2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik dış politikasını anlamak için, Türkiye-Suriye ilişkilerinde yaşanan olumlu değişimi/gelişimi anlamak gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılımında Suriye kilit öneme sahiptir.
Soğuk Savaş yıllarında, her iki devlet farklı bloklarda yer almaları, Hatay gibi tarihsel meselelerin yanında zamanla ortaya çıkan su sorunu ve terör gibi sorunlar nedeniyle güven bunalımı yaşayan birbirine muhalif iki komşuydu.
1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı’yla savaşın eşiğinden dönen Türkiye ve Suriye bu tarihten itibaren birbirlerine karşı yapıcı politikalar takip ettiler. 2000 yılında vefat eden Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın cenazesine dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in katılması iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerde olumlu havanın oluşmasına katkı sağladı. Daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarıyla birlikte iki devlet arasındaki ilişkiler “sıfır sorun” çerçevesinde geliştirildi.
11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yapılan terörist saldırılar hem uluslararası politikada hem de Ortadoğu’da önemli değişikliklerin yaşanmasına sebep oldu. ABD’nin önce 2001 yılında Afganistan’a müdahalesi ve akabinde 2003 Mart ayında Irak’ı işgali Suriye’nin bölgedeki konumunu derinden etkiledi. Irak’ın işgalinden sonra “sıra Suriye’de mi, yoksa İran’da mı?” yorumları yapılmaya başlandı. Aynı zamanda Suriye teröre destek veren devletler arasında ilk sıralarda sayılmaya başlandı. 2005 yılında Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’ye düzenlenen suikast ile birlikte Suriye ABD açısından hedef ülkelerden biri haline geldi. Bu tarihlerde zor günler geçiren Suriye aynı zamanda diğer bir hedef ülke olan İran ile aynı karede duruyordu.
Suriye bu yıllarda hem uluslararası kamuoyunda hem de İran’a yakın politikalar takip ettiği için bölgede(Arap dünyasında) zor günler geçirmekteydi. Bu dönemde Türkiye Suriye’nin zor günlerinde yanında olarak, geçmişteki düşmanlıklarını bir kenara bırakıp, Suriye’ye dostluk elini uzattı ve Suriye de bu fırsattan faydalanmasını bildi. Özellikle 2004’ten itibaren iki devlet arasında gerçekleşen diplomatik ziyaretler ve yapılan anlaşmalar dikkate alındığında ilişkilerde gelinen noktanın tahminlerin üzerinde olduğu görülecektir.
Neredeyse bütün komşularıyla sorun yaşayan Suriye, Türkiye ile ilişkileri geliştirerek bölgesel ve uluslararası kuşatılmışlıktan kurtuldu. Söz konusu iki devlet arasında ilk önce güven sağlandı. Güvenin sağlanması daha çok Türkiye’nin yapıcı yaklaşımlarından kaynaklandı. Güvenin sağlanmasıyla birlikte ilişkiler, yapılan anlaşmalar ve atılan diplomatik adımlarla sağlam zemin üzerine inşa edilmektedir.
1998 yılında savaşın eşiğine gelen her iki devlet arasında bugün vize dahi uygulanmamaktadır. Aynı zamanda icracı bakanlardan oluşan ortak bakanlar kurulu belirli periyotlarla toplanmaktadır. Artık iki devlet arasındaki esas gündem güvenlik konuları değil uzlaşma, ortaklık ve işbirliğidir. Bugün Türkiye ve Suriye arasındaki diplomatik dil tamamen olumlu yönde değişmiştir. Bunun en açık göstergesi, ilişkilerin “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği” çerçevesinde tanımlanmasıdır. İlk Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 2009’un sonunda gerçekleştirildi ve bu toplantıda ekonomiden güvenliğe, sağlıktan çevreye değişik konular içeren kırk protokol imzalandı. Gelinen nokta itibariyle baktığımızda Türkiye ile Suriye arasında gelişen ilişkilerin düzeyi ancak “model komşuluk” kavramıyla açıklanabilir.
İki ülke arasında olumlu yönde gelişen ilişkilerden hem Suriye hem de Türkiye kazançlı çıkmaktadır. Gelişen ilişkilerle birlikte Suriye hem bölgesel politikaya hem de uluslararası politikaya güçlü bir aktör olarak geri döndü. Hep İran ile aynı resimde görüldüğü için Sünni Arap yönetimleri tarafından dışlanan Suriye, Türkiye sayesinde Arap siyasetinin güçlü bir aktörü konumuna geldi. Aynı zamanda Suriye Türkiye sayesinde İsrail ile yürütülen dolaylı barış görüşmeleri ve kullanılan itidalli diplomatik dille bir anlamda ABD ve Batının hedefinden de çıkmış oldu. ABD’nin Şam’a büyükelçi ataması bunun en somut göstergesidir. Türkiye sayesinde dış politikada yakaladığı olumlu havayla birlikte, Beşar Esad yönetimindeki Suriye iç bütünlüğünü/güvenliğini de sağlama almış oldu.
Gelişen ilişkilerden Suriye gibi Türkiye de Ortadoğu politikası açısından çok yarar sağlamaktadır. Yıllardır Hatay ve su meselesi gibi sorunlardan dolayı Suriye ile problemli ilişki içinde olan Türkiye, neredeyse bütün Arap dünyası ile sorun yaşamaktaydı. Arap Birliği zirve kararlarına bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. Suriye ile geliştirdiği örnek ilişkilerle Türkiye Arap dünyasına daha rahat girebilmektedir. Türkiye eğer Suriye ile ilişkilerinde vizeyi kaldırmasaydı Lübnan ile iyi ilişki kurup vizeyi kaldırması düşünülemezdi. Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin Ortadoğu’da önünü açmıştır. Güvenlik merkezli bir ilişkiden işbirliği odaklı ve karşılıklı güvene dayalı bir ilişki oluşmuştur ve bu ilişki Ortadoğu’da “model komşuluk” ilişkileri olarak örnek alınırsa bölgenin istikrarı, refahı ve barışı için yararlı olacağı aşikardır.
Türkiye Suriye’yi sisteme kattı ve Suriye de Türkiye’nin bölgede önünü açtı ve bölgede etkin olmaya başlayan Türkiye’nin uluslararası konumu da güç kazandı. Bundan sonra önemli olan iki komşu devlet arasında kurulan ilişkiyi daha sağlam zemine oturtup, aynı ilişki yöntemiyle bölgede bir barış ağı oluşturmaktır. Türkiye’nin Suriye ile ilişki geliştirirken uyguladığı “problemli ilişki- karşılıklı güven- sıfır sorun- işbirliği- entegrasyon” formülünü diğer komşularıyla da takip etmesi kendisi ve bölge için faydalı olacaktır. Nitekim Türkiye iyi sonuç aldığı söz konusu modelle başta Irak olmak üzere diğer komşularla ilişkilerde uygulama sürecini başlatmıştır.