ENGLISH
23.05.2012
08.02.2010 12:22


Prof. Dr. Birol Akgün
SDE Uzmanı
bakgun@sde.org.tr
CV

Münih Güvenlik Konferansı ve Çin

Bu yıl 46.sı düzenlenen geleneksel Münih Güvenlik Konferansı (MGK), 5-7 Şubat 2010 tarihleri arasında Alman dışişleri bakanının ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Üç gün süren toplantılara her yıl olduğu gibi bu yıl da Amerika’dan-Çin’e, Pakistan’dan İran’ kadar pek çok ülkeden 300 civarında devlet adamı, asker, siyasetçi ve akademisyen katıldı. Türkiye’nin de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından temsil edildiği konferansın temel amacı, giderek daha karmaşık hale gelen küresel güvenlik sorunlarının uluslararası güvenlik camiasının temsilcileri tarafından tartışılmasına zemin hazırlamak. Konferans ilk kez 1962 yılında bir Alman yayıncı olan Ewald von Kleist tarafından organize edilmiş. Soğuk Savaş yıllarında daha çok Euro-Atlantik sorunlarının tartışıldığı bir platform iken, özellikle soğuk savaş sonrası dönemde giderek küresel bir boyut kazanmış. İsviçre’nin Davos şehri nasıl dünya ekonomik formuna dönüştüyse, Almanlar da Münih Güvenlik Konferansını “güvenlik sorunlarının Davos’u” haline getirmeyi başarmışlar.

Gerçekten de Konferans gerek üst düzey katılım bakımından gerekse tartışılan konular bakımından uluslararası politikada ve medyada olağanüstü ilgi görüyor. Dünyadaki güç kaymasının nabız atışlarını buradan izlemek mümkün. Öyle ki, son bir kaç yılda Münih’teki önemli konuşmalar bir yıl boyunca dünyanın gündemini belirlemeyi başardı. Örneğin Rus lider Putin’in 2007’de Konferansta yaptığı konuşmada açıkça ABD’yi ve NATO’yu Rusya’ya karşı yayılmacı olmak ve uluslararası politikada hukuk dışına çıkarak gayri meşru güç kullanmakla suçlamıştı. Büyük yankı uyandıran bu konuşma Rusya’nın yeniden büyük bir güç olarak tarih sahnesinde dönüşünün ilk işareti olarak okunmuştu. Nitekim bir yıl sonra Rusya Gürcistan üzerinden Batıya karşı askeri güç gösterisinde de bulundu.
 
2008 yılında ise Münih Konferansına Başbakan Erdoğan’ın konuşması damga vurdu. Erdoğan Avrupa ülkelerini islamafobia ile mücadeleye ve medeniyetler arası diyalog çalışmalarına destek vermeye davet etmiş ve Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılmasının İslam ülkelerindeki uzlaşmacı grupları zayıflatarak, radikal grupları güçlendirdiğini söylemişti. Nitekim o konuşmanın üzerinden bir yıl geçmeden Gazze olayının patlak vermesi üzerine, Türkiye İsrail’e karşı en sert eleştirilerini yapmaya başladı. One minute olayının batı tarafından daha anlayışla karşılanmasının arka planında Erdoğan’ın 2008’de Münih’te yaptığı o konuşmanın önemli bir etkisi vardı. Deyim yerindeyse o konuşma, uluslararası ilişkilerde Türkiye’nim dünyaya karşı ilan ettiği bir dış politika manifestosu gibiydi. Genel kabul görmüş olmalı ki Türkiye çok zorlanmadan 151 ülkenin desteği ile 2009’da BM Güvenlik Konseyinin geçici üyesi olmayı başardı.
 
Güvenlik Konferansının 2009 yılındaki toplantıda ise yeni Amerikan Başkanı Obama’nın izleyeceği dış politika konusunda Başkan yardımcısı Joe Biden tarafından yapılan konuşma gündemi belirledi. Bush döneminin aksine dünya ile ilişkilerde güç politikası yerine diplomasi, diyalog ve işbirliğine dayanan bir vizyon sundu. Biden, ABD’nin dünya ile ilişkilerini yeniden tanımlayacağını (resetting the button) söyleyerek, Bush döneminin izlediği tek taraflı emperyal güç politikası yerine, uluslararası toplumun desteğini de alan çok taraflı politikalara geri dönme işaretini verdi. Gerçekten de Obama yönetimi ilk bir yılda dış politikada bu vizyona büyük ölçüde uydu. İran’dan Rusya’ya kadar pek çok sorunlu ülkeyle ilişkiler, çatışma noktasına getirmeden yürütmeye çalıştı, İsrail’i orta doğu’da dizginlemeye çalıştı; Türkiye gibi kritik bölgesel güçlerle stratejik ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalıştı. Kahire’den tüm İslam toplumlarına barış mesajı verdi.
 
Yukarıdaki tartışmalar bizi, Münih Güvenlik Konferansının uluslar arası politikada hem artan önemini göstermekte; hem de gelecek bir yılda yaşanması muhtemel küresel güvenlik sorunlarını ve güç mücadelelerini tahmin etme fırsatı sunmaktadır. Gerçekten de 2010 yılı Münih Güvenlik Konferansının programı incelendiğinde bize dünyanın “güvenlik gündemini” sunmaktadır. “Enerji kaynaklarının güvenliği ve güç kayması” toplantının ilk günkü panelinin ana gündemiydi. Toplantının ikinci gününde ise, Silahsızlanma ve Nükleer Silahların yayılmasını önleme antlaşmasının (NPT) geleceği ile Orta Doğuda Güvenlik ve istikrar tartışıldı. Son günde ise NATO’nun yeni güvenlik konsepti ve misyonu ile Afganistan konusu konuşuldu. İşin güzel tarafı, bu yıl Konferans sekretaryası tartışmaları internet üzerinden tüm dünyaya yayınladı. Nitekim Haiti depremi nedeniyle, Münih’e gelişini son anda iptal eden BM genel Sekreteri Ban Ki Moon da toplantı konuşmasını video-konferans yoluyla gerçekleştirdi.
 
Münih Konferansındaki tartışmalar bu yıl iki konu etrafında yoğunlaştı. Birincisi İran ve nükleer faaliyetleriydi. Açılış konuşmasında Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, İran'ın nükleer silahlara sahip olmasının kabul edilemeyeceğini ve bunun tüm bölgenin istikrarsız hale gelmesine neden olacağını söyledi. Dünyada nükleer silahların yayılmasının büyük bir tehlike yarattığını, bu nedenle İran'ın nükleer programının da bölgesel değil, küresel bir sorun olduğunu dile getiren Westerwelle, İran'ın nükleer programının barışçı olduğunu ispatlaması gerektiğini ifade ederek, bu ülkenin Uluslararası Atom Enerji Kurumu'yla anlaşmaya varmasının güven yapıcı bir adım olacağını kaydetti. Westerwelle, her ülkenin nükleer enerjiyi barışçı amaçla kullanmaya hakkı olduğunu ve İran ile görüşmeye her zaman hazır olduklarını, ancak nükleer silahlara sahip olmaması konusunda kesin kararlı olduklarını söyledi. Ayrıca Alman Bakan, İran'daki gösterilerin şiddet yoluyla bastırılmasını da açıkça eleştirdi.
 
ABD Başkanı Barack Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones ise, nükleer silahların azaltılması için yoğun şekilde çaba harcadıklarını ve El Kaide'nin yok edilmesi ve yayılmasının önlenmesi için ortak mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Jones, İran’ı da açıkça uyararak, bu ülkenin tutumunu değiştirmesi gerektiğini;  aksi takdirde daha ağır yaptırımları kabullenmesi gerektiğini kaydetti. Öyle anlaşılıyor ki, 2010 yılında uluslararası toplum, İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda BM Güvenlik Konseyinde yoğun mesaiye ve yeni tartışmalara şahit olacak. Alman Bakanın beklenenden sert konuşması Obama’nın Avrupalı dostlarını İran konusunda ikna etmeyi başardığını gösteriyor. Bunun bizim için anlamı ise, son yıllarda İran’la siyasi ve ticari ilişkileri giderek artan Türkiye’nin önümüzdeki aylarda Batı (AB ve ABD) ile İran arasında zor bir tercihte bulunmaya zorlanacağıdır. ABD Savunma Bakanı Gates’in geçen haftaki Ankara ziyaretinin gösterdiği gibi, AK Parti hükümeti İran konusunda giderek daha fazla diplomatik baskı altında kalacaktır.
 
Son olarak, 46. Münih Güvenlik Konferansının verdiği önemli işaretlerden biri de Çin’in küresel düzlemde ekonomik, askeri ve siyasi alandaki rolünün giderek daha görünür hale geleceğidir. Nitekim bu yılki Konferansta açılış konuşmasını yapan Çin dışişleri Bakanının Tayvan’a silah satışı konusunda ABD’ye yönelik kullandığı sert ifadeler tüm dünya basınında yer aldı. Çinli Bakan Yang Jiechi toplantıda açıkça Çin’in uluslararası alanda giderek güçlendiğini söyledi ve ABD’yi de uluslararası hukuku çiğnemekle suçladı. Bilindiği üzere, 1949 Mao devriminden sonra Anakıta Çin’den kaçanların kurduğu Tayvan hükümeti Çin tarafından tanınmıyor ve Çin Tayvan’ı kendi ülkesinin bir parçası olarak görüyor. ABD ise Tayvan’ın en yakın müttefiki ve en büyük silah tedarikçisi ülke konumunda. ABD’nin Tayvan’a 6.5 milyar dolarlık silah satacağını duyurması son haftalarda ABD-Çin diplomatik ilişkilerini kopma noktasına getirmiş durumda. Ayrıca ABD’nin Uygur muhalefetini açıkça desteklemesi ve insan hakları konusunda eleştirmesi de Çin’i olağanüstü rahatsız ediyor. Dahası ABD merkezli arama motoru google’un Çin hükümetinin baskıları nedeniyle bu ülkeye karşı başlattığı eleştiri kampanyası da iki ülke arasındaki güvensizliği derinleştiriyor. Çin, Amerikan menşeli şirketlere karşı ekonomik ve ticari yaptırımlarla karşılık vermeye hazırlanıyor.
 
İşin temelinde ise, küresel düzlemde batıdan doğuya doğru bir ekonomi-politik güç kayması var. Çin’in açıktan ABD’yi karşısına alıcı bir tutum takınmasının ardında 2008’de başlayan ABD ve Avrupa merkezli küresel mali krizden Çin’in güçlenerek çıkması yatıyor. Batı ekonomileri tarihsel küçülme rekorları kırarken, Çin yüzde 9’luk büyümeye devam ediyor. Çin ilk kez bu yıl krize rağmen dünya ihracat rekortmenliğini Almanya’nın elinden alarak 1.2 trilyon dolarlık ihracatla birinciliğe yükseldi. ABD ise artan dış borçlar, Irak ve Afganistan savaşlarının artan mali yükü ve siyasi başarısızlıkları nedeniyle güç kaybetmeye devam ediyor. Bu şartlarda yükselen Çin, artık hem kendi yakın çevresinde hem de dünyada bir denge ve oyun kurucu ülke rolünü üstlenmeye hazırlanıyor. “Çin daha fazla küresel sorumluluk üstlenmeye hazırdır” sözü de Çinli bakana ait. Özetle, Yang Jiechi’nin 2010 Münih Konferansındaki konuşması bu anlamda Çin’in tarih sahnesine geri dönüşünün önemli bir adımı; önümüzdeki aylarda ise yaklaşan ABD-Çin gerginliğinin ilk işaret fişeği olarak okunabilir.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Kritik Seçimler ve Demokrasi Daralması - 09 Mayıs 2012 Çarşamba 18:12
Suriye Post-Hegemonik Düzenin İlk İşareti mi? - 26 Mart 2012 Pazartesi 12:29
Suriye Açmazı ve Türkiye - 06 Şubat 2012 Pazartesi 09:36
Mısır'da Devrim Sürüyor - 25 Kasım 2011 Cuma 11:52
Kaddafi Sonrasında Libya - 24 Ağustos 2011 Çarşamba 19:13
İsrail'in hayali: Şam - Tel Aviv yakınlaşması - 06 Ağustos 2011 Cumartesi 13:29
Yemin Krizinin Anatomisi - 12 Temmuz 2011 Salı 16:29
Mavi Marmara’nın Sarsıntıları Devam Ediyor - 01 Haziran 2011 Çarşamba 21:03
Obama’nın Filistin Açılımı mı? - 20 Mayıs 2011 Cuma 16:51
Beşşar Esad'ın siyasi intiharı - 27 Nisan 2011 Çarşamba 09:50
Türkiye’nin Barış Diplomasisi - 07 Nisan 2011 Perşembe 15:56
Fransa’nın Libya Aşkı mı Rol paylaşımı mı? - 23 Mart 2011 Çarşamba 21:18
Afganistan İzlenimleri - 07 Mart 2011 Pazartesi 13:28
Kaddafi Direnebilir mi? - 23 Şubat 2011 Çarşamba 09:57
Mısır Musa’sını Arıyor - 15 Şubat 2011 Salı 09:54
Yasemin Devrimi Sömürge Sonrası Düzenin Çöküşü mü? - 18 Ocak 2011 Salı 12:54
Türk ve Arap dünyasının entelektüel buluşması: ATCOSS 2010 - 20 Aralık 2010 Pazartesi 12:48
İsviçre Yükselen Türkiye’yi Keşfediyor - 29 Kasım 2010 Pazartesi 09:48
Taksim Saldırısında Üç Senaryo Tek Gerçek - 02 Kasım 2010 Salı 16:16
Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin İlişkileri - 01 Kasım 2010 Pazartesi 14:05
Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar - 25 Ekim 2010 Pazartesi 14:40
Çin İzlenimleri-(I): Ejderin Ayak Sesleri - 30 Eylül 2010 Perşembe 17:59
Sivil Toplumun Vicdanı Derin PKK’yı Yendi - 18 Ağustos 2010 Çarşamba 15:55
Türk-Kürt Kutuplaşması ve Siyasi Üslup Meselesi - 29 Temmuz 2010 Perşembe 11:49
Ortadoğu’da Savaşlara Son Verecek Barış - 08 Temmuz 2010 Perşembe 17:05
G-20 Zirvesi ve Erdoğan-Obama Görüşmesi - 29 Haziran 2010 Salı 11:18
Ortadoğu’da Pax Turcica’nın Doğuşu - 07 Haziran 2010 Pazartesi 09:50
İsrail Türkiye’ye Savaş mı Açtı? - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 16:51
Medvedev’in Ziyareti ve Türk-Rus Yakınlaşması - 13 Mayıs 2010 Perşembe 13:24
Tarihin Geri Dönüşü ve Türkiye - 21 Nisan 2010 Çarşamba 12:22
Anayasayı Değiştirmek İçsel Sömürüyü Yıkmaktır - 03 Nisan 2010 Cumartesi 10:44
Avrupa PKK’yı Neden Şimdi Anlıyor? - 11 Mart 2010 Perşembe 15:18
Ermeni Karar Tasarısı ve Obama Yönetiminin Liderlik Zaafı - 05 Mart 2010 Cuma 14:17
Münih Güvenlik Konferansı ve Çin - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:22
Yemen Nereye Gidiyor? - 23 Ocak 2010 Cumartesi 12:11
İran’da Muhalefet Ne İstiyor? - 02 Ocak 2010 Cumartesi 09:34
ABD Ziyaretinin Olası Siyasi Sonuçları - 15 Aralık 2009 Salı 13:26
Erdoğan Obama’ya Ne Söylemeli? - 07 Aralık 2009 Pazartesi 01:05
Gıda Güvenliği Yada Malthus'un Geri Dönüşü - 29 Kasım 2009 Pazar 14:36


SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya