7 Mart 2010’da Irak’ta gerçekleştirilen seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte Iraklı siyasi grupların seçimlere itirazları da yükselmeye başladı. Seçim sonuçları ülkede yeni kargaşa ortamının kötü habercisi oldu. Seçimlerin hemen ardından yapılan tahminlerin aksine İyad Allavi’nin liderliğindeki El-Irakiye İttifakı az bir farkla seçimleri Nuri El-Maliki’nin Irak Hukuk Devleti İttifakının önünde tamamladı. Sadr ve El-Hekim gibi Şii liderlerin öncülük ettiği Irak Ulusal İttifakı ise seçimlerde bu iki koalisyonun hemen ardından seçimlerden üçüncülükle çıktı. Ülkede koalisyon hükümetlerinin kurulmasında önemli bir denge unsuru olan KDP ve KYB’nin Kürdistan İttifakı ise yaklaşık % 15 oy oranıyla ülkenin kuzeyinden oy alabildi. 2009 yılında Kürt özerk bölgesinde hızlı bir çıkışla sürpriz yapan ve eski KYB üyelerinden Neşirvan Mustafa’nın başını çektiği Goran (Değişim Hareketi) ise bu seçimde istediği başarıyı yakalayamadı.
Güney'in Petrol Tehdidi
Bu seçim tablosuyla Irak’ta hiçbir grubun tek başına hükümet kuramayacağı ve Bağdat’ta hükümet kurulması için yeni koalisyon çalışmalarının başlayacağı ortaya çıktı. Irak’taki seçim sonuçlarının tartışmalı sürpriz durumu, Allavi’nin Başbakan Maliki’yi de geride bırakarak, seçimleri önde tamamlanmasıydı. Allavi’nin seçim sürecinde grubunun parlamentoda 50 sandalye kazanabileceğini açıklamışken seçim sonuçlarına bakıldığında kendi tahminlerinin iki katı oy aldığı görülmektedir. El-Maliki, bu durum karşısında sonuçlara şiddetle karşı çıkmış ve oyların elle yeniden sayılmasını istemiştir. Maliki’nin itirazlarına temel teşkil eden önemli nedenin ise, oy sayımlarının elektronik ortama aktarılması için teknik ve bilişimsel destek sağlayan şirketlerin şüpheli durumudur. Irak’taki seçimlerin elektronik ortama aktaran şirketlerin birinin ABD menşeli olduğu iddia edilirken özellikle diğer şirketin çok daha ilginç bağlantıları olduğu düşünülmektedir.
Bu şirketin İran’ın köklü düşmanı Halkın Mücahitleri Örgütüne ait olduğunun iddia edilmesi, Maliki’nin İran’ın bu azılı düşmanını yok etmek ve Irak’tan çıkarmak için önemli adımlar atması karşısında bu örgütün Maliki’ye cephe alarak, seçimlere hile kattığının ileri sürülmesi de El-Maliki’nin itirazları için ısrarcı olmasını açıklamaktadır.
El-Maliki seçimlerin sonuçlarının bu şekliyle kabul edilmeyeceğini ve hükümetin sessizce el değiştiremeyeceği tehdidinde de bulunması ve 24 Mart eylemleri sürecinde Bağdat’ın güneyindeki illerin istemlerinin yerine getirilmemesi halinde önce merkezi hükümetten petrol ve ekonomik desteklerini çekerek özerk bir yapıya doğru kayacaklarını ilan etmeleri, ülke bütünlüğünün ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir.
Irak’taki kırılgan siyasi yapının seçmen profilleriyle yakından ilgili olduğu da ortadır. Irak’ta son seçimlerde de ortaya çıkan seçmen profiline bakıldığında, üç temel grubun bulunduğu tespitini yapabiliriz. Birinci grup, siyasal, sosyal ve kültürel tercihlerini dinî, mezhebi veya etnik kimliklerine göre yapanlar ve bu doğrultuda oy kullananlar. İkinci grup, ülkede bu tür ayrımcılık oluşturabilecek kimliklere dayanan ayrışmalı yapıya karşı çıkanlar. Üçüncü grup ise özellikle seçimlerin halkın siyasi iradesinin yönetim bazında yansımasının mümkün olmadığını düşünen ve seçimleri boykot edenler.
Irak’ta 2003 yılında yaşanan işgal süreci ardından yaşanan ikinci ve hayati öneme sahip seçimlerin sonuçlarını da bu tercihler belirlemiştir. Irak’taki son seçimlerde de görüldüğü gibi her ne kadar etnik ve dinî ayrışmadan rahatsız olanların bu rahatsızlıklarını seçimlerdeki tercihlerine yansıtarak ağırlıklarını ortaya koydukları görülse de seçim sonuçlarının belirlenmesinde yine birinci derecede rol oynayanların dinî, mezhebi ve etnik kimliklerine göre tercih yapanlar olduğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bu seçmenlerin desteğine sahip Iraklı siyasi gruplar, ülkedeki siyasi yapıyı da bu doğrultuda şekillendirmeye çalışması, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerince de kabul görmemektedir.
Demografik Hakim Güç Şiiler
Bağdat’taki siyasi belirsizliklere zemin hazırlayan bu durumda, İran ile yakın ilişkilere sahip El-Maliki ve diğer siyasi grupların, ABD’nin ülkeden çekilme sürecinin yaşanacağı süreci yönetmesi Washington yönetimi tarafından istenmemektedir. Bunun en temel argümanıysa Tahran yönetimine yönelik yeni yaptırımlar peşinde olan ABD’nin bu çekilme sürecinde İran’a gereğinden fazla taviz vermek istememesiyle birlikte bölgedeki müttefiklerini de memnun kılacak adımlar atmak istemesidir.
2003 yılında ABD askerlerinin Irak’a müdahalesiyle ilk etapta ülkeye hakim Baas güçleri tasfiye edilirken ülkedeki demografik hakim güç Şiilerin yeni Irak devletini kurmasına zemin hazırlandı. İran’ın ideolojik düşmanı Saddam rejiminin yıkılmasıyla Iraklı Şiilerin bu ülkede yükselen değer olması, İran ve ABD arasında da jeopolitik güç savaşını başlattı. Aynı şekilde Irak’ta meydana gelen siyasal boşlukta ortaya çıkan Kuzey Irak oluşumu, Türkiye’yi derin endişelere sevk etti. Öyle ki Türkiye’nin bu yıllarda en önemli dış politika gündemini Irak oluşturdu. Bölgede yaşanan Şii yükselişi başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere bölgedeki diğer Arap ülkelerini tedirgin etti.
Komşuların Güç Mücadelesi
Tüm bu gelişmeler Irak’ın komşularının bir şekilde Bağdat’ın yeni siyasal hayatına müdahale için fırsatları kolladığı ve çeşitli güç mücadelelerine girdiği bir dönemi başlattı. Bu dönem Irak’ta taşların yerine oturduğu bir dönem olması ve gerek ABD güçleri gerekse bölgedeki ülkelerin Irak’taki yapılanmanın dışında kalmak istemediği bir süreci tetikledi. Irak’ta son yapılan seçimlerin bu sürecin olgunlaştığı bir döneme denk gelmesi, seçime katılan Iraklı siyasi grupları destekleyen dış güçlerin de bu seçimle birlikte güç mücadelesinde yeni bir evreye geldiğini gösterdi. Saddam rejiminin yıkılarak yerine siyasal tercihler açısından Şii eksenli bir Bağdat karşısında olumsuz tutum sergileyen Suudi Arabistan son seçimlerde Allavi grubunu destekledi. Yine Türkiye’nin desteklediği Türkmenler Allavi ile ittifaka gitti ve gelecek yıl ülkeden çekilmeyi planlayan ABD, çekilme sürecini yönetecek başbakanının İran’a yakın Şii gruplardan olmamasını istemesi ve çekilmesi sonrası da Irak’ta temel aktör olarak kalmayı arzulaması sonucu Allavi’ye tekrar destek verdi. Oysa Washington yönetimi bir eski üst düzey Baas yetkilisi olan, Blair’e Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ihbarını yaptığı, 1996 tarihli CIA’nın Saddam Hüseyin’i devirme ve Domuzlar Körfezi operasyonunun, Ortadoğu versiyonunu oynamak gibi bu plânında rol verildiği iddia edilen Allavi’yi işgal sürecinin başlaması ardından kullanarak bir kenara bırakmıştı.
Irak’ın komşularıyla birlikte ABD güçleri açısından seçimlerden en kârlı çıkan tarafın İran olduğu görülmektedir. Mecliste en çok sandalye kazanan Allavi’nin hükümeti kurma görevini teslim alması beklenmektedir. Ama Irak’ta yaşanan siyasi sürece bakıldığında bunun çok kolay olmadığı görülecektir. Allavi grubu tek başına hükümet kuramayacağı için İran ile yakın ilişkilere sahip El-Maliki, El-Hekim ve Kürt gruplarının desteğini almak zorundadır. Yani Bağdat’ta kurulacak hükümetin temellerinin nasıl atılacağı ve hükümetin nasıl şekilleneceği bir biçimde Tahran tarafından belirlenmektedir. Bunun en açık göstergesi, Iraklı ileri gelen siyasi liderlerin Tahran’ın daveti üzerine geciktirmeden İran’a gitmeleri ve İran Devrim Muhafızlarının Irak Dosyasına bakan Kasım Süleymani’nin başkanlık ettiği toplantıya katılmalarıdır.
Seçimin Bir Galibi de İran
Iraklı liderlerin iktidarı paylaşmak için Tahran’a yönelmeleri başta ABD olmak üzere bölge ülkelerince de kaygıyla izlenmektedir. ABD, Irak’tan çekilme planlarını hayata geçirmek için bir şekilde İran ile uzlaşması ve Irak’ta istikrar ortamını değiştirebilecek Tahran yönetimini iyice köşeye sıkıştırmayacak ince politikalar izlemesi gerektiğini çok iyi bilmektedir. ABD, Allavi ve İran da diğer Şii ve Kürt gruplar üzerinden Irak’ı yönetecek ekibin kimlerden oluşacağının pazarlıklarını devam ettirmektedir. Nitekim Bağdat’ın yeni hükümetinin kimlerce kurulacağının belirlenmesi de İran ve ABD arasındaki bu pazarlıkların ardından çıkacak sonuçlarda saklıdır.
Ancak asıl mesele, bölge ülkeleri ve Batılı güçlerce arzulanan Irak’ın son seçimlerle birlikte İran’ı dengeleyebilecek Arap dünyası ve Türkiye’ye dönük bir siyasal yapıya evrilip evrilemeyeceği konusudur.
Bu noktada demografik yapının determinizmi olarak siyasi hayata yansıyan Irak Şiiliği karşısında başta Türkiye olmak üzere özellikle bölgedeki Sünni Arap ülkelerinin artık bu gerçeği kabul ederek, Şii eksene sahip Bağdat ile nasıl yaşanacağının yollarını bulmaları ve ilişkileri geliştirebilecek adımlar atmaları gerekmektedir. Şii eksenli Bağdat yönetimine karşı takınılan her olumsuz tutum, Bağdat yönetimini İran’a yakınlaştıracaktır. Bölgede terörü bir siyaset aracı olarak kullanmayı düşünmek ise, sadece bölge dışı güçlerin çıkarına olacaktır.
Türkiye Denge Unsuru
Türkiye, bu noktada önemli misyon ve görevlere sahip bir bölge ülkesi olarak öne çıkmaktadır. Türkiye, Irak’taki tüm gruplarla ve özellikle Şii eksenli Bağdat yönetimiyle geliştireceği çok yönlü ilişkiler ve işbirliği süreçleriyle Sünni Arap ülkelerini de Bağdat yönetimine yakınlaştırabilecek tek ülke konumundadır. Şiilerin yok sayılarak şekillendirilmeye çalışacak bir Irak’ın hiçbir zaman istikrar ve güvenlik ortamına kavuşmayacağı gibi bölge ülkelerinin de istikrar ortamlarının bozulabileceği bir süreç başlatacağı göz önüne alınırsa, İran-ABD arasındaki jeopolitik savaşın arenası Irak’ta Türkiye’nin denge unsuru olması hiç de uzak bir ihtimal değildir.
Bağdat’ta yeni hükümetin kurulması sürecinin çok sancılı geçeceği ortadadır. Bu süreçte Irak'ta taşların yerine oturduğu bir dönem olduğundan gerek işgalci güçler, gerekse bölgedeki ülkeler idarî yapılanmanın dışında kalmak istememektedirler. Seçim sonuçlarının gösterdiği gibi 159 sandalyeye sahip El-Maliki ile El-Hekim'in gruplarının hükümet kurmak veya Allavi'nin hükümet kurmasını engellemek için dört sandalyeye daha ihtiyaçları var. Ama bazı bölge ülkeleriyle ABD’nin de desteğini alan Allavi’nin hükümet kurma çabalarına diğer grupların destek vereceği ve onun iktidarını kendi çıkarlarına uygun gören dış güçlerin de bu süreçte tüm imkânlardan ve avantajlardan yararlanacakları da açıkça ortadadır. Ama asıl Irak’ta yakın gelecekte kaos ortamının mı yoksa istikrarın mı hakim olacağının en önemli etkeninin, Irak Şiiliğinin bölgesel ve uluslar arası sisteme dahil edilerek doğal siyasal, sosyal ve kültürel evrilmesini tamamlanmasını beklemek olduğu göz önünde tutulmalıdır. Bunun aksine girişimler Irak’ın bölünmesine kadar gidebilecek süreçleri tetikleme potansiyeline sahiptir.
(Star gazetesinde 11/04/2010 tarihinde yayınlanmıştır.)