Türkiye’nin AB yolunda yaptığı reformlar, gelişen demokrasisi ve ekonomik göstergeleri ile daha fazla güven vermekte, önemli oranda yatırım ve sermaye çekmektedir. Türkiye’nin ekonomisi henüz Avrupa düzeyinde olmamasına rağmen ekonomik gelişmesi de bölgedeki birçok ülkeden ve AB ülkelerinden daha hızlıdır. Küresel krizden herkes kadar kötü etkilenmemiştir. Küresel ekonomik kriz küresel dengeleri etkilediği için, Türkiye’nin daha hızlı biçimde gelişmiş ülkelerle arayı kapatma şansı vardır. Örneğin, Yunanistan ve İspanya gibi AB ülkeleri bu krizden oldukça olumsuz etkilenmişlerdir.
Siyasetle ekonomi birbirinden ayrı düşünülemez. Gümrük Birliği dolayısıyla ticaretinin büyük bölümünü AB ülkeleriyle yaptığı için ekonomik krizden çok olumsuz etkilenen Avrupa’nın olumsuz etkisi sınırlı tutulabilmiştir. Çünkü AK Parti Hükümeti’nin dünyanın diğer bölgelerine, özellikle büyük oranda tüketici olan Ortadoğu ve Afrika’ya yaptığı açılımların önemli faydası olmuştur. Suriye ve Irak’la geliştirilen ekonomik ilişkiler de çok önemli düzeye ulaşmıştır, Körfez ülkeleri ve Mısır ile de ekonomik ilişkiler önemli oranda artmıştır. Bölgeye şirketlerimizin açılım çalışmaları sürmektedir.
Yine son dönemde Türkiye’nin kültürel faaliyetleri, bölgede önemli etkiler doğurmuştur. Edebiyatta Nobel ödülü alması, müzikte ve sinemada yaptığı başarılar dikkat çekmektedir. Arap Dünyasını kasıp kavuran Türk dizileri özellikle ayrı bir olgu olarak ele alınmalıdır. Çünkü dizilerin hem siyasi, hem kültürel ve ekonomik katkıları vardır. Diziler, siyaset, diplomasi, lobilicik ve hatta paranın yapamadığını yapabilmektedir. Türk lehçeleri konuşan Azerbaycan ve Orta Asya’da Anadolu Türkçe’sinin öğrenilmesine dizilerin büyük katkısı olmaktadır. Ülkemizin kültürünü ve güzelliklerini dünyaya ve özellikle Cumhuriyet döneminde kopuk yaşadığımız komşularımıza maliyet ödemeden ve hatta para kazanarak tanıtmaktadırlar.
Küreselleşmeyle batı ve Amerikan kültürünün dünyaya yayıldığını söylemiştik. Bu yayılma zorla değil Amerikan müziği, Hollywood dizi ve filmleri ile daha çok gönüllü olarak gerçekleşmektedir. Türk dizileri de Türk sosyal adetlerini, giyim-kuşamını, yemek kültürünü, tarihsel ve doğal güzelliklerini ve hatta ticari markalarını seyircilerine maliyet ödemeden tanıtmaktadır. Bilakis dizi sanatçıları ve üreticileri bu süreçten kâr ettiği gibi, ticari markalarımızın – dolaylı veya dolaysız – reklamı yapılmaktadır. Türkiye ve kültürüne yönelik artan ilgiden dolayı ülkemize İran ve Arap ülkelerinden gelen turist sayısı da artmaktadır. Özellikle Türkçeye, bazı ülkelerde açılan Türk Kültür Merkezleri ve Türk okullarına tahminlerin üzerinde ilgi gösterilmektedir.
Türkiye’ye artan ilgi sayesinde Türkçe öğrenmek isteyenler arttığı için birçok yetişmiş insanımız dilimizi öğretmek için yurtdışında iş sahibi olabilmektedir. Bu süreç devam ettikçe bu imkanlar artacaktır. Binlerce İngiliz ve Amerikalının sırf kendi dilini öğreterek dünya yabancı ülkelerde hayatını kazandığını hatırlayalım. Aynı şey artık Türkçe öğretmenleri için de geçerli olmaya başlamıştır. Geçenlerde Türk Kültür Merkezlerinde Türkçe öğretmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı yabancı dil bilen 200 Türkçe öğretmeni için sınav yapmıştır. Birçok bölgede görülen ilgi, özellikle Arap dünyasında en üst düzeydedir. Dünya’nın birçok bölgesinden Türk Kültür Merkezi açılması yönünde bazen yönetici bazen de halk düzeyinde talepler gelmektedir. Yunus Emre Kültür Merkezleri artan bu talebi karşılamak için ciddi çaba içindedir ve gösterilen ilgi karşısında her yere yetişmeye zorlanmaktadır. Bu çerçevede maddi ve manevi desteğe ihtiyacı vardır.
Ne şirketlerimiz ne de sanatçılarımız (özellikle dizi ve film yapımcıları) gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kültür ve sanatın birlikte çalıştığını tam anlamamış görünüyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, Ortadoğu ülkelerinde bir fabrika açılışı yapmaya çalışan bir firmamızın açılışına, müsteşar düzeyinde katılım olurken, Türklerin düzenlediği bir konser, Kültür Merkezi veya Okul açılışına bakanlar ve hatta devlet başkanı ve first lady’ler katılmaktadır. Yine bölgeyle ilgi yapılan bilimsel toplantılara ve kültürel faaliyetlere bölgede faaliyet gösteren markalar yeterince ilgi göstermemektedir. Halbuki paranın ve reklamın sağlayamadığı prestiji ve saygıyı, kâr amaçlı olmayan saygın bilimsel ve kültürel olaylara yapılan destekler ve sponsorluklar kazandırabilmektedir. Ayrıca, kâr amacıyla üretilen film ve dizilerde markaların gösterilmesi, doğrudan reklamlardan daha etkili olabilmektedir.
Kültür ürünü üreticileri artık küresel bir Pazar için ürettiklerini ve ürünlerini bilerek, ona göre hazırlamalarını anlamaya başladılar. Bu yüzden dizi ve film yapımcıları, ülke içinde ve bölgedeki izleyicilerinin kültürel ve sosyal özelliklerini dikkate almalıdır. Türk dizilerinin Arap Dünyasında çok tutulmasının nedeni olarak bir yandan farklı ve yeni bir tarz olması, diğer yandan Türk ve Arap kültürleri arasındaki benzerlik olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde bu yıl çıkan birçok dizinin Batı ahlâk düzeyindeki temalarla çıkması, ülkemiz içinde olduğu kadar daha muhafazakar olan bölgede fazla uçuk ve itici bulunabilir. Ayrıca, bu tip temaların fazla kullanılması Türk halkının ahlâk seviyesinin düşük olduğu yönünde yanlış bir imaj oluşturabilir. Bu tür olumsuz imaj ne Türkiye’ye ne de sponsor olacak markalara pek fayda sağlamayacaktır.
Komşularına açılma ve Türkiye’nin imajını geliştirmek için, akademik çalışmalar henüz siyaset, ticari ve hatta kültürel çalışmaların da gerisinde kalmıştır. Yıllarca oluşan ideolojik önyargıların ve bilimsel politikaların önemli rolü vardır. Ortadoğu temelinde bölgeyi yakından tanıyan uzmanların yetiştirilmesi ihmal edilmiştir. Bölgemizdeki siyasi, ekonomik ve kültürel açılımı destekleyecek akademik çalışmalar henüz çok zayıftır. Bu konuda doğru bilgi ve analizlere ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bölgedeki siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri rolünü artırmak için, doğru bilgi ile olmayan veya zayıf fırsatları değerlendirmek mümkündür. İlgisizlik, yanlış veya eksik bilgi ile var olan fırsatları ve potansiyeller de zayi edilecektir. Özellikle ekonomik ve siyasi mülahazalardan bağımsız objektif bilimsel değerlendirmeler, hem siyasetçilerin, hem de firmaların işine çok yarayacaktır. Bu amaçla bölge ile ilgili araştırma ve düşünce enstitülerinin desteklenmesi ve gelişmesi önem kazanmaktadır.
Sonuç olarak, siyaset Türk marka ve şirketlerinin yurtdışında önünü açmaya çalışmalı ve kaliteli kültür ürünlerinin çıkması için düzenlemeler ve destekleme yapmalıdır. Türk firmaları ise, kendi prestijleri ve Türkiye’nin imajının yükseltilmesi için kültür ürünlerini, yurtdışındaki kültürel ve bilimsel faaliyetleri desteklemelidir. Film ve dizi yapımcıları da, hedef kitlelerin kültürel ve ahlaki hassasiyetlerini dikkate alarak senaryo ve üretim yapmalıdır.