Japonya Panikte: Çin Donanması Pasifik’e Girdi
7-9 Nisan günü Çin Deniz Kuvvetleri’ne bağlı 10 savaş gemisi ve gemi helikopterlerinden oluşan bir donanma gücü, Çin ile Japonya arasındaki uluslararası açık denizde askerî bir tatbikat düzenlemiştir. Benzer askerî tatbikatlar Kasım 2008, Haziran 2009 ve Mart 2010 tarihlerinde 4 ile 6 savaş gemisi ile gerçekleştirmişti ve hemen hemen aynı istikamet takip edilmişti. Ancak Japonya, ilk defa Çin’in ‘Kilo’ sınıfı denizaltısının su yüzüne çıktığını
görüntülemişti. Destroyer, firkateyn, denizaltı, helikopter ve destek gemisinden oluşan Çin donanması aslında denizaltılara karşı hava ve deniz müşterek tatbikatları düzenlenmektedir. Japon Hükümeti bu habere açıklık getirmeden, Japon basını Çin medyasından haberi aktarmaya
başlamıştı. Tatbikatın bir aşaması ise Çin ile Japonya arasındaki Doğu Çin Denizi’nden Japonya kontrolü altındaki Okinawa ile Miyako Adaları arasından geçerek Pasifik Denizi’ne açılmaydı. Çin donanması Okinawa’nın güneybatısına 140 km uzaklıktan geçmişti. 10 Nisan gününde Çin donanması sözkonusu bölgeden geçerken Japonya Öz Savunma Deniz Kuvvetleri’nin (Maritime Self-Defense Force) yakın takibi yaşanmış ve Çin gemisinden kalkan bir helikopter bu takibi engellemek için Japon eskort gemisine 90 metre uzaklıkta ve 30 metre yükseklikten süzülmüştür.
Çin-Japonya arasında benzer gerginlikler devamlı yaşanmaktadır. Japonya basın organlarına göre, 13 Nisan’da Çin’in savaş gemileri Doğu Çin Denizi’nde devriye gezen Japonya’nın P3C tipi anti denizaltı uçağına namlularını doğrulmuştu ve uçağı vurabilecek konuma gelmişti. Japonya uçakları uluslararası hukuk çerçevesinde genel devriye uçuşu
yapıyordu. Çin donanması aynı zamanda Japonya’nın en güneyindeki Okinotori Adası’na yaklaşarak Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesine de girmiştir. Bu manevralar doğal olarak Japonya’nın egemenliğine meydan okuma olarak algılanmıştır. Japon Hükümeti, 1931’den beri Okinotori Adası’nın Japonya egemenliğinde olduğunu iddia
etmektedir. Fakat Çin tarafı, Japonya’nın ada dediği Okinotori’yi bir kaya olarak iddia ettiği için, Japonya’nın kıta sahanlığına girmemiş olduğunu ileri sürmektedir.
Japonya’nın daha ilk tarihlerde yani 8 Nisan’da Çin donanmasının Japonya yakınlarında gerçekleştireceği askerî tatbikatından haberi vardı ve 9 Nisan’da bunu teyit etmişti, ancak derhal tepki göstermemişti. Bunun nedeni de, 12 Nisan’da Japonya Başbakanı Hatoyama Yukio ile Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Washington’daki görüşmelerin sürmesi ve görüşmeleri gölgede bırakmaması için olayın kamuoyuna bildirilmesi ertelenmişti. 13 Nisan’da Japonya Hükümeti Baş Sekreteri Bowen Hirano, basın toplantısında olaylara açıklık getirmişti. Bowen Hirano, Japonya’nın çevresinden geçen yabancı gemilerin hareketlerinin yakından takip edildiğini ve Çin gemilerinin neden bu zamanda ortaya çıktığı hakkında şüpheleri olduğunu
belirtmişti. Japon Savunma Bakanı Toshimi Kitazawa, Çin Deniz Kuvvetleri’nin bu tatbikatının Japonya’ya yönelik anlam taşıdığı konusunun incelendiğini ve raporun çıkması ile gerekli tedbirler alınacağını da ilave
etmişti.
Japonya Öz Savunma Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Amiral Keiji Akaboshi’nin katıldığı basın toplantısında, Çin Deniz Kuvvetleri’nin teçhizat modernizasyonu ve teknoloji kullanımının arttırması ile birlikte deniz gücünü konuşlandırma kapasitesine sahip olmaya başlamış olduğuna dikkat çekerek, Japonya’nın bu gelişmeleri dikkatle izlediğini ifade etmişti. Admiral Keiji Akaboshi, gemiden kalkan Çin helikopterinin yakın ve düşük seviyede Japon eskort gemisini taciz etmesinin, gemilerin güvenliğini tehdit edebileceğini ifade ederek, olayı diplomatik kanallarla Çin tarafına ilettiğini
açıklamıştı. Çin donanmasının Japonya’nın güney deniz sınırının yakınından geçmesi, Japonya basınında endişe ve korku yaratmaya
başlamıştı. Japonya Genelkurmay Başkanı Ryoichi Oriki de, basın toplantısında Çin helikopterinin Japon gemisini taciz etmesinden esef duyduğunu ve bundan sonrası için Çin donanmasının stratejik ve taktik düzeyde analiz edileceğini
açıklamıştı. 13 Nisan’da Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklamaya göre, Çin donanması uluslararası açık sularda tatbikat yapmaktadır ve Japonya’nın itirazı
yersizdir.
Diğer yandan Japonya Dışişleri Bakan yardımcısı Koichi Takemasa da, 12-14 Nisan tarihlerinde Çin Dışişleri Bakanlığı ile dört defa temasta bulunmuş ve Çin gemisinden kalkan helikopterin Çin donanmasının tatbikatını takip eden Japon eskort gemisine fazla yakın olmasının tehlike yaratabileceği
görüşünü iletmişti. Japonya-Çin arasında yaşanan bu gerginliklerin Japon basınına yansıması, toplumda birtakım rahatsızlıklar yaratmıştı. Özellikle Çin gemilerinin Okinotori Adası’nın yakınlarından geçmesi, Çin’in Japonya’nın egemenliğine saygı göstermediği görüşlerine sebep olmuştu. 20 Nisan’da Japon Savunma Bakanı Toshimi Kitazawa basın toplantısında Çin donanmasının Okinotori Adası yakınlarına ulaşıp ulaşmadığı hakkında resmi raporun gelmediğini
belirtmişti. Bu açıklama da tek başına Japon kamuoyunu rahatlatamamıştır.
Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada’nın 21 Nisan tarihinde Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde verdiği tanıklıkta, Çin gemilerinin Japon kıyı sularından geçmesinin yasal olduğunu hatta (Japonya) karasularından da geçebildiğini ifade
etmişti. Bakan Katsuya Okada’nın 22 Nisan’da Senato Dışişleri ve Savunma Komitesi’nde verdiği tanıklık ifadesinde Okinotori Adası’nın şüphesiz Japonya’nın toprağı olduğunu ve Birleşmiş Milletler Deniz Kanunu Sözleşmesi’ne göre Okinotori Adası’nın karasuları, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığına sahip olduğunu belirtti ve Okinotori Adası’nın denizcilik hak ve çıkarlarının Japonya’ya ait olduğunu
vurgulamıştı. Japonya Dışişleri de bu meseleyi nasıl tanımlayacağı konusunda belirsiz bir tutum sergilemiştir. Japonya Dışişleri Bakanlığı’nın bu olayı fazla büyütmeyerek, düşük yoğunluklu düzeyde tutmaya çalıştığı açıktır. Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın bu tavrı meclis tarafından
eleştirilmiştir.
Japonya’nın Çin helikopterinin Japon eskort gemisini taciz etme konusundaki tepkisine yanıt, 22 Nisan’da Çin’den gelmişti. Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Huang Xueping’ın basına yaptığı açıklamaya göre, Çin Deniz Kuvvetleri, Doğu Çin Denizi ile Okinotori (Gong-gu Dao) Adası arasındaki açık sularda yıllık eğitim planlarını gerçekleştirmek üzere normal bir askerî tatbikat yapmıştır. Açık sularda askerî tatbikatların yapılması uluslararası hukuka uygundur, dünyanın bütün ülkeleri bu tür uygulamalar yapmakta ve ilgili ülkelere yönelik bir tehdit oluşturmamaktadırlar. İlgili taraflar subjektif yorumlar yapmamalı ve spekülasyon yaratmamalı; konuya yönelik aşırı hareketlerden kesinlikle kaçınmalı, normal ve planlı bir eğitim yapan Çin donanmasının uzun süreli takibi ve rahatsız edilmesinden vazgeçilmelidir. İlgili ülkeler sorumlu tavrı takınarak objektif bir şekilde olayları aktarmalı, olayı kasten abartılmamalı ve gerginlik
yaratılmamalıdır. 23 Nisan’da Japonya Savunma Bakanı Toshimi Kitazawa, Çin’in konuyu izahından memnun kalmamış ve Çin helikopterinin Japon gemisini yakından taciz etmesinin tehlike yaratabileceğini ve ikili ilişkilere de zarar vereceğini basına
anlatmıştı. Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada, Çin’in açıklamasının kabul edilemeyeceğini
belirtmişti.
Ayrıca, Japonya basını Çin’den duyulan endişeleri yoğun bir şekilde yansıtırken, Çin muhacirlerinin çıkardığı gazetede olan
Xinhua Qiaobao’da ise ‘Japonya, Çin Deniz Kuvvetleri’nin Değişimine Yavaş Yavaş Alışmalıdır’ başlıklı yazı yayınlanmıştır. Wang Zhi-xin adlı bir Çinli’nin kaleme aldığı bu yazıda, Çin askerî gücünün yükselişinin doğal bir gelişme olduğunu ve Çin’in doğal olarak Asya bölgesinin güvenliğini üstlenebileceğini, özellikle ABD’nin gücünde zayıflama sürecinin başlamasıyla birlikte Çin’in çekinmeden bu görevi üstlenebileceği dile getirilmektedir. Bu nedenle Japonya’nın bu gelişmelere yavaş yavaş alışması gerektiği ifade
edilmektedir.
Çin donanması artık Japonya’nın iddia ettiği deniz sahasından geçerek Soğuk Savaş döneminde Çin’i kuşatmak için oluşturulan ‘Birinci Adalar Zinciri’ni kırmış durumdadır.
Japonya’nın Tepkisi: Çin’e Karşı Tedbirler
Japonya-Çin arasında bu gerginliklerin yaşandığı tarihte, Washington’da ikili zirve de devam ediyordu. Japonya Başbakanı Hatoyama Yukio, Çin Devlet Başkanı Hu Jintao ile 12 Nisan’da Washington’daki görüşmesi sırasında bu gerginliğe hiç değinmemişti. Başbakan Hatoyama Yukio, Japonya’nın
Asya Topluluğu projesinin gerçekleşmesi konusunda çaba göstereceğini ve Japonya ile Çin’in, bu topluluğun esas gücü olduğunu ifade etmişti. Ayrıca Doğu Çin Denizi’nin iki ülkenin dostluk denizi olacağı düşüncesini beyan etmişti. Başbakan Hatoyama Yukio, iki ülke arasında henüz çözümlenmemiş Doğu Çin Denizi enerji paylaşımı meselesi ve Kuzey Kore nükleer sorunu üzerindeki müzakerelerin devam etmesi konusunda birlikte çaba göstereceklerini de
açıklamıştı. Japonya basını, Başbakanı Hatoyama Yukio’nun iki ülke arasında yaşanan son gerginlikleri dile getirmemesini eleştirmiş ve ‘Çin Deniz Kuvvetleri’nin Japonya’nın Okinawa ile Miyako Adaları arasından geçerken, Doğu Çin Denizi’nin iki ülkenin dostluk deniz olacağı söyleminin ülke çıkarlarını koruyamadığı gibi, barış ve dostluğa da katkı yapması beklenemez’ yorumları
yapılmıştır.
Japonya Başbakanı Hatoyama Yukio siyasî bir aileden gelmektedir ve sülâle üyelerinin Çin ile iyi ilişkilerin geliştirilmesinde katkıları olmuştur. İktidara geldiği vakit ilk dış politika icraatı ABD değil, Çin ile iyi ilişkilerin geliştirmesi üzerine kuruludur. Çin’le yakın ilişkiler geliştirmeye çalışan Başbakan Hatoyama Yukio’nun, iki ülke arasında yaşanan son gerginlikler üzerindeki tutumu geçmişe göre biraz farklılık göstermektedir. 22 Nisan gününde Japonya Başbakanı Hatoyama Yukio, Çin’in yükselişi ve yarattığı etki hakkında Çin Haberleri Dergisi’ne (
Zhongguo Xinwen Zhoukan) yaptığı açıklamasında, Çin’in uluslararası toplumla uyumlu ilişkiler geliştirmeye çalıştığını ve sağlıklı aşamalar kat ettiğini dile getirerek, Çin’in bir tehdit değil bir fırsat olduğunu
belirtmişti. Japonya Başbakan Hatoyama Yukio’ya göre, Japonya-ABD müttefik ilişkileri Japonya’nın dış politikası ve ulusal güvenliğinin temelidir. ABD, Japonya ile aynı temel değerleri ve stratejik çıkarları paylaşan yegâne ülkedir. Japonya, ABD ile 21. yüzyıla uygun ikili müttefik ilişkilerini derinleştirme ve ikili işbirliği ilişkilerini daha sıkı ve ileriye götürmeye çalışmaktadır. Çin ile ilişkiler ise, Japonya’nın en önemli ikili ilişkileridir ve stratejik karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerin içeriğini doldurmakla, bu ilişkileri güçlendirmeye gayret göstermektedir. Başbakan Hatoyama Yukio aynı zamanda Japonya-Çin ilişkilerinin, ABD ile olan müttefiklik ilişkileri zemininde sağlanacağını belirtmişti. Hatoyama Yukio’ya göre, Japonya-ABD müttefik ekseninin mevcut olması nedeniyle, Japonya ancak Çin dâhil Asya ülkeleriyle işbirliğini güçlendirebilmektedir, Japonya-ABD müttefiklik ilişkileri sürekli derinleşmekle birlikte, Çin ile işbirliği
güçlendirilecektir. Aslında Japon kamuoyunda Başbakan Hatoyama Yukio’nın dış ve iç politikalardaki başarısızlığı tartışılmaktadır, Çinli yorumcular Başbakanı Hatoyama Yukio’nun koltuğunun sağlam olup olmadığından şüphe
duymaktadır.
Başkan Hatoyama Yukio’nun tutumuyla farklı olarak, Japon kamuoyu yaşanan son gerginliklere daha çok duyarlılık göstermiştir. Japonya tarafı Çin donanmasının Japonya’nın güneybatı sınır bölgesinin yakınından geçmesini bir çeşit meydan okuma olarak algılamıştır. Japonya’nın endişelerini
Mainichi Shimbun gazetesinin 18 Nisan’daki manşetinden anlamak mümkündür. “
Çin Deniz Kuvvetleri Japon Bahçesinin Karşısında” başlıklı bu yazıda, Çin Deniz Kuvvetleri, Japonya-ABD arasındaki Okinava Amerikan Hava Üssü’nün statüsü hakkında tartışmaların yaşandığı bir dönemi fırsat bilerek, kendi askerî gücünü göstermeye çalıştığı ve en önemlisi, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki etkisini kırmak olduğu yazılmaktadır. Gazete bir üst düzey danışmanın sözüne yer vererek, Japonya’nın Çin’in bu tür hareketlerine daha önce de olduğu gibi göz yummayacağını, son olayda Japonya’nın tepkisinin çok geç kaldığı ve bundan sonra daha aktif tepki göstereceğini ifade
etmektedir. Japon basını,
International Assessment and Strategy Center kuruluşunun uzmanı Richard Fisher’in değerlendirmesine yer vererek, Çin’in bu askerî faaliyetinin Çin Deniz Kuvvetleri’nin yeni strateji izlemeye başladığı ve amacının da ABD’ye meydan okumak ve Japonya’nın tepkisini öğrenmek olduğu yazılmaktadır. Richard Fisher’e göre, son günlerde Çin’in sürdürdüğü askerî tatbikatıyla, Çin Deniz Kuvvetleri’nin kıyı savunmadan uzak denize açılmanın büyük çapta bir hareket olduğunu, bundan sonra Japonya’nın, Çin Deniz Kuvvetleri’nin periyodik askerî yayılmacılığı ile yüz yüze kalacağını ifade
etmektedir.
Japonya Deniz Politikaları Araştırmalar Vakfı’nın (OPRF) uzmanı Tetsuo Kotani’ye göre, Çin ordusu her zaman Tayvan Boğazı’na ABD uçak gemilerini yaklaştırmadan karşılık verme stratejisinin peşindedir. Çin Hükümeti deniz gücünü arttırmak için deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna önem vermektedir. Yaşanan bu olay, Çin Deniz Kuvvetleri’nin bu vesileyle yakın suları savunma stratejisinin
provasıdır. Japonya askerî yorumcusu Isaku Okabe’ye göre, Çin Deniz Kuvvetleri’nin kısa vadedeki hedefi Japonya ile Filipinler arasında oluşan Birinci Adalar Zinciri’ni kırmak ve ABD’nin uçak gemisinin hareket alanı olan Japonya ile Guam Adası arasında oluşan İkinci Adalar Zinciri’ne kadar deniz alanına girmektir. Çin’in son askerî tatbikatı Japonya-ABD askerî müttefik gücünün reaksiyonunu ölçmek ve deniz çevrelerini öğrenmektir. Isaku Okabe, Çin Deniz Kuvvetleri’nin hedefinin uzun vadede ABD’nin askerî gücüne karşı koymak ve deniz hegemonyasını oluşturmak olduğunu ileri sürmektedir. Asya ülkeleri de Çin donanmasının Asya-Pasifik’e açılmasını, Çin’in bölgeye hâkim olmasının bir göstergesi olarak algılamaktadır.
Japon kamuoyu Çin donanmasının Japonya toprağın yakınından geçmesinin sebebini de irdelemeye çalışmıştır. Bazılarına göre, Çin kendi kıyı sınırlarının güvenliği sağlamak, kendi münhasır ekonomik bölgesinin çıkarlarını korumak ve bağımsız Tayvan yanlılarına baskı yapmak için deniz kuvvetlerinin gücünü
arttırmaktadır. Bazı Japon siyasetçileri de deniz kuvvetlerinin kapasitesini arttıran Çin’in amacını, bölgedeki ABD gücüne karşı koyabilmek, deniz trafik yolunun güvenliğini sağlamak ve uzak denize ulaşabilmek olarak
tanımlamaktadır. Japonya basını, Çin’in bu girişimlerle, Japon Hükümeti’nin Japonya-ABD Güvenlik Anlaşması’na olan tepkisini görmeye çalıştığını ve derhal ABD ile birlikte Çin’in askerî yayılmacılığına karşı tedbirler üretmeye
çağırmaktadır. Japonya Savunma Bakanlığı konu ile ilgili yazdığı son raporunda da, bu yönde bir değerlendirme
yapmıştır. Ayrıca Japonya Savunma Bakanlığı konuyu yakından takip ederek, Çin’in askerî stratejisini incelemek ve istihbarat toplamak için kalıcı olarak özel bir birim
oluşturmuştur. Benzer birim aslında Japonya Dışişleri Bakanlığı ve başbakanlıkta da mevcuttur. Aynı zamanda Dünya Uygur Kongresi başkanı Rabia Kadir’in 20 Mayıs 2010 ve 18 Haziran 2010 tarihinde, Tibetlilerin ruhanî lideri Dalay Lama ile birlikte, Japonya ziyaretine izin verildiği haberini duyurmuştur. Uygur ile Tibet meselesi Çin’in ulusal çıkarlarını ilgilendiren yumuşak karnıdır. Geçmişte Japonya; Mançurya, Moğolistan ve Doğu Türkistan bölgesi ile ilgilenmiş ve Sovyetler ile Çin’e karşı etkili bir stratejik baskı oluşturabilmişti. Japonya’nın Rabia Kadir ile Dalay Lama’nın ziyaretine verdiği iznin daha önceden planlanmasına rağmen, zamanlama açısından bu durum, Çin’e karşı yapılan önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Yükselen Çin’e Karşı: ABD-Çin Arasındaki Japonya
Yükselen Çin’in mevcut uluslararası siyasî ve ekonomi sistemi nasıl etkileyebileceği konusu bütün dünyadaki Çin uzmanlarının ilgisini çekmektedir. Tarihsel tecrübelere göre yükselmekte olan yeni güç her zaman mevcut hegemon güce karşı meydan okumuş ve İngiltere-ABD arasındaki ilişkiler hariç, hep kanlı sonuçlanmıştır. Diğer bir reel durum ise, Çin’in ekonomik büyümesi ile birlikte güçlenen askerî gücü ve geleceğe yönelik bu gücü nasıl değerlendirmesi konusunda güvenli bir cevabın alınamamasıdır. Bazı uzmanlar Çin’in “barışçı yükseliş” söylemine inanırken, bazıları ise Büyük Çin’in oluşacağı
kanaatindedir. Japonya’nın yakınlarında yaşanan son olay ise bu belirsizliğin bir sonucudur.
Yükselmekte olan Çin, geleceğe dönük hareket etmek ve deniz alanındaki çıkarlarını korumak zorundadır. 2009’da Çin’in ihracat-ithalatı hacmi toplam 2,2 trilyon dolara ulaşmıştır. Aynı yılın rakamlarına göre, Çin limanında 110 milyon ton konteynır mal giriş-çıkış yapmış olup, bu miktar dünyanın toplam dengesinin %30’unu oluşturmaktadır; Aynı yılda Çin’in maden ithalatı 600 milyon ton olup dünyadaki toplam miktarın %47’sini teşkil etmektedir. 2009’da Çin’deki petrol tüketimi 400,5 milyar tondur, 189 milyar ton petrolü Çin kendisi üretmiş, 200,4 milyar ton ise ithal etmiştir. Yani petrol bağımlılığı oransal olarak %50’dir. Çin uzmanlarının tahminine göre 2010 yılında petrol ithalatı 210 milyar ton olacaktır ve 6,6 milyar metreküp doğalgaz ithal edilecektir. Çin, bu ekonomik-ticari çıkarlarını, enerji ithalatının güvenliğini ve deniz menfaat bölgelerini koruyabilmek için güçlü bir deniz kuvvetine ihtiyacı vardır. Çin’in geleceğe dönük kendi deniz sahasındaki çıkarları ve deniz trafiğinin güvenliğini korumak, Tayvan’ın bağımsızlık hareketini engellemek ve Tayvan’ı ana kıtaya katmak, nihayetinde Asya-Pasifik’te en güçlü deniz gücüne sahip olarak, ABD’ye karşı denge gücünü oluşturmakla, bölgenin ikinci deniz gücü olan Japonya’yı etki altına almak gibi stratejileri olduğuna şüphe yoktur.
Ekonomisi ve askerî gücü ile birlikte yükselmekte olan Çin doğal olarak Japonya’nın denizciliğe dayalı ekonomisini ve deniz güvenliğini tehdit etmektedir. Japonya’nın yeni hükümeti, Güney Kore’de olduğu gibi güvenlik alanı dışında ABD ile uzak kalarak diğer ekonomik ve siyasî alanlarda Çin ile yakın ilişkiler oluşturmaya çabalamaktaydı. Ancak Çin’in askerî modernizasyonu ile birlikte yükselen deniz gücü Japonya dâhil Çin’in birçok komşu ülkesini endişeye sokmaktadır. Özellikle Çin’in deniz sahalarında düzenlenen askerî tatbikatı gibi faaliyetleri komşu ülkelere haber vermeden gerçekleştirmesi, bu tür endişelerini daha da arttırmaktadır. Nitekim Çin’in Japonya çevresindeki askerî tatbikatı, doğal olarak ABD’nin Japonya’da konuşlandırdığı askerî gücün kalması ve güvenlik işbirliğini derinleştirmesi hakkında tartışmalara yol
açmıştır. Japonya Savunma bakanı Toshimi Kitazawa, geçen yıl Ekim ayında Çin’in giderek hava ve deniz kuvvetlerini güçlendirmeye başladığını, Çin’in amacının tam olarak ne olduğunun bilinmediğini ve bu gidişatın bazı ülkeleri endişeye sevk etmiş olduğunu belirterek, bu durumda Japonya-ABD Güvenlik Anlaşması’nın öneminin daha çok artacağını ifade
etmişti. Japon Savunma bakanı bu ifadeyi ABD Savunma Bakanı Robert Gates ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Japonya ziyareti öncesi yapmıştı. Bu durum, iki ülke arasında, Çin’e yönelik güvenlik işbirliğinin içeriğinin doldurulmaya çalışıldığını göstermektedir.
Çin donanmasının Japonya topraklarının yakınlarında askerî tatbikat yapması ve Japonya’nın Okinawa ile Miyako Adaları arasından geçerek Pasifik Denizi’ne açılması da bazı mesajlar vermektedir. Yani Çin Deniz Kuvvetleri’ni söz konusu tatbikatı düzenlemeye yönlendiren sebeplerden birinin, son yıllarında Japon Hükümeti’nin Japonya topraklarının sınır bölgelerindeki adalarda güvenlik güçleri bulundurması ve sınır bölgedeki kayaları da ada saymak suretiyle kendi münhasır ekonomik bölgesini genişletmesi
olabilir. Bu durum, Çin’in münhasır ekonomik bölgesinin daralacağı anlamına gelmektedir. Japonya’nın bu girişimlerinin ardından, Çin, doğudan Asya-Pasifik bölgesine girişinin engellendiği için hem Japonya Hükümeti’ne itiraz etmiş hem de BM çerçevesinde rahatsızlığını gündeme getirmişti. Çin tarafının askerî kuvvetler vasıtasıyla Japonya’nın söz konusu girişimini caydırmak istediği açıktır. Diğer bir sebep ise Japonya’nın yükselmekte olan Çin’in Asya bölgesinde nasıl bir politika izleyeceği ve yaratacağı belirsizlik sonucunda, ABD ile güvenlik işbirliğini yenilemesi girişimleri olabilir. Gerçi Japonya Başbakanı Hatoyama Yukio’nun Okinawa’daki Futenma Hava Üssü’nde konuşlandıran ABD askerlerinin başka bir yere taşınması ile ilgili ısrarlı tutumu, Japonya-ABD güvenlik ve müttefiklik ilişkilerine zarar vereceği yorumlarına yol açmasına rağmen, Çin’in askerî tatbikatı aslında Japonya-ABD müttefik ilişkilerinin güçlendirmesine katkı sağlamış olacaktır.
Çin henüz deniz alanında diğer komşularla birlikte güvenlik işbirliği yapma konsepti geliştirebilmiş değildir; bunun sebebi ise Çin’in, ABD’nin müttefikleri olan Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi Asya-Pasifik ülkelerine karşı duyduğu kuşku ve ABD ile ABD’nin müttefikleri arasında oluşturulan güvenlik işbirliği anlaşmasıdır. Çin’in, Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğini ABD ve müttefiklerine rağmen sağlamasının pek de kolay olmayacağı aşikardır. Ancak yükselmekte olan Çin, ABD’nin bölgedeki gücünü kırmakla bu dengeleri bozabilmektedir. Bu nedenle bazı ABD uzmanları Çin’in Asya-Pasifik’te daha güçlü bir hale gelebileceğini, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına zarar verebileceğini ve Çin’e karşı koyan ABD’yi büyük husumete uğratacağını ileri
sürmektedir. Bazı uzmanlar bu tehdidin yakın zamanda olmayacağını ve ABD’nin buna karşı tedbir almasına dönük fırsatların hâlâ mevcut olduğuna işaret
etmektedir.
ABD’nin Asya-Pasifik’teki müttefik ülkeleri de bu endişeleri taşımaktadır ve yükselen Çin’e karşı ekonomik işbirliği yapmakla birlikte, siyasî ve güvenlik alanında ABD dâhil kendi aralarında işbirliğini oluşturmaya çalışmaktadır. Hindistan’ın yükselen Çin’den duyduğu
endişeler, Hindistan ile Japonya arasında oluşturulan güvenlik
işbirliği, Vietnam’ın Japonya ile stratejik işbirliğine
girmesi ve Güney Kore’nin Hindistan ile Yeni Asya
Diplomasisi ilişkilerini geliştirmeleri ise yükselmekte olan Çin’in yarattığı reaksiyon politikalarıdır. Hatta Rusya’da da Çin’in yükselişinin ne getirebileceği öngörülmeye çalışılmakta ve Çin’in Asya’daki yayılmacılığına karşı Rusya-ABD işbirliğine gidilmesi
önerilmektedir.
Japonya’nın yükselmekte olan Çin’e karşı üç seçeneği vardır:
1. ABD ile oluşturmuş olan mevcut müttefiklik ilişkilerini devam ettirmek;
2. Ekonomik çıkarları esas alan Çin ile işbirliğine girerek Çin’in himayesinde kalmak;
3. İzolasyon politikası izlemek.