ENGLISH
23.05.2012
11.03.2010 15:18


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor?

Türkiye’nin PKK terörüne karşı çeyrek asırdır verdiği askeri ve siyasi mücadeleyi görmeyen ve tüm uyarılara rağmen PKK’nın kendi ülkelerinde serbestçe hareket etmesine, haraç toplamasına ve dağ kadrosu için militan devşirmesine göz yuman Avrupa ülkeleri, son haftalarda birbiri ardınca PKK’ya karşı çok ciddi operasyonlara girişmeye başladılar. İtalya, Almanya ve Fransa’nın ardından Belçika hükümeti de AB’nin ve NATO’nun kurumsal merkezi olan Brüksel’deki PKK militanlarına karşı harekete geçti. Geçen hafta içinde Belçika Polisi, eş zamanlı olarak Brüksel ve çevresindeki şehirlerde PKK işyerlerine, ofislere ve Roj TV’nin stüdyoların baskınlar düzenledi ve 20’ye yakın kişiyi göz altına aldı. PKK’nın Avrupa yapılanmasında etkin rol oynayan ve Türkiye’nin çoktandır iadesini istediği Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal’ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi mahkemece tutuklandı. Roj TV’nin Brüksel’deki çalışmaları durduruldu. Brüksel savcılığı PKK hakkındaki araştırmanın üç yıldır devam ettiğini söylüyor ve tutuklananları tehditle para toplamak, sahte belge düzenlemek, terör örgütü için üye devşirmek, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticareti yapmakla suçluyor. 

Burada cevaplanması gereken iki temel soru var: Birincisi, Avrupa ülkelerini PKK’ya karşı aktif tavır almaya iten nedenler nelerdir? Avrupa’nın başına “taş mı düştü”? İkincisi, Avrupa’nın yeni yaklaşımı PKK’nın geleceğini ve Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüne yönelik arayışları nasıl etkileyebilir? 
 
Avrupa’nın PKK algısında değişim: PKK Kozundan PKK tehdidine
 
Şiddete dayalı bir ayrılıkçı siyasi hareket olarak 1980’li yıllarda ortaya çıkan PKK, bir yandan Türkiye içinde vur kaç taktiği ile eylemler düzenlerken diğer yandan Türkiye’nin komşuları olan Suriye, İran, Irak, Ermenistan ve Yunanistan gibi ülkelerde siyasi koruma ve lojistik destek görmüştür. Bugün hala örgütün operasyonel üssü Kuzey Irak’taki Kandil dağıdır. Ancak örgüt, faaliyetleri için ihtiyaç duyduğu finansal desteği ise esas olarak iki yoldan temin etmektedir. Avrupa’daki Kürt diasporasından topladığı haraçlar ve Afganistan’dan Avrupa’ya uzanan uyuşturucu trafiğinden elde ettiği kolay kazançlar. Ayrıca bunlara insan kaçakçılığı ve fuhşu da eklemek gerekir. PKK, 1990’lı yıllarda kurduğu Avrupa’daki geniş sosyal networku sayesinde uyuşturucudan illegal göçü organize etmeye kadar uzanan geniş bir altyapıya sahiptir. BM Suç ve Uyuşturucu ile mücadele programının tahminlerine ve bazı Avrupalı istihbarat raporlarına göre, Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan uyuşturucu ticaretinin yıllık hacmi 5 milyar doları bulmaktadır. Bunun yarısının doğrudan veya dolaylı olarak PKK kontrolünde gerçekleştiği iddia edilmektedir. Örneğin Fransız polisine göre, Paris banliyölerinde satılan uyuşturucunun yüzde 80’inin PKK’nın dağıtım kanalları vasıtasıyla gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
 
PKK’nın Avrupa çapındaki bu yaygın yasadışı eylemlerine rağmen Avrupa ülkelerinin sistematik olarak bu gruba karşı legal ve polisiye baskı faaliyetlerine girişmemelerinin bir kaç nedeni vardı: Birincisi, Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki PKK hareketini özünde bir siyasi özgürlük hareketi olarak görmesidir. O nedenle Avrupa’da şiddet eylemlerine girişmediği sürece, pek çok AB ülkesi PKK militanlarının faaliyetlerine göz yumdu. İkincisi, Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki Anayasal sistemi baskıcı ve otoriter bulmalarıdır. Üçüncüsü ise, Avrupa ülkelerinin PKK’yı Türkiye’yi zayıflatacak bir unsur olarak görmeleridir. Bu nedenle pek çok Avrupalı istihbarat ve güvenlik örgütünün kendi ülkesinde şiddet eylemleri yapmama karşılığında,  örgütün Avrupa’daki faaliyetlerine izin veren gizli anlaşmalar yaptıkları ileri sürülmektedir.  
Peki, şimdi ne değişti? Avrupa PKK konusundaki yaklaşımını neden değiştirdi?
 
Öncelikle 11 Eylül sonrasında uluslararası politikada terörle topyekun mücadele, başta ABD olmak üzere AB ülkelerinin ve NATO gibi örgütlerin resmi güvenlik politikası haline geldi. Bu çerçevede terör örgütlerinin finans kaynaklarının kesilmesine yönelik pek çok sözleşme imzalandı ve interpol vasıtasıyla izleme sistemleri kuruldu. Yıllık raporlarda terör örgütlerinin finansman kaynakları ve uyuşturucu ağları teşhir edilmeye başlandı. Türkiye de bu tür raporları ve güvenlik örgütleri arasındaki işbirliği imkânlarını kullanarak her düzeyde Avrupa ülkelerini sıkıştırmaya başladı. Yeterli hassasiyeti göstermeyen ülkeleri dünya kamuoyu önünde, BM ve NATO toplantılarında açıkça eleştirdi. Nitekim 2008 yılındaki Münih Güvenlik Konferansında Başbakan Erdoğan toplantının şeref konuğu olarak yaptığı açılış konuşmasında, AB hükümetlerini terörle mücadelede Türkiye ile işbirliği yapmadıkları ve PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerine göz yumarak terör örgütüne siyasi destek sağladıkları gerekçesiyle açıkça suçladı. Bu eleştiriden rahatsız olan AB ilk kez kurumsal olarak Türkiye ile terörle mücadele konusunda işbirliği yapılması konusunda ortak bir toplantı düzenledi. Pek çok Avrupa ülkesi o toplantıdan sonra PKK’yı yakın takibe aldı, zaman zaman göstermelik de olsa (özellikle Almanya’da) polisiye baskınlar düzenlenmeye başlandı.
 
Öte yandan Ak Parti hükümetinin Kürt Sorunu konusunda MGK desteğini de arkasına alarak geliştirdiği demokratik açılım projesi, Avrupa Kamuoyunu ve siyasi elitlerini Türkiye’nin etnik sorunlarını siyasi özgürlükleri genişleterek aşma konusundaki politikasında samimi olduğuna inandırdı. Buna karşın, demokratik açılımı sabote etmeye yönelik BDP’nin ve PKK’nın tavrındaki ikircikli tutum (Habur olayı gibi), Avrupa’da PKK’nın önüne açılan meşru zeminde siyaset yapma fırsatını değerlendirecek basiretten yoksun olduğu kanaatini besledi. Başka deyişle açılım politikalarına PKK’nın verdiği tepkiler Avrupa’nın beklentilerini karşılamaktan uzak, “irrasyonel ve zamanın ruhuna aykırı” bulundu. Nitekim Başbakan Erdoğan AB büyükelçileri ile yaptığı toplantılarda hem demokratik açılımı projesini ayrıntılarıyla açıkladı hem de PKK’ya karşı etkin tedbir alınması konusunda sert bir dille uyardı. Dolayısıyla, AB’nin ve ABD’nin açıkça bir terör örgütü olarak ilan ettikleri PKK’ya karşı ciddi olarak harekete geçmekten başka çareleri kalmadı.
 
Ancak burada belirtmek gerekir ki, Avrupa ülkelerinin PKK’yı dışlamaya başlamasında etkili faktörlerden birisi de ABD’nin son aylarda takındığı kesin tavırdır. ABD ticaret bakanlığının PKK’nın Avrupa’daki elebaşlarını (Aydar ve Kartal’ı) uluslararası uyuşturucu kaçakçısı ilan etmesi ve interpol vasıtasıyla tüm dünyaya geçmesi Belçika ve Fransa gibi ülkelere manevra alanı bırakmamıştır. Bu arada özellikle Belçika eski Başbakanı olan Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine atanması sırasında Türkiye’nin Belçika’dan istekleri arasında Roj TV’nin kapatılmasının da bulunduğunu unutmamak gerekir. Şimdi, NATO’nun başındaki Rasmussen’in muhtemelen Türkiye’nin terör konusundaki ciddiyetini, samimiyetini ve tecrübesini daha iyi anlamış olmalıdır. Özetle Türkiye’nin PKK’ya karşı uyguladığı havuç ve sopa politikası giderek başarı kazanmaktadır. Türkiye’nin Avrupa’da yakaladığı bu olumlu siyasi havayı iyi kullanması ve gerek siyasi diyalog ve gerekse kamu diplomasisi yoluyla Avrupalıların PKK’ya karşı başlattığı mücadelenin sürmesini sağlaması gerekir.
 
PKK için yolun sonu
 
PKK’nın soğuk savaş döneminin kalıntısı bir terör örgütü olarak, yeni dönemde tüm bu baskılara rağmen varlığını uzun süre sürdürebilmesi mümkün değildir. Suriye ve İran’dan kovulmuş, Kuzey Irak yönetimince izole edilmiş ve ABD ve Avrupa tarafından sıkıştırılan bir PKK, ya elindeki dağ militanları ölene kadar savaşıp yok olacaktır ya da Türkiye’nin ilan ettiği demokratikleşme projesinden faydalanıp BDP vasıtasıyla siyasi sürece dahil olacak ve kurulmakta olan yeni Türkiye’nin meşru aktörü haline gelecektir. Kürt siyasi elitleri, Türkler ve Kürtler arasındaki kardeşlik hukuku daha fazla zedelenmeden, şiddeti terk etmeli ve demokratik ve müreffeh Türkiye’nin önünü açmalıdırlar. Umarız Kürt hareketine yön veren siyasi liderler küresel, bölgesel ve iç siyasi şartların kendilerine sunduğu bu barış fırsatını kaçırma basiretsizliğini göstermezler. Aksi halde tarih onları yargılayacaktır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya