ENGLISH
23.05.2012
05.04.2010 10:27


Doç. Dr. Ertan Beşe
SDE Uzmanı
ebese@sde.org.tr
CV

Suikast Politikaları Uluslararası Güvenliği Tehdit Ediyor

Dubai ve Budapeşte’de geçtiğimiz aylar içerisinde gerçekleştirilen suikastlar, bazı devletlerin geçmişten günümüze zararlı, tehlikeli ya da kısaca düşman olarak algıladıkları kişileri ortadan kaldırmak amacıyla başvurdukları suikast politikalarının dünya gündemine taşınmasına ve yeniden tartışılmasına yol açtı. 

Son dönemde özellikle Lübnan, Filistin ve Pakistan ekseninde görmeye alışkın olduğumuz siyasi amaçlı suikastlar zinciri, yeni bir eksene daha taşındı. Her ne kadar bu yeni suikastlar, coğrafi anlamda belki başka diyarlarda cereyan etmiş olsa da, amaç ve muhtemel faillerle mağdurları bakımından öncekilerden çok da farklılık ve yenilik arz etmiyor. Bu yeni suikastler de nihayetinde Ortadoğu’yla alakalı ve aktörler ise İsrail, Hamas, Suriye, Hizbullah, İran ve ABD olarak karşımıza çıkıyor.
 
Suikast politikaları, başta İsrail, ABD ve Rusya olmak üzere bazı devletler tarafından terörle mücadele gerekçesiyle ya da düşman olarak algılanan ülke ya da örgütlere karşı başvurulan bir yöntem olarak da özellikle meşrulaştırılmaya çalışabiliyor. Bu tür eylemlerde İsrail’in son derece başarılı olduğu ve sıklıkla başvurduğu da bilinen hususlar arasında yer alıyor.
 
Nitekim geçtiğimiz yılın (2009) Ekim ayında, nükleer zenginleştirme programında çalıştığı iddia edilen Malik el-Aştar ve Tahran Üniversitesi Nükleer Fizik Bölümü’nden İranlı nükleer bilimci Şahram Amiri’nin ortadan kaybolmaları neticesinde İran Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki, bunun arkasında ABD ve Suudi Arabistan’ın sorumlu olduğunu iddia etmişti. Yine benzer bir olay 2007 Mart ayında İstanbul’da yaşanmış, İran’ın nükleer konularda Suriye ile ilişkilerinden sorumlu bakan yardımcısı konumundaki General Ali Rıza Asgari, İstanbul’da ortadan kaybolmuştu. Irak’ta da değişik alanlarda çalışan 250 ila 350 arasında bilim adamı ve 200 profesörün öldürüldüğü iddia edilmişti.
 
HAMAS’ın Suriye’de sürgünde yaşayan önde gelen lider ve komutanlarından Mahmud Abdurrauf El-Mebhuh, 19 Ocak 2010 tarihinde Dubai’de öldürüldü. HAMAS’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın da lider kadrosunda yer alan El-Mebhuh, ölümü sonrası açıklanan ilk adli tıp raporuna göre aşırı sıcaktan ölmüştü. Fakat olayı soruşturan Dubai polisi, suikastın Fransız, Alman, İrlanda ve İngiliz pasaportu taşıyan 11 kişilik son derece profesyonel bir tim tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Suikastçıların 6’sı İngiliz, 3’ü İrlanda, 1’i Fransız ve 1’i Alman pasaportu taşıyordu. Daha sonra Batılı ülkelere ait bu pasaportların diplomatik nitelikte ve sahte oldukları ileri sürüldü. Pasaportların altısının İngiliz pasaportu olması, özellikle İngiltere’de büyük yankı yarattı.
 
Hamas suikastın arkasında İsrail gizli servisi Mossad’ın olduğunu iddia etti. Bunda suikastın son derece profesyonelce gerçekleştirilmiş olması önemli bir rol oynuyordu. Zira EL-Mebhuh Dubai’ye geldiği ilk beş saat içerisinde kaldığı lüks bir otelde öldürülmüştü (Öyle ki, bazı kaynaklara göre El Mebhuh, Dubai’ye İran’dan silah almak için gerekli bağlantıları kurmak amacıyla gitmişti). Daha sonradan suikastçıların değişik saatlerde farklı kentlerden aynı gün içinde uçakla Dubai’ye geldikleri ve eylemi gerçekleştirdikten sonra söz konusu 11 kişinin yine farklı uçaklarla Dubai’den ayrıldıkları anlaşıldı.
 
Hamaslı lideri öldüren 11 kişilik suikast timi, kimliklerini gizlemek için takma sakal, peruk ve tenis kıyafetleri kullanarak aynı otele yerleşmişlerdi. Elektrik tabancasıyla şok verilen El Mebhuh, boğularak öldürülmüş, iddialara göre daha öncesinde ise işkence yapılmıştı. Profesyonelce gerçekleştirilen bu suikastın ardından Dubai polisi, bu 11 kişi hakkında Interpol’e başvurarak kırmızı bülten çıkarılması talebinde bulundu.
 
Dubai Emniyet Müdürlüğü, daha sonra yaptığı açıklamalarda suikast timindekilerin sayısının ikisi kadın olmak üzere aslında 18 kişi olduklarını ve zanlılara ilişkin olarak ellerinde güvenlik kamerası görüntüleri bulunduğunu açıkladı. Dubai polisine göre söz konusu pasaportlar sahte değildi, zira Dubai göçmen yetkilileri sahte belgeler konusunda Avrupa güvenlik uzmanlarının sıkı eğitiminden geçirilmişlerdi.
 
Dubai polisine göre operasyon son derece detaylı bir biçimde planlanmış ve operasyon sürecinde erkek ve kadınlardan oluşan 27 kişilik bir tim görev almıştı. Mebbuh’a önce kas gevşetici bir ilaç olan succinylcholine enjekte edilmiş, ardın da yastıkla boğulmuştu. Katiller doğal ölüm süsü vermek amacıyla geride tansiyon ilacı bırakmışlar ve Mebbuh’un odasının kapısına ‘rahatsız etmeyin’ notu asmışlardı. Otel yetkilileri, Mebbuh’un eşinin telefonla kendisine ulaşamaması nedeniyle olaya vakıf olmuşlardı.
 
Daha sonra söz konusu pasaportların İngiltere, İrlanda, Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkelerinden İsrail’e göç etmiş, dolayısıyla çifte vatandaşlığı olan İsraillilerin kimliklerinden kopyalandığı anlaşıldı. Bu ise Mossad’ın söz konusu Avrupa ülkeleriyle bağlantılı bir şekilde operasyonlarını yürüttüğü iddialarının ortaya atılmasına yol açtı.
 
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, eylemde kullanılan sahte İngiliz pasaportlarından İsrail’in sorumlu olduğuna dair ciddi delillerin olduğunu ve bu nedenle İsrailli bir diplomatın geri çekilmesi talebinde bulunduklarını söyledi.
[1] Bu ifadeler, bu suikastın bir ‘Mossad Operasyonu’ olduğunu teyit eder nitelikteydi.
 
İrlanda Dışişleri Bakanı Michael Martin de Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) gelen bilgilere göre İrlanda’nın gerçek pasaport numaralarının kullanıldığını ve bu numaraların özellikle 2005 yılından önce verilen pasaportlardan çalındığını söyledi.
 
Suikast olayı, İngiliz basınında da büyük yer buldu ve ilginç iddialar seslendirildi. Örneğin İngiliz Independent Gazetesi’nin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, İngiltere ile İsrail’in suikastta danışıklı dövüştüğünü, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Avrupa ile İsrail’in güvenlik işbirliğini yasa dışılığa vardırdığı ve İsrail’in düşmanlarını öldürmek için Körfez’e Avrupa pasaportlu ajanlarını gönderdiğinden şüphelendiğini yazdı.[2]
 
Dubai suikastının yankıları sürerken, geçtiğimiz Mart ayında bu kez yine İsrail’in arkasında olduğu iddia edilen ‘Budapeşte Suikastı’ vuku buldu. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Filistin’e ve özelde Hamas’a büyük miktarlarda mali destek sağladığı iddia edilen, Suriye-Macaristan vatandaşı 52 yaşındaki Bassam Trache isimli bir kişi öldürüldü.
 
Bassam Trache, 20 yıldır Macaristan’da yaşayan bir kişiydi. Olayın failleri, öldürülen şahsa ait ve içerisinde 500 bin Euro olduğu iddia edilen çantasını da alarak kayıplara karıştılar. Macar yetkililer saldırının gasp amaçlı olduğunu ileri sürseler de suikast esnasında Gulfstream tipi iki İsrail casus uçağının havada elektronik güvenlik ve iletişim desteği sağladığı ortaya çıktı. İddialara göre İsrail casus uçaklarıyla Budapeşte’deki Uluslararası Feri Hegyi Havaalanı’na inen suikast timi, kırmızı ışıkta beklerken bu şahsı aracının içinde vurarak öldürmüşler, akabinde tekrar uçaklarla ülkeden ayrılmışlardı.
 
İsrail’in suikast politikasının bir göstergesi olan benzer olayların sayısı oldukça fazladır. Bunlar arasında örneğin 1987’de yine sahte İngiliz pasaportları kullanan Mossad ajanları Filistinli karikatürist Naci El Ali’ye karşı bir suikast eylemi gerçekleştirmişti. 1997’de bu kez Kanada pasaportlarıyla Ürdün’e geçip Hamas lideri Halid Meşal’i zehirleyerek öldürme teşebbüsünde bulundular. Buna benzer operasyonların sayısı bilinememektedir.
 
Suikast politikası İsrail’in kuruluş tarihinden öncesine dayanır ve kuruluş sürecinde vazgeçilmez bir politika olarak uygulanmıştır. İsrail’in kurulmasında önemli birer rol oynayan Hagana, Irgun, Lehi ve Stern örgütleri, terörizm tarihinde siyasi suikastların çok da yararlı görülmediği 1920 – 1960 döneminde dahi bu politikalarından vaz geçmemişlerdir. Örneğin 20 Kasım 1935’te Filistin direnişinin lideri ve Hamas’ın askeri kanadının
[3] ismini aldığı İzzeddin El-Kassam bu dönem içerisinde öldürülmüştür.
 
1948’de Yahudi yer altı örgütü LEHI, Birleşmiş Milletler Barış Arabulucusu İsveçli diplomat Count Folke Bernadotte’yi Filistin’in bölünmesi planını değiştirme çabası nedeniyle öldürdü.[4]
 
İslami Cihat hareketinin lideri Dr. Fethi Şikaki (1951 – 1995), Libya’daki Filistinlilerin sınır dışı edilmesi işleminin durdurulması için Kaddafi’yle görüşmede bulunmak için gittiği Libya’dan dönerken Malta Adası’nda 26 Ekim 1995’te İsrailli ajanlar tarafından öldürüldü.
 
Hamas’ın kurucularından Şeyh Ahmet İsmail Hasan Yasin, Gazze’de 22 Mart 2004’de yine İsrail’in düzenlediği bir helikopter saldırısında hayatını kaybetti. Yine Şeyh Ahmet Yasin’le birlikte Hamas’ın kurucusu ve önemli liderlerinden birisi olan Abdülaziz El Rantisi de Nisan 2004’de İsrail helikopterlerinin füze saldırısıyla hayatını kaybetmişti.[5]
 
Bütün bu örnekler ve yüzlercesinin de gösterdiği gibi, İsrail’in dünyanın her tarafında düşman ve kendisi için tehlikeli olarak algıladığı şahısları izleyip yok etme politikasını yıllardır takip ettiğini göstermektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler adına Güney Afrikalı yargıç Richard Goldstone tarafından hazırlanan 15 Eylül 2009 tarihli 574 sayfalık raporda da (Goldstone Raporu) İsrail’in Filistin ve diğer işgal edilmiş Arap bölgelerinde insan hakları ihlallerinde bulunduğu tespit edilmişti. Öyle ki bir İngiliz mahkemesi, geçtiğimiz yıl İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni için savaş suçları işlediği suçlamasıyla tutuklanması kararı vermişti.
 
Fakat bu politika, sadece İsrail’e özgü de değildir. Başta ABD olmak üzere, diğer bazı ülkelerin de bu politikayı zaman zaman uyguladığı görülmektedir. ABD özellikle Soğuk Savaş yıllarında kendi çıkarları için zararlı kişi ve gruplara karşı suikast ve yok etme politikasına başvurmuştur. Örneğin 1961 yılında Congolese lideri Patrice Lumumba’ya karşı suikast ve Küba Başkanı Fidel Castro’ya yönelik öldürme teşebbüsleri ABD’ye karşı uluslararası düzeyde bir öfke yaratmıştır.[6]
 
Bunun üzerine 1976’da ABD’nin bu tür uygulamalarına karşı gerek Amerikan kamuoyunda bir muhalefetin ortaya çıkması ve gerekse CIA’in belirli şahıslara karşı suikast girişimlerinin uluslararası düzeyde açığa çıkması nedeniyle Başkan Gerald Ford, CIA’in doğrudan ya da başkaları aracılığıyla bu tür faaliyetlerde bulunmasını yasaklayan bir kararname yayınladı. 1998’de Amerikan Kongresi’nde istihbarat birimlerinin siyasi suikastlar düzenlemelerini yasaklayan 12.333 sayılı kararnamenin kaldırılması yönünde tartışmalar yaşandı.
 
Bugün de yasal anlamda CIA ve ABD silahlı kuvvetlerini bu tür ‘şahısların hedef alınarak öldürülmelerini yasaklayan bazı yasaklamalar” söz konusu olmasına rağmen; Amerikan Ulusal İstihbaratının Başkanı Dennis Blair, 03 Şubat 2010 tarihinde Amerikan istihbarat birimlerinin ABD için doğrudan terörist tehdit teşkil eden Amerikan vatandaşlarına karşı suikast düzenleme konusunda yetkilendirildiklerini açıkladı.[7]
 
Benzer iddialar İngiltere için de geçerli oldu. İngiltere 1970’li yıllarda SAS komandolarıyla IRA liderlerine karşı ‘shoot-to-kill’ politikası izledi. Bu yönde bir politikayı Irak’ta günümüzde de uyguladığına dair iddialar söz konusu olmaktadır.
 
Örneğin BBC raportörü Mark Urban, yayınladığı yeni bir kitapta[8] SAS timlerinin Irak’ta 4000 civarında teröristi canlı ya da ölü ele geçirdiğini, adeta insan avı yaptığını iddia etmektedir.[9]
 
Önceden isimleri belirlenmiş hedeflerin özel operasyonlarla öldürülmeleri konusu başta uluslararası hukuk alanında olmak üzere, ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bu konudaki genel kural, hukuk dışı (extra-judicial) öldürmelerin kabul edilemezliğidir. Fakat tartışmalar meşru müdafaa ve savaş hukukuna uygunluğun sınırları, sivil şahısların hedef seçilmesi, bir kontr-terörizm politikası olarak hedeflerin kuralsız bir biçimde elimine edilmesi gibi hususlar tartışmaların odak noktasında olmaya devam etmektedir.


[1] ‘Compelling evidence’ - Israel was behind misuse of UK passports in Hamas hit – David Miliband, http://www.guardian.co.uk/world/2010/mar/23/uk-expel-israeli-diplomat-passport, Tuesday 23 March 2010
[3] İzzeddin El-Kassam Tugayları
[4] Shira Schoenberg, “The Assassination of Count Bernadotte”, http://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/History/folke.html
[5] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/266299.asp
[6]Patrick O’Connor, The Dubai assassination and the “war on terror”, 2 March 2010, http://www.wsws.org/articles/2010/mar2010/pers-m02.shtml
[7] Jason RYAN, “License to Kill? Intelligence Chief Says U.S. Can Take Out American Terrorists”, http://abcnews.go.com/Politics/license-kill-intelligence-chief-us-american-terrorist/story?id=9740491&page=1
[8]Task Force Black by Mark Urban, published by Little, Brown on February, 2010

YAZARIN TÜM YAZILARI
PKK’nın Dördüncü Evresi - 28 Haziran 2010 Pazartesi 16:49
Hükümet Açılımda Israr Edince PKK Taktik Değiştirdi - 24 Haziran 2010 Perşembe 13:48
Terörist ve Devlet Arasındaki Çizginin Bulandığı Gün… - 01 Haziran 2010 Salı 15:08
Baharla Gelen Terör, Terörle Gelen Mesaj - 07 Mayıs 2010 Cuma 10:05
Suikast Politikaları Uluslararası Güvenliği Tehdit Ediyor - 05 Nisan 2010 Pazartesi 10:27
Retorikten Pratiğe Demokratik Açılımda Yeni Dönem - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:20
DTP’nin Kapatılması Ne Anlama Geliyor? - 13 Aralık 2009 Pazar 17:02
Stammheim'i Yeniden Hatırlamak: Tecrit mi? Bahane mi? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 11:12
PKK Gösterileri Neyi Amaçlıyor? - 03 Aralık 2009 Perşembe 12:00
İstihbarat Hizmetlerinde Denetim Sorunu - 01 Aralık 2009 Salı 10:07
Güven(sizlik) Sorunu ve Sosyal Paranoya - 24 Kasım 2009 Salı 14:31


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya