ENGLISH
23.05.2012
22.03.2010 13:59


Prof. Dr. Mustafa Aydın
SDE Uzmanı
maydin@sde.org.tr
CV

Anayasa Değişikliği Üzerine

Bugün ülkenin öncelikli gündem maddelerinden birisi şüphesiz Anayasa’da yapılması gerekli değişikliktir. Esasen olağanüstülüklerle başlayan ve darbeciler tarafından değiştirildikçe daha sorunlu hale getirilen Anayasa, ülkenin çözülmesi gerekli bir sorunu olmaktan hiç çıkmamıştır. Anayasa değişikliği, sistemin iyice tıkandığı ve mutlak bir açılımın gerekli olduğuna inanıldığı bir bu dönemde yapılması gerekli işlerin başında gelmektedir.
 
Bilindiği üzere iki yıl önce, ciddi bir değişiklik için harekete geçilmiş, mevcut anayasanın bütünüyle gözden geçirilip yenilenmesi planlanmıştı. Ancak böylesi köklü bir girişimden rahatsız olan bazı çevreler, AKP yi kapatma davası ve onu izleyen bazı olaylarla birlikte süreci akamete uğratmıştı. Ergenekon davasıyla birlikte özellikle yargı alanında yaşanan sorunlar, anayasa değişikliğini tekrar gündeme taşıdı. Yani nereden bakarsak bakalım ortada atlanması mümkün olmayan bir problem vardır.
 
Bu konuda sınırlı bir kesimin direnişine karşılık kapsamlı bir toplumsal beklenti ve desteğin olduğunda şüphe yoktur. Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar toplum genelinin katılmayacağı gerekçeler ileri sürmektedir. Yetmiş milyonun gözünün içine bakarak “ne bu millet ve ne de onun temsilcisi Meclis, Anayasa değişikliği yapamaz. Anayasalar ihtilal gibi olağanüstülüklerin ürünü olarak ortaya çıkar. Darbenizi yaparsanız anayasayı değiştirirsiniz gibi” laflar etmek açıkça toplumla alay etmek değilse, şüphesiz esaslı bir saygısızlıktır. Anayasanın özü itibariyle bir toplumsal konsensüs metni olduğu düşünülürse darbe ortamlarında bir biçimde topluma dayatılmış metinlerin gerçek anlamda bir anayasa olmadığını söyleyebiliriz. Esasen mevcut anayasanın değiştirilme zorunluluğu da buradan doğmaktadır. Toplumsal barışı ve kurumsal dengeleri sağlamaktan hayli uzak bir Anayasa metnine sahibiz ve değiştirilme zorunluluğu da buradan doğmaktadır.
 
Hatırlanacağı üzere daha önceki değişiklik planı, Anayasanın bütününü kapsıyordu ve ciddi bir toplumsal talep de vardı. Aslında bu gün için de böylesi bir ortam mevcuttur. Ne var ki bu gün düşünülen, sadece bazı maddelerin değiştirilmesidir. Sözkonusu mevzii değişikliklerin, peşinen beklentilere yeterince cevap veremeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü bilindiği üzere mevcut anayasanın üzerinde zamanla bazı değişiklikler yapıla geldi, öncelikli sorunlarla ilgili görülen 16 maddesi yenilendi. Ama beklenen sonuçlar alınamadı. Çünkü devletçi - otoriter anayasa ruhu, beklentileri boşa çıkardı. Tabir caizse Anayasanın ruhu ile bedeninde yapılan bu değişiklikler arasındaki bir çelişki sürüp gitti. Bir başka açıdan da, fazlaca yama yapılan bu mevcut metin tamiratı kaldıramayacak duruma geldi.
 
Belki daha önemlisi, aradan değiştirilebilecek maddelerle kurumlar arasındaki beklenen uyum ve dengeleri sağlama zorluğudur. Yani değiştirilmeyenler, değiştirilen maddeler açısından farklıca bir referans gibi kullanılabilecektir. Üstelik lokal bir değişiklik olarak bazılarının itirazına daha açık olabilecektir. Aslında toplumca arzulanan daha köklü bir değişiklikti ama göründüğü kadarıyla olmayacak. Artık gelinen noktada önümüzdeki proje mevzii bir değişikliktir. Dolayısıyla şimdi yapılması gereken de, işi ciddi tutmak, yaptık oldu türünden bir sonuçla yetinmemektedir.
 
Nihai şekliyle tamamlanmış metin henüz kamuoyuna sunulmamışsa da değiştirilmesi düşünülen maddeler askeri – sivil, yargı ve daha çok da örgütlenme ve kararların denetime açılmasıyla ile ilgilidir ve bu bunlar şüphesiz öncelikli bir alandır. Ancak süreçte bazı sorunlar yaşandığı gözleniyor. Mesela taslakta HSYK gibi örgütsel yapılarda işin uzmanlarınca gerekli görülen, Meclisin üye belirlemesini peşinen metinden çıkaran işlemler bir endişeye sebep olmaktadır. Çünkü hangi alan olursa olsun olgunun demokratik boyutu için Meclisin sürece müdahil olması gerekmektedir. Bazı kurumları seçkinci yapısından çıkarıp toplumsallaştırmanın en önemli yollarından birisi budur.
 
Yine sürecin görünen önemli sorunlarından birisi mutabakat veya uzlaşmaya yüklenen anlamdır. Gönül arzu eder ki, bir sosyal politik sorunun çözümünde fikir beyan etme konumundaki kişi ve örgütlerin katkısı bulunsun, birilerinin göremediğini bir başkası görsün ve ortaya daha sağlıklı bir çözüm çıksın. Ne yazık ki Türkiye’de gerçek, bu temenniden çok farklıdır.
 
Anayasa değişikliği gibi sosyal politik bir sürece katkısı olması gereken muhalefet partileri özellikle CHP ve MHP, katkıdan çok bir tepki koymaya çalışıyorlar. Genelde Türkiye’nin önemli bir açılım sorunu olan Ergenekon davası ülkenin sosyal politik sorunlarına yaklaşım noktasında bir turnusol kâğıdı görevi yerine getiriyor. Tıpkı orada olduğu gibi anayasa değişikliği konusunda da MHP’nin söylediği bir şey yoktur. Açılımlara milliyetçi reflekslerle uç noktalarda tepkiler vermekte, galiba böylesi bir dönemeci elini taşın altına sokmadan, rizikosuz atlatmayı düşünmektedir. CHP ise toplum lehine her türlü düzenlemenin kendi gizil iktidar ayaklarını sarsacağı kaygısıyla peşinen karşı çıkmaktadır. Onun için de yapılması gereken yeni anayasal düzenlemenin içeriği onu ilgilendirmemektedir.
 
Tabi söylemeye bile gerek yoktur ki, bu tavır siyaset biliminin tanımladığı bir muhalefet partisi tutumu değildir. Aslında muhalefet bir alternatif hükümet etme biçimidir. İktidarın yapıp ettiklerinin yanlışlarını gösterip, olması gerekene işaret eder. Bu çerçevede bir muhalefet olsaydı konunun içeriğine ilişkin bir şey söylemeleri gerekirdi. Sözgelimi HSYK öyle olmamalı, şöyle yapılandırılmalıdır, denmeliydi. Özellikle CHP ye göre yapılabilecek her değişiklik yanlıştır ve her türlü yola başvurarak, iptal ettirebilmenin yolları düşünülmelidir. Zaten ortaya ne çıkarsa çıksın, komşu kapısı haline getirdiği ve pek çok kereler sonuç aldığı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıkça ilan etmektedir. CHP’nin Anayasa değişikliği yerine ile sürdüğü 12 Eylülcülerin yargılanması teklifi ise bir hedef saptırmadan ibarettir. Şüphesiz bütün darbeciler yargılanmalıdır, ama darbecilikten suçüstü edilip yargılanan Ergenekoncuları savunan, 28 Şubat cuntasını bir sivil toplum örgütü olarak niteleyip alkışlayan partinin bu konuda samimi olduğu düşünülemez.
 
Geldiğimiz bu noktada önemli hususlardan birisi de şüphesiz, Anayasa değişikliği gibi önemli bir konu için, geniş bir kesim tarafından dillendirilen mutabakat veya uzlaşma sorunudur. Peşinen belirtelim ki, iktidar tarafından da önemsendiği anlaşılan uzlaşmanın kendisi sorunludur. Burada sorun yalnızca, yukarıda kısaca profili çizilen iktidar partileriyle bir anlaşma sağlamanın mümkün olmadığı değil, ona yüklenen olmazsa olmaz anlamı ve beklentilerin de yanlışlığıdır. Demokratik ortamların genel geçer kuralına göre sorunların nihai çözüm yolu, perde arkasında birilerinin uzlaşması, birbirlerini ikna edip tabir caizse kotarılmış çözümü, halk veya temsilcilerinin formel oylarıyla meşrulaştırmak üzere kamunun önüne getirmeleri değildir. Uzlaşmanın adresi toplumdur. Kaldı ki, çokça konuşulduğu şekliyle uzlaşma hem imkânsız hem de anlamsızdır. Esasen uzlaşma, sorunları toplum bağlamında tartışmaktan imtina edenlerin yeğledikleri bir yoldur.
 
Demokrasi olarak nitelendirilen makul siyasi ortamlarda sağlıklı yol, katılım ve bu çerçevede yapılabilecek katkıdır. Ve genelde süreç şöyle işler: Çoğu kere, sorunu öncelikle omuzlarında taşıyan iktidar partisi ortaya koyar, ilk elde önerilerini de sunar. Bunlar kamuoyu tarafından tartışılır, özellikle arkalarında bir kitleyi temsil eden muhalefet partileri, sunulan çözüm önerilerinin olumlu veya olumsuz taraflarını gösterir, alternatifler getirir. Öneri bunlar da göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenir ve toplumun mutabakatına sunulur. Birileri farklı düşünüyor ve hele ikna edilemiyor diye öneriden vazgeçilmez. Muhaliflerin söyleyecek bir sözleri yoksa zaten geçilir. Aktif bir katkı yerine pasif bir katılım sahibi olarak kalırlar. Şüphesiz bu gün gündemimizdeki anayasa değişikliği için de olması gereken budur. Farazi bir mutabakat sağlanamadı diye ülkenin çözüm aranan bir sorunu geçilemez.
 
Göründüğü kadarıyla mevzii de olsa bir anayasa değişikliği gerçekleşecektir. Esasen bu aşamada geri adım atmak ve mesela deşiklikten vazgeçmek, telafisi imkânsız problemler doğurur. Üstelik bugün de bu konuda geniş bir kamuoyu desteği de vardır. Bu toplumsal talep iyi değerlendirilmeli ve toplumun önüne çıkan bu imkân heba edilmemelidir.
 
Şüphesiz sürecin önünde olumsuz ihtimaller de vardır. Bunlardan birisi mutabakat sağlanamadı diye, maddelerin değişimi gerektiren işlevlerinden uzaklaştırılmalarıdır. Bir de CHP’nin, sonucu Anayasa Mahkemesine götürmesi ve mahkemenin daha önceki bazı kararlarında olduğu gibi maddelerin biçimselliğine bakmanın ötesinde, hiç de hakkı olmadığı halde içeriğe karışıp maddeleri iptal etmeye gitmesidir. Böylesi bir girişim mutlaka, başından itibaren milli iradenin en üst noktada temsilcisi olan Meclisin yetki alanına müdahale kabul edilip geçersiz sayılmalıdır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Sivil İtaatsizlik mi, Siyasal Direniş mi? - 29 Mart 2011 Salı 13:10
Güç, İktidar ve Balyoz - 21 Şubat 2011 Pazartesi 09:35
Ortadoğu Yeniden Yapılanıyor - 05 Şubat 2011 Cumartesi 12:56
Kim Neye Müdahale Ediyor? - 24 Ocak 2011 Pazartesi 12:36
Toplumsal Sermaye Tüketimi - 07 Ocak 2011 Cuma 18:17
Kürt Sorununda Gelinen Yer - 25 Aralık 2010 Cumartesi 12:55
Küresel Postmodern Siyaset ve Wikileaks - 09 Aralık 2010 Perşembe 12:32
NATO Sorgulanmalıdır - 22 Kasım 2010 Pazartesi 09:11
Siyasal Sorunlardan Kurbana - 08 Kasım 2010 Pazartesi 12:02
Çağdaş Yaşam Desteklenir mi? - 26 Ekim 2010 Salı 10:00
Başörtüsü (Sorunu) Nasıl Bağlanır? - 11 Ekim 2010 Pazartesi 10:22
Kim, Kimden, Niçin Korkuyor? - 27 Eylül 2010 Pazartesi 10:01
Toplum, Önündeki Barajı Aştı - 14 Eylül 2010 Salı 14:50
Haşim Kılıç’ın Değişiklikler Üzerine Düşünceleri - 27 Ağustos 2010 Cuma 18:14
YAŞ Sürecinin Düşündürdükleri - 16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:03
Bölücülük Sosyal Değil, Bir Politik Tortudur - 02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:02
Terör, Ordu ve Sınır Birlikleri - 20 Temmuz 2010 Salı 09:57
Vesayetçi Sistemi Aşabilmek - 03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:02
Ergenekoncu Yapı Atakta - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:15
Bir Siyasal Paranoya: İsrail Saldırısı - 04 Haziran 2010 Cuma 10:33
CHP Değişebilir mi? - 28 Mayıs 2010 Cuma 12:11
“Şerefin Modasının Geçmişliğine Dair” - 19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:08
Şiddet ve Sosyal Anomi - 30 Nisan 2010 Cuma 15:36
MHP, Siyasal Tarihinin Önemli Yanlışına Oynuyor - 16 Nisan 2010 Cuma 11:14
Muhalefet Partileri Neye Muhalefet Ediyor? - 30 Mart 2010 Salı 15:01
Anayasa Değişikliği Üzerine - 22 Mart 2010 Pazartesi 13:59
Yıldönümünde 28 Şubat - 01 Mart 2010 Pazartesi 14:52
Bir Muhalefet Olarak Yargı - 17 Şubat 2010 Çarşamba 17:56


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya