ENGLISH
23.05.2012
23.04.2010 10:43


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme”

Türkiye’de hemen herkesin farklı konumlarda karşılaştığı ve kanıksanmış olan genel bilgi toplama (GBT) uygulaması bilindiği gibi 12 Eylül 1980 askeri rejimi öncesine kadar uzanmaktadır. Bu uygulamanın içeriği ve sınırları konusunda uygulayıcılar her ne kadar yasal gerekçelere dayandıklarını belirtiyor olsalar da polis ve jandarmanın geçmiş yıllarda çok sayıda vatandaşı “fişledikleri” ve birçok insanın bu fişleme nedeniyle mağdur edildiği de bir gerçektir. Örneğin sadece 1988 yılında GBT yöntemi ile fişlenen kişi sayısının 4.800.000 civarında olduğuna ilişkin tahminler yapılmakta ve bu bilgilere göre yaklaşık 1.700.000 kişinin güvenlik soruşturmaları nedeniyle hayatlarının olumsuz etkilendiği belirtilmektedir.(Bakınız Halil Nebiler, Cumhuriyet Gazetesi, 15.3.1988, Güvenlik Soruşturması, Onur Karahanoğulları, sayfa 163)  

Genel bilgi toplama adı altında devam eden uygulamanın yasal dayanağı olarak gösterilen KİHBİ (Kaçakçılık İstihbarat, Harekat, Bilgi Toplama) Bilgi Sistemi Yönergesi “gizlilik” özelliği taşıyan bir belgedir ve dolaysıyla Türkiye hala “gizli” kararnameler, yönetmelikler ülkesi olmaya devam etmektedir. Bu yönergeye göre hakkında “fişleme” yapılan kişiler ise kendileri ile ilgili tutulan bilgi ve kayıtları elde etme hakkına sahip değildir. Hukukun temel prensiplerine aykırı olan bu uygulamanın iptali için Danıştay 10. Dairesine açılan dava ile ilgili olarak 10. Daire 27.12.2006 tarih ve 2006/7450 kararında “... Emniyet makamlarının istihbari nitelikte bilgi toplamaları, adli soruşturma sonuçlarını kaydetmeleri ve bu bilgileri arşivleyip bilgi fişi düzenlemelerine ilişkin usul ve esasları belirleyen dava konusu yönergede mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamakta...” ifadelerine yer vermiş ve KİHBİ Bilgi Toplama Yönergesi’nin, hukuka aykırı olmadığına kanaat getirmiştir.
 
Milli Güvenlik Derslerinde Fişleme
 
Siyasi ve askeri bürokrasinin kendi inisiyatifleri ile vatandaşları fişleme geleneğini sürdürmekten vazgeçmediklerini gösteren çok sayıda örnek mevcuttur. 28 Şubat postmodern darbesinin yaşandığı günlerde Batı Çalışma Grubu adı altında oluşturulan hukukdışı yapılanmanın geliştirdiği tehdit algısı üzerinden binlerce vatandaşın sözümona bölücü-irticacı yaftasıyla fişlendikleri, sosyal ve ekonomik hayattan tecrit edilmek istendikleri bilinen bir durumdur. Türkiye’nin siyasi bir değişimden geçtiği ve normalleşme süreci olarak adlandırılan bugünkü koşullarda ise kendilerini imtiyazlı bir zümre olarak görmeyi alışkanlık edinmiş ve hukukdışı yöntemlerle fişleme yapan uygulayıcıların varlığı sözkonusudur.
 
Bu çerçevede liselerde Milli Güvenlik Dersleri’ne giren birçok subayın öğrencileri, öğretmenleri, okul yöneticilerini ve öğrenci velilerini “Sol görüşlü, dinci, türbanlı, bölücü” olarak fişlemeyi sürdürdükleri ortaya çıkmaktadır. Fişleme işlemlerinin Genelkurmay’ın talimatları doğrultusunda yapıldığı iddia edilmekte ve asker öğretmenlerin elde ettikleri bilgileri rapor halinde bağlı bulundukları askeri kurumlara gönderdikleri belirtilmektedir. Kamuoyuna yansıyan bu bilgilerin yetkili çevreler tarafından titizlikle incelenmesi gerekmekte ve iddiaların doğru olduğuna ilişkin somut kanıtlar ortaya çıktığında kapsamlı bir soruşturmanın başlaması için gerekenler yapılmalıdır.
 
Milli Güvenlik Derslerine askerlerin yerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ataması yapılacak sivil öğretmenlerin girmesi gerektiği defalarca vurgulanmasına rağmen bu konuda hiçbir ilerleme sağlanamamış olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla “Milli Güvenlik” dışında her şeyle uğraştıkları anlaşılan bazı asker eğitimcilerin, birçok okulda öğrencilerin kılık-kıyafetlerine müdahale ettikleri, namaz kılan öğretmen ve öğrencilerin isimlerini okul yönetimi ve Milli Eğitim yetkililerine bildirdikleri, zararlı buldukları bazı gazetelerin okunmasına karşı çıktıkları gibi birçok vakadan söz edilmektedir.
 
Yetki ve sorumluluk sınırlarını tamamen aşan bu keyfi yaklaşımlar yüzünden öğrenci ve öğretmen ve okul yöneticilerinin kendilerini baskı altında hissetmeleri gayet doğaldır. Doğal olmayan husus, bu keyfi fişleme bilgilerinden hareketle bugüne kadar sorumlu kişiler hakkında herhangi bir hukuki soruşturmanın yapılmamış olmasıdır.
 
Azınlıkların Fişlenmesi
 
Türkiye’de yaygın bir kişi güvenliği ve özgürlüğü ihlali niteliğinde olan fişleme geleneği, siyasi iktidarların değişmesiyle ortadan kalkan bir özellik taşımamakla birlikte iktidarı elinde bulunduran çevrelerin politik algılarına göre yönünü belirlemektedir. Çoğu durumda kamu otoritesini kontrol eden elitler tarafından üretilen standart bir tehdit algısı sözkonusudur ve bu algı üzerinden fişleme uygulamaları yürütülmektedir.
 
Örneğin azınlık mensupları bu uygulamadan nasibini en çok alan grupların başında gelir. Nitekim Kafes Eylem Planı İddianamesinde yer alan bilgilere göre, Ermeni azınlığına mensup olanların, iş ve eğitim durumları bakımından fişlendikleri, Agos gazetesiyle ilişkilerinin düzeyi ve abonelik durumları gibi birçok konuda kayıt altına alındıkları ifade edilmektedir.
 
Benzer şekilde, dini azınlıkların nüfus bilgileri ve adreslerinin tespit edilerek ilgi alanlarından, hoşlandıkları yemek türlerine varıncaya kadar fişleniyor olmalarının da hukuk bakımından savunulacak bir yönü bulunmamaktadır. Kafes Eylem Planı iddianamesinde yer alan fişleme belgelerinde azınlık mensubu çocukların ayrıntılı nüfus kayıtları, sevdikleri oyuncaklar ve yiyecekler de dahil olmak üzere fişlenmeleri ise çocuk hakları hukukunun açık bir ihlali olarak değerlendirilmektedir.
 
Yasal Düzenleme Yapılmalı
 
12 Eylül askeri yönetiminden kalan ve özel hayatın gizliliğini, kişi özgürlüğü ve güvenliğini rencide edici bir nitelik taşıyan fişleme mirasından kurtulmak için kararlı bir siyasi iradeye ihtiyaç bulunmaktadır. Fakat İçişleri Bakanlığının polis ve jandarmaya verdiği “takip edilen her şahıs için takip ve kontrol fişi hazırlama” yetkisinin uygulanmasına devam edilmesinin ve takip bitse dahi fişlerin takip edilen kişilerin nüfus kayıtlarının bulunduğu illerdeki polis ve jandarma arşivlerinde gizlenmesinin öngörülüyor olması, bu beklentilerin gerçekleşmesini zorlaştırmaktadır.
 
Türkiye’de fişleme gibi hukukdışı bir uygulamanın kaldırılması için yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. Güvenlik soruşturması veya fişlemelerle zaman içinde biriken bilgilerin kaybolmadığı ve yıllar sonra bir şekilde insanların karşısına çıkarıldığı düşünüldüğünde, bu tür soruşturmaların insan hakları bakımından sakıncalarına dikkat edilmeli ve insanların geleceği ile oynanmayacak hukuki çerçeve belirlenmelidir. Fişleme, şeffaflığın olmadığı ve insanların nasıl bir durumla yüz yüze olduklarını ve bunun nedenlerini bilemedikleri bir uygulama olarak her yönüyle ve her kurumda kaldırılmadığı sürece özel hayatın gizliliği ilkesinin korunması zor görünmektedir.
 
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya