Her yıl onbinlerce mülteci ve sığınmacının ülkelerindeki siyasi sorunlar, çatışmalar ve insan hakları ihlallerinden kaçarak daha güvenli ve insan onuruna yaraşır bir hayat özlemi ile sınırları aşmaya çalıştıklarını izliyoruz. Küresel iklim değişiklikleri ise günümüzdeki mülteci kavramının tanım alanını genişletti ve iklim mültecileri olarak tarif edilen gruplar mülteci hukukunun bir parçası haline geldi. Üstelik iklim mültecilerinin sayısının 2050’ye kadar 1 Milyarı bulacağına ilişkin yapılan tahminle, dünyanın karşı karşıya bulunduğu insani trajedinin büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Küresel ısınmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak yeryüzünde iklim değişikliklerinin daha sık yaşandığı görülüyor ve bu değişimler sadece insan yaşamında değil tüm canlı dünyasında bozulmalara yol açıyor. Uzmanların küresel iklim farklılıkları ile ilgili yaptıkları değerlendirmelere göre iklimsel değişimlerin sonuçları dünyanın her bölgesinde aynı etkiyi göstermiyor. Bir bölgede aşırı yağışlar, kasırgalar ve seller yaşanırken, bir başka bölgede ise aşırı kuraklık ve çölleşme hızlanıyor. Dolayısıyla her iki durumda da insanların temel ihtiyaçlarını karşıladıkları bitki örtüsü ve tarım alanları zarar gördüğü için zorunlu iç ve dış göçler yaşanıyor. İklim mültecileri diğer mülteci ve sığınmacılardan farklı olarak okyanus ya da deniz sularının yükselmesi, toprak ve bitki örtüsünün bozulması yüzünden yaşam alanlarını kaybetmektedir ve bir daha evlerine geri dönme imkanları bulunmamaktadır.
Dünyanın ilk iklim mültecileri olarak adını duyuran ada devleti Tuvalu’da buzulların erimesiyle beraber deniz seviyesi yükselmekte ve kıyı bölgeleri yavaş yavaş sulara gömülmektedir. Zaten deniz seviyesinden birkaç metre yüksekliği bulunan ada halkının önemli bir bölümü Yeni Zelenda’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Pasifik okyanusunda ise küresel ısınma nedeniyle suların tahmin edilenden çok daha hızlı yükselmeye başlayacağı ve birçok adanın yakın gelecekte sular altında kalacağı hesaplanırken, ada yöneticilerinin tahliyelerle ilgili planlamaları yapmakta güçlük çektikleri belirtilmektedir.
[1]
Somali ise uzun süredir devam eden savaşların yanı sıra kuraklık ve açlıkla da mücadele etmekten artık yorulmuştur ve sadece bir yıl içinde kuraklık yüzünden yaklaşık 50 bin kişi Kenya’ya sığınmak zorunda kalmıştır.
[2]
Küresel ısınmanın tetiklediği iklim göçleriyle birlikte yeni sorun alanları da oluşmakta, iklim sığınmacıları göç etmek zorunda kaldıkları ülkelerdeki konumlarını güvence altına alacak hukuki düzenlemeler talep emektedir. Bu durum uluslararası hukuk ve devletler hukuku bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getirmektedir.
Her ne kadar küresel iklim değişikliklerinden ilk etapta Afrika kıtası ya da okyanus adalarındaki yoksul halkların etkileneceği öngörülse de uzun vadede Hollanda başta olmak üzere ABD ve İngiltere gibi zengin ülkelerin de küresel iklim değişiminden olumsuz etkileneceklerini ve Batılı toplumların da ülkelerinden ayrılarak iklim mültecisi olacaklarını tahmin etmek güç değildir. Dolayısıyla iklim mültecileri sorunu tüm dünyanın önemini kavraması gereken son derece açık ve yakın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dünya ülkelerinin atmosfere salınan gaz miktarını azaltmaları konusunda bağlayıcı hükümler öngören BM Kyoto Protokolü’nün öngördüğü yasal limitlere sanayileşmiş ülkeler uymak istememektedir. Son Kopenhag İklim Zirvesinde bu gerçek açık bir şekilde görülmüş ve toplantıda küresel sıcaklık artışının iki dereceyle sınırlandırılması tavsiye edilirken, bağlayıcı emisyonlar konusunda yine uzlaşma sağlanamamıştır. Gelişmiş ülkelerin yerüstü ve yer altı kaynaklarını sınırsızca talan ettikleri bir dünyada iklim mültecilerinin nereye gideceği ve nasıl bir hayat yaşayacakları belirsizliğini korurken, taraf ülkeler karbondioksit emisyonları konusunda 2012 yılına kadar söz verdikleri yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde iklim sığınmacılarının sayısı katlanarak artabilir.
Bu yüzden Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından iklim mültecileri için küresel düzeyde yeni eylem planları hazırlanmalı ve ülkeler hızla fosil yakıt tüketimini minimum düzeye indirerek yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelmelidirler. Uluslararası insan haklarını koruyucu mekanizmalar tarafından iklim mültecilerinin hukuki konumlarıyla ilgili devletleri bağlayıcı şekilde düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç vardır. Henüz vakit varken hızla yaklaşan bu insani trajedinin etkilerini azaltmak elimizdedir ve çözüm konusunda bir şeyler yapılmadığı takdirde yarın çok geç olabilir.