2005 yılında gerçekleşen ve siyasi çevreler tarafından “Lale Devrimi” olarak isimlendirilen kitlesel gösteriler sonrası oluşan yönetim değişikliğinden bu yana suların bir türlü durulmadığı Kırgızistan’da yükselen tansiyon nihayet yerini büyük bir siyasi kaosa bıraktı. 24 Mart 2005 tarihinde Asker Akeyev yönetimini devirerek işbaşına gelen Kurmanbek Bakiyev hükümetinin uygulamalarına karşı halkın giderek artan memnuniyetsizliği büyük bir öfke patlamasına yol açtı ve 6 Nisan’da Talas’ta başlayıp ülke geneline yayılan olaylarda güvenlik güçlerinin eylemcilere ateş açması sonucu onlarca sivil hayatını kaybetti, birçoğu ise yaralandı.
Kırgızistan, son yıllara kadar Avrasya bölgesinin en sakin ülkelerinden biri gibi görünse de gerçek böyle değildi. ABD , Rusya ve Çin’in bölgesel çıkarları arasında sıkışan Kırgızistan’da yönetim değişiklikleri de normal yollarla gerçekleşmedi. Özellikle ABD ve Rusya’nın hegemonik güç politikaları ülkeyi sadece siyasi krizlere sokmakla kalmadı aynı zamanda insan hakları ihlallerinin, yoksulluk ve yolsuzluğun da tavan yapmasına yol açtı. Ülkedeki otoriter siyasi yapıya karşı demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren muhalif oluşumların uzun bir süredir ABD tarafından desteklenmesi, siyasi muhaliflere rahat çalışma ortamı sağlanması elbette Rusya’nın da dikkatini çekti ve Rusya karşı muhalif grupları örgütlemek için bu süreci güçlü bir koz olarak kullandı.
ABD yönetiminin demokratik kültürün yerleşik olmadığı ülkelerde, siyasal ve toplumsal yapının istenen değişime direnç gösterdiği alanları tespit ederek yönetici elitler üzerinden sistem değişikliğine gitmeye çalışması yeni bir olgu değildir. Benzer yöntemler yakın tarihte bölgede ABD’nin askeri üs açmak için uğraş verdiği Ukrayna ve Gürcistan’da da denenmiştir. Dolayısıyla ABD’nin doğrudan etkisi altında gerçekleşen 2005’teki yönetim değişikliğini “Lale devrimi” olarak nitelendirmek gerçekçi bir yaklaşım olmadığı gibi, benzer yöntemlerle iktidarını kaybeden Bakiyev yönetimine karşı geçici hükümetin başına geçen eski Dışişleri Bakanı Roza Otunbayeva’yı ilk tanıyan ülkenin Rusya olması da şaşırtıcı değildir. Avrasya üzerinden büyük bir coğrafyada güç denetimini sağlamaya yönelik bir tür “Balans ayarı” olan Kırgızistan’daki gelişmeleri ve bugün yaşanan kaosu da “Karşı devrim” şeklinde tanımlamak gerçekçi bir yaklaşım olarak görülmemektedir.
Avrasya’da stratejik bir güç savaşının ortasında kalan Kırgızistan’da insan hakları değerlerinin uluslararası güvenlik politikaları ve siyasi çıkarlar için bir dolgu malzemesi yapıldığına dikkat etmek gerekir. Hatırlanacağı üzere aralarında Kurmanbek Bakiyev’in de bulunduğu bir grup Kırgız muhalif lider 2004 yılında Washington’a davet edilerek 2005 yılında yapılacak olan seçimlerde uygulanacak stratejiler belirlenmiş ve bu isimlere aktif roller dağıtılmıştı. Nitekim bu görüşmelerden sonra ABD yönetiminden üst düzey isimler Kırgızistan’da yönetim değişikliğinin bir ihtiyaç olduğuna vurgu yapan açıklamalar yaptılar.
Kırgız halkının temel hak ve özgürlükler bağlamındaki talepleri son derece meşru bir insan hakkı talebi olduğu gibi, ülkede kol gezen işsizlik, yoksulluk ve temel ihtiyaç ürünlerine yapılan insafsız zamlarla beraber iktidar çevrelerinin karıştıkları yolsuzlukların siyasi yapıya karşı güvensizliği derinleştirdiği de bir vakıadır. Halkın gerçek sorunları üzerinden gelişen bağımsız siyasi muhalefet yapılanmasının ve yine doğrudan halkın tercihleriyle yönetim değişikliğine gidilmesinin, Kırgızistan’ın kendi geleceğini tayin hakkı bakımından savunulması gerekir. Fakat bu sürecin doğal seyrinde işlemediği ve ABD-Rusya ekseninde yaşanan dış müdahalelerle siyasal iktidarın “halka rağmen, halk için” ve zor kullanılarak değiştirildiğini göz önünde bulundurduğumuzda küresel aktörlerin Kırgızistan’ı bir “Truva atı” olarak kullanmaktan vazgeçmeyeceklerini söyleyebiliriz.
Kırgızistan, kendi halkının talepleri doğrultusunda toplumsal refah, özgürlük ve güvenliğini sağlamanın ABD, Rusya ve Çin’in bölgesel çıkarlarını korumaktan geçtiğini düşündüğünde ülkedeki siyasi kaosun da katlanarak devam edeceğini bilmelidir. Bu kıskaçtan kurtulabilmek için , Kırgız halkının özgür iradesiyle işbaşına getireceği meşru bir hükümetin temel insani talepleri karşılaması, özgürlükler hukukunu genişletmesi, açık ve denetlenebilir bir yönetim anlayışını uygulamaya koyması gerekmektedir.
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)