ENGLISH
23.05.2012
16.03.2010 16:22


Prof. Dr. Talip Özdeş
SDE Uzmanı
tozdes@sde.org.tr
CV

Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez

Dünya Kadınlar Günü münasebeti ile sosyal hayatta kadın, kadın ve cinsellik, İslam’da kadın, âdet ve töreler karşısında kadın gibi konuları gündeme getiren yazı ve programlara, sözkonusu konular üzerinde yapılan yorum ve değerlendirmelere şahit olduk. Kadın-erkek ilişkilerinin büyük ölçüde yaşanan yeni gelişmeler çerçevesinde ele alınması konu ile ilgili günümüzün problemlerine ışık tutması açısından önemli olmakla beraber, kadın konusunun belirli bir güne hasredilmesi, ayrıca konuya yaklaşım ve yorumlarda feminist bakış açısının öne çıkması, konunun insan olgusu zemininde algılanıp bütünlük içerisinde kavranılması bakımından problem oluşturmaktadır.
 
İnsan ve toplumla ilgili birtakım konu ve problemlerin, “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Kadınlar Günü” gibi isimler altında belirli zamanlara hasredilmesine, onlarla ilgili konuların yoğun bir şekilde gündeme getirilmesine yol açması bakımından bir dereceye kadar olumlu bakılabilir. Ancak diğer taraftan sözkonusu günlerin insanlığın onlara gereken değeri verme ve sorumluluklarını yerine getirme bakımından büyük ölçüde mücadeleyi kaybettiği konularda bir çeşit “günah çıkarma” kabilinden uygulamalar olabileceği de akla gelmektedir. Aile müessesesinin büyük ölçüde tahribata uğradığı, aile fertleri arasındaki bağlılığın sadece biyolojik bağlılığa indirgenerek annelik ve babalık olgusunun manevi ağırlığını ve değerini önemli derecede kaybettiği, ebeveynlerin çocuklara, çocukların da ebeveynlerine sevgi, şefkat ve merhamet duygularıyla bütünleşen derin bir sorumluluk hissine sahip olmadıkları, çocukların sokağa, yaşlıların yalnızlığa terk edildiği bir ortamda belirli bir günün “Anneler Günü” veya “Babalar Günü” olarak kabul edilmesi, kaybedilen değerlerden dolayı bir çeşit günah çıkarma anlamına gelebilir.
 
Bu tip uygulamaların problemlere köklü çözümler getirebileceğini, kaybedilen değerleri telafi edebileceğini ummak boş bir beklenti olabilir? Aynı değerlendirme, her şeyi bir tüketim nesnesine, çıkar elde etme aracına dönüştüren, hedonizmi ve sınır tanımazlığı olabildiğince teşvik eden materyalist/kapitalist dünya görüşlerinin, ideoloji ve siyasetlerin damgasını vurduğu global dünya düzeninde bir reklam aracına dönüştürülen, cinselliği öne çıkarılarak istismar edilen, hedonizme hizmet ettirilen kadın konusu için de geçerlidir.
 
Dünya Kadınlar Günü ile ilgili olarak feminizm veya feminist hareket gündeme geldiğinde, cinsiyet ve kadın konusuna yaklaşımda ideolojik vurgular öne çıkmakta, kadın ve erkek sanki birbirinden ayrı ve birbirine hasım varlıklar olarak ele alınıp değerlendirilmektedir. Sözkonusu değerlendirmelerde kadın ve erkeğin her şeyden önce insan olma ortak paydasında birleştikleri, aynı türün birbirini tamamlayan farklı iki cinsi oldukları gerçeği ihmal edilmektedir. Böylece, kadın haklarının ancak kadınlar tarafından verilecek mücadeleyle elde edilebileceği düşüncesi öne çıkmaktadır. Halbuki, ideolojik, politik veya çıkar odaklı etmenlerle veya birtakım tutku, ihtiras ve kaprislerin devreye girmesiyle birbirine zulmeden kadın sayısı hiç de az değildir.
 
Olgu ve olaylara yaklaşım ve yorumda tevhidi (farklılıkta birliği esas alan) bakış açısı ihmal edildiğinde; yani kör tesadüflerle açıklanması mümkün olmayacak şekilde evrene hakim olan kanunların, varlığın üzerine kurulduğu ince hesapların, akılları dehşete düşüren insicam, ahenk ve düzenin gerçek kaynağı görülmek istenmediğinde, farklılıkların birliği idrak edilemediğinde, Yüce Yaratıcı’nın insan ve toplumların mutluluğu için çizdiği sınırlar hiçe sayıldığında kaos ve çatışma mukadder olmakta, bazılarının sahip olduğu kuvvet ve imkanlar zulüm yolunda kullanılarak nice mağduriyetlere neden olunmaktadır. Sadece cinsiyet konusu değil; ırk, etnik yapı, dil gibi insanlar arasında var olan doğal farklılıklar, birbirine alternatif olan şeyler değil, fakat külli bir yapının birbirini tamamlayan, farklı fonksiyonlara sahip, değer olarak birbirine eşit uyumlu parçaları olarak kavranılmak durumundadır. Kadın veya erkek insanın asli kimliği, onun her şeyden önce insan olmasıdır. Cinsiyet farklılığı, ırk, dil ve etnik yapıların farklı olması asli kimliğe ilave kimliklerdir. Ayrımcı ve diyalektik bir bakış açısıyla bu kimliklerin birbirine alternatif hale getirilip çatıştırılması asla doğru bir yaklaşım olamaz, insanlığın hiçbir temel problemine çözüm getiremez.
 
Çeşitli medya organlarında kadın ve kadın hakları konusu etrafında cereyan eden tartışma ve yorumlarda ele alınması gereken ve ülkemizde ve dünyamızda kadınların büyük çoğunluğunu doğrudan ilgilendiren birçok problem varken, özellikle eşcinsellik konusunun öne çıkarılması, eşcinsellerin haklarına vurgu yapılıp onlara âdeta methiyeler düzülmesi de bir hayli düşündürücü olmuştur. Bir kere eşcinsellik konusu sadece kadınlara özgü bir konu değil, erkekleri de aynı derecede ilgilendiren bir konudur. Dolayısı ile böyle bir konunun kadın problemlerine hasredilen bir zaman diliminde yoğunlukla gündeme getirilmesi isabetli olamaz. Cinsellik algısındaki sapma sonucu fıtrata aykırı olarak ortaya çıkan, marjinal bir durum oluşturan, insan ve toplumun asli temayülüne ve genel ahlak anlayışına ters düşen böyle bir olgunun müzakeresi başka platformlarda gerçekleştirilebilirdi. Sonra eşcinsel kadın veya erkeklere insani bir yöntemle yaklaşılıp onlarla medeni zeminde ilişki kurulması, onların problemleriyle ilgilenilmesi ayrı bir şey; eşcinselliğin cinsel bir tercih olarak onaylanıp öne çıkarılması, yaygınlaştırılmaya çalışılıp saygı gösterilen bir durum haline getirilmek istenmesi daha ayrı bir şeydir. Bunların birbirine karıştırılmaması gerekirdi. Kendi çocuklarımız için istemediğimiz bir durum, toplumun diğer bireyleri için nasıl olağan ve sevimli bir yaşam şekli olarak gösterilebilir?
 
İslamiyet dahil bütün dinlerin ve ahlak felsefelerinin cevaz vermediği eşcinsellik konusu, tarihte bir zamanlar bazı topluluklar arasında yaygınlaşmış, ancak sonuçta kadın ve erkek arasındaki ilişkinin bozulmasına, toplum hayatının temeli ve asli unsuru olan ailenin büyük zarar görmesine ve yıkıma götürmüştür. Aile geleneğimizin sağlamlığı ile kıvanç duyup övündüğümüz bir dünyada, İngiltere veya bir başka Avrupa ülkesinde alkol veya uyuşturucunun etkisiyle sokaklara sızıp kalan, eşcinsel hayat yaşayan, iffetini kaybeden, geceleri polislerin sokak ve parklardan toplamak zorunda kaldığı kız ve kadınların perişan durumu bizim için benimsenmesi teşvik edilen bir örnek olamaz. Bazı insanlar, âlemlerin Rabbi’nin insan ve toplumlar arasında çizdiği sınırlar mutlak bir liberalizm ve serbestlik anlayışıyla tecavüz edildiğinde ne tür bir yıkım ve felaketle karşılaşabileceklerini hiç düşünmüyorlar. İnsan fıtratına, genel ahlaka, aile gerçeğine, neslin çoğalıp korunmasına ters olan söz konusu sapma konusu, vahiy gerçeğinden referans alınmaksızın son derece serbest bir mantık ve bakış açısıyla bireyin saygı gösterilmesi gereken cinsel tercihi olarak kabul edildiğinde, birileri de çıkıp aynı bakış açısı ve değerlendirmenin ensest ilişkiler için de geçerli olması gerektiğini iddia ederlerse nasıl bir cevap verilecektir?!
 
Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gazete ve dergilerde makale yazan veya televizyon ekranlarına çıkan kadın hakları savunucularının hiçbir sınır tanımayan cinsellik sömürüsü karşısında seslerini yükseltmeleri; seks kölesi haline getirilen, yoksulluk içerisinde kıvranan, kendisi ve çocukları için gelecek ümidini kaybetmiş, gecekondularda yaşamak durumunda olan kadınların haklarına; yine inançlarının gereğince yaşamak istediklerinden dolayı baskıya ve zulme maruz kalan, eğitim ve çalışma hakları ellerinden alınan, ötekileştirilerek sosyal hayattan dışlanmaya çalışılan genç kızların ve kadınların haklarına vurgu yapmaları daha anlamlı olabilirdi.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Seçmeli Kur’an-ı Kerim Dersi - 13 Nisan 2012 Cuma 18:37
Suriye Yangını - 11 Şubat 2012 Cumartesi 16:33
Tarihten Günümüze Muharremin Hatırlattıkları - 05 Aralık 2011 Pazartesi 15:15
Yeni Anayasa, Değerler ve İlkeler - 12 Kasım 2011 Cumartesi 23:49
Somali’deki Açlık ve Terörün Perde Arkası - 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:30
Çağa Yemin Olsun Ki! - 06 Eylül 2011 Salı 16:53
Norveç Olayının Fikri ve İdeolojik Altyapısı Üzerine - 05 Ağustos 2011 Cuma 18:02
Halkın Siyasi Partilerden Beklediği - 11 Temmuz 2011 Pazartesi 13:11
Cemaat-Siyaset İlişkisine Dair Bir Değerlendirme - 11 Haziran 2011 Cumartesi 08:38
İslam Üzerinden Tırmandırılan Şiddetle Ne Amaçlanıyor? - 16 Mayıs 2011 Pazartesi 09:29
Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Peygamberin Ümmeti Olmak - 12 Nisan 2011 Salı 16:35
İslam Dünyası Siyasetini Düze Çıkarabilecek mi? - 14 Mart 2011 Pazartesi 14:45
İslam Coğrafyasına Yayılan Değişim Rüzgarı - 09 Şubat 2011 Çarşamba 17:55
Kilise Bombalama Hadisesinin Düşündürdükleri - 11 Ocak 2011 Salı 18:43
Wikileaks Belgeleriyle Ne Amaçlanmış Olabilir? - 04 Aralık 2010 Cumartesi 15:24
Cumhuriyetin Cumhurla Buluşması - 31 Ekim 2010 Pazar 14:44
Kur’an Yakma Eylemi ve Tepkiler Üzerine Bir Değerlendirme - 24 Eylül 2010 Cuma 18:24
Ramazan: İslam Algımızı Mihverine Oturtup Arınma Vesilemiz - 26 Ağustos 2010 Perşembe 11:26
Aydınlık Sabahlara Doğru - 24 Temmuz 2010 Cumartesi 17:34
Türkiye ve Terör Çıkmazı - 02 Temmuz 2010 Cuma 19:32
Siyonizmin Doğuşundan Günümüze İsrail Korsanlığı - 04 Haziran 2010 Cuma 11:04
Tecavüz ve Cinayet Olayları Neyin Göstergesidir? - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:59
Değişim İradesi ve Değişimin Önündeki Engel - 19 Nisan 2010 Pazartesi 09:12
Kadın Hakları İnsan Haklarından Bağımsız Düşünülemez - 16 Mart 2010 Salı 16:22
Katsayı Düzenlemesinin İptali Kamu Vicdanına Nasıl Yansır? - 20 Şubat 2010 Cumartesi 15:30
Etnik Milliyetçilik-Cahiliyye İlişkisinin Analizi - 03 Şubat 2010 Çarşamba 12:07
Toplumsal Uzlaşı İçin Aydın Sorumluluğu - 25 Ocak 2010 Pazartesi 20:35
Çeteleşme ve Kitlesel Kutuplaştırma Olgusunun Zemininde Yatan Zihniyet ve Ahlak Problemi - 09 Ocak 2010 Cumartesi 18:19
Danıştay Kararı Hukuk’un Neresinde Duruyor? - 06 Aralık 2009 Pazar 17:52


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya