ENGLISH
30.07.2010
08.03.2010 14:05


Doç. Dr. Murat Çemrek

mcemrek@sde.org.tr
CV

Yine de dönüyor! (Eppur si muove!)

Ortaçağ’da Katolik Kilisesi, Aristo ve Batlamyus’a gönderme ile “dünya merkezli evren” fikrini resmî görüşlerinden biri olarak kabul etmişti. Bu görüş teolojik olarak Tanrı’nın yeryüzüne ete kemiğe bürünerek inmesi ve tekrar da Mesih olarak döneceği çerçevesinde dünyayı kutsayan bir semboller manzumesi üretiyordu. Böylece o dönem için Katolik Hıristiyan amentüsünden bir cüz haline gelen bu evren perspektifinde, bugünkü anlayışımızın tersine, dünya sabit olup güneş onun etrafında dönmekteydi. Eğer dünya evrenin merkezi değil de güneş etrafında dönen diğer gezegenler gibi ise, yerküre sıradan bir gök cismi haline gelecek, kısacası dünyevileşecekti, değersizleşecekti. Katolik Kilisesinin itirazı burada başlıyordu.

Katolik Kilise, dünya merkezli evren görüşünü Tanrı iradesinin tecellisi olarak takdim ettiğinden muhalif görüşlere de kâfirlikle itham edilmek kalıyordu. Aslında mesele teolojik ve astronomik bir tartışma olduğu kadar hatta daha fazla siyasal bir tartışmaydı. Öte yandan, “İki Kılıç Doktrini” teorik olarak yeryüzünde siyasal iktidarın uhrevî ve dünyevî otoriteler arasında “Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya” ilkesi çerçevesinde kardeş payı yapılmasını öngörüyordu. Hâlbuki erk şirk kabul etmediğinden pratikte kimin kılıcı daha keskin ise diğer kılıç yekdiğerine tabii oldu. Ortaçağ Avrupası’nda Kilisenin uhrevî bir siyasî otorite olarak kralların dünyevî siyasal otoritelerinden baskın olduğu dönemde krallar kiliseye ram oldu. Kilisenin siyasal gücünün arkasında sahibi olduğu geniş topraklar üzerindeki ekonomik faaliyetleri, hukukî payanda olarak da Engizisyon Mahkemesi vardı.
 
Reform, Rönesans ve Coğrafî Keşifler çizgisinde devam eden dönüşüme paralel olarak merkezî krallıkların kurulması ile Kilisenin siyasal rolü zayıflarken kılıçlar da teke indi. İşte böyle bir tarihsel kırılma yaşanırken Galile’nin dünyanın güneşin etrafında dönmesi çerçevesinde girdiği tartışmalar Engizisyon Mahkemesi’nce aleyhine bir kararla sonuçlandı. Akabinde gelen hapis cezasının kötü şartları içinde gözlerini kaybeden Galile ölmek yerine tövbe belgesini imzalayarak hatalı olduğunu kabullendi. Galile hapisten ve ölümden kurtulduysa da ölümüne kadar ev hapsinde kaldı. Galile’nin yaşamını korumak üzere sarf ettiği bu efsanevî “Yine de dönüyor” cümlesi ise söylendiğine dair kesin delil olmasa da galat-ı-meşhur haline gelerek siyasî/hukukî otorite karşısında bir tasarruf yöntemi olarak gelen kuşaklara aktarıldı.
 
Galile’nin geri adım atmasına rağmen güneş merkezli evren anlayışına geçilmesinde elbette müteakip astronomik deliller ve matematiksel hesaplamalar fazlasıyla rol oynadı. Fakat Katolik Kilisesinin siyasal otoritesinin sarsılmasında etkili olan sadece bunlar değildi. Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda meşakkatli üç yüzyıldan uzun sınavı sonrasında 313’de resmî din haline gelirken 395’te Roma, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayrıldı. 476’da Batı Roma ortadan kalkınca Kilise tek örgütlü yapı olarak Avrupa’nın kaderinde etkili olmaya başladı. Kilise elde ettiği iktidarı çoğu zaman hoyratça kullandığından tasarrufları hem sıradan halk nezdinde hem de kendisi ile güç mücadelesinde olan krallarca hoş karşılanmadı. Kilise’nin mutlak iktidarı adeta Lord Acton’un “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlak bozar” tespitinde olduğu gibi kendi çözülüşünü ve çöküşünü hızlandırdı.
 
Kilise’nin fakir halkın feodal sistemde süzerenler tarafından sömürülmesine seyirci kalması, hatta bizatihi kendi topraklarında halka angaryalar içeren serflik uygulaması öncelikle Reform sonrasında sekülerleşme ile taçlanacak toplumsal bir muhalefetin birikmesine yol açtı. Kilisenin XIV. yüzyılın ortalarında Kara Ölüm olarak adlandırılan veba salgını karşısındaki çaresizliği ile Kilise yöneticilerinin köy papazından Papa’ya kadar kurumsal hiyerarşinin her aşamasındaki debdebeli yaşantıları Kilise’nin meşruiyetine ciddi darbeler indirdi. Bilim tarihi ve siyasi tarih kitaplarında bulabileceğimiz bu bilgiler günümüz Türkiyesi’ndeki daha fazla demokrasi talebinde bulunan dönüşüme ve bu dönüşüme karşı duruş sergileyen askerî ve yargı bürokrasilerinin konumlarına fazlasıyla ışık tutmaktadır.
 
Herhangi bir birey ve/ya kurum sadece iftiralar ya da gündemdeki daha afili adıyla “asimetrik psikolojik savaş” ile yıpratılamaz, çökertilemez. Bilakis, iftiraların iddia edenlerce ispatlanamadan havada kalması iftiraya maruz kalanları toplum nezdinde güçlendirir. Tam tersine meşruiyetin çözülmesi dışarıdan gelen olumsuz etkilerden ziyade kişi ve/ya kurumun hataları ve bu hatalarındaki ısrarcılığı sonucunda oluşan güven bunalımı ile krize dönüşür. Özellikle ısrarcı olunan konulardaki yalan değilse de yanlış bilgilendirme bundan önceki ve sonraki tüm yeni bilgilendirmelere de en azından kuşkuyla bakılmasına sebebiyet vermektedir. Özellikle kişi ve/ya kurumun uzmanlaştığı alandaki bilgileri sunuşu ile gerçekler arasında patolojik bir kopuş, şüpheciliği tetikleyici bir unsura dönüşmektedir. İşi ve yapısı gereği ateşli silahlar ve ilgili mühimmat konusunda uzmanlaşmış bir kurumun en üst yöneticisi, bir basın toplantısı düzenleyerek toprağa gömülmüş halde bulunan boş bir lav silahından bahsederken “boru” olarak nitelendirmesi ilgili ilgisiz herkesi gereksiz bir tartışmaya sürüklemiştir.
 
Dahası, ilgili kuruma olan güveninden dolayı bu bilgiler ışığında, ülkenin ana muhalefet partisinin lideri de bu argümana sahiplenerek dillendirmesi güven bunalımını tırmandırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Aynı şekilde başka bir soruşturma konusunda bulunan belgenin aslına o dönemde henüz ulaşılmadığı için ihtiyatlı bir tutum takınmak yerine, “kâğıt parçası” olarak adlandırılması güven bunalımını güven krizine doğru evirmekten başka bir fonksiyon taşımamıştır. Bütün bunlara rağmen entelektüelliğine övgüler yapılan herhangi bir kimse, idarî bir görevi olsun ya da olmasın yurt içinde veya dışında her ortamda konuşmasına daha özen göstermesi gerekir. Ayrıca, basın toplantılarında sinirli bir üslup dinleyenleri sindirerek ortadan kaldırmaya yönelik algılanması da krizi derinleştirmekte ve kronikleştirmektedir.
 
Bütün bunlara ilaveten sesin Genelkurmay Başkanına ait olduğunun kabullenildiği bir konuşmada, kurum dışına sızan bilgilerin içeriğinin hükümete yönelik darbe planları içeren anti-demokratikliği zem etmek yerine, bilgilerin dışarı sızması eleştiri konusu yapılıyorsa, bahsettiğimiz güven krizinin geldiği nokta açısından oldukça manidardır. Bütün bunlara ilaveten, bir darbe planının gerçek olma ihtimalini eleştirirken “Allah Allah diye hücum eden bir ordunun Allah’ın evini nasıl bombalatacağı?” şeklinde çetrefilli bir soru sorulması bütün bu bunalımı çözmeye yetmemektedir. Sorusunun cevabı, mahkeme yolu açık olmayan YAŞ kararlarıyla ordudan ihraç edilen bir kısım askerî bürokratik personelin irticayla ilişkilendirilmesi çerçevesinde verildiğinde iyice içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Aynı şekilde yargı bürokrasinin içindeki yüksek kurum soruşturma dahi açtırmaya gerek bile duymadan savcıları görevden alabiliyorsa, bahsettiğimiz güven krizinin ne kadar derinleştiğini görebiliriz.
 
Türkiye’de bir değişim/dönüşüm yaşandığı konusunda herkes hemfikirdir. Heraklitçi anlamda değişim zaten eşyanın tabiatı gereğidir. Mesele bu değişimin sistemin yapıtaşını bozacak şekilde güven bunalımlarına, krizlere sebebiyet vermesinin önlenmesidir. Türkiye’de bu dönüşümden rahatsız olanlara Galile’nin sözünü peşinen söylemekte fayda görüyorum: Yine de dönüyor!

YAZARIN TÜM YAZILARI
“Birlikte Yaşamak” ve “Vesayet” Üzerinden Demokrasiyi Tartışmak I: Başörtüsü Sorunu - 19 Temmuz 2010 Pazartesi 15:25
Bilginin Küreselleşmesi: Bilginin Siyasetini Sorgulamak - 07 Temmuz 2010 Çarşamba 10:37
Asıl Şimdi Açılım Zamanı! - 02 Temmuz 2010 Cuma 11:19
Bugün 24 Nisan, Acı Doluyor İnsan! - 26 Nisan 2010 Pazartesi 09:32
Yine de dönüyor! (Eppur si muove!) - 08 Mart 2010 Pazartesi 14:05
İki Cenaze Bir Taziye - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:53
Bilginin Küreselleşmesi: Bilgi Toplumunda Siyaset - 30 Kasım 2009 Pazartesi 11:37
Araftan Sirata: Türkiye Siyaseti Küreselleşirken (I) - 16 Kasım 2009 Pazartesi 14:22


SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya