ENGLISH
23.05.2012
17.02.2010 16:44


Doç. Dr. Erkin Ekrem
SDE Uzmanı
eekrem@sde.org.tr
CV

Güney Asya Açılımı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ziyareti

Ziyaretin Önemi 
 
15 yıl sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 7-12 Şubat 2010 günleri arasında Güney Asya ülkeleri olan Hindistan ve Bangladeş’e resmi temaslarda bulunmuştu. Atatürk Havalimanı’nda basına yaptığı açıklamasında Güney Asya ziyaretinin amacını anlatmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu ülkelerde “ekonomik işbirliğimizin potansiyeli çok büyük olduğu için bu konuya çok büyük önem veriyoruz” diyerek, başta ekonomik ile ticari ilişkiler olmak üzere her alanda işbirliğinin artırılması imkânları üzerinde durulacağını söylemişti.
 
Hindistan’ın Türkiye için önemini Cumhurbaşkanı Gül şu şekilde ifade etmişti: Hindistan nüfus itibarıyla dünyanın ikinci, gayri safi milli hâsıla bakımından da dünyanın üçüncü büyük ülkesidir. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olmasına rağmen aynı zamanda kalkınmakta olan bir ülke sınıfına da giriyor. Enformasyon teknolojisinde ve bilgisayar yazılımında dünyanın en ileri ülkesi olmasına rağmen, nüfusunun büyüklüğü düşünüldüğünde kalkınmakta olan bir ülkedir. Bu nedenle orta vadede Hindistan’da 600 milyar dolarlık altyapı yatırımı yapılması gerekmektedir ve Türk iş adamlarının Hindistan’da faaliyet yapması için çeşitli imkânlar mevcuttur. Cumhurbaşkanı Gül’e göre, “Türkiye’nin firmaları, iş adamları Hindistan’da ortak işler yapabilecekler, Hindistan’a yatırımlar yapabilecekler, beraber başka yerlerde işler yapabilecekler, dolayısıyla ekonomik işbirliğimizin potansiyeli çok büyük olduğu için bu konuya çok büyük önem veriyoruz.” Cumhurbaşkanı Gül, Türk iş adamlarının Hindistan’da ne yapabileceğine örnek olarak şunları anlatmıştı: “altyapı yatırımında enerji başta olmak üzere, müteahhitlik hizmetleri, yol hizmetleri ve aklınıza ne geliyorsa altyapıyla ilgili tüm bu sektörlerde çok büyük yatırım projeleri, planları var.” Cumhurbaşkanı Gül, dünyanın büyük şirketleri arasında yer alan Hindistanlı şirketleri, iş adamlarımızla birlikte kabul edeceğini de ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı Gül, bu ziyaretten dolayı ikili ilişkilerin daha da derinleşeceğine inandığını da belirtmişti.
 
Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinde, kendisine Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, milletvekilleri, belediye başkanları ve iş adamlarından oluşan geniş bir heyetin eşlik etmiş, Hindistan ve Bangladeş üst düzey liderler ve iş dünyası temsilcilerle görüşmeler de gerçekleşmiştir.
 

Cumhurbaşkanı Gül ve Heyetinin Görüşmeleri
 
Hindistan
Bangladeş
Cumhurbaşkanı
Pratibha Devisingh Patil
Mohammad Zillur Rahman
Cumhurbaşkanı Yardımcısı
Hamid Ansari
 
Başbakan
Manmohan Singh
Sheikh Hasina
Dışişleri Bakanı
S.M. Krishna
Dipu Moni
Maliye Bakanı
 
Abul Maal Abdul Muhith
İktidar Parti Lideri
Sonia Gandhi
 
Muhalefet Parti Lideri
Sushma Swaraj
Khaleda Zia
İş Dünyası Temsilcileri
Hint İş Adamları
Bangladeş İş Adamları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İkili Görüşmelerde Yer Alan Önemli Konular 
 
