Yukarıdaki başlık, zihniyet ve değer araştırmalarıyla tanıdığımız ünlü sosyolog Peter Berger’in bir makalesinin adıdır. Düşünür, söz konusu makalesini, ABD’de birisini şerefsiz olarak itham etmeyi suç olmaktan çıkaran bir yasa değişikliği üzerine kaleme almış ve zihniyet dönüşümünde değer ifade eden kavramların nasıl bir anlam kaybına uğradıklarını ve yine onların yerini farklı anlamlardaki değerlerin nasıl doldurduğunu bu konu üzerinden örneklendirmeye çalışmıştır.
Berger’e göre pek çok değer gibi şeref de ciddi bir değişiklik geçirmiştir. İnsanın bütünlüklü kimliğinin önceliklerinden olan ve genel olarak “iffetli olmak” ifadesiyle de karşılanabilecek olan şeref, pek çokları gibi modern dünyada bir değer kaybına uğramıştır. Bunun en önemli delili de uzun zaman en büyük hakaretlerden birisi sayılan “şerefsiz” ithamı karşısında takınılan tavırdır. ABD yasalarında artık birini şerefsizlikle itham etmek suç sayılmamaktadır. Mahkeme veya dostları böyle bir kişiye sadece bunu bir izzet-i nefs konusu yapmamasını tavsiye edebilir. Daha ısrarcı olursa bu “aşırı alınganlığın” tedavisi için psikiyatri polikliniğinin yolunu gösterebilirler.
Tedavülden kalkan şerefin yerine farklı konumlardaki kişilerle ilgili olarak yetenekli, başarılı, çalışkan gibi çeşitli değerler türetilmiştir. Bunun sebebi modern yapılarda kurumların belirleyiciliğinin azalmış olması, fertler ve toplumun sübjektif olarak nitelendirilebilecek beklentilerinden çok, kendileri için içselleştirilmiş roller ile hareket etmeleridir. Yani tarih boyunca herkeste aranan ortak bir şerefin yerinde artık mesleklere göre belirlenmiş özel değerler ve bunların açığa çıkardığı değer ifade eden kimlikler yer almaktadır.
Örneklendirmek gerekirse artık şerefli değil, “saygın” bir işadamı, “yetenekli” bir oyuncu vardır. Saygın işadamı, akıllıca yatırımlar yapıp işçiler istihdam edebilen, üretim yapabilen kimsedir. Bu bağlamda yine sanatçının şerefli olmasının bir anlamı yoktur. Ondan beklenen oyununu iyi oynamasıdır. Kişisel hayatlarındaki tutarsızlıklara (geleneksel ölçülerdeki ahlaksızlıklara, sözgelimi iffetsizliklere) takılmak bu adamları tanımamak, önemini kavrayamamak demektir. Burada bir eksiklik varsa o da mesleğini yeterince icra edememesidir. Daha açık bir ifadeyle kişinin ortaya dökülen iffetsizliği sadece kendini ilgilendirir.
Berger’in buraya kadar yaptığı yorum üzerine yapılabilecek bir itirazımız yoktur. Herkesin hayatının bir kişisel tarafının olduğunu da kabul edebiliriz. Ama bu arkasından gittiğimiz kişinin genel ahlaki duyarlılığına önem vermememiz anlamına gelmez. Hele yüz kızartıcı eylemlerini bir erdemmiş gibi algılamamız söz konusu değildir.
Burada Berger’e katılmadığım taraf, bazı genel ahlaki ilkeler alanına göre daha alt birimlere ayrışmış ise de ortak bir etiğin göz ardı edilemeyeceğidir. Sanatçı, işadamı veya akademisyen, alanın bir hakkaniyet ölçüsünü taşımak durumundadır. O alandaki sapmanın bir sapma olduğu bilinmelidir. Yoksa toplum bir anomiye doğru gidiyor demektir.
Bu söylediklerimizi, üzerinde irdeleyebileceğimiz tipik örnek Sayın Deniz Baykal olayıdır. Bilindiği üzere Sayın Baykal’a ait olduğu söylenen bir gayri meşru ilişkinin internet dünyasında deşifre edilmesi üzerine istifa etmiş ve bunun üzerine bir seri gelişme yaşanmıştır. Bu arada konu yoğun bir biçimde tartışılmıştır. Bu arada belirtmeliyiz ki olay bir skandal değil, yalnızca bir deşifre olayıdır. CHP, kamuoyunun skandal olarak nitelediği bu deşifre olayından sağı yolu itham ederek siyasal sonuçlar elde etmeye çalışmış, nereden bakarsak bakalım ahlaki bir düşüklük olan bu eylem üzerinden mağduriyet söylemiyle bir erdemlilik çıkarmaya çalışmıştır. CHP genel politikasına uygun olarak bu olayın müsebbibinin de AK Parti ve Genel Başkanı Sayın Erdoğan olduğunu ilan etmekten de çekinmemiştir.
Burada biz yukarıda çizdiğimiz ana çerçeve açısından iki önemli nokta üzerinde durmak istiyoruz. Bunlardan birisi özel hayatın deşifresi, diğeri etik sorunudur. Hemen pek çok kişinin üzerinde durduğu nokta kişisel hayatın masuniyetidir. Buna göre böylesi bir olayı deşifre edenler de bir başka ahlaksızlık icra etmişlerdir. Bu görüş, genel olarak inandığımız değerlere de aykırı değildir, bir kimsenin cinsel ilişkisinin hukuken gayri meşru sayabilmesi için dört şahide ihtiyaç vardır ki bunun anlamı gelişigüzel deşifrenin onaylanmadığıdır. Ancak bir o kadar önemli kural, kişinin veya yakınlarının bunu şova dönüştürmemesidir. Çünkü bir başka deşifre sayılır. Ne var ki CHP’nin ve çevresinin yapmakta olduğu tam da bu olmuştur. Siyasete dökülüp bu olumsuzluktan bir olumluluk üretilmeye çalışılmaktadır.
Kişilerin özel hayatında öncelikle genel ahlak ilkelerini sorgulamasak bile, sorgulamak zorunda olduğumuz nokta bu meşhur kişinin mesleğiyle ilgili etiktir. Sayın Baykal bir siyasetçidir ve siyasetin temel etiklerine uygun hareket etmesini istemek hakkımızdır. Bizim açımızdan asıl skandal toplum geneline yönelik siyasi tavrının ahlaki olup olmadığıdır. Maalesef Sayın Baykal ve Partisi bir siyasal eteksizliği yaşaya gelmektedir.
Esasen yapılan da toplumu basite almak, skandalı bayrama dönüştürmek, kriz içinde kriz üretip, hiçbir şey olmamış gibi davranmaktır. Susulacak yerde gürültü çıkarıp bunu bir siyasal rant elde ele teme yoluna dönüştürmektir. Bu genel siyasal etikle açıklanamayacak bir tipik CHP- Baykal siyasetidir. Öyle ki bu deşifreyi Sayın Baykal’ı daha bir güçlü olarak geleceğe taşımak için yapıldığını iddia edenler bile çıkmıştır. Bunun, başından itibaren örgütçe böyle planlandığı makul gözükmüyorsa da, bu amaca yönlendirme girişimlerinin bulunduğu söylenebilir.
Etiğine uygun bir siyaset derken kastettiğimiz, bir medeni toplumda bir siyasi partinin asgari yerine getirmesi gerekli kurallardır. Bir medeni toplumda norma uygun bir parti, Ergenekon gibi derin yapılara sırtını dayamış herhangi bir siyasal örgüt değil, her şeyden önce devlet ile halk arasında bir ikincil yapı fonksiyonunu yerine getirir. Bir parti devletten çok halka kulak verir, toplumsal potansiyel eğilimleri açığa çıkarır ve taleplerine tercüman olur. İktidarını devlet adına hareket eden gizil yapılara değil topluma dayandırır. Genelde toplum karşısında konumlandırılmış o gizil yapıları korumak için canhıraş bir mücadele vermez. Skandal nitelemesini kullanacaksak asıl skandal bunlardır. Öyle ki CHP deşifrenin şokunu atlatınca anayasa değişikliğiyle ilgili karşı çıkışlarına kaldığı yerden devam etmektedir.
CHP’nin politikasından partinin kitlesinin memnun olmadığı yandaş basının Sayın Baykal’ı hemen istifaya zorlamasından anlaşılıyor. Dolayısıyla partinin bir dönemeçte olduğu söylenebilir. Ama siyasal mantığında kısa vadede bir değişiklik yapabileceğini düşünmek pek mümkün gözükmüyor. Çünkü CHP’nin siyasal etik kodunda bir sorun yaşadığında şüphe yoktur.
Biz tekrar ana temaya dönersek günümüzde gerçekten ciddi bir değer erozyonu yaşanmaktadır. Bunun sebebi büyük çapta değerlerin aşkın (kutsal) lıklarından kopmuş olmasıdır. Çünkü her şey içkinleştikçe çıkar/yararla ilgili hale gelmektedir. Yani günümüzde değerlerin önemli bir kısmının yücelikle bağlantısı kopunca çıkar sağlayıcı bir hal almaktadır. Don Kişot veya Züğürt Ağa örneklerinde olduğu gibi verilen söze sonuna kadar sadık kalmak bile bir enayilik olarak nitelendirilecek durumlar ortaya çıkarabilmektedir.
İnsanlar ancak bir yüksek değer adına erdemli olabilirler. İnsanlık adına insan olmak bile yeterince içeriğe sahip değildir. Dolayısıyla kaybedilen değerlerin zamanla hayatiyet kazanmaları aşkınla bu bağlantılarını tekrar kurabilmelerine bağlı gözüküyor. Böyle bir yöneliş de her halde Berger’in dediği gibi aşkın değersizliğin doğurduğu sıkıntıları görüp onlara duyacağımız şiddetli talebe bağlıdır.
Maalesef insanlar artık geleneksel anlamda namuslu ve şerefli insan aramamaktadır. Bu kişi özellikle herhangi bir alanın adamı ise ondan beklenen daha çok mesleki kariyerlerdir. Hatta onda normal ahlaki ilkeler aramak, özel hayatını araştırmak, önemini anlayamamak gibi nedenlere bağlı olarak bir tür ahlaksızlık bile sayılabiliyor.
Ama modern kültüre göre şeref gibi genel ahlaki ilkeler modasını yitiriyorsa da biz yine de en azından her alanın özel ahlaki gereklerini arayacağız ve takipçisi olacağız.