Geçtiğimiz günlerin Ortadoğu açısından gündem konuları, Arap-İsrail çatışmasının sürmesi, Arap Zirvesi ve Irak Seçimleri olarak özetlenebilir. Bunların ikisi eski durumun devamına birisi de yeni bir durum ortaya çıktığına işaret etmektedir. Dünyanın en önemli bölgesindeki bu üç konuyu yeniden değerlendirmekte yarar vardır.
Arap-İsrail çatışması artık umutsuz bir biçim almış olsa bile, durum böyle devam edemeyeceği ve etmemesi gerektiği için önemli. Arap dünyasında seçimle başa gelmiş nadir hükümetlerden biri olarak Hamas, İsrail karşıtlığı yüzünden Batı desteğiyle düşürüldü. Ancak bu plan Gazze’de işlemeyince Gazze kuşatmaya alındı ve İsrail’in geçen yılkı saldırısından sonra yaralarını sarmaya, yıkılan evlerini tamir etmeye izin verilmediği gibi, sağlık malzemelerinin bile giremediği bir hapishaneye dönüştü. Bu konuda uluslararası camia duyarsız olduğu kadar aciz de.
Bölgedeki haksızlık ve hukuksuzluk Obama yönetimini bile endişelendirmeye başlayınca Amerikan Yönetimi de barış çabalarına hız vermek zorunda kaldı. Ancak İsrail’deki sağcı ve fanatik koalisyon, Obama yönetiminin barış görüşmeleri için İsrail’e geldiği sırada – sanki inadına yapar gibi – işgal edilmiş topraklarda yeni binalar yapma planı ortaya çıktı. Bu durum Amerika’yı hayal kırıklığına uğrattı ve iki ülke arasında soğuk rüzgarlar esti. Amerikan eleştiri ve baskılarına karşın İsrail Hükümeti geri adım atmadı ve ısrarını sürdürüyor. Durumdan rahatsız bile olsa İsrail üzerinde yaptırım gücü olan tek ülke olan ABD’nin daha fazla ileri gitme ihtimali de pek yok.
ABD ve İsrail arasındaki soğuk havanın çıktığı ortamda Libya’da Arap Zirvesi toplandı. Türkiye’nin de katıldığı toplantı eskilerinden daha az tartışmalı geçse de İsrail’e karşı ciddi bir hareket birliği ve yaptırım kararı çıkmadı. Çıkması da sürpriz olurdu. Bölgenin ağır toplarından Mısır ve Suudi Arabistan liderlerinin sağlık gerekçeleriyle zirvede olmaması da zirvenin önemini biraz azalttı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan Ortadoğu düzeni, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra paylaşılmasıyla oluşan sömürge mirasının bir sonucudur. Bağımsızlık mücadeleleri de bu düzeni değiştirememiştir. Hem sınır çizgileriyle hem de rejim yapılarıyla büyük ölçüde aynı kalmıştır.
Başbakan Erdoğan da Araplar ve Türkiye arasında daha fazla işbirliği ve kader birliği olduğunu ve olması gerektiği vurguladı. Yine İran eksenine karşı Sünni Arap bloğu oluşturmaya çalışan Mısır ile İran eksenine yakın olan Suriye arasında bir süredir devam eden yumuşama bu zirvede de sürdü. Bu konuda özellikle Türkiye’nin iki tarafa güven telkin ettiğini biliyoruz. Türkiye, Arap ülkeleri arasındaki anlaşma ve işbirliğinin kendisi aleyhine olmadığına inanıyor. Görece yeni olan bu anlayış, bölgede işbirliği ve huzura hizmet eden oldukça yararlı bir yaklaşımdır.
Arap Zirvesi’nde bölgesel işbirliği vurgulanırken özellikle Arap olmayan Türkiye ve İran ile ilişkiler tartışıldı. Arapların komşularıyla iyi ilişkiler kurması görüşü benimsendi. Bu çerçevede Türkiye’ye sıcak kabul gösterildi ve Başbakan Erdoğan’a açılış günü kurula hitap etme imkanı tanındı ve büyük alkış da aldı. Ancak, İran Türkiye gibi görülmüyor ve algılanmıyor. Birlik Başkanı Amr Musa da İran, Türkiye diğer komşularıyla güvenlik forumu oluşturma fikri ortaya attı. Türkiye açısından ulumlu görülse de bu fikrin, İran muhaliflerinin ağırlığı yüzünden hayata geçme şansı fazla yüksek değil. Bazı Körfez ülkeleri, İran’ın nükleer gücünden, Arap Şiileri üzerindeki nüfuzundan ve bölgede yaygın olan anti-Amerikancılıktan beslenen sempatiden ciddi endişe duyuyorlar. Arap dünyasının iki önemli ülkesi olan Mısır ve Suudi Arabistan buna karşı çıkarak İran’la yakınlaşma yolunu kapadılar.
İç sorunlar ile iflas noktasına gelen Yemen’in, Avrupa Birliği’ne benzer bir birlik oluşturulması fikri not edilmekle birlikte pek ciddiye alınmadı. Arap zirvesinde, İsrail’in Kudüs’teki yerleşim planları kınandı ama herhangi bir yaptırım kararı çıkmadı. Böylece, daha öncekilerden daha az sürtüşmeli geçse de ciddi bir sonuç alınamadan ve ‘dostlar alışverişte görsün kabilinden’ son zirve de sona ermiştir.
Günümüz Ortadoğusu için yeni sayılabilecek gelişme Irak’ta ortaya oldu. Beş yıl sonra ikincisi yapılan milletvekili seçimlerinden İyad Allawi’nin ittifakı önde çıktı. Türkmenlerin de katıldığı bu ittifakı hükümet kurma şansı arttı. Önceki seçimlerde Sünni boykotu yüzünden fazla vekil çıkaran Kürt partiler hem daha az milletvekili çıkardılar hem de İslami Kürt partilerin güçlenmesiyle de Barzani-Talabani ittifakı da eski gücüne ulaşamadı. Laik ve Şii kökenli bir politikacı olarak Allavi’nin kuracağı hükümetin daha önceki çok fazla hissedilen İran nüfuzunu azaltacağı öngörülüyor. Ancak hükümet kurma çalışmaları da çok rahat ilerlemiyor çünkü yine İran’ın nüfuzu Allavi’nin koalisyon ortakları bulmasını zorlaştırıyor.
Irak seçimleri hem bölgenin istikrarı hem de Türkiye’nin çıkarları açısından çok önemli. Pandoranın kutusu olarak görülen çok-dinli, çok-milletli, çok-mezhepli Irak’ta düzenin karışmasının bütün bölgeyi etkileyeceğinden hemen herkes korkmaktadır. Seçimler bu korkuları biraz dağıtmıştır ama her şey yine de oradaki tarafların sağduyusuna ve birlikte çalışabilmesine bağlı. Hükümet kurma süreci ve başarısı Irak’ın geleceği ve bölgenin istikrarı açısından oldukça belirleyici olacak. Türkiye’nin Irak’ta farklı gruplarla geliştirdiği iyi ilişkiler ve diyaloğa son dönemde Irak Kürtleri de katılmıştır. Her gün şiddet olaylarıyla çalkanan Irak’ta özellikle guruplar arası çatışmayı değil, anlayışı ve birlikte yaşamayı teşvik etmesi büyük önem taşımaktadır. Ama Irak’ın geleceğini birlikte kurmak büyük ölçüde yine Iraklıların elindedir ve demokrasinin işlerlik kazanmasıyla bu şansı kullanmak kendi ellerindedir.