ENGLISH
23.05.2012
24.11.2009 14:31


Doç. Dr. Ertan Beşe
SDE Uzmanı
ebese@sde.org.tr
CV

Güven(sizlik) Sorunu ve Sosyal Paranoya

Türkiye’de farklı alanlarda yaşanan sorunlar, daha yıkıcı kronik sorunlara dönüşüyor. Bu sorunları çözmek için önce kronik hale gelmiş ‘sonuç’ niteliğindeki sorunu çözmek gerekiyor. Bunlardan birisi de güven sorunu. Günlük hayatın rutin ilişkilerinden siyasette sorun çözmeye kadar bir karşılıklı güven sorunu yaşanıyor. Toplumun farklı kesimleri arasında ciddi düzeyde bir güven(sizlik) sorunu var. Bunun arkasında başta yıllardır devam eden terörün neden olduğu sosyal-kültürel yıkımlar var. Geçmişte yaşanan ideolojik kamplaşma ve çatışmaların yarattığı travmalar söz konusu. Dönem dönem kurumlar adına toplum ve siyaset üzerinde uygulanan politikalarla, toplum mühendisliği adına yapılanlar var. İnsanların kafalarında kaçınılmaz bir biçimde komplo teorilerine pazar açan, görünen veya görünmeyen karmaşık ilişkiler ağı var.

Bütün bunların yarattığı bir güvensizlik ortamının beslediği bir ‘politik ve sosyal paranoya’ durumu ortaya çıkmış durumda. Buna bir de çok hızlı gelişmiş teknolojilerle hayatımızın bir parçası haline gelmiş olan iletişim araçları ve ileri teknoloji ürünü gözetleme – izleme araçlarının yarattığı ‘gözetim toplumu’ olma halinin neden olduğu bir güven bunalımı söz konusu.

Bütün dünyada bugün insanlar birçok bakımdan büyük kaygılar ve güvensizlik içerisinde yaşamaktadır. Güven bunalımı küresel modern dünyanın en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir. Bu güvensizlik sadece bireysel olarak insanlar arasında değil; aynı zamanda toplumlar arasında da söz konusudur.

Francis Fukuyama, “Güven, Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması” isimli kitabında, toplumların kalkınma ve gelişmesinin temelinde güven duygusunun önemine işlemekte, öyle ki güven duygusu olmadan sosyal refahın sağlanamayacağını ileri sürmektedir.

Fukuyama’ya göre ‘sosyal sermaye’ açısından zengin ve ‘güven düzeyi’ yüksek olan toplumlar, ekonomik anlamda örgütlenme ve kalkınmada da daha başarılı oluyorlar. Sosyal sermaye bağlamında güven duygusu, kişisel çıkarları öncelemek yerine, toplumsallık duygusunu ve birlikte iş başarma alışkanlığını gerektirmekte, yüksek düzeyde bir ‘güven’ duygusunun varlığı, her hangi bir işi başarmayı kolaylaştırmaktadır.

Yukarıda bahsettiğimiz nedenler başta olmak üzere; hızlı sosyal değişim ülkemizde önemli bir sosyal sermaye unsuru olan ‘güven’ duygusunu her gün biraz daha zayıflatıyor. Özellikle kurumlarla ilgili olan gelişmeler, siyasette acımasız ve kuralsız rekabet, sosyo-ekonomik sorunların yarattığı toplumsal ayrışma ve keskinleşme sadece bireyler arasındaki değil, toplumun kurumlara ve kurumların birbirlerine olan güvenini ortadan kaldırıyor. Bu da ancak toplumsal ortak bilinç ve çabalarla çözülebilecek devasa sorunlarımızı birlikte çözme inanç ve kararlılığımızı ve tabii ki becerimizi ortadan kaldırıyor. Ülkemizde ne yazık ki sosyal sermayemizin her alan ve düzeydeki ‘güven’ unsurunu kaybettiğimizi görüyoruz. Bunun yerini çatışma ve gerginlik kültürü almakta.

Güvensizlik ortamının doğal sonuçlarından birisi de yarattığı anomik şartlar içerisinde insanların değişik paranoyalar geliştirmesidir. Paranoya, olmayan şeyleri varmış gibi kabul etmek, kendisini süreklilik arz eden bir şeyin tehdidi altında hissetmek, günlük hayatın rutin döngülerini bile birer tehlike kaynağı olarak görmek ve kronik hale gelmiş bir kuşkuculuk halidir. Paranoya halinde insan, normal insanların standart ya da ortalama zihinsel kalıplarının ve düşünme modelinin ötesinde bir düşünce sistemine sahip olur. Bu tür bir düşünce sisteminde ise zihinler sürekli bir güvensizlik duygusuna doğru kayarlar.

Bu tür ortamlarda insanlar; ‘ötekileşir’ ve ‘ötekileştirir’. Başkalarına karşı derin güvensizlik beslerler ve sonuç kaotik bir topluma dönüşmedir. Çünkü paranoya öyle bir şeydir ki ‘ötekileştirdiğiniz insanlar’ rakip ya da karşıtınız değil, sadece yok edilmesi gereken düşmanınızdır.

Paranoyada sürekli bir şüphecilik vardır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Her şey deterministik bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde cereyan eder. Dolayısıyla hiçbir şey tesadüfî de değildir. Paranoya, her zaman bireysel bir şey değildir. Bu zamanla çok politik bir hal alabilir.

Dolayısıyla Fukuyama’nın sosyal sermayenin bir unsuru olarak ele aldığı gördüğü “üyelerinin ortaklaşa paylaştığı normlara dayalı, düzenli, dürüst ve işbirliği yönünde davranan bir toplumda ortaya çıkan beklentiler”(1) anlamında ‘güven’, kuşkusuz insanların güvenlik ya da güvensizlik algılamalarından bağımsız bir şey değildir. Burada insanların nasıl davranacakları konusundaki bilinemezlik, onlara güvensizliğin ana kaynağıdır. Bu bilinemezlik nihayetinde bir güvenlik paranoyasına dönüşebilmektedir. Toplumsal endişe ve güvensizlik hali, bir süre kamusal ve sosyal hayatın hâkim öğesi haline gelir.

İşte bu bilinemezlik faktörü, güvenlik ihtiyacını körükler. Objektif bir temele dayanmayan bu tehdit ve ona karşı güvenlik ihtiyaç algısı, bir süre sonra bir söylem ve kültür haline dönüşür. İnsanlar kendisine karşı tehdit olarak algıladığı şeyleri politikleştirmeye ve onları sübjektif ve duygusal kavramlarla ifade etmeye başlarlar. Artık adalet sistemine de güven duymayarak, onu yetersiz ya da etkisiz görürler.

Bu güvensizlik, aşırı bir hal aldığında ise, insanlar güvenmediği herkesi ortadan kaldırma eğilimi içerisine dahi girebilirler. Bunun en ileri safhası, yok etme edimini besleyen bir duygu olarak, her şeyden ve herkesten şüphe etmek, ulusu yöneten paranoid liderlerin hayatını belirleyen, yegâne duygu haline gelir.

İşte bu tür bir ortam içerisinde sorumluluk sahibi insanların kendilerini sorgulaması ve herkesin, sürekli büyüyen bir güvensizlik ortamında sosyal sermayemizi tükettiğimizin farkına varması gerekiyor.

(1) Francis Fukuyama, Güven: Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması, Çev: Ahmet Buğdaycı, 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 2000, s. 41.


YAZARIN TÜM YAZILARI
PKK’nın Dördüncü Evresi - 28 Haziran 2010 Pazartesi 16:49
Hükümet Açılımda Israr Edince PKK Taktik Değiştirdi - 24 Haziran 2010 Perşembe 13:48
Terörist ve Devlet Arasındaki Çizginin Bulandığı Gün… - 01 Haziran 2010 Salı 15:08
Baharla Gelen Terör, Terörle Gelen Mesaj - 07 Mayıs 2010 Cuma 10:05
Suikast Politikaları Uluslararası Güvenliği Tehdit Ediyor - 05 Nisan 2010 Pazartesi 10:27
Retorikten Pratiğe Demokratik Açılımda Yeni Dönem - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:20
DTP’nin Kapatılması Ne Anlama Geliyor? - 13 Aralık 2009 Pazar 17:02
Stammheim'i Yeniden Hatırlamak: Tecrit mi? Bahane mi? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 11:12
PKK Gösterileri Neyi Amaçlıyor? - 03 Aralık 2009 Perşembe 12:00
İstihbarat Hizmetlerinde Denetim Sorunu - 01 Aralık 2009 Salı 10:07
Güven(sizlik) Sorunu ve Sosyal Paranoya - 24 Kasım 2009 Salı 14:31


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya