ENGLISH
23.05.2012
03.04.2010 10:44


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır

Türkiye, iktidar partisinin hazırladığı 30 maddelik Anayasa değişiklik paketini tartışıyor. Bazıları mevcut parlamentonun yıprandığını dolayısıyla, kapsamlı bir anayasa değişikliğinin yeni meclise bırakılmasını savunuyor. Bazıları ise yeni bir anayasa yapımı için kurucu meclis oluşturulması gerektiğini iddia ediyor. Bazıları ise taslak metnin içeriğini yetersiz bulduğu için eleştiriyor.
 
İşin aslı Türkiye’deki tüm siyasi gruplar mevcut Anayasanın değiştirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Zira 12 Eylül Anayasası soğuk savaş şartlarında özgürlük taleplerinin güvenlik endişeleriyle bastırıldığı bir dönemde yapılmış, “otoriter” içerikli ve yalnızca seçim yapılmasını demokrasi açısından yeterli sayan bir anayasadır. Oysaki soğuk savaş biteli 20 yıl oldu. Artık şekli anlamda, minimalist bir demokrasi dönemi geçti. Demokrasi küresel düzlemde genel kabul görmeye başladı. Dahası son 20 yılda demokrasinin standartları da yeniden tanımlandı. Artık maksimalist (azami) demokrasi talepleri geçerli. Her ülke kendi demokrasisini derinleştirmekle meşgul. Çağdaş dünyada ülkeler, demokrasilerinin kalitesiyle yarışıyor. Türkiye gibi AB yolundaki bir ülke için 1982 Anayasası toplumsal taleplere cevap vermiyor. Değiştirilmesi ve hatta yepyeni bir sivil anayasa yapılması gerektiği konusunda toplumsal mutabakat da var.
 
Kurucu Meclis mi Gerekli?
 
Üzerinde uzlaşma sağlanamayan şey ise yeni anayasanın nasıl yapılacağıdır. Kurucu meclis tartışmaları da burada başlıyor. Ancak biz devleti yeni kurmuyoruz. Darbe de yapılmadığına göre, mevcut anayasa ancak ve ancak bu anayasanın koyduğu kurallara göre değiştirilerek yapılabilir. TBMM zaten kurucu meclis yetkilerini haizdir. Bunu kabul etmeyenler, mevcut anayasaya da meclise de demokratik meşruiyete de inanmayanlardır. Aksi halde yine seçimle oluşturulması gereken ikinci bir kurucu meclis kurulması gerekir ki, bunun için de önce mevcut anayasayı değiştirmek gerekecektir. Bu bir çelişkidir ve boş uğraştır. İyi niyetle düşünülürse eğer, meclis içindeki yeni bir anayasa taslağı üzerinde çalışmak üzere partiler arası bir uzlaşma komisyonunun kurulması, yeni bir kurucu meclis oluşturma fikrine göre çok daha pratik ve çok daha meşru bir yoldur. 
 
Asında Kurucu meclis, siyaset bilimindeki kurucu (asli) iktidar ve tali (ikincil) iktidar kavramlarıyla yakından ilişkilidir. Kurucu iktidar denildiğinde bir devleti kuran asli güç anlaşılır. Kurucu iktidarın belirlediği ilkelere göre işbaşına gelen ve sınırlı güç kullanan iktidar ise tali iktidar olarak adlandırılır. Kurucu meclis de kurucu iktidar olarak bir ülkenin anayasasını ve egemenliğin kullanımını düzenleyen ve halkın temsilcilerinden oluşan meclistir. Örneğin Türkiye’de gerçek anlamda halkın meşruluğuna dayalı tek kurucu meclis 1920’de oluşturulan ilk TBMM’dir. Kurtuluş savaşını da yöneten, 1921 Anayasasını yapan ve “halk egemenliği” ilkesini hayata geçiren ilk meclis tam anlamıyla temsili bir meclistir ve geniş bir siyasi meşruluğa sahiptir.    
 
1961 ve 1982 Anayasalarını yapan “kurucu meclisler” ise siyasi meşruiyet açısından birinci TBMM ile asla karşılaştırılamazlar. Çünkü 1961 Kurucu Meclisi büyük ölçüde o zamanki CHP’nin ve CHP ideolojisine sahip politikacı ve aydınlardan oluşmaktaydı. Halkın yarısının oyunu alan Demokrat Parti kapatıldığı için, DP’li veya DP’ye yakın hiç kimseye bu mecliste yer verilmemiştir. Bu nedenle, 1961 Anayasasını yapan kurucu meclis siyasi temsil kabiliyeti bakımından “nakıs” bir meclistir. Zaten bu nedenle de 1961 Anayasası referandumda yüzde 60 gibi bir oy oranıyla kabul edilmiştir. 1982 Anayasasını yapan meclise gelince, bu meclis de 1961’deki gibi bir ihtilal meclisidir. Seçimle değil atamayla gelmiştir. Her ilde valilikler eliyle belirlenen temsilcilerden oluşturulmuştur. Partili hiçbir üye alınmamıştır. Dahası, aslında 1982 Anayasasını yapmakla görevlendiren meclisin yetkisi anayasayı yapmak değil, tasarı hazırlamaktı. Anayasaya son şeklini beş kişiden oluşan Milli Güvenlik Konseyi vermiştir. Bu anlamda 1982 Anayasası yalnızca içerik olarak değil, şeklen de beş yıldızlı komutanlarca yapılmış olan tam anlamıyla askeri bir anayasadır. Referandumda çıkan yüzde 91’lik kabul oyu bu tarihi ve siyasi gerçeği değiştirmez.
 
Anayasa Değişikliği Neden Önemli?
 
Hem 1961 hem de 1982 Anayasasının yapılış şekli, Türkiye’de çok kötü bir siyasi miras bıraktı. O da şudur. Yeni anayasalar ancak darbe dönemlerinde ve dar bir çevre tarafından yapılabilir. Baykal’ın “yap darbeyi, değiştir anayasayı” söyleminin ima ettiği gerçek budur. Aslında bu durum, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra oluşan asker-sivil modernleştirici siyasi elit ittifakının, kendi çıkarlarını seçilmiş politikacılara karşı güvence altına almak için kullandıkları bir yöntemdir. Gerçekte ise, halkın oyuyla seçilen TBMM her zaman kurucu iktidar gücünü kullanma hakkına sahiptir. Türkiye’de en kötü seçimlerde dahi oluşan (1983’teki meclis gibi) TBMM, en kapsamlı ihtilal meclislerine göre temsil kabiliyeti ve siyasi meşruiyet açısından anayasa yapmaya çok daha ehildir. Dolayısıyla bu meclis Anayasa yapamaz demek, halk egemenliğini yalnızca biz temsil ederiz diyen jakobenist tavırdan başka bir şey değildir. Bu yaklaşım geri kalmış ülkeleri sömürmek için emperyalist batının geliştirdiği “beyaz adamın modernleştirme” misyonunun, Türkiye’deki bürokratik- oligarşik güçlerce kendi halkına karşı uygulanmasından başka bir şey değildir. Onun için de aslında TBMM eliyle yeni bir Anayasanın yapılması, bu içsel sömürgeci anlayışın sonlandırılması, başka bir deyişle içsel dekolonizasyon sürecinin tamamlanması demektir.
 
Kısa sürede yeni anayasa çalışmaları sonuç vermeyeceğine göre, TBMM gündemine sevk edilen 30 maddelik Anayasa değişikliği mutlaka başarıyla gerçekleştirilmelidir. Bunun için meclis kendi içindeki farklı gruplar arasında elbette bir konsensüs aramalıdır. Fakat siyaset özü itibariyle çatışmalı bir alandır. Mutlak bir mutabakata ulaşılması beklenmemelidir. Neticede bu Anayasa değişikliği de siyasi bir karar olacaktır ve Mevcut Anayasansın usule ilişkin ilkelerine uyularak ve nitelikli çoğunluk sağlandığı sürece Anayasanın maddeleri değiştirilebilir. Referandumdan korkmaya gerek yoktur. Türk halkı kendi önüne getirilen makul ve halktan yana olan her değişime evet diyecektir.
 
Sonuç olarak, eğer başarılabilirse Anayasa değişikliği Türkiye’de asli kurucu iktidarı yalnızca biz temsil ederiz diyen bürokratik oligarşinin tekelinin kırılması ve gerçek demokratikleşme yolunun açılması anlamında çok önemli bir adım olacaktır. Öte yandan, mevcut taslağın yasalaşması durumunda, yeni oluşacak meclis daha köklü çözümler için moral ve siyasi olarak kendisini daha güçlü hissedecektir. Üstelik seçim gündemi de buna göre belirlenecektir. Bu haliyle mütevazi bir reform paketi gibi görünse de, bu değişikliğin başarılması TBMM üstünde baskı kuran ve adeta “kutsal kaseye” dokundurtmam diyen statükocu güçlerin kuşatmasını kıracaktır. Kaldı ki, siyasi ve hukuki meşruiyet açısından meclisin eskisi ve yenisi arasında fark yoktur. Anayasa TBMM’nin görev süresini 4 yıl olarak belirlediğine göre, son güne kadar TBMM’nin yaptığı her kanun, aldığı her karar meşrudur ve bağlayıcıdır. Yeni meclise bırakalım demek, değişikliği yapmayalım demekten başka bir şey değildir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya