Obama Yönetimi’nin, dört ayrı kıtada mevcut güncel sorunlarla uğraşırken, bu kez Güney Amerika ülkelerinin ABD ile ilişkilerini gözden geçirme gayretlerinin bir sonucu olarak, bu ülkeyi ve Kanada’yı dışlayarak, kurmayı kararlaştırdıkları Bölgesel teşkilat nedeniyle, Obama Yönetiminin Güney Amerika’yı da gündeminin ön sıralarına taşıyarak, günlük bazda üzerinde durmasını gerektirecek bir durum ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Geçtiğimiz hafta içinde, Meksika’nın Cancun kentinde, bu ülke Cumhurbaşkanı Felipe Calderon başkanlığında toplanan Güney Amerika ülkeleri devlet ve hükümet başkanları, Amerikan Devletleri Teşkilatı’nın (OAS) yerine geçecek, ancak içinde ABD ve Kanada’nın yer almayacakları yeni bir alternatif kuruluşun ortaya çıkartılmasına karar vermiştir.
Böylece, 32 ülkenin temsil edileceği, ortak ekonomi ve ticaret politikaları başta olmak üzere, Güney Amerika’yı ilgilendiren konularda üye ülkelerin çıkarlarını koruyacak bu yeni bölgesel kuruluş, son 50 yıldan bu yana faaliyet gösteren ancak öncelikle ABD çıkarlarına hizmet ettiği ileri sürülen OAS’in de sonu olacaktır.
Küba’nın, 1962 yılından bu yana üyeliğinin askıya alındığı OAS, özellikle Küba ve Venezuela gibi ülkeler devlet başkanları tarafından, “ABD’nin bölgeyi sömürge haline getirmeye çalıştığı bir forum” olduğu ithamlarına maruz kalmakta idi.
Yeni kuruluşun, Temmuz 2011 tarihinden itibaren işlerlik kazanması amaçlanmaktadır.
Amerikan Yönetimi Cancun’daki bu iki günlük zirve toplantısı sonuçlarını bir tür görmezden geldiği izlenimini vermeye çalışsa da, böylece karşısına çıkabilecek sorunlara şimdiden müdahale edebilmenin çarelerini de araştırmakta olduğu görünümünü vermektedir.
Güney Amerika Ülkeleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında her geçen gün artan ölçekte bir ekonomik ve ticari işbirliği mevcuttur. Taraflar arasındaki ticaret hacmi, 2008 rakamlarına göre, 111,4 milyar dolar düzeyine erişmiştir.
Yeni kuruluşun başarı şansları konusunda duraksamalar mevcuttur. Şili, Kolombiya ve Peru gibi muhafazakar liderlerle, sol eğilimli Bolivya, Küba, Nikaragua ve Venezuela gibi ülkeler liderleri arasında tam bir görüş birliğinden söz edilemez. Belki Brezilya her iki kanat arasında dengeleyici bir unsur olacaktır. Güney Amerika ülkeleri halklarını birleştiren en önemli unsur, koyu Katolik olmalarında yatmaktadır. Din olgusu, bu ülkelerin, sömürgeci Avrupa ülkelerinin ekonomik, askeri ve finansal cazibesine kapılmasına daha uygun bir ortam yaratmaktadır.
Her ne olursa olsun, Amerikan Yönetiminin ortaya çıkan bu yeni durumdan rahatsızlık duymaması olası değildir.
Nitekim Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Şili’deki deprem felaketini de bahane ederek, bugünden itibaren Latin Amerika ülkelerine bir ziyaret turuna çıkmış bulunmaktadır.
Clinton, ilk olarak Uruguay’a uğrayacak ve oradan sonra kısa süreli bir ziyaret için Şili’ye geçecektir. Santiago Havaalanı’nda Cumhurbaşkanı Michele Bachelet ve sonraki devre için Cumhurbaşkanı olarak seçilmiş bulunan Sebastian Pinera ile buluşmayı planlamaktadır.
Clinton’un en önemli ziyareti Brezilya olacaktır. Bu ziyaret vesilesiyle görüşecek olduğu Cumhurbaşkanı Luiz Ignacio Lula da Silva ile sadece OAS yerine kurulmasına çalışılan yeni Amerikan Devletleri Teşkilatı konusu değil, aynı zamanda Amerika’nın İran’a karşı karara bağlanmasını istediği ek yaptırımlar konusunu da ele alması beklenmektedir. Brezilya, BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üyedir ve Tahran’ın uranyum zenginleştirme programına, İran’la olan sıcak ilişkileri dolayısıyla, karşı çıkmamaktadır.
Hillary Clinton’un, Güney Amerika ülkeleri turunu Kosta Rika ve Guatemala’ya yapacağı ziyaretlerle noktalayacağı ve bu ülkelerde Dominik Cumhuriyeti ve El Salvador liderleriyle de bir araya geleceği açıklanmıştır.
Hatırlanacağı üzere, Bayan Clinton, kendisi gitmeden önce, İran konusunda en üst düzeyde yetkili olan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi William Burns’ü ön müzakereler yürütmesi için Brezilya’ya göndermiştir. Hillary Clinton’un, uluslararası toplumun kabul edebileceği daha makul bir tutum almasını sağlamak amacıyla, Brezilya’nın İran nezdinde girişimlerde bulunmasını talep etmesi olasıdır.
Sonuç olarak, Obama Yönetimi Asya-Pasifik’ten Orta Doğu, Afrika ve Avrupa’ya kadar uzanan çok büyük bir alanda mevcut uluslararası sorunlara ilaveten bir de Güney Amerika Kıt’asındaki ülkelerin yarattıkları sorunları, gündeminin ön sıralarına almak zorunda kalacaktır.