ENGLISH
12.03.2010
08.02.2010 12:06

Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı

nsubasi@sde.org.tr

Çalıştay Bitti… Sıra Açılımda

Bir yılı aşkın bir süredir Hükümet Alevilerin sorunlarıyla ilgili bir dizi çalışma yapıyor. Alevi Açılımı çerçevesinde çalıştaylar düzenleniyor. Sonuncusu geçtiğimiz hafta tamamlanan çalıştaylarda oldukça önemli noktalara ulaşıldı. Katılımcı ve gözlemcilerin beyanları esas alındığında bu tecrübenin tarihsel anlamda bir milat olarak değerlendirilebileceği rahatlıkla söylenebilir. Sorunun devasa boyutlarından haberdar olan hemen herkesin de açık yüreklilikle teslim ettiği gibi, konu ilk kez bu kapsamda ele alınmıştır.

Aleviler yüzyıllardır bu coğrafyada yaşıyorlar. Kadim bir inanç, kültür ve geleneğin kendini açıkça ifade edebilmesi için bugünlere kadar bekle(til)miş olması ayrı bir özeleştiri ve sorgulamayı hak etse de bugün tanık olduğumuz gelişmelerin başta Aleviler olmak üzere bu topraklarda yaşayan herkes için bir ilk olduğu inkâr edilemez.
Aslında çalıştaylar, sorunun belli başlı boyutlarına nüfuz edilmesi açısından birer hazırlık etabı olarak değerlendirilebilir. Aleviler bu süreçte hem devletle hem de genel toplumla kendi sorunlarını bütün sınırlarıyla konuşma ve paylaşma imkânı buldular.
Sorunun “basit” müdahalelerle, yasalarda yapılabilecek “ek” düzenlemelerle, sıklıkla başvurulduğu gibi “uyanıklık” gerektiren operasyonlarla, “usta işi” el çabukluklarıyla ya da “hibe” aktarımlarıyla halledilemeyeceği net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu yol ve yöntemlerin daha başından beri problemi derinleştiren sonuçlar doğurduğunda şüphe yok. Sorunun siyaset erkinin aktif çabasıyla belli bir noktaya getirilebileceği kesinlikle doğru ancak bu girişimin bile hazırlık babında bir konsensüse, bir ortak zemin arayışına muhtaç olduğu kesin.
Aleviler, Sünniler ve devlet, ilgili birer taraf olarak konuşmaya başladıkları andan itibaren, muhatapların, taşıdıkları yükün altında kalmamaları için ortak kabul gören değerler üzerinden aralarında müzakereye girişmeleri gerekiyordu. Örneğin sorunların çözüme kavuşturulması noktasında devlete düşen görev hiçbir şekilde basite alınamazdı. O halde devlet vatandaşlarıyla ilişkisini hangi esas ve kriterler üzerinden sürdürecekti? Devletin bu ilişkisini meşru bir zeminde sürdürebilmesi için hangi hukuki, ahlaki norm ve değerler referans alınacaktı? Aynı sorular Aleviler için de Sünniler için de geçerliydi.
Birlikte yaşama iradesinin korunup geliştirilmesi, hak ihlallerinin ortadan kaldırılması, ayrımcılıkla her alanda sıkı bir mücadeleyi gerçekleştirmek için vatandaşlık düzeyinde dinsel, ahlâksal ve kültürel envanterin harekete geçirilmesi, bütün bunların ortak bir aidiyet kurmak adına birbirinin içinde eritilmeksizin, gündelik hayata dahil edilmesi gerekiyor. Bunun için de ortak geçmiş ve birlikte gelecek kurma azminin, elverişli bir dille, iyi niyet ve sabırla paylaşılması gerekir.
Tüm çalıştaylarda aynı konseptin geçerli olmasına azami derecede dikkat edildiği rahatlıkla söylenebilir. Sayıları 400’e ulaşan katılımcılarla gerçekleştirilen buluşmaların her birinde ortalama 30 ile 40 arasında değişen bir çalıştay grubu oluşturulmuştur. Katılımcıların her şeyden önce yetkin bir dile ve özgün bir söyleme olduğu kadar kullandıkları argümanlarıyla toplumsal düzeyde esaslı bir karşılığa sahip olmaları da gerekiyordu. Toplantılar boyunca hem Alevilerin hem de Sünnilerin zaman zaman birbirleri arasında “yuvalanmış” kimi çıkışları şaşkınlıkla izlemek durumunda kalmalarının nedeni de bu olsa gerektir. Toplumda bir temsile ulaşmamış kısmen bohem sayılabilecek düşüncelerle, farazi önerilerle, fantastik taleplerle sorunlarımıza bir çözüm yolu bulamayacağımız ortada.
Burada her katılımcı olsa olsa kendi temsil grubu içinde önemli bir damarı ifade edebilirdi. Bu nedenle davetli listesi hazırlanırken örgütsel yapıların çalıştaylara yansıtılmasından çok söylem gruplarının yansıtılmasına özen gösterilmiştir. Büyük ölçekli grupların davet edilmemesi tabii ki düşünülemezdi ancak bu grupların bile son tahlilde söylem düzeyinde ayrışan fikriyatıyla muhatap alınması önemliydi. Çalıştayların amacı kendi aralarında rekabet eden belli başlı gruplarla, ya da onlardan her hangi biriyle hoş bir muhabbet başlatmak değildi. Çalıştayların sağlıklı bir şekilde işleyişi açısından kayda değer olan, fikriyat sahiplerini dışarıda bırakmamaktı. Hiçbir dil ihmal edilemezdi. Politize ya da agresif olunabilirdi ancak bütün bunların görmezlikten gelinmesini sağlayacak tek seçenek olsa olsa fikriyat olabilirdi. Konsept buydu ve sonuna kadar da bu hassasiyet korundu. Siyasi ve duygusal birtakım müdahalelerle bu işleyişin ana eksenini bozmak, hatta bu gidişattan “nasiplenmek” isteyenler de olacaktır. Bunlara da hazırlıklı olmaktan başka yapacak bir şey yok. Sürecin her şeye rağmen devam etmesi gerekmektedir.
O halde tek tek her bir katılımcının bu sürece nasıl katıldığı sorusunun tek cevabı, bütün bunların gündelik yaşamda dolaşıma giren söylem kanallarıyla irtibatlı olduklarıdır.Kimin hangi gerekçeyle, hangi ölçülerle çalıştaylara çağrıldığı konusunda ortaya çıkan istifhamların ve hiçbir şekilde sonu gelmeyecek polemiklerin sürecin işleyişine kayda değer bir katkısının olmayacağı da net bir şekilde anlaşılmıştır. Toplam açısından değerlendirildiğinde mevcut katılımcıların Türkiye bağlamındaki Alevi hissiyatını tam anlamıyla içerdiği ve yansıttığı da rahatlıkla söylenebilir. Aynı şekilde Sünni yaklaşımlarındaki çeşitlilik ve devletin bilumum refleks ve bakış açıları da süreçte yerini almıştır.
Sorunun ilk kez bu açıklıkta ele alınması, asırlık önyargılar, şimdiye kadar sonuç alınamamış girişimlerden kaynaklanan derinleşmiş kuşkular, ortaya atılan iddia ve suçlamaların bir çırpıda reddedilmesini engellemiş olsa da bugün gelinen noktada özellikle katılımcıların beyanları, toplantılara vaziyet eden iradenin hiçbir gizli ajandaya ya da bir sosyal mühendislik projesine sahip olmadığını göstermeye yetmektedir.
Bu çalıştayların kayda değer özelliklerinden biri, koordinasyonun, daha başından beri herhangi bir yargı değer ya da fikre prim vermeksizin tabiri caizse her söylem grubuna aynı yakınlıkta kalmaya özen göstererek konuyu ele almış olmasıdır. Gruplardan her hangi birinin masa başında kotarılmış reçetelerine bel bağlamak kadar, süreci asimilasyoncu bir niyetle özelleştirecek üsttenci bakış açıları da başlı başına sorunlu sayılmalıdır. Çalıştaylarda farklı alanlardan müzakereye katılan davetlilerden beklenen, müktesebatlarını karşılıklı konuşma pratiği içinde diyalogun akışına dahil etmeleridir. Aslında oturumlarda tek tek her bir katılımcının bilgi, deneyim ve söylemi dışında hiçbir veriye itibar edilmemiştir. Böylece süreç, söz konusu verilerin vicdan, merhamet ve empati eksenli bir müzakere zemininde paylaşılmasıyla da bir ilk olmuştur.
Davetli listesi hazırlanırken gösterilen özen, çalıştay ve müzakere başlıklarının oluşturulmasında da sürdürülmüştür. Çalıştayın işleyiş düzeneği, proje kapsamındaki iç etapları daha başlangıçta ilgili kamuoyuyla paylaşılmış olmasına rağmen kimi örgütler bu planlama için, şaşkınlıklarını ifade etmekten geri durmamışlardır. Oysa daha sürecin başlangıcında açılım etaplarının ilk halkasının 7 çalıştaydan ibaret olduğu belirtilmiş ve ilk çalıştaya katılanlar da bunu diğer 6 çalıştayın takip edeceği bilgisini almışlardır.
Koordinasyonun türlü gerekçelere dayandırılarak üretilen itirazların tamamını kavraması beklenemez. Bu itirazlarda kimin topluluk içinde ön almayı, kimin politikada kazançlı çıkmayı öncelediğini, kimin bütün bu yaptıklarının sadece özensizlikle alakalı olduğunu, kimin vicdanıyla devre dışı kaldığını ve son olarak da kimin hakikaten tarihe olduğu kadar bugüne de yabancı durduğunu tartmak gibi bir lüksümüzün olmadığı açık. Oysa yapılmaya çalışılan sorunun taraf ve muhataplarıyla gerçekleştirilen müzakerelere devletin kulak vermesini sağlamak ve Alevilerin taleplerine toplumun sağduyusunda karşılık bulmaktır. Kritik eşikler, ancak bu karşılıklılık ve ilişkisellik sayesinde aşılabilecektir.
Bu çerçevede tek tek her bir katılımcının aleyhine kullanılmak üzere şeceresine kadar varan istihbarat çabası, ele alınacak konuların niyet okunarak deşifre edilmeye çalışılması, kimi davetlileri caydırmaya yönelik girişimler, ancak bir kasaba politikası olarak değerlendirilebilecek tezvirat, vs. bütün bunlar, ihmal edilmemesi gereken bir oranda en azından bir bölümümüzde son tahlilde korkularımızın, kemikleşmiş önyargılarımızın, müzakere ve münakaşa kültürüne kapalı yaşam biçimlerimizin hala hükümferma olduğunu gösteriyor. Nitekim kültürel alışkanlıklarımızın bir getirisi olarak bu çalıştaylarda da bir saflaşma isteği heyecanla beklenmiş, ancak şaşırtıcı bir şekilde oturumlara katılanlar insani ortaklıklar temelinde değerlendirmeler yaparak adeta beklentileri boşa çıkarmışlardır. Bütün bu gelişmeler umutlarımızı artırmaktadır. Yanı sıra bu durum muhatap kadroların değişmeye başladığı yönünde de oldukça önemli sinyaller vermektedir.
Tarihin derinliklerinden beslenen bir sorunun bugün eriştiği noktalar açık yürekliliği, yüksek empatiyi, merhamet, vicdan ve hukukun üstünlüğünü, laiklik ve demokrasiyi mihmandar olarak görenlere yeni sorumluluk alanları üretmektedir. Sürekli deneme yanılma yöntemleriyle vakit kaybetmek yerine işi bir ucundan sağlam bir şekilde tutmak gerekir. Bugün çalıştaylarla yapılmak istenen de bu kararlılığın iyi niyetle açığa çıkmasıdır.
Not: Bu yazı Star gazetesinde Açık Görüş sayfasında yayınlanmıştır.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Üniversite Bize Ne Sunar? - 17 Şubat 2010 Çarşamba 18:02
Çalıştay Bitti… Sıra Açılımda - 08 Şubat 2010 Pazartesi 12:06


Stratejik Düşünce Dergisi Mart-2010 sayısı bayilerde...
10.03.2010 09:39:27

Medya, Gündemi SDE Uzmanlarıyla Değerlendiriyor...
05.03.2010 17:51:53

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek 'Yargı Konferansı'nın açılış konuşmalarını gerçekleştirdiler...
03.03.2010 14:26:03

SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay Amerika’nin Sesi Radyosu'nda (Voice of America) gündemdeki konuları değerlendirdi...
02.03.2010 09:37:14

"Demokratikleşme Sürecinde Hukukun Üstünlüğü ve Yargı" konferansı sona erdi...
26.02.2010 16:59:20


<Mart 2010>
PtSaÇaPeCuCtPz
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yargı Reformu'nu Destekliyor musunuz?

Evet
Hayır
İçeriğine göre
Kararsızım


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya.