Sırbistan Meclisi'nin 1995 yılında Srebrenitsa'da yaşananlar nedeniyle özür dileyen bir karar tasarısını iktidardaki koalisyon partilerinin desteğiyle kabul etmesi, Balkanlarda yeni bir siyasi dönemin başlamakta olduğuna işaret ediyor.
Karar metninde soykırım sözcüğü kullanılmıyor ve “Sırbistan Meclisi, Uluslararası Adalet Divanı'nın tespit ettiği gibi,1995 yılı Temmuz ayında Srebrenitsa kentinde Boşnak halkına karşı işlenen suçu var gücüyle kınamaktadır” ifadelerine yer verilerek kurbanların ailelerinden özür dileniyor.
Atılan bu siyasi adımın öncelikle Sırbistan'ın iç siyasi dengelerinin bir sonucu olduğunun altını çizmekte yarar var. AB uzun bir süredir Sırbistan ile müzakerelere başlamanın ön koşulu olarak savaş suçlularının yakalanmasını şart koşuyordu. İlk etapta AB üyelik sürecini etkilemeye yönelik bir manevra olarak değerlendirilen tasarıya Sırbistan Meclisindeki aşırı milliyetçi Radikal Parti şiddetle karşı çıktı ve görüşmelere katılmadı. Diğer yandan meclisteki liberal demokrat çevreler de karar metninde “soykırım” ifadesinin geçmesini istediler ve bu istekleri dikkate alınmayınca onlar da görüşmelere gelmedi.
Sırp kamuoyu ise meclis kararıyla ikiye bölünmüş durumda. Milliyetçi çevrelerin “özür dileyici” bir yaklaşıma tepkileri devam ederken, ülkenin AB sürecini destekleyen çevreler, bu kararın iki toplum arasında normalleşme yönünde iyi bir adım olduğunu ve Sırp toplumunun yakın tarihi geçmişindeki acılarla yüzleşmesine yardımcı olacağını dile getiriyorlar. Boşnakların Sırp Meclisi’nin aldığı kararı memnuniyetle karşılamaları ise çok zor. Zira metinde soykırım sözcüğünün geçmiyor oluşu yüzünden Boşnak kamuoyu için bu karar bir anlam ifade etmediği gibi firardaki soykırım zanlılarının halen yakalanmayışlarına yönelik duyulan öfkeyi de hiçbir şekilde hafifletmiyor.
Bosna-Hersek'te işlenen savaş ve insanlık suçlarıyla suçlanan tüm sanıkların mahkeme önüne çıkarılmaları ve adil bir yargılamayla yargılanmaları toplumsal vicdanının rahatlaması için vazgeçilmezdir. Savaş döneminin siyasi liderlerinden Radovan Karadviç'in yargılanması ile ilgili tartışmalar devam ederken yaklaşık 15 yıldır aranan soykırımın askeri lideri konumundaki Sırp Komutan Ratko Mladiç'in akıbeti belirsizliğini koruyor. Dolayısıyla bu durum, Srebrenitsa ve diğer bölgelerde yaşanan savaş suçlarının eksiksiz bir şekilde soruşturulmasını olumsuz yönde etkiliyor. Soykırım kurbanlarının tazminat taleplerine Sırbistan Hükümeti bugüne kadar kulak tıkadı ancak son meclis kararının ardından bu taleplerin daha güçlü olarak gündeme geleceği unutulmamalı.
Tüm eksikliklerine rağmen ve AB'ye girebilmek için bile yapılmış olsa Sırp Meclisi'nin aldığı kararı olumlu bir adım olarak karşılamak gerekir ve uzun vadede bu adımın sonuçları bölgesel düzeyde görülecektir. Türk Dışişleri'nin Balkanlarda yürüttüğü diplomasinin bu kararın alınmasıyla da doğrudan bir ilişkisi olduğunu görmek ve normalleşme sürecine yaptığı katkıyı takdir etmek gerekir. Bosna-Hersek'in Sırbistan'a büyükelçi ataması sürecinde yoğun çaba harcayan Türkiye, Balkanlardaki siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla son bir yıldır üçlü müzakereleri yönetiyordu.
Özür dileme diplomasisi devletlerin geçmişte karıştıkları savaş ve insanlık suçlarıyla yüzleşmeden uluslar arası saygınlıklarını, barış ve güvenliklerini koruyamayacaklarını görmeleri bakımından önemlidir ancak yeterli değildir. Geçmişte yaşanan acıları paylaşıyor olmak ve meydana gelen trajediler için özür dilemek sadece bir “iyiniyet” beyanıdır fakat savaş kurbanlarının, mülklerinden ve ülkelerinden kopartılan insanların vicdanlarını rahatlatacak olan şey hukukun uygulanması ve adaletin sağlanmasıdır.
Modern zamanlarda devletler hukukunu ihlal eden yegane ölçüt ne yazık ki “güç” tür ve gücü elinde bulunduranlar savaş ve insanlık suçlarını da pervasızca işlemekten çekinmemektedir. Bu suçları önleyici mekanizmalar olarak kabul edilen BM gibi uluslar arası koruyucu mekanizmalar küresel güçler tarafından içi boşaltılan kurumlar haline geldiğinde ise ortaya çıkan hukuki boşluğu yine uluslararası güç odakları doldurmaktadır.