Türkiye kısmi Anayasa değişikliği ile birlikte yüksek yargı ve askeri yargıya ilişkin kısmi bir yargı reformunu gerçekleştirmeye çabalıyor. TBMM’de 30 maddelik değişiklik paketinin tek tek maddeleri üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Bütün maddeler 331-340 arasındaki kabul oylarıyla tüm muhalefetin karşı duruşuna rağmen ilk turda geçmiş oldu.
İkinci tur oylama ve toplu oylamanın da aynı iradeyle TBMM’den geçip Cumhurbaşkanı’nın onayıyla referanduma gideceği artık belli olmuştur. Halkoyuna sunulacak anayasa değişiklik paketinin yüzde 60’lar civarında bir evet oyu alacağını söylemek bugün için kâhinlik sayılmaz sanırım.
Anayasa Mahkemesi’ni Başbakan’ın ifadesiyle ‘Ana Muhalefet Mahkemesi’ne çeviren CHP’nin Anayasa değişiklik paketini Cumhurbaşkanı’nın onayından hemen sonra ya da referandumdan sonra AYM’ye götüreceği de kendi ifadeleriyle ortada. O halde ne olacak bu işin sonu? Kanaatimize göre bu iş artık bitmiştir. Yani öyle ya da böyle Türkiye’nin AK Parti’yi de aşan değişim rüzgârı yine Türkiye’nin ihtiyacı olan bu süreci başarıyla noktalayacaktır. Yani Türkiye’nin değişimi için elzem bir adım olan bu kısmi Anayasa değişikliği gerçekleşecektir. Daha ileri bir demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesi için değişikliklerin bu aşamada gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Süreç Ak Parti için siyaseten avantajlı sonuçlar getirmiş olabilir; ancak asıl Türkiye’nin değişimi, statükonun yıkılması ve vesayet rejiminin belinin kırılması bağlamında dev bir adım olarak değerlendirilmelidir. Diğer 24 madde bir tarafa bırakılırsa, AYM’nin yeniden yapılandırılması, HSYK’nın yapısının düzenlenmesi ve askere sivil yargılama yolunu açan maddelerle, 12 Eylül askeri darbesini yargılamayı engelleyen ve darbe yapmayı suç haline getiren geçici 15. maddenin değiştirilmesi, TBMM’nin anayasa düzenlemeleri bakımından büyük bir devrim niteliğindedir.
Anayasa ve yargıda bu düzenlemeler yapılmadan Ergenekon ile Balyoz ve Kafes darbe planları davaları sonuçlanırsa akıbetin ne olacağı belli değil midir? Ergenekon davası soruşturmalarını yürüten savcı ve hakimleri sürekli taciz eden hukuksuz baskılar devam ederken Türkiye’nin yakın geçmişi ile hesaplaşmasını ve bir arınma sürecini yansıtan bu davaların yüksek yargıdaki temyiz selameti ve sonuna kadar sürdürülebilmesi için bu değişiklikler hayati önem ve önceliktedir. Buradaki başarının psikolojik sonuçları Türkiye’nin gelecek perspektifi için daha da anlamlıdır.
Bu başarı, ülkemizde artık statükonun yıkılışının, paralel devlet yapılanmasının sona erdiğinin, demokrasinin ve hukuk devletinin önünün açıldığının kanıtı ve hukuken tescil edilmesidir. Türkiye’nin demokratik değişim ve açılım trendinin önündeki engellerin ortadan kaldırılarak daha ileri hedeflerin başarılması için önemli bir dönemeçtir. Yepyeni demokratik, çağdaş ve sivil bir anayasa’nın yapılması, başkanlık ya da yarı başkanlık gibi ülkenin yönetimini güçlendirecek yapısal değişimlerin gerçekleştirilmesi, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılarak devletin idari ve siyasi olarak restorasyonu, seçim ve siyasi partiler yasasının çıkartılması hatta TSK’nın modernizasyonu gibi Türkiye’yi modern dünyaya daha da açacak, bölgesel ve küresel vizyonunu güçlendirecek temel değişimlerin önü tamamen açılacaktır.
Genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ülkeyi yıpratan gerilimleri ve kutuplaşmaları bitirecek, huzur ve iç barışın zeminini oluşturacak, Türkiye’yi rehabilite edecek politikaları uygulayabilecek ve gerçek gündemlere dönerek Türkiye’yi geleceğe taşıyacak yenilenmiş, bütün ülkeyi, farklı kesimleri kucaklayacak siyasi bir yapılanma ve siyasi iktidarlara Türkiye’nin ulaşabileceğini ümit ediyoruz. Bu ümit temenniden öte ülkemiz için ciddi bir beklenti durumundadır.
Ancak, siyasette bugünün şartlarında 24 saat bile çok uzun bir zamandır. Mayıs ayının çok çekişmeli – çatışmalı geçeceğini öngörmek için müneccim olmak gerekmez. Yaşanan sürecin riskleri küçümsenemez ve görmezden de gelinemez. Referandum kararı ve süreci çok çetin geçebilir. Referandum sonuçları ve süreci nasıl bir tablo ortaya koyarsa koysun Türkiye artık bir seçim sath-ı mailindedir. Yüksek bir evet oranı AK Parti’yi erken bir seçime (Ekim veya Kasım 2010) götürebileceği gibi referandum sürecinin bir türlü sakatlanması ve engellenmesi de Ak Parti’yi erken seçim kararına götürebilir. Şartlar normal seyrederse seçimler Nisan-Mayıs 2011’de yapılabilir; ama bu seçenek daha düşük bir ihtimal olarak görülebilir. Fakat olaylar nasıl gelişirse gelişsin fark etmez, Türkiye’nin demokratik değişimi durdurulamaz ve engellenemez bir güç kazanmıştır.
Çünkü demokratik açılımların, toplumsal barışın, Ergenekon davaları sürecinin, Balyoz ve Kafes darbe davalarının, Türkiye’nin bölgesel ve küresel dış politika vizyonunun nihayet ‘Yeni Türkiye Vizyonu’nun geleceği ve güvenliği değişim ve reform sürecinin başarısına bağlıdır. Değişim durursa Türkiye durur. Değişim devam eder ve yürürse Türkiye ileriye doğru yürür. Bu trendin durması ya da geri dönmesi Türkiye için karanlık bir dönemin yeniden başlaması demektir. Bunun bedeli bu saatten sonra Türkiye ve bölgemiz için çok ağır olur. İnanıyorum ki, Türkiye girdiği yoldan geri dönmeyecek daha ileri bir demokrasiyi ve gerçek bir hukuk devletini gerçekleştirecek hamlelerini başarıyla tamamlayacaktır.