Türkiye, iktidar partisinin hazırladığı 30 maddelik Anayasa değişiklik paketini tartışıyor. Bazıları mevcut parlamentonun yıprandığını dolayısıyla, kapsamlı bir anayasa değişikliğinin yeni meclise bırakılmasını savunuyor. Bazıları ise yeni bir anayasa yapımı için kurucu meclis oluşturulması gerektiğini iddia ediyor. Bazıları ise taslak metnin içeriğini yetersiz bulduğu için eleştiriyor.
İşin aslı Türkiye’deki tüm siyasi gruplar mevcut Anayasanın değiştirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Zira 12 Eylül Anayasası soğuk savaş şartlarında özgürlük taleplerinin güvenlik endişeleriyle bastırıldığı bir dönemde yapılmış, “otoriter” içerikli ve yalnızca seçim yapılmasını demokrasi açısından yeterli sayan bir anayasadır. Oysaki soğuk savaş biteli 20 yıl oldu. Artık şekli anlamda, minimalist bir demokrasi dönemi geçti. Demokrasi küresel düzlemde genel kabul görmeye başladı. Dahası son 20 yılda demokrasinin standartları da yeniden tanımlandı. Artık maksimalist (azami) demokrasi talepleri geçerli. Her ülke kendi demokrasisini derinleştirmekle meşgul. Çağdaş dünyada ülkeler, demokrasilerinin kalitesiyle yarışıyor. Türkiye gibi AB yolundaki bir ülke için 1982 Anayasası toplumsal taleplere cevap vermiyor. Değiştirilmesi ve hatta yepyeni bir sivil anayasa yapılması gerektiği konusunda toplumsal mutabakat da var.
Kurucu Meclis mi Gerekli?
Üzerinde uzlaşma sağlanamayan şey ise yeni anayasanın nasıl yapılacağıdır. Kurucu meclis tartışmaları da burada başlıyor. Ancak biz devleti yeni kurmuyoruz. Darbe de yapılmadığına göre, mevcut anayasa ancak ve ancak bu anayasanın koyduğu kurallara göre değiştirilerek yapılabilir. TBMM zaten kurucu meclis yetkilerini haizdir. Bunu kabul etmeyenler, mevcut anayasaya da meclise de demokratik meşruiyete de inanmayanlardır. Aksi halde yine seçimle oluşturulması gereken ikinci bir kurucu meclis kurulması gerekir ki, bunun için de önce mevcut anayasayı değiştirmek gerekecektir. Bu bir çelişkidir ve boş uğraştır. İyi niyetle düşünülürse eğer, meclis içindeki yeni bir anayasa taslağı üzerinde çalışmak üzere partiler arası bir uzlaşma komisyonunun kurulması, yeni bir kurucu meclis oluşturma fikrine göre çok daha pratik ve çok daha meşru bir yoldur.
Asında Kurucu meclis, siyaset bilimindeki kurucu (asli) iktidar ve tali (ikincil) iktidar kavramlarıyla yakından ilişkilidir. Kurucu iktidar denildiğinde bir devleti kuran asli güç anlaşılır. Kurucu iktidarın belirlediği ilkelere göre işbaşına gelen ve sınırlı güç kullanan iktidar ise tali iktidar olarak adlandırılır. Kurucu meclis de kurucu iktidar olarak bir ülkenin anayasasını ve egemenliğin kullanımını düzenleyen ve halkın temsilcilerinden oluşan meclistir. Örneğin Türkiye’de gerçek anlamda halkın meşruluğuna dayalı tek kurucu meclis 1920’de oluşturulan ilk TBMM’dir. Kurtuluş savaşını da yöneten, 1921 Anayasasını yapan ve “halk egemenliği” ilkesini hayata geçiren ilk meclis tam anlamıyla temsili bir meclistir ve geniş bir siyasi meşruluğa sahiptir.
1961 ve 1982 Anayasalarını yapan “kurucu meclisler” ise siyasi meşruiyet açısından birinci TBMM ile asla karşılaştırılamazlar. Çünkü 1961 Kurucu Meclisi büyük ölçüde o zamanki CHP’nin ve CHP ideolojisine sahip politikacı ve aydınlardan oluşmaktaydı. Halkın yarısının oyunu alan Demokrat Parti kapatıldığı için, DP’li veya DP’ye yakın hiç kimseye bu mecliste yer verilmemiştir. Bu nedenle, 1961 Anayasasını yapan kurucu meclis siyasi temsil kabiliyeti bakımından “nakıs” bir meclistir. Zaten bu nedenle de 1961 Anayasası referandumda yüzde 60 gibi bir oy oranıyla kabul edilmiştir. 1982 Anayasasını yapan meclise gelince, bu meclis de 1961’deki gibi bir ihtilal meclisidir. Seçimle değil atamayla gelmiştir. Her ilde valilikler eliyle belirlenen temsilcilerden oluşturulmuştur. Partili hiçbir üye alınmamıştır. Dahası, aslında 1982 Anayasasını yapmakla görevlendiren meclisin yetkisi anayasayı yapmak değil, tasarı hazırlamaktı. Anayasaya son şeklini beş kişiden oluşan Milli Güvenlik Konseyi vermiştir. Bu anlamda 1982 Anayasası yalnızca içerik olarak değil, şeklen de beş yıldızlı komutanlarca yapılmış olan tam anlamıyla askeri bir anayasadır. Referandumda çıkan yüzde 91’lik kabul oyu bu tarihi ve siyasi gerçeği değiştirmez.
Anayasa Değişikliği Neden Önemli?
Hem 1961 hem de 1982 Anayasasının yapılış şekli, Türkiye’de çok kötü bir siyasi miras bıraktı. O da şudur. Yeni anayasalar ancak darbe dönemlerinde ve dar bir çevre tarafından yapılabilir. Baykal’ın “yap darbeyi, değiştir anayasayı” söyleminin ima ettiği gerçek budur. Aslında bu durum, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra oluşan asker-sivil modernleştirici siyasi elit ittifakının, kendi çıkarlarını seçilmiş politikacılara karşı güvence altına almak için kullandıkları bir yöntemdir. Gerçekte ise, halkın oyuyla seçilen TBMM her zaman kurucu iktidar gücünü kullanma hakkına sahiptir. Türkiye’de en kötü seçimlerde dahi oluşan (1983’teki meclis gibi) TBMM, en kapsamlı ihtilal meclislerine göre temsil kabiliyeti ve siyasi meşruiyet açısından anayasa yapmaya çok daha ehildir. Dolayısıyla bu meclis Anayasa yapamaz demek, halk egemenliğini yalnızca biz temsil ederiz diyen jakobenist tavırdan başka bir şey değildir. Bu yaklaşım geri kalmış ülkeleri sömürmek için emperyalist batının geliştirdiği “beyaz adamın modernleştirme” misyonunun, Türkiye’deki bürokratik- oligarşik güçlerce kendi halkına karşı uygulanmasından başka bir şey değildir. Onun için de aslında TBMM eliyle yeni bir Anayasanın yapılması, bu içsel sömürgeci anlayışın sonlandırılması, başka bir deyişle içsel dekolonizasyon sürecinin tamamlanması demektir.
Kısa sürede yeni anayasa çalışmaları sonuç vermeyeceğine göre, TBMM gündemine sevk edilen 30 maddelik Anayasa değişikliği mutlaka başarıyla gerçekleştirilmelidir. Bunun için meclis kendi içindeki farklı gruplar arasında elbette bir konsensüs aramalıdır. Fakat siyaset özü itibariyle çatışmalı bir alandır. Mutlak bir mutabakata ulaşılması beklenmemelidir. Neticede bu Anayasa değişikliği de siyasi bir karar olacaktır ve Mevcut Anayasansın usule ilişkin ilkelerine uyularak ve nitelikli çoğunluk sağlandığı sürece Anayasanın maddeleri değiştirilebilir. Referandumdan korkmaya gerek yoktur. Türk halkı kendi önüne getirilen makul ve halktan yana olan her değişime evet diyecektir.
Sonuç olarak, eğer başarılabilirse Anayasa değişikliği Türkiye’de asli kurucu iktidarı yalnızca biz temsil ederiz diyen bürokratik oligarşinin tekelinin kırılması ve gerçek demokratikleşme yolunun açılması anlamında çok önemli bir adım olacaktır. Öte yandan, mevcut taslağın yasalaşması durumunda, yeni oluşacak meclis daha köklü çözümler için moral ve siyasi olarak kendisini daha güçlü hissedecektir. Üstelik seçim gündemi de buna göre belirlenecektir. Bu haliyle mütevazi bir reform paketi gibi görünse de, bu değişikliğin başarılması TBMM üstünde baskı kuran ve adeta “kutsal kaseye” dokundurtmam diyen statükocu güçlerin kuşatmasını kıracaktır. Kaldı ki, siyasi ve hukuki meşruiyet açısından meclisin eskisi ve yenisi arasında fark yoktur. Anayasa TBMM’nin görev süresini 4 yıl olarak belirlediğine göre, son güne kadar TBMM’nin yaptığı her kanun, aldığı her karar meşrudur ve bağlayıcıdır. Yeni meclise bırakalım demek, değişikliği yapmayalım demekten başka bir şey değildir.