Hindistan ve Bangladeş medyasına göre, Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti başarılı olmuştur. İki ülke arasında imzalanan deklarasyona göre; Hindistan ve Türkiye bilim, teknoloji, ulaşım, enformasyon teknolojileri, uzay araştırmaları, bio-teknoloji ve çevreci teknoloji alanlarında birlikte çalışmak için anlaşmışlardır. Türkiye açısından da önem taşıyan Türkiye ve Hindistan serbest ticaret anlaşması müzakereye açılmıştır. Türkiye’nin Çelebi Holding ile Delhi Uluslararası Havalimanı Şirketi arasında imzalanan 100 milyon dolarlık anlaşma, bu ziyaretin somut neticesi olmuştur. Ancak bu konuların çoğu Ağustos 2003’te Hindistan Dışişleri Bakanı Yashwant Sinha ve Eylül 2003’te Hindistan Başbakanı Atal Bihari Vajpayee’nin Türkiye ziyareti sırasında görüşülmüştü. Söz konusu ziyaret sırasında, terörizmle mücadele konusu da ele alınmıştır. Hindistan, ülkesinde yaşanmış terör faaliyetlerin arkasında Pakistan’ın bulunduğu kanaatindedir. İkili görüşme sırasında Hindistan; Türkiye'de düzenlenen Afganistan’a komşu ülkeler toplantısına Hindistan’ın davet edilmemesinden ve bunun nedeninin Pakistan olmasından dolayı duyduğu rahatsızlığı gündeme getirmiştir. Hindistan’ın Afganistan meselesiyle ilgilenmesi ve Pakistan’ı ima eden terörizm konusunda Türkiye ile işbirliği arayışı, Yeni Delhi’nin Ankara ile bölgesel güvenlik işbirliği yapma bağlamındaki arzusunu göstermektedir.
 
Türkiye-Hindistan ikili görüşmelerinde ekonomi konularının ağırlıkta olmasına rağmen, bu ziyaretin iki ülkenin birbirlerini yeniden keşfetmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Türkiye’nin Hindistan’da üç yeni başkonsolosluk açması bunun somut örneği olduğu gibi, ikili ilişkilerin de daha geniş kapsamda ele alınma potansiyeli mevcuttur. Hindistan Başbakan Manmohan Singh de Cumhurbaşkanı Gül’e, “Türkiye ile daha derin ve sağlam işbirliğine hazırız. Bu ziyaretinizin kilometre taşı teşkil edeceğine eminim” ifadesini kullanmıştır. Ankara’nın son yıllarda geliştirdiği dış politika stratejisini yalnızca Türkiye’nin komşuları değil, Hindistan da yakından takip etmektedir. Hindistan Başbakanı Singh, Türkiye’nin barış ve istikrar konusunda oynadığı rolün farkında olduklarını belirterek, bu yöndeki çabalarını takdirle izlediklerini ifade etmiştir. Bu zemin üzerinde yürütülen ikili görüşmelerle, geleceğe yönelik bölgesel ve küresel platformlarda işbirliği yapabilme imkânları da dile getirilmiştir. Görüşmelerde, Türkiye’nin de Hindistan’ın da bölgelerinde belirleyici aktör olduğunu ve medeniyetler arası çatışmayı engellemede önemli rolleri bulunmasını iki ülkenin ortak yönleri olarak Hintli makamlarla paylaşılmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Hindistan ile stratejik işbirliği yapabilme arayışı içine girdiğini göstermektedir.
 
Ziyaretin Stratejik Önemi
 
 
Türkiye’nin Hindistan ve Bangladeş’ı kapsayan ziyareti, doğal olarak, Ankara’nın Güney Asya açılımlı dış politikasının biçimlendiği görüşünü uyandırmaktadır. Türkiye’nin Güney Asya ülkelerindeki imajı öteden beri olumludur. Güney Asya halkların Türkiye’ye olumlu bakışı, Türkiye’nin dış politika stratejisinin önemli bir aracı olabilmektedir.  
 
Türkiye-Hindistan arasında hem uluslararası hem de bölgesel; özellikle Türkiye'nin menfaat bölgeleri olan Ortadoğu ve Orta Asya'da siyasî ve güvenlik alanlarında işbirliği yapabilme zemini bulunmaktadır. Otoyollar, limanlar ve gemi taşımacılığı, turizm, enerji, telekomünikasyon, hidrokarbonlar, demiryolları, sivil havacılık gibi altyapı yatırım sektörleri ve mühendislik ürünleri, yazılım sanayi, makine ve makine parçaları, otomotiv sanayi, kimyasallar-organik ve inorganik maddeler, boya maddeleri, ilaçlar ve eczacılık ürünleri, baharatlar, demir cevheri, tekstil ürünleri, sentetik ve suni iplik, deri, elektronik, gıda işleme, madencilik gibi dinamik sektörlerde iş imkânları da bulunmaktadır. Kısacası Hindistan, Türkiye için vazgeçilmemesi gereken bir ülkedir.
 
Güney Asya'nın en büyük gücü olan Hindistan, Hint Okyanusu’na uzandığı için Hint Okyanusu ve buna bağlı beşeri bölgeleri de kendi güvenlik alanı içine almaktadır. Hindistan, Hint Okyanusu bölgesine (Bengal Körfezi, Arap Denizi, İran Körfezi ve Kızıldeniz) stratejik derinlik yapabilecek en uygun ülkedir. Hindistan, Avrasya'nın güney çıkış kapısıdır, Orta Asya ve Ortadoğu bölgelerindeki petrol ve doğalgazın denize açılma yoludur. Hindistan, Avrupa ile Uzakdoğu'nun ortasında ve Afrika ile Pasifik Adaları’na eşit mesafededir. Bu önemlisi, stratejik konuma sahip olması itibariyle Hindistan'ın dünya ticareti ve enerji taşımacılığındaki konumu güçlenmektedir. Napolyon’un keşfettiği bu konuma İngiltere sahip olmuştu. Aynı zamanda Hindistan, Hint Okyanusu’ndaki askerî gücünü arttırmaya çalışmaktadır çünkü Hindistan eski Dışişleri Bakanı Jaswant Singh'in Defending India kitabında dediği gibi, Hindistan'ın yakın çağ tarihindeki çöküşünü Hint Okyanusu’na önem vermemesinden kaynaklanmıştır ve Singh, Hindistan'ın çıkış yolunun Hint Okyanusu’nda olduğunu vurgulamaktadır. Hindistan'ın ilk Başbakanı Jawaharlal Nehru'nun The Discovery of India kitabında dediği gibi, Hindistan bulunduğu konum itibariyle dünyada ikinci bir rol üstlenemez; ya adına yaraşır büyük bir ülke olacak ya da sessiz sedasız bir ülke olarak kaybolacaktır. Hindistan; nükleer silahları, kıtalararası füzeleri ve 2 uçak gemisi (üçüncüsü de hazırlanmaktadır) ile Hint Okyanusa sahip olan, yükselen ekonomisi, enformasyon teknolojisi, askerî modernizasyonu ve dolaylı olarak siyasî etkisi ile Çin'den sonra diğer bir yükselen güç olarak uluslararası sahneye çıkmaktadır.
 
Hindistan, Türkiye açısından Çin’den sonra ikinci büyük pazar olma potansiyeline sahiptir; Türkiye’nin mevcut kapasitesi Hindistan pazarında pay sahibi olmaya uygundur ve yukarıda belirtilen alanlarda faaliyetleri yürütebilmektedir. Türkiye, Hindistan ile ikili ticaret ve siyasî ilişkilerini geliştirmekle birlikte, bölgesel stratejik işbirliği yapabilmelerinin imkânları vardır. Bölgesel işbirliği kapsamında, Türkiye Hindistan ile Orta Asya’da ticaret, enerji ve güvenlik alanında da işbirliği yapabilir. Benzer işbirliği, Ortadoğu bölgesinde de uygulanabilir. 1960 yılında başlatılan ve bugün de inşası devam eden BM’nin Trans-Asya Demiryolu (Trans-Asian Railway) ile Asya Otobanı (Asian Highway) projeleri, Türkiye ile Hindistan arasındaki bölgede (Orta Asya ile Ortadoğu) işbirliği zeminini hazırladığı gibi, Türkiye’yi Güneydoğu Asya’ya Hindistan’ı ise Avrupa’ya bağlayabilmektedir. Asya’nın Avrupa’ya uzanan otoban ve demiryolunun büyük bir bölümü Türkiye’den geçmektedir ve bu durum Türkiye’nin Çin, Hindistan ve Endonezya gibi Asya’daki güçler için stratejik önemini arttırmaktadır. Türkiye ile Hindistan arasındaki havacılık işbirliği de Doğu-Batı hava koridoru bağlayan her iki ülkenin hava koridorunun iki ‘aerotropolisi’ olabilmektedir. Bütün bu olanaklar, tarihsel ve kültürel çatışması olmayan, karşılıklı iyi niyet besleyen ve demokratik sisteme sahip iki ülkenin bölgesel işbirliği yapmasına olumlu zemin hazırlamıştır.
 
Türkiye ile Hindistan’ın, Orta Asya ile Ortadoğu kapsamında karada işbirliği yapmanın dışında, deniz sahasında da işbirliği imkânı vardır. Napolyon zamanında, Mısır’dan Hindistan’a uzanan deniz yolunun dünya ticaretine etkisi vurgulanmıştı. Britanya ise Napolyon’un bu düşüncesini gerçekleştirerek, süper güç konumu iki asır sürdürmüştü. Akdeniz ve Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan deniz alanlarında Türkiye-Hindistan’ın ticaret, deniz taşımacılığı ve bu menfaatleri korumak için güvenlik alanında işbirliği yapma imkânları mevcuttur. Her iki ülke, Doğu-Batı deniz ticaret yolu üzerindeki etkilerini değerlendirebilmektedir. Hint Okyanusu’nda deniz ürünleri dışında petrol rezervleri de zengindir. Basra Körfezi, Kızıldeniz, Arap Denizi, Bengal Körfezi, Sumatra Adaları ve Avustralya’nın batı kıyılarında petrol yatakları vardır. Hint Okyanusu’nun coğrafi yeri de önemlidir ve Asya, Afrika, Avrupa ile Okyanusya bölgelerini bağlamaktadır; doğuya doğru Malakka Boğazı’ndan geçerek Pasifik Okyanusu’na, batıya doğru Ümit Burnu’yu geçerek Atlantik Okyanusu’na varılabilmekte ve kuzeybatıya doğru Kızıldeniz’den Akdeniz’e ulaşabilmektedir. Hindistan’ın bu avantajları kendi statik güçleri ile pekiştirmesiyle güç kazanacağı doğrudur ancak Hindistan, yükselen bir Türkiye’nin katkısıyla daha da güçlenebilir. Aynı şekilde Türkiye’nin kendi avantajlarını Hindistan’ın katkısıyla pekiştirmesiyle dünya deniz ticaret yolu üzerinde etkisini artırabilir. Bu durumda, Türkiye-Hindistan arasında silah teknolojisi alışverişi yapılabileceği gibi, iki ülke deniz kuvvetleri arasında da işbirliğinin artması mümkündür. Neticede Türkiye’nin çok yönlü dış politikasına uygun olarak, Hindistan’la işbirliğinin derinleştirilmesi, deniz kuvvetlerinin modernizasyonunun da hız kazanmasına sebep olacaktır. Türkiye-Hindistan’ın karada ve denizde yapacağı işbirliği, uluslararası düzeyde işbirliği yapmanın yolunu da açabilir.
 
 
Türkiye-Hindistan İlişkilerinde Pakistan Faktörü
 
 
Türkiye-Hindistan ilişkilerini etkileyen önemli unsurların biri ise Pakistan’ın bu ikili ilişkiye yönelik tutumudur. Pakistan-Hindistan arasında yaşanan gergin ilişkilerden dolayı, Türkiye ile dost ve kardeş ilişkileri olan Pakistan, Ankara’nın Yeni Delhi ile yakın ilişkilerinin geliştirmesine sıcak bakmamaktadır. Ankara daha başlangıçta Hindistan ile ilişkilerini geliştirmeye çalışırken Pakistan’ın olumsuz tepkine uğramıştı. Eski Başbakan Bülent Ecevit'in Mart 2000 yılında ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın Aralık 2002'de Hindistan'ı ziyaret etmesi ile soğumaya başlayan Pakistan-Türkiye ilişkileri, Haziran 2003'te Başbakan Tayip Erdoğan'ın Pakistan ziyareti ve Keşmir sorununda Pakistan'a destek sözünü vermesi ile eski sıcak günlerine bir ölçüde kavuşmuştu. Kasım 2008’de Başbakan Erdoğan’ın Hindistan ziyaretinden hemen sonra Hindistan’ın sanayi şehri Mumbai terör saldırısına uğramış ve yüzden fazla insan ölmüştü; Şubat 2010’da Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ziyaretinden hemen sonra Hindistan’ın batısındaki Pune kentinde bulunan ve turistlerin yoğun olarak gittiği bir pastanede bombalı saldırı meydana gelmiş ve 9 kişi ölmüştü. Hindistan Hükümeti’nin yaşanan terör saldırılarının arkasında Pakistan’ı suçlayan ifadeleri, İslâmabat’ın acaba Türkiye liderlerinin Hindistan’a düzenlediği ziyaretlerden hemen sonra bazı mesaj vermeye mi çalışıyor spekülasyonlarına yol açmaktadır. Hindistan da Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmekle, Ankara üzerinden Pakistan’a baskı yapmaya çalışmaktadır. Yeni Delhi, Şubat 2010’da Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ziyaretini de, Türkiye’nin Pakistan ile yakın ilişkilerinden dolayı Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı sorunlarının çözümüne yapacağı değerli katkılar üzerinde durmuştur.
 
Pakistan-Hindistan arasındaki en büyük problem Keşmir’in statüsüdür. Bu iki ülke arasında yaşanan Keşmir problemi, Türkiye’nin Pakistan ve Hindistan ile olan ilişkilerini de etkilemektedir. Başbakan Erdoğan, Haziran 2003’teki Pakistan ziyareti sırasında mevkidaşı Pakistan Başbakanı Han Cemali ile görüşmüş ve Kıbrıs ile Keşmir sorununu gündeme almıştı. Görüşme sonrası Pakistan tarafının konuyla ilgili mesajı “Türkiye, Keşmir konusunda bize, biz de Kıbrıs sorununun çözümünde Türkiye’ye destek verelim” şeklinde olmuştu. Başbakan Erdoğan Keşmir ile ilgili bir soru üzerine, Türkiye’nin sorunun barışçı yollardan çözümünden yana olduğu belirterek, “Uluslararası meşruiyet temelinde iki tarafı da mutlu edecek adil bir çözümden yanayız. Zulme dayalı bir çözümü kabul etmemiz mümkün değil” diye cevaplamıştı. Türkiye’nin Keşmir sorunu bağlamındaki tutumu, Ağustos 2003’te Hindistan Dışişleri Bakanı Yashwant Sinha ve Eylül 2003’te Hindistan Başbakanı Atal Bihari Vajpayee’nin Türkiye ziyareti sırasında daha da netleşmişti; Türkiye, Keşmir konusunda daha tarafsız hareket etmeye çalışacağını belirtmiştir. Hindistanlı yetkililer de iki ülkenin hassas konularda karşılıklı destek verilmesi üzerine görüş birliğine vardığını ve KKTC temsilcilerini kabul ederek Rum ablukasının kırılmasına da katkıda bulunduğunu belirtmişti. 12-13 Şubat 2010 tarihlerinde de Bangladeş'e resmi ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Gül, Bangladeş’in Pakistan’a karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi sırasında hayatını kaybedenler anısına yapılan Ulusal Şehitler Anıtı’na çelenk koymuştu. Bu törenin İslâmabat’ı ne derecede rahatsız ettiği bilinmemekle birlikte, Türkiye’nin Güney Asya politikasının sadece Pakistan’a bağlı kalmayacağının işaretini vermektedir. Yani Türkiye Güney Asya’ya bir bütün olarak bakmaktadır ve Türkiye’nin tavrının, ülkeler arasındaki problemlerin kendi aralarında çözülmesi yönünde geliştiğini görmek mümkündür.
 
Bugün, Keşmir toprağının %20’sini elinde tutan Çin, Keşmir sorununu yaratan İngiltere, Hindistan’ın geleneksel dostu Rusya ve dünyanın süper gücü ABD gibi ülkeler de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Keşmir sorununda her iki tarafı rencide etmeme üzerine kurulu, dengeli bir politika izlemektedir. Ankara da Güney Asya'nın önemli iki ülkesi olan Hindistan ve Pakistan arasında dengeli bir politika izlemelidir. Dengeli politikada her zaman fırsatlar yaratıldığı gibi riskler de vardır. Önemli olan Türkiye’nin ulusal çıkarları üzerinde akılcı bir dış politika geliştirmesidir.
 
Sonuç: Hindistan ile Yeni Dönem 
 
Ekonomik ve ticari ilişkiler diğer siyasî, güvenlik ve bölgesel işbirliğinin temelini hazırlar; ancak bu geleceğe yönelik ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmekle birlikte diğer ilişkilerin öneminin ve isteklerinin de belirlenmesi gerekmektedir. Bunun önemi; hem Türkiye kamuoyuna Türkiye’nin dış politikasının yönelişini göstermekle toplumun desteğini sağlamak, hem de dış politika araştırmacılarının konu ile ilgili araştırma yapmasına yön göstererek, ilgili ülke ya da bölge hakkında daha fazla bilimsel çalışmalarının ortaya çıkmasını sağlayarak bilinçli dış politikaya destek vermektir. Hindistan’a yönelik izlenecek dış politikada, kapsamlı bir planın çerçevesi çizilerek dış politika stratejisi belirlenmelidir. Bu dış politika strateji sadece Türk kamuoyu değil, aynı zamanda Hindistan kamuoyu ile de paylaşmalı ve ikili ilişkilerin pekiştirilmesine zemin yaratılmalıdır. Özellikle demokratik sistemi olan ülkelerde, stratejik düşünce kuruluşlarından azami ölçüde istifade edilmelidir. Hindistan’da Institute for Defence Studies and Analyses (IDSA) , The United Service Institution of India, The National Maritime Foundation, South Asia Analysis Group başta olmak üzere büyüklü-küçüklü 122 düşünce kuruluş vardır ve dünyanın sayıca düşünce kuruluşuna sahip olan en büyük beşinci ülkesidir. ABD, birinci olarak 1776 düşünce kuruluşuna sahiptir. Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan’ın bu tür düşünce kuruluşlarında Türkiye’nin Hindistan politikasını anlatması, Hindistanlı araştırmacıların Türkiye’ye yönelik Hindistan dış politikasını şekillendirmesine katkı sağlayacaktır. Hindistan’ın Foundation for Indo-Turkic Studies adlı küçük bir düşünce kuruluşu vardır; kuruluşun başkanı K. Gajendra Singh 1992-1996 yılları arasında Hindistan’ın Ankara Büyükelçisini yürütmüştür ve uzun yıllardan beri Hindistan-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi için kendi çapında gayret göstermektedir. Türkiye, bu tür kuruluşlara da önem vermelidir. Türkiye’nin gücü ve imajı bu tür kuruluşların çalışması ile birlikte hem ülkesinin kamuoyunu hem de siyasî karar alıcıları etkileyecektir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Annan Barış Planı ve Çin’in Suriye Planı - 03 Nisan 2012 Salı 12:02
Çin’in Savunma Bütçesi ve Asya’da Silahlanma Yarışı - 15 Mart 2012 Perşembe 16:54
Çin’in Müstakbel Devlet Başkanı Xi Jinping - 20 Şubat 2012 Pazartesi 16:35
Çin’in Veto Kararı ve Suriye Endişeleri - 10 Şubat 2012 Cuma 12:08
Obama’nın Yeni Savunma Stratejisi ve Çin - 13 Ocak 2012 Cuma 10:42
Çin-Kaddafi Silah Ticaretinin Diplomasi Yansımaları - 13 Eylül 2011 Salı 14:04
Doğu Türkistan’da Şiddet Olayları: Sorunlar ve Çözümler - 05 Ağustos 2011 Cuma 11:54
Çin’in Sudan Politikası: Yükselen Gücün Yeni Diplomasisi - 22 Temmuz 2011 Cuma 14:43
Çin’in Yeni Libya Politikası: İçişlerine Karışma? - 30 Haziran 2011 Perşembe 20:15
Afganistan’ın ŞİÖ Üyeliği ve Çin - 27 Mayıs 2011 Cuma 12:59
Usame Bin Ladin Sonrası ve Çin - 05 Mayıs 2011 Perşembe 18:47
Çin’in Askeri Harcamaları ve Doğan Endişeler - 31 Mart 2011 Perşembe 17:00
Libya Saldırısı ve Çin'in Tutumu - 23 Mart 2011 Çarşamba 17:56
Mısır Olayları ve Çin’in Tutumu - 08 Şubat 2011 Salı 14:55
ABD-Çin İlişkileri: Jon Huntsman’ın Başkanlık Adaylığı Üzerine - 04 Şubat 2011 Cuma 16:08
Çin-ABD Zirvesi ve Kuzey Kore Sorunu - 31 Ocak 2011 Pazartesi 13:35
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD Ziyareti - 18 Ocak 2011 Salı 13:07
Japonya-Rusya Kuril Adaları Sorunu ve Çin - 12 Ocak 2011 Çarşamba 09:41
Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği - 26 Ekim 2010 Salı 11:23
Çin’in Orta Asya Güvenlik İşbirliği Politikası: Barış Misyonu-2010 Tatbikatı - 30 Eylül 2010 Perşembe 09:37
Türkiye-Çin İlişkileri: Çin’in Gözünde Türkiye - 13 Eylül 2010 Pazartesi 11:20
Dünyanın İkinci Büyük Ekonomi Gücü Olan Çin Neden Sevinemedi? - 24 Ağustos 2010 Salı 11:24
Kırgızistan Olayları ve Tarihsel Düşünceler - 16 Haziran 2010 Çarşamba 18:14
AİGK ve Çin’in Katılımı - 07 Haziran 2010 Pazartesi 18:16
Kore Yarımadası Gerginliği: Üçlü Zirve ve Çin - 03 Haziran 2010 Perşembe 17:25
Kore Yarımadası’nda Gerginlik ve Çin’in Tutumu - 29 Mayıs 2010 Cumartesi 13:00
İran Nükleer Sorunu: Türkiye ve Çin - 24 Mayıs 2010 Pazartesi 20:47
Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar - 28 Nisan 2010 Çarşamba 17:16
Çin’in Nükleer Sorun Üzerindeki Tutumu - 10 Nisan 2010 Cumartesi 18:58
Kırgızistan’da Yeni Sivil Darbe - 08 Nisan 2010 Perşembe 12:07
Güney Asya Açılımı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ziyareti - 17 Şubat 2010 Çarşamba 16:44
Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak - 06 Şubat 2010 Cumartesi 11:36
Çin-Tibet Görüşmeleri ve Yaşanması Muhtemel Çıkmazlar - 01 Şubat 2010 Pazartesi 09:27
Hindistan-Japonya Güvenlik İşbirliği ve Çin: Hindistan’ın Güvenlik Tehdit Algılaması - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:40
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:37
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Orta Asya’ya ‘Enerji’ Ziyareti - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:30
Urumçi Olayları Sonrası Türkiye-Çin İlişkileri - 18 Ocak 2010 Pazartesi 20:19
ABD - Çin İlişkileri Analizi: Çin Rakip mi Ortak mı? - 12 Ocak 2010 Salı 14:44


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya