ENGLISH
23.05.2012
13.05.2010 13:24


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması

Rusya Federasyonu devlet başkanı Dimitri Medvedev’in Türkiye ziyareti, iç politikamızdaki siyasi kargaşa nedeniyle Türk medyasından yeterli ilgiyi görmedi. Oysa Türk medyası ana muhalefet partisi CHP’nin geleceğini kurtarmakla meşgul iken, Ankara ve Moskova arasında beş asırlık Türk-Rus ilişkilerini yeniden tanımlayacak içerikteki tarihi belgelere imza atılıyordu. Karşılıklı olarak vizelerin kaldırılmasından, enerji alanında yeni petrol ve doğalgaz boru hatlarının kurulmasına; İstanbul’da bir Türk-Rus üniversitesi kurulmasından iki ülke arasında Yüksek düzeyli stratejik konseyin oluşturulmasına kadar 17 protokol imzalanmış durumda. Bizzat Medvedev’in kendi ifadesiyle, çok boyutlu bu antlaşmalarla artık ete kemiğe bürünen Türk-Rus ilişkileri “sözde değil gerçekten de stratejik bir ortaklığın” doğuşuna işaret etmektedir. Hayata geçmesi durumunda, bu antlaşmalarla Türkiye ve Rusya, Avrasya ve Ortadoğu coğrafyasının kaderini belirleyebilecek; uluslararası platformlarda ABD (ve İsrail) ve Avrupa Birliği gibi batılı güçlerin İran krizini aşmak için askeri güç kullanma politikalarını engelleyebilecek stratejik bir ittifakın temelini atmışlardır. 

Gerçekten de Türkiye ve Rusya ilişkilerinin son on yıldaki gelişme hızı ve boyutlarına bakıldığında, iki ülkenin hem siyasal liderlik hem de iş alemi ve halklar düzeyinde tarihten gelen düşmanlık ve güvensizliği geride bıraktıkları gözlenmektedir. Özal döneminde kurulmaya çalışılan Moskova-Ankara ilişkileri 1990’lı yıllarda bavul ticaretinden ve mavi akım gibi doğal gaz işbirliğinden öte bir derinlik kazanmadı. Türkiye’nin PKK ile uğraştığı ve zayıf siyasi iktidarlarca yönetildiği; Rusya’nın ise Çeçen isyanını bastırmak ve kapitalizme geçiş sorunlarıyla boğuştuğu Yeltsin dönemine tekabül eden 1990’lı yıllarda ilişkileri geliştirmeye elverişli bir siyasi konjonktür de bulunmuyordu. 2000 yılında Putin’in Rusya’da; 2002’de ise Erdoğan’lı Ak Parti’nin Türkiye’de işbaşına gelmesi ilişkileri geliştirmenin siyasi zeminini hazırladı. Afganistan ve Irak işgaliyle somutlaşan Bush dönemi ABD’sinin tek taraflı askeri güç kullanma politikaları ve içinden geçmekte olduğumuz kürsel ekonomik kriz koşulları da bu yakınlaşmayı hızlandırmıştır.
 
Batıcı Rus elitinin temsilcisi sayılan Yeltsin’in aksine, Putin Rusya’daki Avrasyacı temsilcisi olarak iktidara geldi ve ilk döneminde (2000-2004) ülke içindeki gücünü konsolide ederek, dış politikada 1990’larda Rusya’nın ABD ve Batıya karşı kaybettiği prestijini ve gücünü yeniden kazanma stratejisine geri döndü. 2007 yılında Münih Güvenlik konferansında yaptığı konuşmasında ABD ve Batıya karşı sergilediği meydan okuyucu tavrını, 2008’de Gürcistan işgali sırasında askeri olarak da gösterdi. 2008’de Kapitalist dünyanın çekirdek güçleri olan ABD ve AB’de başlayan finansal kriz ve derin ekonomik bunalım ise Rusya’ya kendi bölgesindeki jeopolitik kazanımlarını pekiştirme ve batı dışındaki yükselen güçlerle stratejik ortaklıklar kurmasının konjonktürel ve siyasi zeminini yarattı. BRIC ülkelerinin ilk zirve toplantısının 2009’da Yaktenburg’da (Rusya) yapılması bu anlamda önemli ve anlamlıdır. Türkiye ise şimdilik batı ittifakının merkez örgütü olan NATO üyesi bir ülke olarak ve AB üyeliği beklentisi nedeniyle BRIC oluşumuna beşinci ülke olarak dahil olmayacaktır. Ancak yeni küresel bir oluşum olan BRIC ülkeleriyle olan temaslarını da hızlandırmaktadır. Nitekim Brezilya’da yapılan son BRIC zirvesi sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Brezilya’ya gitmiştir. Rusya da bu tür oluşumlarda Türkiye’nin işbirliği ve desteği önemsemektedir.    
 
Türk ve Rus ilişkilerinin gelişmesinde Türkiye’nin son zamanlarda izlediği çok boyutlu dış politika ve ekonomik entegrasyon yoluyla bölgesel barış ve istikrarın sağlanması yaklaşımları da son derece önemli rol oynamıştır. Burada özellikle her iki ülkenin güçlü liderleri olan Putin ve Erdoğan arasındaki liderlik kimyalarının uyuşmasını da göz ardı etmemek gerekir. En kritik durumlarda dahi, birbirlerine güvenebilen güçlü liderler olmadan ilişkilerin bu kadar hızla gelişmesi mümkün olmazdı. Türkiye’nin özellikle Irak savaşı öncesinde ABD’ye karşı mesafeli duruşu ve TBMM’nin 1 Mart tezkeresini reddetmesi; ardından İslam dünyası ve Afrika ülkeleri ile geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkiler; Gazze olayında ve İran krizinde takındığı kararlı tutumu ile bölgesinin önemli bir aktörü haline gelmesi Rusya tarafından da ilgiyle izlenmektedir. Ankara’dan önce Şam’ı ziyaret eden Medvedev’in; Türkiye’den yeni dönen Beşşar Esat’tan duyduklarının da kendisini etkilememesi düşünülemez. Kaldı ki, pek çok soruna yaklaşım konusunda Moskova ve Ankara benzer perspektife de sahiptir. Dolayısıyla Medvedev’in bir günlük Ankara ziyareti iki bölgesel gücün tarihin yükünden kurtulup, birbirlerini daha iyi anlamaya başladığı bir dönemde önemli bir köşe taşı olarak görülmelidir.
 
Sonuç olarak, Türkiye ve Rusya Batının zayıflayan gücü ve küresel etkinliği karşısında kendi bölgelerinde yükselen aktörler olarak yeni dönemde her anlamda işbirliğini artırmanın siyasi ekonomik çerçevesini çizmişlerdir. Bu, karşılıklı güvene dayalı ilişkilerin siyasi yansımalarını yakın dönemde Karabağ sorununun çözümünden, Filistin İsrail sorununa ve İran krizine kadar pek çok alanda görülecektir. Washington ve Brüksel’in ise yükselen bu stratejik ekseni bir tehdit olarak değil, küreselleşmenin gerektirdiği doğal bir işbirliği arayışı olarak görmeleri gerekir.
 
(Prof. Dr. Birol Akgün, SDE Uzmanı)

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya