Amerikan Yönetimi, İran’ın, iddia ettiği şekilde, elindeki uranyumu yüzde 20 düzeyinde zenginleştirme imkan ve kapasitesine sahip olduğuna inanmamakla beraber, bu ülkeye karşı ilave yaptırımlar konusunda uluslararası gayretlerini artırmaktadır.
Obama Yönetimine göre, İran’ın geçmişteki ve günümüzdeki açıklamaları, siyasi amaçlı kandırmacalardan ibarettir. Ancak bu kandırma girişimlerinin, nükleer alanda, İran’ın gerçek niyetleri açısından duyulan şüpheleri daha da artırmaktadır.
Amerika’nın peşinden koştuğu ilave yaptırımları kısa süre içinde sağlayabilmesi, olası gözükmemektedir. Şu aşamada ABD’nin karşısındaki en büyük engeli, Çin Yönetiminin ek yaptırımlara sıcak yaklaşmayışı oluşturmaktadır.
İran içlerindeki gösteriler ve Ahmedinejad Yönetimine karşı muhaliflerin ortaya koyduğu direnme, gerek İran gerek Amerikan yetkililerinin birbirlerine karşı ortaya koydukları sert yorumların daha da sertleşmesi sonucunu vermektedir.
Amerikan Kongresi’nde, Cumhuriyetçi ve Demokrat temsilcilerin İran’a karşı ortak bir tavır benimsedikleri, örneğin, Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in İran’daki insan haklarına aykırı tutum ve davranışları ve teröre sağlanan desteği öne çıkartarak her iki partiden 10 senatörle birlikte İran’da insan hakları ihlallerinin sorumlusu olan kişilere karşı önlem alınmasını öngören bir kanun tasarısı üzerinde çalışmaya başlamıştır. Bu isimleri ihtiva eden bir listenin kanunlaşması halinde, kuşkusuz, isimleri o listede yer alan kişilerle aile fertlerinin İran dışındaki hareket kabiliyetleri çok büyük ölçüde kısıtlanmış olacaktır.
Bu hafta içinde, İran Devrim Muhafızları’na karşı ticari ve finansal içerikli yaptırımlara gidileceği, bizzat Başkan Obama tarafından açıklanmıştı. [1]
Görüleceği gibi, İran’da Devrimin 31. yılı, giderek artan zorlukların kendini göstermekte olduğu bir ortamda kutlanmaktadır. İran’ın elinde bulundurduğu uranyumu yüzde 20 düzeyinde zenginleştirmesi bağlamında, Mahmud Ahmedinejad’ın bilim adamlarına talimat vermesi de çok fazla işe yarayacak bir sonuç yaratmaktan uzak kalacağa benzemektedir.
İran’dan sonra Irak genelinde de başlayan seçim kampanyası çerçevesinde, siyasi hava giderek kızışmakta, bu hava içerisinde Sünni – Şii ya da Saddam taraftarı şeklindeki iddialarla mevcut ayrımcı davranışlar giderek belirginleşmektedir. ABD açısından, Irak’ta kendini gösterecek bir çatışma ortamı, bu ülkeden Amerikan askerlerinin geri çekilmesi planlarına ve dolayısıyla Başkan Obama’nın beklentilerine ters düşecektir.
NATO ve Amerikan güçleri, Taliban’a karşı Helmand Eyaleti çerçevesinde bir süredir beklenmekte olan büyük saldırıyı başlatmış bulunmaktadır. Bu eyaletin Taliban güçlerinin elinde bulunan Marja şehrinin yeniden kontrol altına alınması, stratejik ve psikolojik açılardan Koalisyon güçleri için büyük önem taşımaktadır. Bu şehrin geri alınması bir yana, şehir sakinlerinin Koalisyon’a kazandırılması da ayrı bir zorluk kaynağıdır. Zira, Marja’da ikamet eden Peştunlar, Taliban ile aşiret ilişkisindedir. Şehrin ele geçirilmesini izleyen süreçte Afgan Merkezi Hükümet güçlerinin güvenliği devralması ve Kabil Hükümeti’nin atayacağı yeni idarecilerin göreve gelmeleri gerekecektir. Olay, askeri bir işgalle bitmemekte, bugün o bölgede Koalisyon güçleri ile çatışanların, daha önceleri de yaptıkları şekilde, yeraltına intikal ederek yıkıcı faaliyetlerini orada sürdürmelerinin de önüne geçmek gibi, belki askeri harekattan daha da zor bir görevin yerine getirilmesi, gelecek açısından yaşamsal önem taşıyacaktır.