“Çift başlı yargı olur mu? Demokratik açılım için, hemen Askeri Yargı bütünüyle kaldırılsın!” diyenler giderek seslerini yükseltiyorlar. Hatta çift başlılığı Adli Yargı-İdari Yargı’da da dillendirenler var. Avrupa Birliği İlerleme Raporunda da benzer görüşler ileri sürülüyor. AİHM’nin de bu konuda bir hayli kararı var. Unutmayalım, uyum yasalarında, askeri hâkimler DGM’lerden çıkarılmışlardı. Evet, Türkiye’de Askeri Yargı, nev’i şahsına münhasır bir kurum. Diğer ülkelerde emsali yok. Askeri yargı var; ama böylesi değil!
Kısaca hatırlayalım:
1. 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu,
2. 353 Sayılı As.Y. U. Kanunu
3. Askeri Yargıtay Kanunu
4. A.İ.Y.M Kanunu
5. Anayasanın 145. Maddesi
Disiplin Mahkemelerini, mahkeme saymasak da işliyor. Sırf, 1963’de İsmet İnönü Hükümeti, 353 Sayılı A.Y. Usul Kanununu geçirmek için, taviz olarak hazırladı. Yoksa 27 Mayıs’ın demagojik havası dağılacak gibi değildi. Koskoca İsmet Paşa’nın göbeği çatlamıştı. 353 Sayılı Kanun, zamanın bütün eksikliğine rağmen, şimdiki gelişen modern hukuk anlayışımıza göre, gene de derli toplu bir kanun; ama nezdinde mahkeme kurulan komutanın bir hayli geniş tutulan yetkileri, subay üye bulunması gibi çok sayıda zorlama hükümler, artık hiçbir yerde savunulmuyor. En küçük suçlar da bile, biri subay olmak üzere, üç kişilik heyet kurulması da işin tuzu biberi. Sanki Ağır Ceza mübarek!
Komutana terfi, tefeyyüz, atama, lojman vs. sicil yoluyla bağlı bir hâkimler topluluğunun onurlu çilesinden bahsedersem, hem Askeri Yargı’nın tarihine ışık tutacak, hem de mesele daha berrak bir şekilde ortaya konacaktır. A.İ.Y.M’den bahsetmesek de olur. Niyetim o değil; çünkü Askeri Yargı’da zorlama bir yama gibi duruyor. YAŞ Kararlarının yargı denetiminin dışında durması, zaten A.İ.Y.M’yi anlamsız kılıyor. Gelelim, askeri hâkim-savcıların mihnetli, çileli, sessiz ve mağrur haysiyet kavgasından bir iki örneklemeye…
12 Mart’tan bir evvel, 27 Mayıs’ın doğurduğu “T.S. KUVVETLER BİRLİĞİ” adıyla ortalığı toz duman eden cunta mensubu bir komutan, Trakya’daki birliğine genelge gönderiyor. Karargâhtaki bütün subay, astsubaylar her gün talime çıkacak, resmigeçit yapacak! Askeri hâkimler, savcılar dahil! Rahat! Hazır ol! Marş! Marş! Tümen Kıdemli Hakimi rahmetli R.Ş., bu emri tebellüğ eder etmez doğruca soluğu ilçenin PTT’sinde alıyor. Elindeki telgraf metninde, ne yazıyor biliyor musunuz? Enfes bir tarih ironisi! “Sakalına inciler dizdiren Deli İbrahim bile, sanıklarını kadıların önünden resmigeçit geçirmemişti!” PTT müdürü şaşkın! Telgrafı çekmek istemiyor… Kavga, dövüş, tutanak tutuluyor. Telgraf çekiliyor. Sonunda, ortalık karışıyor. Genelge yok ediliyor. Hamamın namusu kurtuluyor!
12 Mart döneminde, İstanbul Sıkıyönetim 4 No’lu Mahkemesi kıdemli hâkimi aynı hâkim. Komutanlıkça istenmeyen bir karar verince, kendisi değil, mahkemesi -hem de bir gece içerisinde- olduğu gibi lağvediliyor. İşte size bir örnek! Daha ne anlatayım? Yüzlerce olaya ne hacet! Şimdi bunları niye anlattım?
Sivil YÜKSEK YARGI -maalesef- siyasallaştı. Kim ne derse desin. Yüksek bürokrasinin etkisinde, paralelinde, devletin bekçiliğine soyunmuş. Hukukun üstünlüğü kimin umurunda? Sözü hiç uzatmayalım. 367 kara lekesinin, HSYK’nın maç devam ederken, sahaya girip, hakem değiştirmesinin mantıklı, haklı bir açıklaması var mı? Hem de koro halinde alkış alırken... Askeri hâkimlerin bu hengâmede ne karar vermelerini beklersiniz? Ama bu “peyapey mütezaid zulmet-i beyza”da, Yargıtay’ın bile bile, göre göre, görevli mahkeme olarak tayin ettiği, Van Askeri Mahkemesi eninde sonunda doğruyu, yani ADALET’İ bularak, ben “görevli değilim!” dediği: şu mahut, malum ŞEMDİNLİ dosyasındaki karar, içinize biraz su serpmedi mi? Tam bu sırada, Anayasa Mahkemesi, güya rejim kaygılarının anlaşılmaz patinajında, askerlerin asker aleyhine işlediği suçlar ve “sırf askeri” suçlar ile askeri mahallerde işlenen suçlar hariç olmak üzere, sivil yargıda yargılanmalarını öngören TBMM’nin bir yasasını, Anayasanın 90. Maddesinin ruhuna ve lafzına aykırı olarak, gelişen modern hukuk telâkkilerini hiçe sayarak iptal etmesine ne demeli? AYM, bir kere daha sınıfta kalmadı mı?
Ama “ZAMANIN RUHU” galiba Askeri Yargı aleyhine işliyor. Zaman, ‘Askeri Yargı’yı alabildiğine törpüleyecek gibi geliyor. Mutlaka, reform gibi ucu açık, beyin fırtınası yapılacaksa, öcü gibi korkulan, arkaik, demode, çağ dışı, Askeri Ceza Kanunu’na el atılsın. Bakın altından ne çıkacak? Gene de, sorumuzu soralım: Askeri Yargı uzatmaları mı oynuyor, ne?