ENGLISH
09.02.2012
09.04.2010 09:39


Prof. Dr. Yasin Aktay
SDE Başkanı
yaktay@sde.org.tr
CV

Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru

Mükemmel Ama İmkânsız Olandansa Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru

22 Temmuz 2007 seçimlerinin bir yanı 27 Nisan e-muhtırasına karşı halkın duygu ve tutumlarını ifade etme vesilesi idiyse de bir yanı da yeni anayasa taleplerine yönelik halk ile siyasetçi arasındaki zımni mutabakatı içeriyordu. 367 sayısını oturumda şart koşan Anayasa Mahkemesi’ne karşılık halkın verdiği cevap aslında sadece cumhurbaşkanını kendi iradesi istikametinde seçme isteği değil aynı zamanda topyekun yeni bir anayasa talebini de ifade ediyordu. O yüzden yeni ve sivil bir anayasanın gündeme gelmesi 22 Temmuz seçimlerinin tecessüm ettirdiği bir talepten başkası değildi.

Seçimlerden hemen sonra AK Parti, ilk başta akademisyenlerden oluşan bir hukukçular komisyonuna hazırlattığı anayasa taslağını kamuoyunun tartışmasına açtı. Bu yeni bir anayasa için ilk hazırlık aşamasını oluşturuyordu. Ortaya çıkan taslak AK Parti tarafından partinin resmi anayasa teklifi olarak sunulmadı aslında. O sadece tartışmaları başlatacak bir taslaktı ve buna karşılık yapılan “AK Parti mutfağının bir ürünü” suçlaması haksız bir eleştiriydi, çünkü hem zaten nihai bir taslak değildi hem de sadece tartışmaları başlatmak üzere hazırlanmış olduğu defalarca ifade edildi. Sonuçta tartışmanın bir yerden başlaması gerekiyordu ve bu tartışmayı son haline getirecek olan zaten eleştirilerin de işaret ettiği TBMM’den başkası değildi. Teknik olarak hazırlığın taslak bir metin üzerinden yapılması kadar doğal bir şey olamazdı.
 
Taslağın o haliyle bile akibeti malum. Araya özgürlükleri eşitlik temelinde daha fazla pekiştirmekten başka bir anlama gelmeyen Anayasanın 10 ve 42. maddelerindeki değişiklikleri girdi. Bu değişikliklerin üniversitelerde eğitim hakkını kısıtlayıcı hiçbir engelin tanınmaması yani başörtüsünün yasaklanamaması anlamına gelmesi hedefleniyordu. Anayasa Mahkemesi bu değişiklikleri hiçbir anayasal hakkı olmadığı halde esastan görüşerek iptal etti. Bununla kalınmadı. Yargıtay bu süreci bahane ederek AK Parti aleyhine bir kapatma davası açtı. Bugün çok daha net bir biçimde söyleyebiliyoruz ki bu dava ile AK Parti, “laikliğe karşı fiillerin odağı olma” görüntüsünden dolayı değil sadece yüksek yargıya yönelik esaslı değişikliklere tevessül ettiğinden dolayı kapatılmak istendi.
 
Bu dava AK Parti’yi kapatmadı ama onun yeni ve sivil anayasa çalışmasını uzun bir süre için fiilen erteletmiş oldu. Tabi hedef yine erteleme değil tamamen rafa kaldırtmaktı. Ancak özellikle süreç içinde yüksek yargı düzeyinde yaşanan, adalet açısından ölümcül sorunlar, anayasayı tamamen değilse bile en azından yüksek yargının yeniden ve daha adil bir biçimde yapılandırılması doğrultusunda değiştirmeyi ertelenemez bir aciliyete kavuşturdu. Bugün daha mükemmel bir anayasa yerine daha katlanılabilir bir anayasayı oluşturmak için zaruri gözüken değişiklikleri yapmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Daha mükemmel bir anayasanın gecikeceği anlaşılmışken hiç olmazsa bu halde artık katlanılamayan maddelerin bir an önce değiştirilmesi bir zaruret halini almıştır.
 
AK Parti’nin meclis gündemine getirdiği anayasa değişikliği paketi tabii ki 2007 yılında Ergun Özbudun tarafından hazırlanan anayasa ile karşılaştırılamaz. Adı üstünde bu sınırlı bir anayasa değişikliğinden ibarettir. Ele aldığı konular itibariyle Özbudun ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı anayasa taslağından epeyce geri sayılabilir. En azından HSYK’ya ve Anayasa Mahkemesi’ne meclisin de üye seçmesi hususunda Meclisi devre dışı bırakan bir geri adım göze çarpıyor. El atılan maddelerin çoğunda bu tür geri adımları hissetmek mümkün, ancak bu adımların zaten uzak, hatta imkânsız bir ihtimal olarak görünen uzlaşma adına atıldığı bizzat partililer tarafından açıklanıyor. Hâlbuki zaten AK Parti’nin çoğunluk olduğu bir mecliste hiçbir şekilde anayasa değişikliğine yanaşmayacağını peşin peşin ilan etmiş olan muhalefet partilerini, uzlaşmaya hiçbir katkıları olmadıkları halde bu kadar gözetmek çok da gerekmiyor. Kaldı ki gözetilen hususların hepsinde demokratik çıtanın bir hayli gerisine düşmeye razı olunuyor. Nasıl olsa bir uzlaşma olmayacaksa paketin daha ilerici ve açık bir muhtevaya dönüştürülmesi, en azından Özbudun başkanlığında hazırlanan taslağın ufkuna eriştirilmesi çok daha rasyonel görünecektir. Üstelik o ufuk da zaten anayasal hukukta evrensel hukuk seviyesi gözetilerek uyarlanmıştı.
 
Pakete MHP ve CHP’nin daha baştan, henüz kapağını açmadan muhalefet etmesi, aslında siyaset oyununda artık hiç var olmadığını ilan etmenin başka bir yoludur. Sonuçta siyaset var olan aktörlerle yapılan bir şeydir ve bu aktörleri beğenmediğinizde beğeneceğiniz aktörleri bekleyerek yapacağınız şeyin adı siyaset olmayacaktır. CHP başta 27 Mayıs, daha sonra da 12 Eylül yönetiminin kendine tahsis etmiş olduğu yüksek politik kârlı arka bahçeleri  (yargıyı) kendi mülkü gibi korumaya çalışıyor. Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarıyla aynı dilde konuşuyor olması, Anayasa Mahkemesini elinin altında istediği zaman kullanabileceği bir enstrüman olarak sunması aslında yargının ne halde olduğunu ifşa ediyor.
 
Yüksek yargı organlarının yargı reformu teşebbüsleri karşısında “yargının bağımsızlığı” argümanına sarılmaları, istediklerinin bağımsızlık değil, bu iktidar bloğuna olan bağımlılığın devam etmesi olduğunu anlatıyor. Daha açık bir ifadeyle yüksek yargı bağımsızlık istemiyor, CHP adına tahsisli yargı imtiyazının iptal edilmesi teşebbüsüne tepki gösteriyor. Olan biten budur. Yoksa yargı gerçekten yapılması düşünülen reformlar sonucunda tam olarak değilse bile bağımsızlık idealine epeyce daha fazla yaklaşmış olacak. O kadar ki, sırf bu konudaki iyi niyet adına iktidar veya siyaset, yargı içindeki en doğal haklarından da feragat etmektedir. Ki, bana göre bu tamamen gereksiz bir jest, çünkü mevzu bu saatten sonra AK Parti’nin kendi talepleri olarak değil, Türkiye’nin çağdaş dünya ufkuna uygun bir anayasa seviyesi olarak sunulmalıdır.
 
HSYK ve diğer yüksek yargı temsilcilerinin bu değişiklik paketine karşı verdikleri tepkileri de bir kurumsal veya zümre imtiyazlarının savunma içgüdüleriyle açıklamak mümkün. Ama bu açıklamalar yapıldıkça işgal edilen makamların ruhuna uygun bir felsefeden ne kadar uzak durulduğu da teşhir oluyor. HSYK’nın fiilen kullanmakta olduğu imtiyazlı yetkiler esasen hiçbir hukuk adamının gönül huzuruyla kullanabileceği yetkiler değildir. Sonuçta Anayasayı değiştirmeye yetkili olan Meclis, ama yargı organları şimdiden kollarını sıvamış, dişlerini fırçalamış, hangi içerikle veya tutarlılıkla gelirse gelsin, önlerine konacak olan anayasa değişikliğini yemeye hazırlanıyorlar. Anayasanın kendilerine tanıdığı yetkileri bir iktidar ve derebeylik alanı, bir iktâ alanı olarak değerlendirdiklerini o kadar gizlemeyen bir tutum içindeler ki, milletin önünde cereyan eden bu iktidar söylemine bu milletin daha fazla katlanması zül gelecektir.
 
CHP’yi, kendine tahsis edilmiş bir erk olarak yargıyı korumaktan dolayı anlamak mümkün ama doğrusu MHP’nin tutumu iyice anlaşılmaz bir hal almaktadır. Bahçeli ve partinin ileri gelenleri kendi tabanlarıyla bizim bilmediğimiz daha esoterik bir dil geliştirmemişse, onlara CHP’nin peşine takılmaktan başka bir görüntü vermeyen bu politikalarını nasıl izah edecekleri gerçekten merak konusu. Değişiklik paketinin içeriğini onaylamakla birlikte, (onaylamak bir yana, birçoğunu daha önce kendisinin teklif veya tezkir ettiği) bu değişiklikleri bu meclisin yapamayacağını söylemenin tuhaf yanı şu: Önümüzdeki seçimlere de MHP yine aynı kadrolarıyla girecek. Eğer aynı kişiler geri gelecekse bugün yapamadığını söylediği şeyi yarın hangi yüzle ve kimlerle yapacak? Bu şekilde gireceği seçimlerde MHP liderliği kendilerinin aynen gelebileceklerini, iktidar partisinin temsilcilerininse değişeceğini mi zannediyor? Doğrusu, kendine bile izah edilemeyecek olan bu siyasetin vatandaşa izahı giderek daha güç hale gelecektir.
 
Anayasanın geçici 15. Maddesinin de taslağa eklenmesi, CHP’lilere yapılan bir uzlaşma jesti sayılabilir. Ama işin kötüsü CHP’nin bu jesti ne kadar önemsediğinin aslında hiç de tahmin edilemiyor olması. CHP gerçekte 15. Maddenin kaldırılmasını ve 12 Eylülcülerin yargılanması talebini belli ki bir siyasal blöf olarak gündeme getirmiş. Kendi tabanına da bir selam verme ihtimali olan bu blöfü AK Parti’nin görüp taslağa maddeyi almak suretiyle resti çekmesi aslında CHP’yi zor durumda bırakmış görünüyor. Zira CHP’nin gerçekten 12 Eylülcüleri yargılamayı istediğini düşünmemek için daha çok neden var. En azından askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasa değişikliğinde iptal talebiyle soluğu Anayasa Mahkemesi’nde alması, CHP’nin ya darbe ayırt ettiğini veya gerçekte 12 Eylülcüleri de yargılamayı aklının ucundan geçirmiyor olduğunu bütün açıklığıyla gösterdi. Gerçekten istiyorsa hem 15. Madde değişikliği yoluyla 12 Eylülcülerin hem de 145. Maddenin değişiklik teklifiyle bugün için yapılan veya yapılabilecek olan darbelerin yargılanmasını temin eden düzenlemelere hayır demez.
 
Sonuçta mevcut anayasa değişikliği öyle veya böyle gerçekleşecektir. Bunun bütün partilerin uzlaştığı bir mutabakat metni olarak çıkması ne âlâ olurdu. Ama belli ki böyle bir uzlaşma olmayacak. Ancak demokrasimizin kuralları içinde uzlaşma için bütün partilerin oybirliğinin gerekmediğini de hatırlatmak isteriz. Demokraside uzlaşma “yeter oy” kavramıyla sınırlandırılmıştır. Salt çoğunluk veya nitelikli çoğunluk hallerinin mümkün kıldığı değişiklikler uzlaşmayla olmuş sayılır, isterse gereken yeter oy bir fazla ile gerçekleşmiş olsun. Ayrıca demokrasilerde uzlaşmaya bu kadar fetiş bir anlam yüklemek bir tür demokrasi bidati/hurafesi gibi bir şey. Demokratik siyasetin doğasında çatışma ve rekabet vardır zaten. Herkesin tek bir konuda mutabakata varmasını beklemek zaten gerekmiyor. O yüzden yasa ihdasını felç etmenin bir âlemi yok. Uzlaşmaya vurgu yaparak yasama faaliyetini felç etmeye çalışanların zaten uzlaşmaya niyetleri yoksa bu mızıkçılıklarını lehlerine işleyen bir işlevsellik yükleyerek güçlendirmemek gerekiyor. Anayasal seçim sınırları içinde yapılabilen her şey bir uzlaşmayı kendi içinde zımnen barındırıyor zaten.
 
Anayasa değişiklik paketinin mecliste AK Parti milletvekillerinin dışında kabul görmeyeceği baştan itibaren anlaşılıyor. Muhalefet partileri paketin içeriğini daha görmeden ret cevaplarını verdiler bile. Bu tavrın referandum sürecinde paket lehine bir kamuoyu oluşturmakta daha işlevsel olması da mümkündür. CHP’nin referanduma AK Parti ile hesaplaşmanın bir vesilesi anlamı yüklediğine dair işaretler kamuoyuna ilan edilmiş olduğuna göre referandumun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmeme ihtimali daha ağır basıyor. Aksi durumda CHP ya iktidarı davet ettiği hesap meydanından kaçan veya yine eline gelmiş bir fırsatı değerlendiremeyen bir parti konumuna düşecek ki, referandumdan daha farklı bir sonuç beklentisi oluşsa bile “bu yolu tıkayan bir CHP” görüntüsünün maliyetinin daha ağır olacağını hesaplayabilir. Kaldı ki CHP girişimiyle ve Anayasa Mahkemesi marifetiyle engellenmiş bir anayasa değişikliği durumunda gidilecek bir seçimin bir 27 Nisan veya 22 Temmuz etkisi yapacağını şimdiden kestirmek zor değil. Bu ise AK Parti’nin işine daha çok yarayacaktır. O yüzden referandum ihtimalini şu anda devre dışı bırakacak bir ihtimal matematiksel olarak gözükmüyor.
 
Referandumun demokratikleşme veya yargı reformu ekseninden ziyade AK Parti iktidarının bir güven oylamasına dönüştürülmesi niyeti muhalefet partilerinin referanduma başka türlü asılmasını ama aynı zamanda referandumu gerçek bağlamından koparmaya çalışmalarını getirecektir. Ancak oylanan yasaların her birinin içeriği teker teker hatırlatıldığında partilerin neye karşı çıkıyor olduklarının hesabını vermeleri bir o kadar zor görünecektir. Özellikle CHP hayır oyu verdiğinde 12 Eylül’cülerin yargılanmasına da hayır demiş olacaktır. Hayır dediğinde sendikal hakların, kadın ve çocuklara yönelik hakların ilerlemesine de karşı çıkmış olacaktır.
 
Paketin içeriğini, daha kapsamlı olamaması, örneğin demokratik açılımla, din dersiyle ve başka konularla ilgili maddeler içermemesi dolayısıyla eleştirenlerin hesaba katmadıkları bir husus da şudur: Bu paket sonuçta salt çoğunluk hedefini de gözetmesi gereken dolayısıyla halkın salt çoğunluğunun onayını almayı gözeten bir paket olmak durumundadır.
 
Demokratik açılımla ilgili bir konunun, yargı reformu etrafında oluşacak bir mutabakat seviyesini çok aşağılara çekeceğini kestirmek hiç de zor değil. Aynı şey din dersleri için de sözkonusudur. Gönül diğerlerinin de geçmesini gerçekten arzu eder ama daha fazlasını da geçirmekle uğraşırken asıl önceliklerin büyük riske girmesi kuvvetle muhtemeldir. Ne yapalım ki siyaset gerçekten birçok iyi talebin karşılanmasının aynı anda mümkün olamadığı bir tercihler oyununun adıdır.
 
(Not: Anlayış dergisinin Nisan sayısında yayınlanmış yazının gözden geçirilmiş şeklidir.)

YAZARIN TÜM YAZILARI
Ergenekon Davaları ve Yeni Türkiye için Yeni Sözleşme İhtiyacı - 17 Ocak 2012 Salı 17:44
Arap Baharının Küresel ve Bölgesel Etkisi - 19 Aralık 2011 Pazartesi 13:09
Arap Baharında Seçim Rüzgarları ve Türkiye Algısı - 07 Aralık 2011 Çarşamba 16:37
Türkiye ve Mısır’ın Demokratik Deneyim Paylaşımı - 31 Ekim 2011 Pazartesi 18:30
Suriye İmtihanında Türkiye ve Dünya - 16 Ağustos 2011 Salı 14:26
Siyasi Sorumluluk ve Yeni Anayasa - 21 Haziran 2011 Salı 21:22
Niçin "O" kazanıyor? - 16 Haziran 2011 Perşembe 09:29
Seçime Giderken… - 23 Mayıs 2011 Pazartesi 15:45
Kürt Sorununu Metalaştırıp Satmak - 10 Mayıs 2011 Salı 09:45
Siyasal İletişim ve Temsil - 02 Mayıs 2011 Pazartesi 17:02
Darbe, Tecavüzden Daha Yüz Kızartıcı Bir Suçtur - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:22
Aday Listelerindeki Algoritma - 18 Nisan 2011 Pazartesi 12:16
Bir Meslek Olarak Siyaset ve "Milletvekilliği" - 15 Nisan 2011 Cuma 10:13
Alevi Çalıştayları Raporu - 07 Nisan 2011 Perşembe 13:05
Ortadoğu Devrimleri: İslamcılığın Bitişi mi Evrimi mi? - 28 Mart 2011 Pazartesi 13:21
Arap Dünyasında Değişim: Gelecek, Gelmiş midir? - 18 Mart 2011 Cuma 10:12
AP'nin hayli "öğretici" raporu - 14 Mart 2011 Pazartesi 12:21
Sosyal Deprem Olarak Devrim - 23 Şubat 2011 Çarşamba 10:13
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İran Ziyareti - 21 Şubat 2011 Pazartesi 11:29
Mısır'dan Bakınca Çeşitlenen Türkiye Modeli - 15 Şubat 2011 Salı 10:06
11 Şubat Mısır Devrimi Hayırlı Olsun - 15 Şubat 2011 Salı 10:02
Devrim’in Öznesi ve İslamcı Siyaset - 10 Şubat 2011 Perşembe 18:30
Devrim Dalgalarını Sen, Oyun mu Sandın? - 01 Şubat 2011 Salı 13:03
Arap Dünyasında Değişim Zamanı - 01 Şubat 2011 Salı 12:56
Endişeler ve Tecrübeler - 26 Ocak 2011 Çarşamba 10:11
Hasan Ünal Nalbantoğlu'nun Ardından - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:44
Osmanlıyı Anlatan Kendini Anlatır - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:56
"Araplar Osmanlı'yı Değil Bugünün Türkiye'sini Seviyor" - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:35
Kul Hakkı - 10 Ocak 2011 Pazartesi 11:33
Demokratik özerklik: "Bu mudur?" - 04 Ocak 2011 Salı 16:00
Diyarbakır'dan vicdana sesleniş - 04 Ocak 2011 Salı 10:56
Bu Ne Acele ? - 27 Aralık 2010 Pazartesi 10:44
Kürt Meselesinde Siyasetin Dönüşü(mü)? - 21 Aralık 2010 Salı 12:52
CHP'nin "İktidar" Kurultayı - 20 Aralık 2010 Pazartesi 13:17
Bir Siyaset Olarak "Kendini Değiştirmek" Arap Türk Sosyal Bilimler Kongresi-2 - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:48
Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi (ATCOSS) - 15 Aralık 2010 Çarşamba 09:46
Komplo Okuma Kılavuzu - 07 Aralık 2010 Salı 11:36
Kürt sorununa "kapatma" muamelesi yapmak - 06 Aralık 2010 Pazartesi 12:55
YÖK'ü Kaldırmak - 30 Kasım 2010 Salı 09:42
Kürt Siyasetçinin Sorunu - 29 Kasım 2010 Pazartesi 18:02
İktidar Hevesi - 23 Kasım 2010 Salı 12:12
Bayram ve Endişeli Modernler - 23 Kasım 2010 Salı 12:08
Davutoğlu'ndan "Demokratik NATO" Mesajı - 08 Kasım 2010 Pazartesi 10:49
Çin'den Bakınca Türkiye, Türkiye'den Bakınca Çin - 01 Kasım 2010 Pazartesi 11:38
Toplumsal Talepler AK Parti'nin Uhdesinde Değildir - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:46
Tophane'yle Beşiktaş'ın Arası... - 19 Ekim 2010 Salı 13:28
CHP 29 Ekim'de Haremlik-Selamlık mı İstiyor? - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:34
Değişen Küresel Güç Dengeleri ve Türkiye - 11 Ekim 2010 Pazartesi 12:42
Değiştirilmesi Teklif Dahi Edilemeyen - 05 Ekim 2010 Salı 14:13
Cumhurbaşkanının TBMM Açılış Konuşması - 04 Ekim 2010 Pazartesi 11:58
İçkinin Siyasallaşması - 28 Eylül 2010 Salı 09:44
Tophane'de "Mahalleye Baskı" - 27 Eylül 2010 Pazartesi 12:01
Yüzde 42'yi Anlama Kılavuzu - 21 Eylül 2010 Salı 10:08
Mayını Kimin Döşediğinin Ne Önemi Var? - 20 Eylül 2010 Pazartesi 09:23
Hayır Diyenleri de Rahatlatacak Bir Sonuç - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:53
Bir Tuhaf Operasyon - 13 Eylül 2010 Pazartesi 10:55
"Bir Tatlı Huzur"un Bedeli - 07 Eylül 2010 Salı 10:13
Hukukun Geçerli, Siyasetin Geçersiz Sayamadığı Ses Kayıtları - 06 Eylül 2010 Pazartesi 10:26
Cumhurbaşkanından Şık Hareketler - 31 Ağustos 2010 Salı 10:21
Toplumsal Sözleşme Olarak Anayasa - 24 Ağustos 2010 Salı 11:12
Alevilerin Oyu Kimin Heybesinde? - 21 Ağustos 2010 Cumartesi 17:07
Niyet - 17 Ağustos 2010 Salı 10:52
Yargı Ele Geçirilmiyor, Elden Gidiyor - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 09:44
27 Mayıs'ın Hesabı 12 Eylül'de Görülecek - 10 Ağustos 2010 Salı 09:15
Teamül İllüzyonu - 09 Ağustos 2010 Pazartesi 09:05
Bir Darbe Ukdesi Kalmış Kılıçdaroğlu'nda - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:07
Hem "Hayır" Demek, Hem de Darbeci Olmamayı İstemek - 27 Temmuz 2010 Salı 10:40
Ağlayamayanların Acıları - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 11:14
Herkesin Oyu Kendine - 20 Temmuz 2010 Salı 10:01
Liderlerin Görüşmesi Sadece Liderlerin Görüşmesi Değildir - 19 Temmuz 2010 Pazartesi 16:30
PKK'lıların Cesetleri - 13 Temmuz 2010 Salı 10:02
AYM'ni Günaha Davet Edenlerin Hiç mi Suçu Yok? - 12 Temmuz 2010 Pazartesi 14:05
ESOF 2010 ve Avrupalı Bilimin Kimlik Arayışı - 06 Temmuz 2010 Salı 14:50
Madımak'ta Hayırlı Bir Noktaya Doğru - 05 Temmuz 2010 Pazartesi 11:16
Vesayet ve Demokrasi - 29 Haziran 2010 Salı 12:09
PKK'da "Başarının Sırrı" - 28 Haziran 2010 Pazartesi 13:40
PKK Yine Kimin Mesajını Taşıyor? - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:17
Türkiye'nin Kaybolan Yıllarını Güney Kore'de Görmek - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:06
Tamamen Duygusal Analizler - 15 Haziran 2010 Salı 10:11
Anayasa Mahkemesi Aradan Çekilmek Zorundadır - 14 Haziran 2010 Pazartesi 13:21
Dış Siyasette Çıkar’dan Erdem’e Doğru Bir Eksen Kayması - 09 Haziran 2010 Çarşamba 09:21
Kaderin Enstrümanları - 08 Haziran 2010 Salı 18:15
Yüz Kızartıcı Bir Suç Olarak Darbe - 01 Haziran 2010 Salı 17:33
CHP'nin 18 Brumaire Arayışı - 01 Haziran 2010 Salı 17:29
Bayat Mala Yeni Pazarlamacı - 25 Mayıs 2010 Salı 11:09
Türkiye'nin Yeni Dış Politikasının Yeni Riskleri - 25 Mayıs 2010 Salı 10:25
Muhalefetle İktidar Ne Zaman Aynı Ligde Oynayacak? - 17 Mayıs 2010 Pazartesi 15:07
Beyaz Kürtlerin Siyaseti ve Değerleri - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 15:55
Prof. Arato’nun Etkileyici CV’si - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:40
İdeoloji ve Danıştay - 29 Nisan 2010 Perşembe 15:00
Namus Davası - 19 Nisan 2010 Pazartesi 14:43
“Ermeni Sorununun Yeni Boyutları” - 10 Nisan 2010 Cumartesi 17:25
Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru - 09 Nisan 2010 Cuma 09:39
Muhalefete Katkı - 06 Nisan 2010 Salı 14:45
Anayasa temrinleri - 30 Mart 2010 Salı 10:03
1915'e Dair Yeni Belgeler mi Bulundu? - 25 Mart 2010 Perşembe 10:38
Bir Oy Farkıyla Soykırım - 16 Mart 2010 Salı 09:54
Soykırım Söyleminin Ekonomi-Politiği - 08 Mart 2010 Pazartesi 13:30
Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:36
Yargı Reformu Açılış Konuşması - 25 Şubat 2010 Perşembe 15:41
Meziyeti ‘Çılgınlık’ Olan Darbecide Rasyonellik Aramak - 11 Şubat 2010 Perşembe 13:39
Alevi Açılımında 7. Çalıştay - 04 Şubat 2010 Perşembe 19:43
PKK Kürt Siyasetini, Anayasa Mahkemesi DTP’yi Kapattı - 14 Aralık 2009 Pazartesi 15:06
Açılım'a Kandil Molası - 19 Kasım 2009 Perşembe 11:53
Açılım Siyaseti Bağlamında Alevi ve Kürt Sorunları - 07 Kasım 2009 Cumartesi 11:57


SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya