uranyumu derhal İran yönetimine teslim etmesi öngörülmektedir. İran tarafı anlaşmayı müteakiben bir hafta içinde resmen UAEK’ya başvurarak, Tahran reaktöründe kullanılmak üzere 120 kg. % 20 zenginleştirilmiş uranyumu resmen talep edecek ve Viyana grubundan (ABD, Rusya, Fransa, UAEK ve İran) bu talebine gelecek yanıtı bekleyecek. Anlaşmanın 9. maddesinde, İran ve 5+1 grubu arasında yeniden gerçekleşmesi muhtemel müzakere sürecinde Türkiye ve Brezilya’nın aktif olarak yer alabileceğine de atıfta bulunulmaktadır.
 
Türkiye Açısından Nükleer Takas Anlaşması
 
Analizimizin bu bölümünde Tahran’da imzalanan anlaşmanın Türkiye açısından önemi ve getirileri üzerinde duracağız.
 
Türkiye’nin yer aldığı Anadolu toprakları aynı zamanda büyük devletlerle ve medeniyet havzalarıyla komşuluk bağı olan bir konumdadır. Anadolu topraklarında var olan tüm medeniyet ve devletler gibi çağdaş Türkiye de Mezopotamya, Kafkasya, Ortadoğu coğrafyalarıyla, medeniyet ve kültür havzalarıyla kültürel, siyasi ve sosyal ilişkiler geliştirmekte ve yakın işbirliği ortamlarını paylaşmaktadır.
 
İdeolojiler ve kutuplaşmalar çağı olan 20. yüzyıldaki gelişmelerden derin bir şekilde etkilenen başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkeleri, dünyada yaşanan gelişmelere paralel değişim ve dönüşümler yaşamış ve içinde bulunduğumuz dönemde yeni ilişkiler ve işbirlikleri ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Türkiye son yıllarda yakın komşusu İran ile stratejik derinliği bulunan ilişkiler geliştirmeye çalışmış ve bu yönde karşılıklı önemli adımlar atılmıştır.
 
20. yüzyılda yaşanan önemli gelişmelerden Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte, yeni küresel düzenin ne olacağı tartışılmaya başlanmış ve “Yeni Dünya Düzeni, Tarihin Sonu, Yeni Orta Çağ, Devletlerin Amipleşmesi ve Kaos” görüşleri gibi farklı konseptler yeni uluslararası sistemi tanımlamaya çalışmıştır. Tüm bu gelişmeleri izleyen politikalar içinde Türkiye-İran ilişkileri sürekli gelişen bir çizgi izlemiştir.
 
Küresel düzeyde meydana gelen bu değişikliklere paralel olarak Türkiye de, geleneksel iç ve dış politika dinamiklerini gözden geçirme ihtiyacı duymuş ve kendisine yeni hedefler belirlemiştir. Türkiye ilk etapta bölgesel güç olmayı hedefleyen yeni bir dış politika vizyonu ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Türkiye, İran ile ilişkilerine özel önem vererek geçmiş dönemlerde soğuk ve şüpheci bir bakış açısına sahip ilişkilerin yeni bir boyut kazanması yönünde çaba harcamış ve iki ülke arasında bugün gelinen noktada önemli ilişkiler ve işbirliği alanları oluşturulmasını sağlamıştır.
 
Bu dış politika vizyonuna paralel olarak, Azerbaycan ve Gürcistan ile oluşturulan demiryolu projesi Türkiye’nin Kafkaslarda etkili bir güç haline gelmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca Ermenistan ile “Futbol Diplomasisi” sonucunda diyalog başlatılması Türkiye’nin prestijine ve gücüne önemli katkılar sağlamıştır. Türkiye’nin İsrail-Filistin meselesinde oynadığı rol, Suriye ve Hamas’ı uluslararası sisteme dahil etme çabası, ABD ile İran ve Suriye arasındaki arabuluculuk konumu, Afganistan’da yaşanan gelişmelerde üstlendiği etkin rollerle İslam coğrafyasında saygın duruşu vb. gelişmeler nedeniyle Türkiye’nin bölgedeki gücü ve prestiji sürekli yükselen bir grafik göstermiştir. Yine Türkiye, uluslararası arenada etkin varlık göstermiş ve sistemin büyük oyuncuları karşısında kendisine zemin bulabilmiştir. Türkiye’nin dış politika alanında gerçekleştirdiği atılımları yakından izleyen İran da Türkiye’nin bölgesinde sahip olduğu potansiyele atıfla iki ülke ilişkilerine geçmiş dönemlere oranla özel önem atfetmeye ve iki ülke arasında ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına olumlu katkılar yapmaya başlamıştır. Tüm bu süreçte Türkiye, bölgesel ve uluslararası bir aktör yolma yolunda ilerlerken yakın sınır komşusu İran’da yaşanan gelişmelere sessiz kalmamış ve sorunların diplomatik yollardan barışçıl çözüme kavuşması yönünde hareket etmiştir. Türkiye’nin, İran’ı uluslararası arenada nükleer sorunları nedeniyle savunur konumda olması kimilerince eleştirilse de Türkiye’nin dış politika açılımlarını yakından takip eden uzmanlar, bugün gelinen noktada Türkiye’nin özellikle bölgesinde yaşanan gelişmelere sessiz kalamayacağını ve inisiyatif üstlenmekten kaçamayacağını çok iyi bilirler.
 
Türkiye, İran’ın nükleer meselesi üzerinden yürüttüğü diplomasisi abartmasız söylemek gerekirse uluslararası düzende bir paradigma değişikliğine neden olmaktadır. Bölgesinde ve uluslararası arenada olayları seyretmeyen, vizyonu olan, alanda diplomasi uygulayan, alışkanlıkları bozan bir politika izleyen Türkiye, uluslararası arenada aylarca bazı ülkelerin net tutum sergileyememesinden kaynaklanan nedenlerle uzayıp giden bir kriz karşısında çok kısa sürede tutum belirleyerek İran nükleer krizinin çözümüne önemli katkı yapması ve tüm taraflara nefes aldırmasının önemi her halde ilerleyen dönemlerde daha da iyi anlaşılacaktır.
 
Türkiye izlediği dış politikası ve diplomatik açılımlarıyla sadece yakın çevresinde değil kendi coğrafyası olarak gördüğü Afrika’da da danışılan bir ülke konumuna gelmiştir. Afrika'da dört ülkeyi ilgilendiren bir sınır anlaşmazlığını çözmek için Botswana Dışişleri Bakanı, konuyla ilgili Türkiye’ye danışmıştır. Yine Türkiye, Sırbistan ve Bosna-Hersek ile yapılan zirve için harcadığı çaba, İran için son bir yıldır yaptığı temaslar, tüm dünyada aslında hayretle izlenmektedir.
 
Brezilya ve Türkiye öncülüğünde Tahran'da atılan adımın uluslararası senaryolarda değişikliğe yol açabilecek kapsamda olduğu görülmektedir. Sanayisi ve ekonomisiyle gelişen ve AB üyeliği sürecinde yaşanan bazı sorunlar karşısında yeni arayışları ortaya çıkan Türkiye’nin bölgesel açılımları da bu açıdan anlaşılabilir bir durum ve diplomatik bir manevradır.
 
Türkiye’nin İran nükleer krizinde oynadığı rolün hangi amaçlara hizmet ettiği ve ulusal çıkarlarını koruma noktasında bu adımların ne anlama geldiğini özetle maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz;
 
- Türkiye’nin on yıl içinde iki trilyon dolarlık bir milli gelir hedefi bulunmaktadır. Bu durumda Türkiye’nin çok ciddi biçimde enerji ihtiyacı ortaya çıkacak ve nükleer enerji elde etmek isteyen Türkiye'nin uranyum gibi maddelerin nükleer amaçlarla zenginleştirilmesi sürecini bazı ülkelerin tekellerine almaya çalışmalarından zarar görebilecek ve hedeflerine ulaşmada bu noktada zorlanabilecektir. Bu nedenle Türkiye, İran nükleer meselesi üzerinden yakın dönemde kendisinin de karşı karşıya kalabileceği sorunlu alan olan nükleer faaliyetler konusunda önleyici taktikler izlemektedir.
 
- Türkiye, halihazırda gelişen sanayisi ve ekonomisiyle yoğun bir şekilde enerji ihtiyacıyla karşı karşıya kalmaktadır. Doğusunda yakın komşularının dünyanın en önemli enerji üreten ve ihraç eden ülkelerinin başında gelmesi, Türkiye açısından bu ülkelerle ilişkileri dengeli bir biçimde geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan Türkiye, İran ile ilgili her türlü bölgesel ve uluslararası konuyu yakından takip etmekte ve zamanında inisiyatif almak durumunda kalmaktadır. Son olarak Tahran anlaşmasıyla atılan adımın önemli bir nedeni de Türkiye’nin bölgesinde barış, istikrar ve güvenlik ortamının sağlanmasını ulusal çıkarlarının korunması yönünde elzem bir konu olarak görmesidir.
 
- İran’a uygulanacak genişletilmiş yaptırımlar Türkiye’yi olumsuz etkileyecektir. Bu olumsuz etkiler, Türkiye’nin karayoluyla Orta Asya’ya açılmasına kadar uzanabilecek bir durum ortaya çıkarabilecektir. Tahran yönetimine uygulanması düşünülen yaptırımlar, Türkiye için İran’la enerji anlaşmaları özellikle de doğalgaz konusunda iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların sorunlu hale gelmesi, Türkiye’nin İran’da enerji alanında yapmayı düşündüğü yatırımların sonuçsuz kalması gibi birçok doğrudan olumsuz sonuç doğuracaktır. İran’a ağır yaptırımlar uygulanması halinde Tahran yönetimi de bölgesinde etkin olduğu güçler üzerinde bu nüfuzunu kullanarak bölgesel kargaşaların yaşanmasına, bölgesel istikrara ve güvenlik ortamının bozulmasına neden olabilecek sonuçlar ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilecektir. Bu durum da doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmektedir. (Ayrıca bir yıl içinde Irak’tan çekilmeyi planlayan ABD’nin de böyle bir durumda çok ciddi sıkıntılar yaşayabileceği düşünülebilir.)
 
- Türkiye “Nükleer Takas Anlaşmasında” elde ettiği başarıyla bir bakıma dünya barışına önemli katkı yapmıştır. Bu anlaşma İran nükleer krizinin çözümü için de bir yol haritası belirlemiştir. Bu yol haritası sorunun yaptırım ve daha üzücü durumlar ortaya çıkmadan çözümü sağlayabilecek bir girişimdir. Takas anlaşması Türkiye’nin dünyaya bir kez daha diplomatik yollardan çözüme kavuşamayacak sorun bulunmadığını göstermesi açısından da önemli bir adımdır. Türkiye bu adımlarıyla uluslararası arenada adından söz ettiren ve büyük güçler yanında uluslararası politikaların önemli bir aktörü olabileceğinin altını çizmiştir.
 
- Türkiye son yıllarda iç ve dış politikasında yaşanan değişimlerle başta Ortadoğu olmak üzere Afrika ve Balkanlara da açılım sağlamış bir ülkedir. Ortadoğu’da ve hatta İslam dünyasında Türkiye’nin en önemli rakibi olarak gösterilen İran’ın nükleer kriziyle ilgili Ankara yönetiminin önemli bir konum elde etmiş olması da ayrıca rekabet halinde olduğu İran’ın bir adım önüne geçmesini sağlamıştır.
 
- İran nükleer sorunuyla ilgili Türkiye’nin inisiyatif alması ve arabulucu konuma gelmesi Kafkasya açılımı ya da daha net söylersek Ermenistan açılımından da ayrı düşünülemez. Zira İran, Ermenistan ile yakın ilişkilere sahiptir ve Rusya üzerinden bu üç ülke arasında özetle bir stratejik işbirliğinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin, İran ile çok daha fazla güven ortamının yaşanacağı yeni bir ilişkiler aşamasına geldiği bugünkü durumda Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme çabalarının İran tarafından da destekleneceğini öngörebiliriz.
 
- Türkiye, yakın sınır komşusu olan Irak konusunda da bu ülkede yaşanan gelişmeler ve siyasi süreçler noktasında bazı kaygılar yaşamaktadır. Irak’ın bugünkü siyasi gelişmelerinin baş aktörleri başta ABD olmak üzere İran ve Türkiye’dir. Özellikle İran, Irak’taki demografik hakim güç olan Şiiler üzerindeki nüfuzuyla Bağdat’ın siyasi hayatında önemli rol oynamaktadır. Yine İran, Iraklı Kürt gruplarla da yakın ilişkilere sahiptir. Türkiye, İran ile nükleer takas anlaşması sonrası Irak konusunda Tahran yönetimiyle daha yakın işbirliği içine girebilecektir. Bu yakınlaşma Türkiye’nin hem güvenlik eksenli kaygılarının giderilmesi hem de Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde olumlu bir partner olarak görülmesini sağlayacaktır.
 
- Türkiye, Tahran’da imzalanan nükleer takas anlaşması sonrası bölgesindeki diğer sorunlu alanlarla ilgili bölgesel ve uluslararası çözüm arayışlarında ilk başvurulacak ülkelerden biri olduğunun altını bir kez daha çizmiştir. İran’ın bu konuda Türkiye’ye güven duyduğunu açıklaması ve arabulucu konumunu kabullenmesi bölgedeki diğer ülkeleri de Türkiye’ye yöneltecek ve Ankara, bölgesel sorunların çözüme kavuşturulacağı bir merkez haline gelebilecektir. Özetle somut bir örnek vermek gerekirse, İran ve birkaç Arap ülkesi arasında var olan bazı sorun alanlarının yakın zamanda Türkiye arabuluculuğu ile ele alınmaya başlaması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
 
- Türkiye’nin doğu komşularıyla özellikle de İran ile geliştirdiği ve derinleştirdiği ilişkileri, Batılı ülkelerle de ilişkilerinin gelişmesine ve Türkiye’nin Batı dünyasındaki öneminin artmasına katkı yapmaktadır. Ortadoğu ile yakın ve derin ilişkilere sahip Türkiye, Batılı ülkeler karşısında önemli pazarlık şansına sahip olmakta ve uluslararası politikaların içinde yer alabilmektedir.
 
Uluslararası Kamuoyunda Nükleer Takas Anlaşması’nın İlk Yansımaları
 
17 Mayıs tarihinde Tahran anlaşmanın imzalanması ardından ilk aşamada uluslararası kamuoyunda temkinli ama olumlu karşılanan ve yer yer de İran’ın attığı adımları yeterli görmeyen bir tutumun hakim olduğu görülmektedir. AB, İran tarafından atılan adımın olumlu ama güven ortamının sağlanması için yeterli olmadığını açıklarken, Türkiye’nin rolüne de olumlu atıfta bulundu. Türkiye, Brezilya ve İran arasında imzalanan anlaşmanın Avrupa Birliği başkentlerinde temkinli bir iyimserlikle karşılandığını görüyoruz. Avrupa Birliği ve ilgili başkentler, son sözü Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) söyleyeceği mesajını verdi.
 
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, İran, Türkiye ve Brezilya arasında varılan Tahran'ın uranyum takasına ilişkin anlaşmanın, olumlu bir gelişme sağlayabileceğini açıklarken, anlaşmayı müteakiben Tahran'ın uluslararası toplumla ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ile daha geniş çaplı işbirliği yapması halinde, anlaşmanın ileriye yönelik olumlu bir gelişme olabileceğini belirtti.
 
İran ile yakın ilişkilere sahip, Tahran yönetiminin nükleer sorunla ilgili destekçisi ve ABD’nin İran konusunda yaklaşımına BMGK’de karşı çıkan Çin, Brezilya ve Türkiye’nin arabuluculuğunda İran’ın uranyum takası anlaşmasını imzalamasını olumlu karşıladı ve anlaşmayı desteklediğini açıkladı.
 
ABD, Türkiye’ye attığı olumlu adımlardan ötürü teşekkür ederken aynı zamanda İran’ın anlaşmayı imzalamasını da olumlu karşıladı. Ama ABD, İran’ı müzakereleri kabul ettirmeyi amaçladığını savunarak son bir iki gün içinde BMGK üyelerini de arkasına alarak yeni yaptırım karar taslağını konseye gönderdi. Bu noktada sürecin nasıl işleyeceği üzerine bir şeyler söylemek için henüz erken. [2] Türkiye, Tahran’da varılan anlaşma ardından ABD önderliğinde İngiltere ve Fransa’dan oluşan Batılı ülkelerin İran’a yeni bir yaptırım kararı almasını şiddetle reddederken imzalanan anlaşmanın çok iyi okunması gerektiğini bu anlaşmanın bir iyi niyet gösterisi olmaktan uzak takvime bağlanmış uygulamaya yönelik bir adım olduğunu vurguladı.
 
Sonuçta; Batılı ülkeler, anlaşmayı olumlu bulmakla birlikte, İran’ın tehdit olmaya devam ettiğini savunması ve BM Güvenlik Konseyinin İran karşısında yeni yaptırım kararlarını onaylaması ihtimali de düşündürücü bir nokta olarak karşımıza çıkmakta. Öyle ki Tahran’da yoğun bir çaba sonucu Türkiye, Brezilya ve İran makamlarının elde ettiği diplomatik tüm getirilerin sonuçsuz kalması gibi bir durumun ortaya çıkması, öncelikle uluslararası arenada büyük bir krize neden olacaktır. Tahran’da Türkiye, Brezilya ve İran üst makamlarınca imzalanan Nükleer Takas Anlaşması ardından ABD öncülüğünde İran’a yeni yaptırım kararları alınması yönünde atılan adımların tarafları sinirlendirdiğini, çifte standart uygulamalara yönelmeye teşebbüs edilmesinden rahatsız olduğunu da görüyoruz. ABD’nin İran’ı müzakerelere ikna amacı taşıdığını iddia ettiği yaptırım karar taslağının nasıl bir süreç izleyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Yine İran’ın uluslararası toplumun hedefinde yer almasının bir nedeninin nükleer faaliyetleri olduğunu kabul etsek de, Tahran yönetiminin başta Irak olmak üzere bölgesel ve uluslararası politikalarının, savunma hatlarını Doğu Akdeniz’e kadar uzatmasının, Körfez’deki konumu ve politikalarının, Arap dünyasındaki duruşu ve ilişkilerinin, bölgedeki İslami hareketlerle ilişkilerinin küresel güçlerce tasvip edilmediği ve bir şekilde İran’ın bu politikalarını devam ettirdiği sürece hedef olmaya devam edeceği gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekir. Ama halihazırda işleyen süreçte bir gerçek var ki Tahran’da imzalanan anlaşmadan Türkiye en karlı çıkan taraf olmuştur. Ayrıca son olarak Türkiye-İran ilişkilerinin bu yeni aşamada tekrar değerlendirilmesi gerektiği de ortaya çıkmıştır. Zira bu sürecin aynı zamanda taraflar açısından ciddi riskleri de içerdiği unutulmamalıdır!


[2] Özetle BM Güvenlik Konseyi karar taslağı metni, İran'a yurt dışında kısmi yatırım yasağı, İran'a giden kargoların aranması gibi önlemleri içeriyor. İran'a yeni ve ağırlaştırılmış yaptırımları öngören 10 sayfalık taslak, bankacılık alanındaki önlemleri de kapsıyor. Taslağa gör; "İran'ın, bazı hassas faaliyetlerde yurt dışında yatırım yapmasının yasaklanmasını" da öngörüyor. Bu alanlar arasında, uranyum madenleri de sayılıyor. Önemli bir önlem de İran'a gidecek kargoların denetimi konusunda uluslararası bir kontrol rejiminin kurulmasını öngörülmesi. Taslak metnine göre önlem, "İran'ın nükleer programıyla ilgili olabilecek kargoları taşımasından şüphelenilen araçların denetlenmesi rejiminin kurulmasını" öngörüyor. Bu kapsamda, İran'a mal götüren gemiler, açık denizde durdurularak kontrol edilebilecek. Uçak ve diğer araçlarla taşınan kargoların da kontrolü öngörülüyor. Öte yandan, taslak ayrıca İran'a, yeni tipte 8 tipte ağır silahın, özellikle tankların satışına da yasak getiriyor. (Reuters)

YAZARIN TÜM YAZILARI
İran ve Türkiye, Suriye’yi Kurtarabilir mi? - 01 Aralık 2011 Perşembe 16:01
Ortadoğu’da Arap Baharı ve İran’da Yeşil Hareketi - 10 Kasım 2011 Perşembe 09:39
Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri - 09 Ekim 2011 Pazar 04:27
Esad Rejimi Nasıl (D)Evrilir? - 17 Ağustos 2011 Çarşamba 12:57
İsrail Özür Diler mi? - 26 Temmuz 2011 Salı 13:03
İran ve Suriye’nin Türkiye Karşıtlığı - 15 Haziran 2011 Çarşamba 13:18
İran ve S. Arabistan Rekabetinde Yeni Cepheler - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 12:56
Suriye, Ortadoğu’da Mezhep Savaşlarını Başlatır mı? - 12 Nisan 2011 Salı 12:24
İran-Suudi Çekişmesinde Son Cephe: Bahreyn mi? - 23 Mart 2011 Çarşamba 14:45
İran’da Dijital ve Renkli Devrimler Mümkün mü? - 02 Mart 2011 Çarşamba 14:55
İran’da “Fitne” ve Politik Oyunlar - 09 Şubat 2011 Çarşamba 11:41
İran’da Kritik Bir Süreç mi Başlıyor? - 07 Şubat 2011 Pazartesi 12:27
İran Nükleer Meselesinin Çözümü Kimin İşine Yarar? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:39
İran’ın Nükleer Bilmecesinde Yeni Gelişmeler - 27 Eylül 2010 Pazartesi 11:40
Halkın Mücahitleri Kandil’e Çıkarsa! - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 13:09
İsrail’in “Sivil Yardım Katliamı”, Türkiye-İsrail İlişkileri ve Ortadoğu - 05 Haziran 2010 Cumartesi 12:09
Türkiye Açısından “Nükleer Takas Anlaşması” - 20 Mayıs 2010 Perşembe 12:34
Irak'ı Bekleyen Kader: Kaos mu İstikrar mı? - 12 Nisan 2010 Pazartesi 14:38
İran’da Yeni Yıl: Umutlar-Kaygılar-Korkular - 30 Mart 2010 Salı 15:07
Nükleer Ortadoğu’ya Doğru - 15 Mart 2010 Pazartesi 10:21
Jeopolitik Savaşın Arenası Irak - 06 Mart 2010 Cumartesi 13:03
Petrol Oyunlarında Bir Darbe İki Ülke: İran-Türkiye - 19 Şubat 2010 Cuma 14:53
İran Nükleer Meselesindeki Yeni Gelişmeler Ve Türkiye - 08 Şubat 2010 Pazartesi 11:50


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya