Başkan Obama, Kongre’nin her iki kanadının ortak toplantısında yaptığı “Birliğin Durumu” (State of the Union) konuşmasında, ilk yılını tamamlayan iktidarının bir muhasebesini yaptıktan sonra, Amerikan kamuoyunun beklentilerine de uygun düşecek şekilde, Amerikan halkının içinde bulunduğu günlük yaşam endişelerini giderebilmek amacıyla, önümüzdeki devrede, “Ekonomi” ve “İşsizlikle Mücadele” konularına öncelik tanıyacağı sözünü vermişti.
Obama, verdiği bu söz doğrultusunda, Avrupa Birliği ile ABD arasında Madrid’de yapılması planlanan doruk toplantısına dahi, ülke içindeki yoğun meşguliyetini neden göstererek, katılamayacağını bildirmiş ve telaşa kapılan AB üyesi ülkeler de toplantı tarihini ertelemek zorunda kalmışlardı.
ABD – ÇHC İlişkileri
Başkan Obama, 2009 yılı sonlarında gerçekleştirdiği Asya – Pasifik bölgesindeki önemli ülkeleri ziyareti sırasında özellikle ülkesi ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasında ekonomik ve ticari alanlarda süregiden sorunlara bir çözüm arayışı içinde görülmüştü. ABD’nin, ticari bağlamda, Çin ile mevcut en büyük sorunu, bu ülkenin, para birimi Yuan’ın değerini düşük tutmak suretiyle, Amerika’ya yönelik ihracatını giderek artırmasında ve iki ülke arasında, Amerika aleyhine çok büyük bir ticaret açığının kendini göstermekte olmasında yatmaktadır. Başkan Obama, Çin’deki temasları süresince, bu ülkenin mevcut dengesizliği ortadan kaldırmaya yönelik gayret göstermesi gereği üzerinde ciddiyetle durmuştur. Ancak aradan geçen süre içinde Çin’in bu alanda herhangi bir adım atmayışı ve bu durumun Amerika genelindeki ekonomik zorluklara olumsuz istikamette etki yapmayı sürdürmesi Obama’da bir düş kırıklığına yol açmıştır.
Bu durumda, Amerikan Yönetimi, önce Tayvan’a 6,5 milyar dolar tutarında yerden havaya savunmaya yönelik Patriot füzeleri satışına onay vermiş ve Kongre de bu karara uymuştur. Çin Yönetimini infiale sevkeden bu kararın hemen sonrasında ise, Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama ile Obama arasında bir görüşme yapılacağı açıklanmıştır. Tayvan’a silah satışının akabinde, Çin, yeni bir füze denemesi gerçekleştirerek, hem Amerika hem de kendi kamuoyu ve dünya kamuoyu karşısında bir gösteri girişiminde bulunmuştur.
Görüleceği üzere, Amerika’nın Çin ile olan ilişkileri giderek artan zorluklarla karşılaşır durumdadır. (Bu konuda geniş bir değerlendirme ayrıca yapılmaktadır.)
ABD – RF İlişkileri
Amerika’nın ilişkilerinde bir diğer çıbanbaşı ise Rusya Federasyonu (RF) bağlamında ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Hatırlanacağı üzere, Bush Yönetiminin, Polonya ve Çek Cumhuriyeti topraklarında konuşlandırmaya karar verdiği ve adına “Füze Kalkanı” denen proje, RF genelinde büyük tepki ile karşılanmıştı. Bu tepkiyi de dikkate alan Barack Obama, projenin uygulanmasından vazgeçme kararı almış ve bu karar üzerine, ABD – RF ilişkilerinde görece bir iyileşme kendini göstermişti. Örneğin, 25 Eylül’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları vesilesiyle New York’a gelen Rusya Devlet Başkanı Medvedev ile Amerikan Başkanı arasında yapılan ikili görüşme sonrasında, Medvedev, o tarihlere kadar alışılmamış şekilde, İran’ın nükleer araştırmaları bağlamında, bu ülkeye karşı, Amerikan siyasetine uygun bir söylem ortaya koymuş ve bunun arkasından kıtalararası stratejik balistik silahların kontrolüne ilişkin, geçerlilik süresi dolmuş olan, START - I Andlaşması’nın yerine geçmek üzere, çok uzun süredir iki ülke arasında müzakeresi yapılan, yeni andlaşmanın çok kısa bir süre içinde imzalanabileceği açıklanmıştı.
Füze kalkanı konusunda, Rusların deyimiyle, “Obama’nın cesur kararı” üzerine düzelmeye başlayan iki süper güç arasındaki ilişkiler, bu kez yeni bir engelle karşı karşıya kalmıştır. Bu engel de, ABD’nin Romanya topraklarında SM-3 tipi Patriot füzeleri yerleştirme kararının Romanya tarafından açıklanması sonrasına rastlamaktadır. Ruslar, bu kararın, her iki ülke nükleer yeteneklerinin azaltılması gayretlerine ters düştüğünü ileri sürmekte ve stratejik silahların azaltılmasına ilişkin yeni bir START Andlaşması’nın da imzasını zora sokacağını beyan etmektedir.
Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Washington’dan bu konuda etraflı bir açıklama talep etmiştir. Rusya, ayrıca, Romanya’nın bu konuşlanmaya izin vermesi halinde “Rus füzelerinin haklı bir hedefi haline geleceği” tehdidini ortaya atmıştır.
Görüleceği gibi, Obama Yönetimi’nin, bir yandan ÇHC diğer yandan RF ile mücadele etmeyi gerektiren “Süperler arası kavgaları” bahis konusu olacaktır.
ABD – İran İlişkileri
Amerikan Yönetiminin, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’nın katılımı ile ortaya çıkan ‘Altılar Grubu’ çerçevesinde üzerinde çalıştığı İran’a ilave yaptırımlar konusu, kuşkusuz sadece Amerika’yı değil, AB ülkelerini ve özellikle İran’ın hudut komşusu Türkiye’yi yakından ilgilendirir bir içerik kazanmıştır.
Hillary Clinton’ın, “İran halkından ziyade, İran Hükümetini hedef alacak” bu ek yaptırımlar konusundaki beyanlarına karşın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, çelişkili açıklamalar yapmakta, 5 Şubat tarihinde Ankara’da temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Manucher Mottaki ise “uzlaşıya çok yakınız” demektedir. Buna karşın, 6 Şubat’ta Ankara’ya gelen Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, “bilakis uzlaşıdan uzaktayız” tarzında bir lisan kullanmaktadır. Amerikan Hükümeti üzerinde, İran’a karşı yaptırımlar konusunda, İsrail’in de baskısı açıkça görülmektedir. İsrail askeri çevreleri, bu ülkenin 1981 yılında gerçekleştirdiği, Irak nükleer tesislerine yönelik operasyonu hatırlatarak, benzeri bir operasyon için İsrail Hava Kuvvetleri’nin gerekli hazırlık düzeyine sahip olduğundan bahsetmektedirler.
Türkiye’nin bu alandaki konumu ise, çok dikkatli bir diplomasi yürütmeyi gerektirmektedir.
Bizim değerlendirmemiz, Türkiye’nin, bir yandan İran ile diğer yandan ABD ve Altılar Grubu üyesi ülkelerle istişarelerini sürdürürken, uluslararası kurum ve kuruluşlar çerçevesinde hareket etmeye özen göstermesi ve Ülkemiz açısından arzulanmayacak risk ve sonuçları beraberinde getirebilecek olan, bir çatışmaya karşı önlemler alınması için, barışçıl yollardan aktif katkıda bulunması en doğru davranış şekli olacaktır.
(Büyükelçi (E) Nüzhet KANDEMİR)