Nevruz Bayramı aynı zamanda İran takviminde yeni yılın başlangıcıdır. Hicri takvimi güneş yılı üzerinden kullanan (Hicri Şemsi Takvim) İranlılar 1388’i geride bırakarak 1389 yılına girdi. İran’da önemli siyasal, ekonomik ve sosyal gelişmelerin yaşandığı bir yıl geride bırakılırken, İran’da geçen yıldan kalan birçok gelişmenin ardılı umutlar, kaygılar ve korkular da yeni yıla uzandı. İran’da son bir yıl içinde yaşanan gelişmeler uluslar arası arenada medyanın manşetlerinde ve köşe yazılarında sıkça yer aldı. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri ardından yaşanan olaylar, “İran’da rejim değişikliği mi başlıyor”, “İran’da yeni bir devrim mi yaşanıyor” gibi birçok başlıkla dünya medyasını meşgul etti. İran’da yaşanan gelişmeleri izleyenler çok farklı açılardan olayları değerlendirdikleri için bu ülkede yaşanan gelişmelerin gerçek fotoğrafı pek de ortaya koyulamadı.
Burada İran’ın son bir yılı siyasal, ekonomik ve sosyal gelişmeler açısından değerlendirilecek ve İran’ın yeni yıl için bu alanlarda yaşayacağı gelişmelere projeksiyon tutulacaktır.
İran’da geçen yılın son birkaç ayı 10. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanarak seçim hazırlıkları atmosferi içinde seçimlere katılacak tarafların şiddetli rekabeti ve karşılıklı çekişmeleriyle geçti. Bu dönemde özellikle göze çarpan gelişme, devrim kadrolarının gelinen noktada fikri ayrılıklarının zirveye ulaşması ve birbirlerine karşı bugüne kadar görülmemiş bir şekilde yıpratıcı suçlama ve eleştiriler yöneltmeleri oldu. Özellikle Ahmedinejad, seçim kampanyaları kapsamında reformistlere destek veren İran rejiminin en kilit adamlarını hedef aldı. Ahmedinejad bu doğrultuda İran siyasi hayatının en önemli şahsiyetlerinden biri olan, İran’da dini liderin seçiminden sorumlu en üst düzey devrim kadrolarının mercii konumundaki Meclis-i Hubregan (Uzmanlar Konseyi) ile İran’da icra makamında önemli mevkiye sahip Düzenin Yararını Teşhis Konseyi başkanı Ayetullah Rafsancani’yi yolsuzlukla suçlaması, İran dini liderinin bu yaşananlara başlangıçta sessiz kalması devrim kadroları arasında büyük bir uçuruma neden oldu.
2009 yılının Haziran ayında gerçekleşen 10. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, İran’ın devrimin üzerinden geçen 30 yılın ardından en önemli dönüm noktalarından birini oluşturdu. Seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle diğer adaylar seçimlere itiraz ederken aynı zamanda İran sokakları da büyük çaplı gösterilere sahne oldu. Devrimin üzerinden geçen 30 yıl içinde devrimin fikri mimarları arasında derin düşünce ve eylem farklılıkları olduğu gün yüzüne çıkarken burada aslında en önemli gelişme İran dini liderinin toplum içinde bir cenahın yanında yer alarak, İran’da devlet erkini elinde bulundurmayı, toplumu devlet erkiyle yönetmeyi/yöneltmeyi tercih etmesidir.
İslam tarihinde ilk üç halifeyi taraf tutmakla ve toplumun bir bölümünün çıkarlarını birinci plana çıkarmakla eleştiren İran dini lideri son seçimler döneminde eleştirdiği hataya düşmesi, ileriki yıllarda İran İslam Cumhuriyetinin temelini oluşturan Velayet-i Fakih kurumuna da gölge düşürmüş oldu. Seçimler sonrası Reformist adaylardan Kerrubi ve özellikle de Musevi’nin “Yeşil Halk Hareketi” olarak adlandırılan muhalefet hareketi, seçimlere itirazı devam ettirerek İran halkının bir kesiminin Ahmedinejad hükümetine ve dillendirilmeyen bir şekilde İran dini liderine karşı muhalefetine resmi zemin hazırladı. İran devlet güvenlik güçleri ve gönüllü devrim milisleri ülke sokaklarını saran geniş halk gösterilerini bastırmayı başarsa da İran halkının özellikle de gençliğin resmi ideolojiye olan muhalefetinin kalıcı olacağının sinyalleri İran’ın muhalif dini lideri olarak görülen Ayetullah Montezeri’nin cenaze töreninde düzenlenen gösterilerle görüldü. Tüm bu gelişmeler yaşanırken diğer taraftan İran’da reformist kanadın önde gelen liderlerinin yakınlarının tutuklanması ya da gözaltına alınması, Rafsancani ve Hatemi gibi İran’ın devrim kadrolarından üst düzey yetkililerinin kara listeye alınması, hükümetin İran’daki reformist muhalefeti nasıl değerlendirdiğini de ortaya koydu. Ahmedinejad hükümeti, Rafsancani’yi yolsuzluk ve hırsızlıkla suçlarken, diğer muhalif liderlerin saf dilli olduğunu ya da Batılı güçlerle işbirliği içinde hareket ettiğini iddia etti.
Devrim yaşayan birçok ülke gibi güvenlik eksenli agresif tutum sergileyen ve her türlü muhalefeti rejime ve devrime yönelik yorumlayan devrim kadroları arasında özellikle Devrim Muhafızlarının geçen yıllar içinde artan siyasete müdahalesi de bu dönemde Devrim Muhafızlarının İran siyasetinin ekseninde yer aldığının açık göstergesi oldu. Reformist basın-yayın organlarının bir bir kapatılması, reformist muhaliflerin baskı altında tutulması gibi baskıcı girişimler, İran İslam Cumhuriyeti kurucu güçlerine kısa vadede geçici olarak gücü elinde bulundurma imkanını tanırken aynı zamanda ileriki yıllarda İslam devriminin meşruiyetini sorgulanır hale getirdi.
İran’da geçen yıl içinde sosyo-ekonomik açıdan da önemli gelişmeler yaşandı. Özellikle Ahmedinejad hükümeti ve parlamento arasında yaşanan bütçe görüşmeleri gerginliği, siyasal açıdan oldukça gergin günler yaşayan Tahran’da yeni kriz ortamı oluşacağı algısına neden oldu. İran Meclisi benzin ve temel gıda maddeleri üzerinde uygulanan sübvansiyonların aşamalı olarak kaldırılması ve bu sübvansiyonların kaldırılmasıyla elde edilecek 40 milyar dolarlık tasarruf kaynaklarının sadece bir bölümünün hükümet tarafından kullanılabileceği yönünde bütçe kanunu çıkarırken, Ahmedinejad hükümeti böyle bir bütçe kanununu uygulamayacaklarını ilan etti.
İran’da hükümet ve meclis arasında bütçe tasarısı tartışmaları tüm gerginliğiyle devam ederken ülkenin önde gelen ekonomistleri, milletvekilleri bu sürecin İran halkına büyük zararlar verebileceğini öne sürdüler. Bu dönemde İran’da yüzde 20 oranındaki enflasyon oranının yüzde 36’lara ulaşması riskinin bulunduğu tartışmaları yaşandı. İran’da “İslami Devrimin” değerlerine sahip çıktığını savunan Ahmedinejad, İran Meclisi karşısında sergilediği tutumuyla devrim sonrası kurulan tüm kurumların meşruiyetini sorgulanabilir bir konuma getirdi.
Yine son bütçe tasarısında yer alan en düşük işçi ücretinin 300 dolar civarında olduğunun açıklanması ise İran’da işçi ve çalışan örgütlerince ciddi itirazlarla karşılandı.
Siyasal çalkantıların yaşandığı Tahran’da ekonomik göstergelerin de geçen yıl olduğu gibi bu yıl da siyasal gerginlikleri tetikleyecek potansiyele sahip olduğu görülmektedir. Özellikle de İran’da çiftçi ve çalışan kesimin ücretler konusunda haklı isteklerini dillendirmek için sokakları seçmesi, itirazlar için sokakları seçen muhalif öğrenci ve genç hareketine katılması olasılığı bulunmaktadır. Eğer bu yıl içinde çiftçi ve çalışan kesimin İran genç ve öğrenci hareketine eklemlenerek sokaklarda haklı isteklerini dillendirmesi gerçekleşirse, Tahran yönetimi geçtiğimiz yıla oranla siyasal krizin daha da tırmanışa geçmesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Tahran yönetimi, seçimler sonrası gerçekleşen muhalefetin sokak gösterilerine meşhur pazar esnafı ve iş dünyasının destek vermemesini de muhalifler karşısında baskıcı politikalarının devam ettirilmesi yönünde bir destek olarak algıladı. Oysa Tahran yönetimi İran’da devrim sürecinde etkin bir sosyal ve ekonomik role sahip meşhur pazar esnafının İran’ın değişen toplumsal yapısında eski rollerine sahip olmadığı, yeni toplumsal etkin grubun kentli orta sınıf, genç İranlılar ve üniversite öğrencileriyle akademik kadroların olduğu gerçeğini gözardı etti. Daha doğrusu Tahran yönetimi ülkede sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel eksenli toplumsal değişim ve bu değişimle paralel gerçekleşen değişim istemlerini tam olarak algılamadı.
Devrim yıllarında küçük kent nüfusu karşısında yoğun nüfusa sahip varoş ve kırsal bölge insanlarıyla din adamlarının desteğine sahip devrimci kadrolar, İran’da kent yaşamının gelişmesini, bununla paralel olarak toplumda yeni bir orta sınıfın doğuşunu ve bu sınıfın toplumsal isteklerinin globalleşen dünyada 30 yıl öncesine göre çok daha farklı olduğunu göremediler. Daha doğrusu siyasi ve dini paradigmaları yaşanan gelişmelerin bu şekilde okunmasına izin vermedi. İran’da egemen güçler, 2009 seçimleriyle ortaya çıkan siyasi-sosyal krizi, 1981-82 yılında dönemin İran cumhurbaşkanı Beni Sadr ve önceleri devrime destek veren Halkın Mücahitleri Örgütünün lideri Recevi’nin daha sonraları “İslam Devrimine” silahlı muhalefet başlatmasına benzetmesi, o dönemde bu krizin rejim tarafından alınan sıkı güvenlik önlemleriyle çözüme kavuşmasını örnek alması da durumu içinden çıkılamaz hale getirdi.
Ayrıca, küresel ölçekte yaşanan ekonomik ve mali kriz karşısında derinden etkilenen İran’da son bir yılda işsizlik oranının yüzde 1,5 oranında artarak, 2010 yılı sonuna kadar yüzde 23’e ulaşacağı ve bu işsizler ordusunun büyük bir çoğunluğunu da yeni gelen genç nesilden olacağı düşünülüyor. İran’da tüm bu olumsuz tablo karşısında ana gelir kaynağı olan petrol gelirlerinin düşmesi, ithalat-ihracat dengesinde yaşanan olumsuz gelişmeler ve İran ekonomisinin gitgide küçülmesi, Tahran yönetimini yeni kaynak arayışına itti.
Küresel mali ve ekonomik krizin derinleşmesine paralel olarak İran’da geçen yıl Saman Fabrikası, Saqz İletişim Merkezleri İşletmesi, Buşehr İran Sadra İşletmesi, Ahvaz Boru Fabrikası, Kuzey Tarım ve Sanayi İşletmesi gibi onlarca küçük, orta ve büyük ölçekteki sanayi işletmeleri de küçülmeye ve bu doğrultuda işçilerini çıkarmaya başladı. Bu sürecin sonunda binlerce insan işsiz kaldı. İran sanayisinin en büyük kuruluşları olan Azerab, Alborz Lastik, Dena Lastik, İran Khodro, Sasan, İran Puya gibi dev şirketler de ciddi mali ve ekonomik kriz içine girdi. İran’da derinleşen ekonomik ve mali krizin en önemli göstergelerinden biri de borsada işlem gören 70 büyük şirketin borsa işlemlerinin durdurulması ve 50 büyük şirketin de borsa işlemlerinin durdurulması yönünde işlemlerin devam etmesidir.
Ayrıca İran’da iç borçlanma ve bankaların borçlanma oranlarının son beş yıl içinde 10 kat arttığı, ekonomideki özelleştirme planlarının büyük sorunlarla karşılaştığı özellikle de İran telekomünikasyon sisteminin özelleştirilerek, Devrim Muhafızlarına devredilmesinde yaşanan sorunlar, nükleer faaliyetler ve askeri tehditler karşısında silahlanma harcamalarına kaynak arayışı göz önünde tutulursa Tahran yönetiminin siyasi kriz yanında çok ciddi ekonomik ve mali krizle de karşı karşıya kaldığı görülecektir.
İran’da 1388 yani 2009 yılı bu ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatının analiz edileceği gelecek yıllar için her zaman müracaat edilecek en önemli dönüm noktalarından biridir. Yaklaşık 30 yıl bir şekilde sarsıntılı ama sakin geçen sosyal-siyasi hayat 2009’da bir daha geri dönülemeyecek kadar çalkantılı bir hal aldı. İran halkı geçen 30 yıllık kendini koruma duvarlarını yıkarak taraf tutmaya ve değişim istemini cesaretle ortaya koymaya başladı. İran sosyal ve ekonomik yapısı bir dönem noktasına geldi.
İran’da yaşanan tüm bu sosyal-siyasal süreçler karşısında ulusal fakirlik ölçütlerinin altında yaşayan 10 milyon insanın, 4 milyon işsizin, 2 milyon uyuşturucu bağımlısı ve 10 milyon anti-stres ilaçlar kullanan hastanın yaşadığı İran toplumunu yönetmeye çalışan üç temel sosyal-siyasi akım, bu sorunlara çözüm bulmaya çalışmaktadır.
[1] İran’da toplumun değişim, kalkınma ve refaha yönelik taleplerini farklı şekillerde yorumlayan bu üç siyasi akım, bu yıl da ülkedeki siyasi, sosyal ve ekonomik sistemin merkezinde yer alacak, sorunlara çözüm arayışına yönelik muhalefetlerini geliştirecek ve bir açıdan savundukları değerleri yanında iktidardan pay alma yoluna gideceklerdir.
Özetle İran’da 2009 yılında ekonomik, sosyal ve özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanan siyasi gelişmeler, öncelikle halk tarafından seçilen hükümet ve meşruiyetini hiçbir şekilde topluma bağlı olmadan kazanan Velayet-i Fakih kurumunu zayıflattı. Burada İranlı din adamlarını derin kaygıya sevk eden gelişme, daha önceleri de tartışmalı olan ama bu defa daha geniş halk kitlelerine yayılan, toplumda devlete bağlı olmayan dini kurumların ve din adamlarının konumlarının da tartışılır hale gelmesidir. Ayrıca, Tahran yönetimi açısından asıl kaygı verici durum, geçen yıl seçimler nedeniyle yoğun siyasi gündeme boğulup ekonomik alanlarda kaybedilen zeminlerin bu yıl içinde tekrar dengelenememesi olarak görülmektedir. Yine Tahran yönetimini dış politika konusunda yoğun olarak meşgul eden nükleer faaliyetleri nedeniyle uluslar arası baskılara maruz kalması, Irak, Filistin ve Lübnan gibi derin stratejik bağımlılığın bulunduğu diğer bölge ülkelerinde yaşanan gelişmeler, ülke içinde siyasi manevraların yapılmasını da engellemektedir.
İran’da gelecek yıl meclis seçimlerinin yapılacak olması ve bazı radikal grupların yoğun bir şekilde Ahmedinejad hükümetini eleştirmesi de Ahmedinejad hükümetini şimdiden düşünceye sevketmiş durumdadır. Zira devrim değerlerine sahip çıkan radikal kanat içinde derin fikir ayrılıkları bu siyasi kanadı gelecek yıl meclis seçimlerinde çoğunluğu yakalayamama ve reformistlerin meclis çoğunluğunu elde etmesi riskiyle karşı karşıya bırakabilecektir. Bu noktada Ahmedinejad hükümetinin dış politika ve bölgesel gelişmeler açısından İran için beklenmeyen gelişmeler olmaması halinde bu yıl öncelikli olarak siyasal ve ekonomik sistemin dengelenmesi için yoğun çaba harcayacağı, gelecek yıl yapılacak meclis seçimleri öncesi radikal siyasi kanatla yakından ilgileneceği ve bu siyasi kanat içinde parçalanmaları önlemeye çalışacağı tahmininde bulunulabilir.
Ahmedinejad hükümetinin bu yıl içinde ekonomik ve mali krizle mücadelesinin başarısız olması demek, ülkede siyasal parçalanmaların ve krizlerin de derinleşerek büyümesi anlamına gelecektir. Yine Ahmedinejad hükümetinin siyasal, ekonomik ve mali krizle mücadelede en önemli açmazı, reform hareketini destekleyen büyük halk kitlelerinin desteğine de ihtiyaç duymasıdır. Burada Ahmedinejad ya Musevi’nin beş maddeden oluşan öneri paketini kabul ederek, reformist harekete destek veren büyük halk kitlelerini de yanına alarak ekonomik ve siyasi krizi sonlandırmaya çalışacak, gelecek yıl meclis seçimleri için stratejik bir adım atacak ya da resmi ve sivil güvenlik birimleriyle sokakları kontrol ederek siyasi şahsiyetler ve reformist kanadı baskı altında tutmaya devam edecektir.
Ahmedinejad yönetiminin böyle bir tercihte ikinci seçeneğe yönelmesi, İran toplumunu kesin sınırları çizilecek rakip iki kutuplu bir topluma dönüştürecektir. Tahran yönetiminin benimseyeceği ikinci seçenek, her geçen gün artan baskı altında kalacak reformist kanadın liderlerinin ve bunları destekleyen toplum kitlelerinin İran toplumunun derinliklerine inerek güçlenmesine ve İran’da köklü değişim istemlerinin daha da derinleşmesine zemin hazırlayacaktır. Ayrıca seçimlerle İran’da değişim ve reform isteminin hayata geçirilemeyeceğini gören bazı reformist fraksiyonların gelecek dönemde farklı yöntemlere başvurması, özellikle İran gençliğinin daha sert muhalefet ve mücadele yolunu seçmesi ihtimali de doğabilecektir. Ahmedinejad yönetiminin bugün geç kalmadan reformist kanadın istemlerine kulak vermesi, İran toplumunun normalleşmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Bunun tersinin gerçekleşmesi halinde Ahmedinejad hükümetinin derinleşen ihtilaflar ve fikir ayrılıkları karşısında daha sonraları reformist kanada tanıyacağı imtiyazlar da anlamını kaybedecektir. Yine İran güvenlik güçlerinin gerçek gücü dış düşman ve tehdit algılamasına dönüktür. Tahran yönetimi, devlet güvenlik güçlerini ve rejimin gönüllü milislerini, toplumsal reform istemleri bulunan İran toplumuna karşı bir yere kadar kullanabilecektir ve bu güçler bir noktadan sonra büyük halk kitleleri karşısında rejimin baskıcı isteklerine tepkisiz kalmayacaktır.
İran’ı iç ve dış politikada köşeye sıkıştırmak isteyen Batılı güçler de bu noktada İran’ın siyasi ve ekonomik toparlanmasına izin vermeyecek adımlar atma peşinde olacaktır. Uluslararası arenada zaman kazanma ve krizleri öteleme konusunda başarılı bir diplomasi sergileyen İran, nükleer faaliyetleri, Irak politikası, Doğu Akdeniz-İsrail eksenli Lübnan ve Filistin stratejilerinin yoğun gündemi karşısında acil bir şekilde siyasi, ekonomik ve mali dengelerini toparlayacak fırsat bulamaması durumundaysa iç siyaset dengelerinin sıkışmasına paralel olarak boğucu iç gündeminden kurtulmak isteyecektir. Bu doğrultuda ilgi ve enerjisini dışarıya kanalize etmek için Ortadoğu’da özellikle Afganistan ve Irak’taki bölgesel dinamikleri ve bölgedeki Şii toplulukları uyarmayı deneyebilecektir. Tahran yönetimi böylece yoğun bir ulusal dış politika gündemine odaklanabilecek ve iç dengelerini sağlamaya yönelik fırsatlar elde etmeye çalışacaktır. Ama bu defa özellikle Irak konusunda son seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
[1] İlk olarak İran’da ülkenin gelişmesi ve değişiminin otoriter yapıyla gerçekleşeceğine inanan siyasi gruptan bahsetmeliyiz. Bu grup söylem olarak İran’da İslami değerler çerçevesinde devrimi ve devrim sonrası kurulan yapıyı korumayı kullanmaktadır. Otoriter yapıya sahip bu grup, topluma her türlü hesap vermeden kaçınan, toplum mühendisliğine soyunan ve toplumu kendi paradigmasıyla şekillendirmeye çalışan bir sistemden beslenmektedir. Bu siyasi akımın İran’da halihazırda en bariz temsilcisi Mahmud Ahmedinejad ve siyasi kadrosudur. Bu siyasi akım, İran toplumunun gelişmesine katkı yapacak en önemli etkenlerin sivil toplum ve siyasi partiler olmadığına, aksine Devrim Gönüllüleri ve Devrim Muhafızlarının oluşturduğu değerler bütününün İran toplumunun refaha ulaşması, kalkınması ve gelişmesini sağlayacağını savunmakta ve bu doğrultuda siyasi kadrolaşmaya/yapılanmaya gitmektedir. Bu siyasi akım İran’da sivil toplum kurumlarının, sosyal kurumların ve ekonomi alanında faaliyet gösteren tüm müesseselerin de Devrim Gönüllüleri ve Devrim Muhafızlarından oluşmasını amaçlamaktadır. Bu siyasi akımın ideali İran toplumunda en üstten en alta kadar tüm toplum katmanlarının bu değerlere sahip olmasıdır. Böylelikle İran’da toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişme yakalanabilecektir. Zira bu değerler aynı zamanda ilahi öğretilerin de insanlığa sunduğu özü içermekte ve yaratılışın da asıl gayesidir. Bu siyasi akım İran’da genel olarak idari, siyasi ve güvenlik kurumlarında en etkin yapıdır. Ayrıca İran toplumunda varoşlarda ve kırsal bölgelerde yaşayan insanlarla dini hassasiyetleri daha güçlü toplum kesimlerinin desteğini almaktadır.
İran’da sosyal-siyasi etkinliğe sahip ikinci grup ise, ülkenin kalkınması ve gelişmesini halka dayalı reform idealine bağlamakta ve İran’da bu siyasi akım reformistler olarak adlandırılmaktadır. Bu siyasi akım İran toplumunun her alanda gelişmesi ve kalkınmasını isterken iktidar merkezli otoriter bir yapı savunmaktan kaçınmaktadır. Bu siyasi akım içinde otoriter yönetimlerin hem İslam’a hem de İran halkına büyük zarar vereceğine inanılmaktadır. Bu siyasi anlayış toplumda her türlü gelişmenin ve kalkınmanın sağlanması için öncelikle toplumun sivil toplum ve siyasal partiler ayağının güçlendirilmesini, adil ve özgür seçim ortamlarının sağlanmasını, vatandaşlık hukukunun, basın-yayın organlarının geliştirilmesini, etkinlik ve yetkinlik kriterlerinin bilimsellik ve uzmanlık olduğunu, İran toplumunun 20. yy.daki gibi ideolojik bir toplum olmadığını, tüm gelişme ve kalkınma hareketlerinin temelini siyasi haklar ve hukukun yerine getirilmesinin oluşturduğunu savunmaktadır. Bu siyasi akım 1997 ve sonrası İran’da siyasi, idari, yargı, yasama ve yürütme makamlarında yer alırken bugün gelinen noktada yukarıda bahsedilen birinci grup siyasi akım tarafından devletin çeşitli kadrolarından arındırılmış bir konuma getirilmiştir. İran’da bu siyasi akımın en önemli temsilcileri eski cumhurbaşkanı Hatemi ve son İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Musevi’dir. Bu siyasi akım, toplumda değişim, gelişim ve kalkınmanın merkezine birinci siyasi grubun aksine üniversiteleri, sanat, bilim ve araştırma merkezleriyle toplumdaki genç ve kadın nüfusunu oturtur. İran’da bu siyasi akımın en önemli özelliği, devlet ve hükümetlerin hiçbir kutsiyetinin olmaması ve hükümetlerin halklarına hesap verebilir bir konumda olmasını savunmasıdır.
İran’daki üçüncü temel siyasi akım ise, reformistlerle ortak düşüncelere sahip olmakla beraber, reformistlerden farklı olarak, İran İslam Cumhuriyetinin temelini oluşturan Velayet-i Fakih sisteminin her türlü reforma kapalı olduğunu ve yumuşak devrimle bu sistemin değiştirilmesini savunmaktadır. Bu siyasi akım, reformistlerin İran’da sekiz yıl yönetimi elinde bulundurduğunu ama rejimin kurucu güçleri karşısında savundukları değerleri hayata geçiremediklerini ve İran siyasi rejiminin kuralları içinde bu değerlerin hayata geçirilemeyeceğini düşünmektedir. Bu akım kendi içinde farklı fraksiyonlara sahip olmakla birlikte öncelikle dünyada hiçbir siyasi rejimin kendisini değiştirmek istemeyeceğini bu nedenle İran anayasasının tekrar halkoyuna sunulmasını talep etmektedir. Bu grup içinde bir fraksiyon İran’da cumhuriyetin laik olmasını ve dini işlerin toplumsal yönetimden kişisel düzeye inmesini istemektedir. Bu siyasi akım diğer iki siyasi grubun aksine İran devlet yapısında hiçbir etkinliğe sahip değildir. İran’da rejimin kurucu unsurları bu siyasi grubu hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Bu siyasi akım desteğini daha çok İran dışında yaşayan İranlılarla, İran toplumunda en fazla yüzde 20’lik bir kesimden sağlamaktadır. Bu siyasi akım İran’da geçen yıl gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerine itiraz eden İran halkının hareketini devrim yıllarındaki siyasi hareketliliğe ve heyecana benzetmekte, anayasanın tekrar halkın oylamasına getirilinceye kadar İran halkının itirazlarına devam etmesini talep etmektedir. Bu siyasi akım, Ahmedinejad hükümetinin ülkedeki değişim isteminin ılımlı kanadı reformistlerin istemlerini yerine getirmeyeceği tahminiyle hareket ederek, İran’daki siyasi gelişmelerin sonunda yumuşak bir devrimle rejimin dönüşeceği ve evrileceğini düşünmektedir.