ENGLISH
23.05.2012
24.03.2010 13:43


Selvet Çetin
SDE Uzmanı
scetin@sde.org.tr
CV

Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek

Demokratik açılım ve anayasa değişikliği tartışmaları güncelliğini korurken geçen hafta yapılan bir toplantı ile en dezavantajlı toplumsal gruplar arasında kabul edilen Romanların (Çingenelerin) sorunları kamuoyunun gündemine bir kez daha taşınmış oldu.

Roman ve Çingene kavramları aslında aynı halkı tarif etmek için kullanılan isimler olsa da yaygın toplumsal kabule göre “Roman” ismi daha olumlu çağrışımlar yaptığı için bu çevreler ağırlıklı olarak kendilerine “Roman” şeklinde hitap edilmesinden herhangi bir rahatsızlık duymamaktadır. Kırsal kesimde ise bu topluluk, halk arasında daha çok “Çingene” ismiyle anılmaktadır. Türkiye’deki tarihsel geçmişleri Bizans dönemine kadar uzanan Romanların günümüzde üç ana dil grubu olarak Roman, Dom ve Lom’lardan oluştuğu ve her grubun kendi kültürel gelenekleri bulunduğu bilinmektedir. Dini inançlar bakımından ise Romanların büyük bölümü Sünni İslam mensubu olmakla birlikte aralarında Şii ve Yezidi gruplar da bulunmaktadır. (1)

Son olarak Ocak 2010 tarihinde Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşanan olaylarla gündeme gelen Romanların sosyo-ekonomik konumlarına bakıldığında toplumun “En alttakileri” olarak maruz kaldıkları sayısız ayrımcılık ve nefret söylemi örnekleriyle karşılaştıklarını görüyoruz. Ancak Selendi’de yaşanan olay, Türkiye’de Romanlara yönelik gerçekleşen ilk kitlesel ırkçı saldırı ve nefret davranışı olarak nitelendirilmektedir. Hatırlanacağı üzere yılbaşı gecesi bir kahvehanede iki grup arasında başlayan tartışma kısa sürede büyümüş, ilçe meydanında toplanan kalabalık “Romanları istemiyoruz” sloganları eşliğinde yürüyüşe geçmiş ve Romanların ev ve araçlarını tahrip etmişti. Olayların ardından ilçeyi terk eden Romanlar çevre ilçelere sığınmak durumunda kalmışlardı.

Dışlanmışlık Hissi ve Ötekileşmek

Dünya genelinde Roman nüfusunun 15 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayının büyük bölümü Balkan ülkelerinde yaşamaktadır. Türkiye’deki Roman varlığı ile ilgili verilen rakamlarda farklılıklar sözkonusudur. Bu sayının 500 bin civarında olduğunu belirten kaynaklar olduğu gibi, Roman kitlesinin 2 milyonu bulabileceği şeklinde değerlendirmeler de yapılmaktadır. (2)

Irk ve etnik kökene dayalı bir nüfus sayımının yapılmadığı ve dolayısıyla insanların etnik kökenlerine ilişkin soruların nüfus belirlemede sorulmadığı ülkelerden biri olan Türkiye’de tüm etnik unsurlar gibi Romanların da gerçek sayılarını bilmek neredeyse imkansızdır. Batılı ülkelerde ise etnik olarak kimliklerini açıklama hakkı bulunan Romanların birçoğu nüfus sayımı esnasında ayrımcılık ve aşağılamaya maruz kalma korkusu nedeniyle gerçek kimliklerini gizlemeyi ve yaşadıkları ülkedeki yaygın etnisite içinde kendilerini tanımlamayı tercih etmektedir.

Romanlara karşı işlenen nefret suçlarının en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olan Çek Cumhuriyetindeki nüfus sayımları bu tezimizi güçlendirecek veriler sunmaktadır. Bu ülkede 1980 yılında gerçekleşen nüfus sayımlarında kendilerini Roman olarak ifade edenlerin sayısı 88 bin 587 iken, bu rakam 1990 yılı nüfus sayımında 33 bin’e gerilemiş, 2000 yılında yapılan sayımda ise 11 bin olarak istatistiklere geçmiştir. (3)

Burada görülen şaşırtıcı düşüşler dikkat çekmekte ve Roman nüfusun bir bölümünün ülkeyi terk ettiği varsayılsa bile, asıl neden olarak etnik kimliği gizleme eğiliminin ağırlık kazandığı anlaşılmaktadır. Irkçı ve ayrımcı uygulamalar nedeniyle Çek Cumhuriyeti’nde yaşayan Romanların kimliklerini gizlemeye çalışmaları anlaşılır bir durumdur.

Toplumsal dışlanmışlık psikolojisi Roman toplumlarında oldukça güçlüdür ve Romanlar arasında suça itilmişlik ve suça karışma oranlarının bu denli yüksek olmasının arka planında bu duygunun yolaçtığı sosyal kırılmaların bulunduğunu vurgulamak gerekir.

Temel Sorun Alanlarına Bakış

Dünyanın her yerinde uğradıkları ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri nedeniyle birçok ülke tarafından haklarında özel koruma programları ve yasal düzenlemeler yapılan Romanların Türkiye’de yaşadıkları sorunların temelinde toplumsal önyargılara dayalı ayrımcılık sorunu bulunmaktadır. Sürekli olarak potansiyel suçlu gözüyle bakılan Romanlarla toplumun diğer kesimleri arasında sağlıklı ve güven duygusuna dayalı bir iletişimin kurulabilmesi oldukça güçtür. Dolayısıyla eğitim, sağlık, barınma ve çalışma hakkı bakımından Romanların konumu diğer toplumsal kesimlerle mukayese edildiğinde dramatik bir özellik taşımaktadır.

Çalışma hayatı açısından bakıldığında Romanlar ön yargılardan kaynaklı olarak iş bulmakta oldukça zorlanmaktadır. İş bulabilenler ise sosyal hizmetlerden mahrum olarak düşük ücretlerle ve kötü koşullarda çalışmaya razı olmaktadır. Kamu sektöründe ise Romanların kendi kimlikleri ile çalışabilmeleri oldukça zordur. Halihazırda Türkiye’de Roman kimliği ile bilinen Milletvekili, Belediye Başkanı veya üst düzey kamu görevlisi yoktur. Oysa bu tür uygulamalar Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 111 Sayılı Sözleşmenin 1. maddesine göre, açık bir ayrımcılık olarak tarif edilmektedir. (4) 

Romanlar sağlık hizmetlerinden yararlanırken ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır. Kimlik ya da kişisel belgesi bulunmayanların yanı sıra sosyal güvencesi bulunmayan Roman nüfusun azımsanmayacak boyutta olması nedeniyle sağlık hizmetine erişimde problemler yaşanmakta, göçebe Romanlar “yeşil kart” uygulamasından yararlanamamaktadır. Bu sorunları belki de gölgede bırakan ve çok daha önemli olan konu, bazı durumlarda sağlık ocakları veya hastanelerde Roman hastaların tedavi edilmesi konusunda isteksizlik gösterilmesi, kimi zaman Romanların tedavisinin reddedilmesi veya doktorların baştan savma tavırlar sergilemesidir ve bu tür ayrımcı yaklaşımlar ne yazık ki devam etmektedir.

Eğitim çağındaki Roman çocuklar tüm çocuklar gibi parasız eğitim imkanlarından yararlanmakla birlikte kırtasiye, üniforma veya kayıt ücreti gibi harcamaları birçok aile karşılayamamaktadır. Bir şekilde eğitimlerini sürdürme imkanı bulan Roman çocukların devam ettikleri okullarda kimi zaman öğretmenler ve öğrenciler tarafından dışlayıcı ve önyargılı davranışların muhatabı oldukları belirtilmektedir. Öyle ki bazı okullarda Roman öğrencilerin sayısı artış gösterdiğinde diğer öğrenciler velileri tarafından sınıftan alınabilmekte, böylece Roman çocuklar adeta tecrit edilmiş okul veya sınıflarla baş başa kalmaktadır. (5) 

Bir başka önemli sorun, kentsel dönüşüm projeleriyle Romanların alıştıkları ve yaşam tarzlarına uygun ortamlardan zorunlu olarak tahliye edilmeleri sorunudur. Bu konuda en çarpıcı ve güncel tartışma konusu, yaklaşık 3000 Romanın yaşadığı Sulukule’de Fatih Belediyesi tarafından 5366 sayılı yasa temelinde yürütülen kentsel yenileme projesidir.

7 Kasım 2007 tarihinde Yenileme Kurulu’nca onaylanan projeye göre Sulukule’de yaşayan Romanların, bölgenin yaklaşık 40 km uzağındaki Taşoluk’ta bulunan toplu konutlara nakli öngörülmüştür. Her ne kadar proje kapsamında Romanlara, Sulukule’de inşa edilecek yeni konutlardan edinme hakkı tanınsa da ekonomik gerekçelerle bu haktan ancak sınırlı sayıda Sulukule sakininin yararlanabileceği belirtilmektedir. Sonuç olarak Romanlar bin yıldır yaşadıkları Sulukule’yi terketmek durumunda kalmışlardır.

Bu konu ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Chapman/İngiltere (6)  kararında Romanların yerleşme talepleriyle ilgili olarak, çoğunluğun yaşam tarzından farklı bir yaşam tarzına sahip olduklarını ve farklı ihtiyaçları bulunduğunu kabul etmiş ve kent planlamaları yapılırken devletlerin bu ihtiyaçları dikkate almalarını istemiştir. Mahkeme kararıyla Romanların çoğunluktan farklı geleneksel yaşam tarzlarının, yerleşim haklarının ve özel hayatlarının korunması bakımından devletlerin 8. madde bağlamında yükümlülükleri hatırlatılmaktadır.

Irkçılığa dayalı hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık genel bir sorun olmakla birlikte, Romanlar bu sorundan en fazla muzdarip olan grupların başında gelmektedir. Koruyucu mekanizmalar uluslararası toplumun Romanlara yönelik ırkçı saldırılar ve nefret suçlarının önlenmesi konusunda daha fazla çaba harcamasını öngören çeşitli tavsiye kararları almaktadır. Bu çerçevede, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmenin denetim organı olan Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesinin tavsiye kararlarında, Romanlara özellikle vurgu yapılmaktadır. Aynı şekilde Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu benzer tavsiye kararları almaktadır. (7)

Hükümetin Roman vatandaşlarımızın temel sorunlarının çözümüne yönelik bir iyileştirme programını uygulamaya geçirmek konusunda ortaya koyduğu irade oldukça önemlidir. 'Demokratik Açılım' süreci kapsamında Romanların ilk kez devlet tarafından muhatap alınıyor olması ve Roman kimliği ve kültürünün en üst düzeyde yapılan açıklamalarla tanınması ümit verici gelişmelerdir.

Bununla birlikte Romanların uzun yıllara yayılan birikmiş problemlerini giderebilmek için doğru bir başlangıç yapmak gerekir. Öncelikle Romanları da içine alacak şekilde farklı etnik, dini ve kültürel grupların ırkçılık, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük nedeniyle toplumdan dışlanmalarının ve ayrımcılığa uğramalarının önüne geçecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Ayrımcılık yasa tasarısını bu ihtiyacı karşılayacak ve Roman vatandaşların eşitlik hukukuna göre muamele görecekleri son derece önemli bir hukuki süreç olarak görüyoruz.

Romanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve böylece suça karışma oranlarının düşürülerek topluma entegre edilmelerinin sağlanması gerekmektedir. Eğitim, sağlık, çalışma, konut edinme ve sosyal güvence konularında kendilerine verilen sözlerin tutulması büyük önem taşımaktadır. Bu taleplerin karşılanmasında belirlenecek temel standartların uluslararası hukuka göre uygunluğunu denetlemek ve Romanların geleneksel yaşam tarzlarına göre kentsel dönüşüm programları geliştirmek dikkat edilmesi gereken başlıca unsurlardır.

(1) Adrian Marsh, “Etnisite ve Kimlik: Çingenelerin Kökenleri 

(2) http://digm.meb.gov.tr/uaorgutler/AB/AB_IR2006.

(3) Claude Cahn, “The Unseen Powers: Perception, Stigma and Roma Rights”, Roma Rights Quarterly, Issue 3, 2007. 

(4) ILO 111 nolu sözleşmenin 1. maddesi ayrımcılığı “Irk, renk, cinsiyet, din, siyasal inanç, ulusal veya sosyal menşe bakımından yapılan iş veya meslek edinmede veya edinilen iş veya meslekte tabi olunacak muamelede eşitliği yok edici veya bozucu etkisi olan her türlü ayrılık gözetme, ayrı tutma veya üstün tutmak”olarak tarif etmektedir.

(5) Adrian Marsh, a.g.e, s. 56

(6) Chapman v. United Kingdom, 27238/95

(7) http://www.coe.int/t/e/human_rights/ecri/1-ecri/3-general_themes/1-policy_recommendations/recommendation_n3/recommandation%20n_3%20turc%20cri98-29.pdf
 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Üçüncü Putin Döneminde Kafkasya Sorunu - 13 Mayıs 2012 Pazar 17:44
Makedonya’da Etnik Kriz Nasıl Aşılabilir? - 25 Nisan 2012 Çarşamba 14:34
Şiddeti Önlemedeki Rolü Açısından 6284 Sayılı Yasa - 26 Mart 2012 Pazartesi 09:28
Ortadoğu’da “Balkanlaşma” Riski - 13 Mart 2012 Salı 17:12
Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki Dink Davası - 29 Şubat 2012 Çarşamba 14:42
4.Bağımsızlık Yılında Kosova’nın Sorunları - 17 Şubat 2012 Cuma 17:28
Suriye Ateşi Bölgeyi Sararken - 13 Şubat 2012 Pazartesi 10:29
Hukukun Normalleşmesi - 09 Ocak 2012 Pazartesi 09:22
Uludere Faciası: Kontrolsüz Güç, Güç Değildir - 02 Ocak 2012 Pazartesi 13:47
2012 Yılında Balkan Üçlü Mekanizmasından Beklentiler - 29 Aralık 2011 Perşembe 18:51
Sarkozy Gemileri Yaktı mı? - 20 Aralık 2011 Salı 17:50
Geçmişle Yüzleşmenin Kuralları - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:56
Balkanlarda Arnavut-Sırp Restleşmesi - 27 Kasım 2011 Pazar 22:20
Sivilleşme Aracı Olarak Vicdani Ret - 21 Kasım 2011 Pazartesi 09:07
Arap Baharının Adalet Arayışına Etkisi - 27 Ekim 2011 Perşembe 15:44
İlerleme Raporu: AB Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - 20 Ekim 2011 Perşembe 10:51
Makedonya Ziyareti ve Bulgaristan Gerginliği - 06 Ekim 2011 Perşembe 08:51
Bağımsız Filistin Rüyasını Gerçekleştirmek - 19 Eylül 2011 Pazartesi 13:15
Palmer Raporu: BM Gözetiminde Hukuk İstismarı - 15 Eylül 2011 Perşembe 18:17
Mülklerin İadesi: Azınlık Haklarında Önemli İlerleme - 30 Ağustos 2011 Salı 01:21
Ses Kayıtları ve Silahlı Kuvvetlerin Denetimindeki Zorluklar - 26 Ağustos 2011 Cuma 17:39
Suriye’de Sona Yaklaşırken - 09 Ağustos 2011 Salı 14:40
Kosovalı Sırpların Ateşle Dansı - 01 Ağustos 2011 Pazartesi 16:18
İlerleme ve Gerileme Arasındaki Sırbistan-ABD İlişkileri - 22 Temmuz 2011 Cuma 09:32
Yunanistan-İsrail İttifakı: Doğu Akdeniz’de Güç Gösterisi mi ? - 12 Temmuz 2011 Salı 09:12
Boykot ve Ergenekon - 30 Haziran 2011 Perşembe 16:17
Cenevre Sözleşmesinin 60.Yılında Mülteci Sorunu - 21 Haziran 2011 Salı 09:16
Bölgesel İnsani Kriz ve Suriyeli Mülteciler - 13 Haziran 2011 Pazartesi 09:14
Bir Dönem Noktası Olarak Cuntacıların Yargılanması - 09 Haziran 2011 Perşembe 17:49
Bosnalı Sırpların Tehlikeli Oyunu - 25 Mayıs 2011 Çarşamba 16:41
Balkanlarda Kültürel Kimlikler Çatışmayı Önleyebilir mi? - 12 Mayıs 2011 Perşembe 21:17
Türk Hukuk Düzenine Etkileri Açısından İzmir Deklarasyonu - 05 Mayıs 2011 Perşembe 15:51
Sırbistan Görüşmeleri ve Balkanlarda Artan Endişe - 30 Nisan 2011 Cumartesi 15:29
Suriye’de Esen Ölüm Rüzgarına Direnmek - 25 Nisan 2011 Pazartesi 14:22
Avrupa’da Üniter Kültüre Doğru - 22 Nisan 2011 Cuma 17:10
12 Eylül’le Hesaplaşmaya Hazır mıyız? - 11 Nisan 2011 Pazartesi 15:02
Goldstone Skandalı ve Hukukun İtibarsızlaştırılması - 05 Nisan 2011 Salı 15:36
Hakikat Komisyonlarının Geçiş Dönemindeki Rolü - 30 Mart 2011 Çarşamba 14:38
Birleşmiş Milletlere İnsani Müdahale Zamanı - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:11
Kosova-Sırbistan Görüşmeleri Başlarken - 14 Mart 2011 Pazartesi 11:16
Arnavutluk Siyasi Krizi Aşabilir mi? - 07 Mart 2011 Pazartesi 08:55
28 Şubat ve Ordunun Sivil Denetimi - 28 Şubat 2011 Pazartesi 14:24
Diktatörler Üreten Uluslararası Düzeni Sorgulamak - 25 Şubat 2011 Cuma 08:25
Mısır’daki Halk Hareketinin Etkileri - 29 Ocak 2011 Cumartesi 15:53
Jüristokratik Vesayetin Gücü: Danıştay Örneği - 21 Ocak 2011 Cuma 11:22
Tunus’ta Halk İsyanı ve Değişimin Rengi - 17 Ocak 2011 Pazartesi 16:42
Berlin’den Meriç’e: Avrupa’nın Yeni Duvarı - 04 Ocak 2011 Salı 15:55
Yer İsimlerinin (Bir Hakkın) İadesi - 29 Aralık 2010 Çarşamba 18:31
Yeni Türkiye İçin Bir Fırsat: Balyoz Davası - 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:16
Orantısız Güç - 10 Aralık 2010 Cuma 22:04
Askerler Sivil Denetime Ne Kadar Hazır? - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:39
AB İlerleme Raporu; Şartlar Değişti mi? - 12 Kasım 2010 Cuma 09:49
Kosova’da Hükümet Düşerken - 03 Kasım 2010 Çarşamba 10:31
Almanya Kritik Bir Dönemeçte - 18 Ekim 2010 Pazartesi 12:30
Bosna-Hersek Seçimleri: Çözüm mü, Belirsizlik mi? - 08 Ekim 2010 Cuma 21:06
Hrant Dink Kararından Ders Çıkarmak - 22 Eylül 2010 Çarşamba 12:32
Amerika: İslamofobiden Anti-İslamizme Doğru mu? - 14 Eylül 2010 Salı 17:27
İsrail-Filistin Müzakere Masasında Neler Var? - 01 Eylül 2010 Çarşamba 09:23
BM Raporunda Türkiye’ye Son Uyarılar - 24 Ağustos 2010 Salı 11:33
Kosava ve Balkanlarda Yeni Gerilimler - 13 Ağustos 2010 Cuma 13:05
Asker Hesap Vermezse Ne Olur? - 04 Ağustos 2010 Çarşamba 14:06
Kürt Sorunu ve Güvenlik İlişkisi - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 10:51
Yetimhane Kararını Nasıl Okumalı - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 15:02
17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak - 06 Temmuz 2010 Salı 12:31
Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya Yaklaşan Tehlike: Etnik Çatışmalar - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:16
BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?) - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:41
Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:54
Mülteci Politikalarında Yeni Riskler - 26 Mayıs 2010 Çarşamba 17:49
Derin İlişkilerde Her Yol Ergenekon’a Çıkıyor - 12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:08
Kamu İdaresi ve Sivil Aktörlerin İnsan Haklarının Geleceğindeki Rolü - 06 Mayıs 2010 Perşembe 21:46
Özel Hayata Yıkıcı Etkisiyle Bir İhlal Uygulaması “Fişleme” - 23 Nisan 2010 Cuma 10:43
Kırgızistan: Güvenlik ve Özgürlük Arasında Kaybolmak - 09 Nisan 2010 Cuma 18:01
Sırbistan'ın Özür Dileme Siyasetinin Etkileri - 02 Nisan 2010 Cuma 12:19
Roman Açılımı ya da En Alttakilerin Sesini Duyabilmek - 24 Mart 2010 Çarşamba 13:43
İklim Mültecileri Nereye Gidecek - 17 Mart 2010 Çarşamba 10:32


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya