ENGLISH
30.07.2010
19.11.2009 11:53


Prof. Dr. Yasin Aktay
SDE Başkanı
yaktay@sde.org.tr
CV

Açılım'a Kandil Molası

Geçtiğimiz Ağustos ayının başlarında Devlet Bakanı Beşir Atalay düzenlediği bir basın toplantısıyla Kürt Sorununun çözümüne dair adını Demokratik açılım olarak duyurduğu bir süreci başlattı. Soruna dair devlet adına üstlendiği dil oldukça yeni ve Türkiye’nin her kesiminden insanın karar sürecinde görüşlerine başvurulacağını ve her türlü görüşün değerlendirileceğini haber veriyordu.  Gerçekten de o günden sonra bir dizi istişare toplantısı ve çalıştay faaliyetiyle sorunun çerçevesini çizmeye ve ilgili herkesin görüşlerini almaya çalıştı.

Ancak görüşmelerin uzaması ve hükümet adına somut hiçbir paketin henüz ortaya çıkmamış olması çözüm paketi hakkında giderek bir hayal kırıklığının psikolojik zeminini hazırlıyordu. Demokratik sorun için nihayetinde gerekli olabilecek bir anayasa düzenlemesi için görünürde en azından parlamento grafiği hiçbir umut vermiyordu. Çünkü MHP ve CHP Kürt sorununun varlığını bile kabul etmedikleri gibi çözümüne katkı şöyle dursun çözüm yolunda her türlü engeli oluşturacak bir tavır sergileyeceklerini olabilecek en açık biçimde gösterdiler.

Doğrusu başından itibaren sorunun birbirinden tamamen ayrı tutulamayacak iki boyutu vardı. Birincisi ve en acil olanı ülkeyi çatışma ortamından çıkarmak, kanı durdurmaktı. İkincisi ise Kürt sorununu doğuran resmi söylem ve durumun demokratik bir açılım çerçevesinde düzeltilmesiydi.

Çatışmaları bitirmeninse dağdaki PKK’lıları silahlı mücadeleden vazgeçirmekten ve dağdan inmeye ikna etmekten geçtiği çok açıktır. Oysa PKK’yı silah bırakmaya ikna edecek gerekçelerin ne olabileceği konusunda ne Türkiye kamuoyu ne de resmi çevreler yeterince hazırlıklıdır. Şimdiye kadar bu konudaki geçerli devlet söylemi insanların ancak “kandırılarak dağa çıkarılmış oldukları” ve mümkün olan en az cezayla kurtulabilecekleri bir imkan sunulduğu taktirde hepsinin pişmanlıkla evlerine dönmek üzere yanıp tutuştukları varsayımına dayanıyordu. Açıktır ki bu basit varsayıma dayanmak meseleye doğru bir yaklaşımı önlediği gibi bu doğrultuda güçlü ama yanlış bir kamuoyu veya kamu algısı yaratmış bulunuyordu. Varsayım bu olunca yapılması gereken sadece “kandırılanları ikna etmek”, onlara “özledikleri evlerine geri dönüş” için “pişmanlık imkânları sunmak” ve geri kalan hainlere de hadlerini bildirmekten ibaretti ve bu da şimdiye kadar anlatılanlara göre aslında çok basitti. Etkin pişmanlık yasası veya eve dönüş adı altında yapılan kampanyaların PKK’yı çökertmesi bekleniyordu. Onlara verilen bu fırsatın da değerlendirilmemesi karşısında devlete onları en şiddetli şekilde cezalandırmaktan başka bir şey kalmıyordu.

Oysa ne pişmanlık fırsatı onları eve geri getiriyordu ne de devletin şiddetle cezalandırma ve imha hevesi dağdakileri bitiriyor hatta tam aksine dağa çıkışların hızlanmasını bile önleyemiyordu. Doksanlı yılların başlarında ve 1999’da çıkarılan pişmanlık yasalarının dağdaki etkinliğin azaltılmasında en ufak bir etkisi olmamış aksine her geçen gün iş daha da çığırından çıkmıştır. Üstelik “terör” artık göz ardı edilemeyecek ve devlet söylemleriyle de örtbas edilemeyecek bir toplumsal tabana sahiplenmiş bir gerçek olarak duruyor.

O yüzden hükümetin açılım politikası çerçevesinde yürüttüğü çalışmalar sonucunda Kandil’den inip teslim olmayı kabullenen PKK’lıların sınırda ve daha sonra bölge şehirlerinde kendilerin karşılayanlarla yaptıkları kalabalık sevinç gösterileri de “pişman-kandırılmış terörist” varsayımıyla hareket etmeye alışmış Türkiye kamuoyu için tam bir travma etkisi yaptı. PKK’cı grupların gayet mutlu ve hiç de nedamet getirmiş görünmeyen halleri yıllardır bu hikayeyle idare etmiş insanların hemen kabullenebileceği bir görüntü olamazdı. O yüzden karşılama esnasında sergilenen görüntülere verilen tepkiler Türkiye’nin bu sorunla baş etmek için çok hazırlıksız olduğunu ve tabiri caizse Fırat’ın öbür yanında her şeyin çok farklı yaşanıp anlaşıldığı gerçeğiyle ilk defa bu kadar açık bir biçimde karşılaşmış olduğunu gösterdi. Ne yazık ki, 25 yıl boyunca devam eden çatışma ortamı birbirinden ayrı ve kopuk iki dünya yaratmış durumdadır. Fırat’ın bir yanında “barış” denildiğinde öbür tarafa “ölüm” olarak yansıyor, “kardeşlik” denilince öbür yana “terör” olarak ulaşıyor. Öbür tarafta “birlik” duyulunca “asimilasyon”, “beraberlik” işitilince askeri operasyon ve baskılar anlaşılıyor. Mevcut söylemler tam bir tahrif edilmiş iletişim ortamını tasvir ediyor. Hiçbir konuşma ve söylem kendi maksadını ifade edemiyor.

Kandil’den eve dönüşü Avrupa’dan ve yine Kandil’den gelecek yeni grupların izleyeceği bekleniyordu. Ancak ilk grubun dönüşüyle işin sabote edilmiş olma ihtimali üzerinde de durulacaktır. O karşılama görüntüleri sonuçta çok da kendiliğinden gerçekleşmiş değil aksine DTP’nin günler öncesinden hazırlığını yaptığı gösterilerdi. Bu durumda hükümetin birçok adımını birlikte tasarladıkları anlaşılan bu süreçte DTP ile ciddi bir güven bunalımına girmiş olma ihtimali sözkonusudur. DTP bu tarz bir karşılamanın Fırat’ın batısında nasıl anlaşılacağını bilmeyecek kadar siyasi basiretten yoksun olamayacağına göre genelde Kürt sorunun nihai çözümüne özelde de dağın boşaltılmasına karşı hiç de görünürdeki söylemini benimsemiyor olduğu üzerinde durulacaktır.
 
Buna rağmen dağın boşaltılmasını temin edecek şartların oluşmasında dağdakilere öncelikle doğru bir bakışın geliştirilmesi gerekiyor. Onları dağa çıkarmış olan şartlar göz önünde bulundurulmalı ve eve dönmeye hiç de can atıyor olmadıklarını hesaba katmak gerekiyor. Etkin pişmanlık, itiraf, teslim olma gibi ifadelerle geri dönüşün yoluna konulmuş olan psikolojik bariyerleri kaldırmak gerekiyor. Evlerine geri dönenlerinse bundan sonra evlerinde uslu ve derslerini almış çocuklar gibi duracaklarını beklememek gerekiyor. Onlar açısından mücadele sürecinin bir aşaması bitmiş diğer aşamasına geçilmiş olacaktır. Türkiye’nin bundan sonra kendini şimdikinden çok daha açık, çok daha cüretkâr seçenekleri ifade edilen siyasi tartışmalara hazırlaması gerekiyor. BU tartışmalar alışılmadığı için çok asap bozucu bile olabilecektir. Muhtemelen toplumun çoğunu da kızdıracaktır. Daha bu sürecin ilk aşamasının yol açtığı bu asap bozucu durumun süreci erteletmiş olması bunun bariz bir örneğidir. Başbakan Erdoğan “böyle giderse baş döneriz” şeklinde kaygılarını ifade etmiş olsa da bu sürecin başına dönülemez artık. Kat edilen mesafe eski durumu bile bir daha dönülemeyecek bir hale sokmuştur.
 


 


YAZARIN TÜM YAZILARI
Hem "Hayır" Demek, Hem de Darbeci Olmamayı İstemek - 27 Temmuz 2010 Salı 10:40
Ağlayamayanların Acıları - 26 Temmuz 2010 Pazartesi 11:14
Herkesin Oyu Kendine - 20 Temmuz 2010 Salı 10:01
Liderlerin Görüşmesi Sadece Liderlerin Görüşmesi Değildir - 19 Temmuz 2010 Pazartesi 16:30
PKK'lıların Cesetleri - 13 Temmuz 2010 Salı 10:02
AYM'ni Günaha Davet Edenlerin Hiç mi Suçu Yok? - 12 Temmuz 2010 Pazartesi 14:05
ESOF 2010 ve Avrupalı Bilimin Kimlik Arayışı - 06 Temmuz 2010 Salı 14:50
Madımak'ta Hayırlı Bir Noktaya Doğru - 05 Temmuz 2010 Pazartesi 11:16
Vesayet ve Demokrasi - 29 Haziran 2010 Salı 12:09
PKK'da "Başarının Sırrı" - 28 Haziran 2010 Pazartesi 13:40
PKK Yine Kimin Mesajını Taşıyor? - 21 Haziran 2010 Pazartesi 18:17
Türkiye'nin Kaybolan Yıllarını Güney Kore'de Görmek - 21 Haziran 2010 Pazartesi 17:06
Tamamen Duygusal Analizler - 15 Haziran 2010 Salı 10:11
Anayasa Mahkemesi Aradan Çekilmek Zorundadır - 14 Haziran 2010 Pazartesi 13:21
Dış Siyasette Çıkar’dan Erdem’e Doğru Bir Eksen Kayması - 09 Haziran 2010 Çarşamba 09:21
Kaderin Enstrümanları - 08 Haziran 2010 Salı 18:15
Yüz Kızartıcı Bir Suç Olarak Darbe - 01 Haziran 2010 Salı 17:33
CHP'nin 18 Brumaire Arayışı - 01 Haziran 2010 Salı 17:29
Bayat Mala Yeni Pazarlamacı - 25 Mayıs 2010 Salı 11:09
Türkiye'nin Yeni Dış Politikasının Yeni Riskleri - 25 Mayıs 2010 Salı 10:25
Muhalefetle İktidar Ne Zaman Aynı Ligde Oynayacak? - 17 Mayıs 2010 Pazartesi 15:07
Beyaz Kürtlerin Siyaseti ve Değerleri - 10 Mayıs 2010 Pazartesi 15:55
Prof. Arato’nun Etkileyici CV’si - 05 Mayıs 2010 Çarşamba 13:40
İdeoloji ve Danıştay - 29 Nisan 2010 Perşembe 15:00
Namus Davası - 19 Nisan 2010 Pazartesi 14:43
“Ermeni Sorununun Yeni Boyutları” - 10 Nisan 2010 Cumartesi 17:25
Küçük Ama Mümkün Bir Anayasa Düzeltmesine Doğru - 09 Nisan 2010 Cuma 09:39
Muhalefete Katkı - 06 Nisan 2010 Salı 14:45
Anayasa temrinleri - 30 Mart 2010 Salı 10:03
1915'e Dair Yeni Belgeler mi Bulundu? - 25 Mart 2010 Perşembe 10:38
Bir Oy Farkıyla Soykırım - 16 Mart 2010 Salı 09:54
Soykırım Söyleminin Ekonomi-Politiği - 08 Mart 2010 Pazartesi 13:30
Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı - 01 Mart 2010 Pazartesi 09:36
Yargı Reformu Açılış Konuşması - 25 Şubat 2010 Perşembe 15:41
Meziyeti ‘Çılgınlık’ Olan Darbecide Rasyonellik Aramak - 11 Şubat 2010 Perşembe 13:39
Alevi Açılımında 7. Çalıştay - 04 Şubat 2010 Perşembe 19:43
PKK Kürt Siyasetini, Anayasa Mahkemesi DTP’yi Kapattı - 14 Aralık 2009 Pazartesi 15:06
Açılım'a Kandil Molası - 19 Kasım 2009 Perşembe 11:53
Açılım Siyaseti Bağlamında Alevi ve Kürt Sorunları - 07 Kasım 2009 Cumartesi 11:57


SDE, “Türkiye’de İletişimin Denetlenmesi” analizi yayınlandı...
19.07.2010 11:06:02

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın yeni kitabı “Korku ve İktidar” kitapçılarda...
09.07.2010 09:38:27

SDE "Yeni Rusya" Çalışması Yayınladı...
07.07.2010 11:11:11

"Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi" 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilecektir...
28.06.2010 16:15:43


<Temmuz 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Anayasa Paketinin oylanacağı referandumda ne yönde oy kullanırsınız?

Evet
Hayır


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya