Obama Yönetiminin, Ortadoğu genelindeki politikalarında ve özelde Suriye ile ilişkilerini geliştirmek yolundaki gayretlerinde önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak gelişmeler, Türkiye’nin arzu ettiği “kolaylaştırıcılık rolünün” de önünü açabilir.
Amerikan Yönetimi, 2003 yılında, Irak’a silahlı müdahale şeklinde başlattığı maceranın, önümüzdeki yıl tamamlanması planlanan asker çekme operasyonu ile birlikte sona ereceğine kesinlikle kanaat getirmiş görünmektedir. Bu kanaatle olsa gerek, Amerikan Savunma Bakanlığı kaynaklarına atfen basına yansıyan bilgilere göre, Irak’da başlatılmış olan savaşa yeni bir isim bulunmuş ve bu operasyona bundan böyle “yeni şafak operasyonu” adı verilmiştir.
Bilindiği gibi, 2003 yılındaki silahlı müdahale harekatı “Irak’a özgürlük operasyonu” şeklinde anılmakta idi. Yeni ortaya atılan ismin Eylül 2010 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanacağı anlaşılmaktadır. Böylece, ABD Yönetimi ile Irak Yönetimi arasında yeni bir sayfa açılması da arzulanmaktadır.
Bu tür isim değişiklikleri Amerikan bürokrasisinde sıkça başvurulan bir uygulamadır. Örneğin, Körfez savaşının adı “Çöl kalkanı operasyonu”ndan “Çöl fırtınası”na değiştirilmişti. Ondan sonraki aşamalarda ise, “Güney Gözetleme” ve “Kuzey Gözetleme” operasyonları şeklinde anılmaya başlanmıştı.
Obama Yönetimi, Irak’daki durumun kontrol altına alındığı kanaatine vardıktan sonra, bu kez, uzun süredir gerek medya gerek Hükümetle yakın çalışma içindeki düşünce kuruluşları tarafından işlendiği ve önerildiği şekilde, Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi için hamleler kendini göstermeye başlamıştır.
Obama, uzun süredir “İşgüder” (Maslahatgüzar) düzeyinde götürülen Washington-Şam diplomatik ilişkilerine ivme kazandıracak şekilde, yeni bir Şam Büyükelçisi ataması yaparak Kongre’nin onayına sunmuştur. Yeni Büyükelçinin “Suriye Yönetimi ile ilişkileri geliştirmek ve kaygı yaratan sorunlara çözüm bulmak için diyaloğu sağlayacağı” açıklanmıştır.
Bu atamanın hemen öncesinde, deneyimli bir diplomat olan, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi William Burns Şam’a giderek Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile görüşmeler yapmıştır. Burns, Esad ile görüşme sonrasında, “her iki ülkenin Ortadoğu barış sürecinin geliştirilmesi istikametinde önemli rol oynayabileceğini” söylemiştir. Burns, ayrıca, “Başkan Obama’nın Suriye ile ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı temelinde daha iyi ilişkiler kurulmasına verdiği önemin” altını çizmiştir.
Burns’un, bu ziyareti ile, bir yandan Ortadoğu barış sürecinin canlandırılması, diğer yandan Suriye’nin İran ile mevcut ilişkilerinin, bir ölçüde bile olsa, zayıflatılması amaçlanmaktadır. ABD’nin, nükleer alanda, İran ile olan uyuşmazlıkları ve İran’ın Hizbullah ve Hamas örgütleri ile ilişkileri düşünüldüğünde, Suriye’nin ABD’ye yakınlaşması ve İsrail’le bir uzlaşı havasının yaratılmasının, kuşkusuz, hem bölge açısından hem de bunun küresel barışa sağlayacağı katkılar açısından önemli olduğu söylenebilir.
Suriye-İsrail arasında bir barış anlaşmasına varılabilmesi için Türkiye’nin kolaylaştırıcı rol oynamak arzusu Washington ve New York’daki çevrelerin olumlu yorumlarda bulunmalarına da yol açmaktadır. Amerika’daki İsrail’e yakın Yahudi kökenli yazar ve düşünürlerin bile, bu alandaki fırsatların İsrail Hükümetince muhakkak surette değerlendirilmesi gereğini kuvvetle vurguladıkları görülmektedir. İsrail’in bölgede işgalci ülke konumunu sonsuza dek sürdüremeyeceğini ve bir yerde Suriye ile uzlaşmak suretiyle, bu ülkenin stratejik çıkar beklentilerinin yönünü değiştirmenin, İsrail’le İran arasında ortaya çıkabilecek şiddetli uyuşmazlıklarda da, Hizbullah ve Hamas gibi örgütlerin, Suriye’nin frenleyici etkisi altında, İran’ı otomatik şekilde desteklemelerinin önünün kesileceği ileri sürülmektedir.
Bu çevreler, Suriye’nin, öteden beri, Golan Tepeleri ve ABD ile sağlıklı ilişkiler karşılığında, İsrail ile bir uzlaşıya varmak yönündeki arzusunun karşılanması gerektiğine ve İsrail’in bugüne kadarki katı tutumunu değiştirmesi gereğine işaret etmektedir. Aynı çevreler, Başbakan Benjamin Netanyahu’nun, çok katı ve diplomatik olmayan tutum ve beyanlarını da dikkate alarak, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’la yollarını ayırması gereğini de hatırlatmakta ve Amerika’nın Suriye’ye yönelik yeni politikasını kuvvetle desteklerken Türkiye’nin iyi niyet misyonunun İsrail tarafından bir kenara itilmemesini de önermektedirler.
Görüleceği gibi, önümüzdeki devrede, Amerikan Yönetiminin Ortadoğu politikasında önemli değişiklikler kendini gösterecek ve Türkiye’nin “kolaylaştırıcılık” rolünü oynayabilmesi olasılığı da artmış olacaktır.